(11-14) Birbirlerine gösterilirler. Günahkar kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.

يُبَصَّرُونَهُمْ يَوَدُّ الْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِي مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍ بِبَنِيهِ وَصَاحِبَتِهِ وَاَخِيهِ وَفَصِيلَتِهِ الَّتِي تُـْٔوِيهِ وَمَنْ فِي الْاَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ يُنْجِيهِ

yubeSSarūnehum yeveddu l-mucrimu lev yeftedī min ǎƶābi yevmiiƶin bi benīhi / ve SāHibetihi ve eḣīhi / ve feSīletihi lletī tu'vīhi / ve men fī l-erDi cemīǎn ṧumme yuncīhi

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1يُبَصَّرُونَهُمْyubeSSarūnehumب ص رgörme, bakma, gözle görmek, görüş, göz, dikkatle bakma, görme gücü, görüş açısıbