(27-28) Ancak seçtiği resuller başka. (Onlara bildirir.) Fakat O, Resulün önünde ve arkasında gözetleyici (melek)ler yürütür ki resullerin, Rablerinin vahiylerini tebliğ ettiklerini bilsin. Allah, onların her halini kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıp dökmüştür.

اِلَّا مَنِ ارْتَضٰى مِنْ رَسُولٍ فَاِنَّهُ يَسْلُكُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَمِنْ خَلْفِهِ رَصَدًا لِيَعْلَمَ اَنْ قَدْ اَبْلَغُوا رِسَالَاتِ رَبِّهِمْ وَاَحَاطَ بِمَا لَدَيْهِمْ وَاَحْصٰى كُلَّ شَيْءٍ عَدَدًا

illā meni rteDā min rasūlin fe innehu yesluku min beyni yedeyhi ve min ḣalfihi raSaden / li yeǎ'leme en ḳad ebleğū risālāti rabbihim ve eHāTa bimā ledeyhim ve eHSā kulle şey'in ǎdeden

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اِلَّاillāancak (gösterir)
2مَنِmenikimseye
3ارْتَضٰىrteDāر ض وOndan memnundu/hoşnuttu/tatmin olmuştu; ona iyi niyet veya lütuf ile baktı ya da onu sevdi veya onayladı, seçti/tercih etti, rıza gösterdi, uygun/kabul edilebilir buldu, sevdi, hoşlandı, ona meyletmişti, onu arzuladı. Rıdvan - lütuf, kabul, iyilik, hoşa giden şey.razı olduğu
4مِنْmin-den
5رَسُولٍrasūlinر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risalebir resul
6فَاِنَّهُfe innehuçünkü O
7يَسْلُكُyeslukuس ل كYol tutmak, gitmek, yürümek, içine girmek, nüfuz etmek, delmek, yol açmak, yol bulmak, davranmak, ipliği iğneye geçirmek, ip geçirmek, diziye dizmek, bir işe girişmeksevk eder
8مِنْmin
9بَيْنِbeyniب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinönüne
10يَدَيْهِyedeyhiي د يdokunmak, yardım etmek, iyilik etmek, hayırlı olmak, güç ve üstünlük göstermek, güç, kuvvet, el, onun aracılığıyla (gerçekleştirmek) Türkçe'ye girmiş türevler: teyit, teyit etmek, teyitleşmek, müeyyide, müeyyet, müeyyitönüne
11وَمِنْve minve
12خَلْفِهِḣalfihiخ ل فTakip etmek/ardından gelmek/başkasının yerine geçmek, yerine geçmek veya yerini almak, birine tedarikçi olmak/tedarik etmek, birine bir şeyi iade etmek veya değiştirmek, arkadan vurmak veya çarpmak, eşinin yokluğunda/arkasından başkasına meyletmek, birinin arkasından konuşmak/bahsetmek, geride kalmak/ileri gitmemek, tüm iyiliklerden mahrum kalmak, başarılı olamamak veya gelişememek, bozulmak veya kötüye gitmek, geri çekilmek/ayrılmak/uzaklaşmak, bir şeyden uzak durmak/kaçınmak/sakınmak, aptallaşmak/zeka eksikliği göstermek, huysuz/zor mizaçlı olmak, geride bırakmak, birini halef olarak atamak, biriyle anlaşamamak veya farklı düşünmek, birine karşı çıkmak veya muhalefet etmek, sözünü tutmamak/yerine getirmemek, karşılıklı takip etmek/dönüşümlü olmak/değişmek, sürekli ileri geri hareket etmek (gelip gitmek), farklı olmak/benzememekarkasına
13رَصَدًاraSadenر ص دGözetlemek, pusuya yatmak, gözlemlemek, hazırlanmak, pusu kurmak. Marsadun - pusu yeri, askeri karakol, gözetleme yeri. Mirsad - gözetleme, gözcü. İrsad - hazırlık veya keşif araçları, saklanma yeri, pusu yeri.gözetleyiciler
1لِيَعْلَمَli yeǎ'lemeع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebilsin diye
2اَنْen
3قَدْḳadelbette
4اَبْلَغُواebleğūب ل غUlaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, olgunlaşmak, büluğa ermek, bir haberi iletmek, tebliğ etmek, bildirmek, duyurmak, tesir etmek, izlenimde bulunmakduyurduklarını
5رِسَالَاتِrisālātiر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risalerisaletini
6رَبِّهِمْrabbihimر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRablerinin
7وَاَحَاطَve eHāTaح و طKorumak/muhafaza etmek, bir insanı veya şeyi güvende tutmak/korumak/sahiplenmek, bir insanı veya şeyi savunmak, bir insana veya şeye sık sık dikkat göstermek, bir insanın şeylerini gözetmek veya önemsemek, bir insana acımak veya sevgi beslemek, bir insanın işlerini üstlenmek/gözetmek/idare etmek, uzaklaşmak, ayrılmak ve karşı gelmek, akraba bağını korumak ve sahiplenmek, bir şeyi kendine çekmek veya sıkıştırmak ve korumak, bir şeyi çevrelemek/kuşatmak, bir şeyi kendi hakimiyet ve himayesi altında tutmak, bir şeyi tekeline almak, bir insanı bir şeye yönlendirmeye veya eğilmeye çalışmak, bir insanı hileli veya kurnazca bir şekilde kandırmaya çalışmak (yani ondan istediği ve reddedildiği bir konuda), bir insanı veya şeyi çevrelemek/kuşatmak/sarmak/kapatmak/engellemek, bir insanın veya şeyin yanlarını kucaklamak veya kuşatmak, bir şeyi veya birini kendi hakimiyetinde veya gücünde tutmak, yok etmek veya yıkıma neden olmak, bir şeyin her yanını kuşatmak (ve kaçış olanağı bırakmamak), bir şeyi tamamen kendine almak ve başkalarını bundan mahrum bırakmak, bir şeyi dışarıdan ve içeriden tümüyle kavramak veya bilmek, bir şeyin en ince ayrıntısına varmak, bir şeyi kapsamlı ve eksiksiz bilmek, sağduyuyla veya öngörüyle veya iyi muhakemeyle bir rotayı veya bir şeyi takip etmek, tedbir almak, en güvenli yolu seçmek, en başarılı yolları aramak, en güvenli yöntemi seçmek.ve kuşatmıştır
8بِمَاbimāherşeyi
9لَدَيْهِمْledeyhimonlarda bulunan
10وَاَحْصٰىve eHSāح ص يHesaplamak, saymak/numaralandırmak. Çakıl taşı ile vurmak. Reddetmek veya kabul etmemek, bir kişiye çakıl taşı veya küçük taş atmak, bir kişiye veya şeye çakıl taşı veya küçük taş ile vurmak, mesane veya böbreklerde taş bulunmak, mesanede idrarın taşlaşması (çakıl taşı veya küçük taş gibi olması), bir şeyi numaralandırmak/saymak/hesaplamak/hesaplamak, bir şeyi hesaplamak, bir şeyin son sayısına ulaşmak, sayarak bir araya toplamak, bir şeyi hafızada tutmak, bir şeyi anlamak, bir şeyin sayısını kaydetmek, bir şeyi tamamen kavramak veya bilmek.ve saymıştır
11كُلَّkulleك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetliher
12شَيْءٍşey'inش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafişşeyi
13عَدَدًاǎdedenع د دSaymak, numaralandırmak, hesaplamak, nüfus sayımı yapmak. Addun - sayı, hesaplama, belirlenmiş sayı. Adadun - sayı. İddatun - sayı, belirlenmiş süre, sayma, saymak, boşanmış veya dul kalmış bir kadının yeniden evlenebilmesi için beklemesi gereken yasal süre. A'dd - hazırlamak, hazır etmek. Addina - sayanlar. Ma'dudun - sayılmış olan.bir bir

Tüm mealler

Meal seçin (78 / 78 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ancak peygamberlerden seçtiği müstesnâ; onların da önlerinde, artlarında gözetleyiciler yollar.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ancak peygamberlerden seçtiği müstesnâ; onların da önlerinde, artlarında gözetleyiciler yollar.

Adem Uğur

Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar,

Ahmed Hulusi

Sadece irtiza ettiği (seçtiği; arındırdığı) bir Rasul istisnadır bundan! Muhakkak ki O, Onun (O Rasulün) önünden ve arkasından rasat (gözeten, koruyan) koyar!

Ahmet Tekin

Ancak, kendisinden razı olduğu Rasulü sırlarına vâkıf olabilir. Çünkü, onun önüne arkasına, sağına soluna, gözeteci, koruyucu melekler dizer.

Ahmet Varol

Ancak elçilerinden hoşnud oldukları müstesna. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar.

Ali Bulaç

Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici (gözetleyici)ler dizer.

Ali Fikri Yavuz

Ancak bir peygamber olarak seçtiği müstesnadır; (O’na gaybe dair bazı ilimleri açıklar ve bunlar mucize olur). Çünkü Allah, peygamberin önünden ve ardından muhafız melekler tayin eder (de O’nu korurlar).

Ali Rıza Safa

Hoşnut olduğu elçiler dışında. Böylece, O, Onun önüne ve arkasına, kesinlikle gözetleyiciler yerleştirir.

Bayraktar Bayraklı

- Ancak hoşnut olduğu peygamber hariçtir. Çünkü O, peygamberinin önünden ve ardından gözetleyiciler gönderir ki Rablerinin emirlerini tebliğ ettiklerini bilsin. Allah onları çepeçevre kuşatmıştır ve her şeyi bir bir saymıştır.

Bekir Sadak

(27-28) Ancak peygamberlerden, bildirmek istedigi bunun disindadir. Rablerinin bildirilerini teblig etmelerini ortaya koymak icin her peygamberin onunden va ardindan gozculer salar; onlarin yaptiklarini ilmiyle kusatir ve herseyi bir bir sayar. *

Celal Yıldırım

Ancak seçip razı olduğu bir peygambere (bildirmesi) bunun dışındadır. Şüphesiz ki, o peygamberin önünde ve ardında dizi halinde gözcüler yürütür ki,

Diyanet İşleri

(27-28) Ancak seçtiği resuller başka. (Onlara bildirir.) Fakat O, Resulün önünde ve arkasında gözetleyici (melek)ler yürütür ki resullerin, Rablerinin vahiylerini tebliğ ettiklerini bilsin. Allah, onların her halini kuşatmış ve her şeyi inceden inceye sayıp dökmüştür.

Diyanet İşleri (eski)

(27-28) Ancak peygamberlerden, bildirmek istediği bunun dışındadır. Rablerinin bildirilerini tebliğ etmelerini ortaya koymak için her peygamberin önünden ve ardından gözcüler salar; onların yaptıklarını ilmiyle kuşatır ve herşeyi bir bir sayar.

Diyanet Vakfi

Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler salar,

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ancak seçtiği elçiye açar. Çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler salar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Seçtiği bir elçiden başka; çünkü onun önünden ve ardından gözetleyiciler dizer.

Elmalılı Hamdi Yazır

İhtiyar buyurduğu bir Resulden başka, çünkü onun önünden ve ardından rasıdler dizer

Erhan Aktaş

Resullerden razı oldukları hariç. O, onların her tarafından gözetleyiciler gönderir;

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Resullerden razı oldukları hariç. O, onların her tarafından gözetleyiciler gönderir;

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Rasullerden razı oldukları hariç. O, onların her tarafından gözetleyiciler gönderir;

Fizilal-il Kuran

Bu sırları sadece seçtiği peygamberlerine açar. Onların önlerinden ve arkalarından gözcüler, korucular salar.

Gültekin Onan

Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici (gözetleyici)ler dizer.

Hamdi Döndüren

Ancak razı olduğu elçiye gösterir. Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler koyar. (Böylece onu kulak hırsızlığı yapacak olan cinlere karşı korur).

Hasan Basri Çantay

Meğer ki beğenib seçdiği bir peygamber ola. Çünkü O, bunun önünden, ardından gözetleyiciler dizer,

Hasib Asutay

Ancak dilediği peygamber bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve ardından gözcüler (10) salar. (10. Koruyucu melekler.)

Hayrat Neşriyat

Ancak peygamber(lerin)den (gaybın bir kısmını bildirmeye) râzı olduğu kimseler müstesnâdır; çünki O (Allah), onun (o peygamberin) önünden ve arkasından gözetleyici(melek)ler gönderir.

İbni Kesir

Ancak beğenip seçtiği bir peygamber müstesnadır. Çünkü onun önünden ve ardından gözcüler koyar.

Mehmet Okuyan

Ancak dilediği elçi(ler) bunun dışındadır. Rablerinin mesajlarını onların (meleklerin) tebliğ ettiğini bilsin diye, şüphesiz o (elçinin) önünden ve arkasından gözetleyici(ler) gönderir. (Allah) onların beraberinde bulunanı kuşatmış ve her şeyi bir bir sayıp kaydetmiştir.

Muhammed Esed

seçmekten hoşnutluk duyduğu elçisi hariç. O zaman Allah hem onun gözü önüne serilmiş olan her konuda, hem de aklının ermeyeceği her alanda onu gözetlemek için (semavi güçler) gönderir;

Mustafa İslamoğlu

razı olduğu elçi müstesna... Böylesi bir durumda O (elçisini), gerek bildiği gerekse bilmediği hususlarda ilahi gözetim altına alarak hedefine ulaştırır

Ömer Nasuhi Bilmen

İhtiyar buyurduğu bir resûl müstesna, çünkü o, bunun önünden ve ardından muhafızlar sevkeder.

Ömer Öngüt

Ancak beğenip seçtiği elçi bunun dışındadır. Çünkü O, bunun önünden ve arkasından gözetleyiciler koyar.

Suat Yıldırım

(26-28) O bütün gaybı bilir. Fakat gayplarını kimseye açmaz. Ancak, bildirmeyi dilediği bir elçiye bildirir. Bu durumda (mesajı korumak için) o elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler yerleştirir. Böylece (Allah) elçilerinin, Rab’lerinin mesajlarını gereğince tebliğ ettiklerini bilmek (yani fiilen görmek) ister. Doğrusu Allah, kullarının nezdinde ne var, ne yoksa her şeyi ilmiyle ihata etmiş, her şeyi bir bir kaydetmiştir.

Süleyman Ateş

Ancak razı olduğu elçiye gösterir. Çünkü O, elçisinin önüne ve arkasına gözetleyiciler (koruyucular) koyar.

Süleymaniye Vakfı

uygun gördüğü resul /elçi hariç. Onun da önüne ve arkasına (meleklerden) gözcüler diker.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

uygun bulduğu bir elçi olursa başka. Onun da önüne ve arkasına gözcüler diker.

Şaban Piriş

(26-27) Gaybı bilen, gaybını elçisinden razı olduğu dışında hiç kimseye açıklamaz. Çünkü o, onun önünden ve arkasından gözcüler koyar.

Tefhim-ul Kuran

Ancak elçileri (peygamberleri) içinde razı olduğu (seçtikleri kimseler) başka. Çünkü O, bunun önüne ve arkasına izleyici (gözetleyici)ler dizer.

Ümit Şimşek

Ancak bildirmek istediği peygamberler müstesna. Onun da önüne ve arkasına bekçiler koyar.

Yaşar Nuri Öztürk

Seçtiği bir elçi müstesna. Çünkü O, resulünün önünden ve arkasından gözetleyiciler yürütür.

Azerice (1)

Azerice — Alihan Musayev

razı qaldığı elçidən başqa. Həqiqətən, Allah onların önündə və arxasında gözətçilər qoyur ki,

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Es sei denn, es handelt sich um einen Gesandten, dem Er Sein Wohlgefallen erweist. Dann aber setzt Er vor und hinter ihm einen Hüter ein.

Almanca — Der Edle Quran

außer dem Gesandten, den Er bewilligt; da läßt Er vor ihm und hinter ihm Wächter einhergehen,

Almanca — M. A. Rassoul

außer allein dem, den Er unter Seinen Gesandten erwählt hat. Und dann läßt Er vor ihm und hinter ihm eine Schutzwache

Almanca — Muhammad Zaidan

außer demjenigen, an dem ER als Gesandten Wohlgefallen findet, also gewiß läßt ER vor ihm und hinter ihm Wachende sein,

English (26)

Abdel Khalek Himmat

" Except to a Messenger whom He chooses and then He besets him on all sides with guardian angels to protect him and protect the Book with which He has put him in trust".

Abdul Haleem

He does not disclose it except to a messenger of His choosing. He sends watchers to go in front and behind

Abdullah Yusuf Ali

"Except a messenger whom He has chosen: and then He makes a band of watchers march before him and behind him,

Abul A'la Maududi

other than to a Messenger whom He chooses (for the bestowal of any part of the knowledge of the Unseen), whereafter He appoints guards who go before him and behind him,

Aisha Bewley

except a Messenger with whom He is well pleased, and then He posts sentinels before him and behind him,

Al-Hilali & Khan

Except to a Messenger (from mankind) whom He has chosen (He informs him of unseen as much as He likes), and then He makes a band of watching guards (angels) to march before him and behind him.

Ali Quli Qarai

except to an apostle He approves of. Then He dispatches a sentinel before and behind him

Amatul Rahman Omar

Except to him whom He chooses to be a Messenger (of His, to whom He frequently tells many news about the hidden future). (And when He does this) He orders an escort of (guarding angels) to go before him and behind him;

Arthur John Arberry

save only to such a Messenger as He is well-pleased with; then He despatches before him and behind him watchers,

Bijan Moeinian

If God decides to reveal a part of His knowledge to mankind,. .

E. Henry Palmer

save such apostle as He is well pleased with: for, verily, He sends marching before him and behind him a guard!'

Edip-Layth

Except to whom He has accepted as a messenger; then he leads way in its present and future as a secret observer.

George Sale

except an apostle in whom He is well pleased: And He causeth a guard of angels to march before Him, and behind Him;

Hamid S. Aziz

Except messengers whom He has chosen; and then He makes a guard to go before him and after him,

Mahmoud Ghali

Excepting to such a Messenger as He is Divinely Satisfied with. Then surely He dispatches (Literally: between his two hands) before (Literally: inserts) him and behind him observers.

Marmaduke Pickthall

Save unto every messenger whom He hath chosen, and then He maketh a guard to go before him and a guard behind him

Mohamed Ahmed - Samira

Other than an apostle He has chosen, when He makes a sentinel walk in front of him and a sentinel behind,

Muhammad Asad

unless it be to an apostle whom He has been pleased to elect [there for]: and then He sends forth [the forces of heaven] to watch over him in whatever lies open before him and in what is beyond his ken –

Mustafa Khattab

except messengers of His choice. Then He appoints angel-guards before and behind them

Progressive Muslims

Except to whom He has accepted as a messenger, then He reveals from the past and the future.

Sahih International

Except whom He has approved of messengers, and indeed, He sends before each messenger and behind him observers

Sam Gerrans

Save to a messenger He has approved: “And that, He sends before him and after him watchers,

Shabbir Ahmed

Except as He wills unto a Messenger whom He has elected. And then He ensures that the Revelation is guarded in his life and after him. (This Eternal guarding is promised for the final Revelation,

Syed Vickar Ahamed

"Except a messenger whom He has chosen, and then He makes a band of watchers (angels) march before him and behind him.

Taqi Usmani

except a messenger whom He chooses (to inform through revelation), and then He appoints (angels as) watching guards before him and behind him, (so that devils may not tamper with the divine revelation,)

The Monotheist Group

Except to whom He has accepted as a messenger, then He reveals from the past and the future.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

sauf à celui quʹIl agrée comme Messager et quʹIl fait précéder et suivre de gardiens vigilants,

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Lê belê ew pêxemberê ku Xwedê wî bivê ji vê cuda ye. Birastî Xwedê li pêşiya wî û pişt wî melayîketên çavdêr dişîne.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

behalve aan een gezant aan wie Hij een welbehagen heeft. En Hij laat voor hem en achter hem bewakers op de loer liggen,

Hollandaca — Salomo Keyzer

Behalve aan den gezant in wien hij behagen schept, en hij doet eene wacht van engelen voor hem en achter hem gaan.

Rusça (1)

Rusça — Osmanov

за исключением тех посланников, которыми Он доволен, к которым Он приставляет спереди и сзади стражей (т. е. ангелов),

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

utom det sändebud som Han (utser till detta). Och då sätter Han ut vakter framför och bakom sändebudet,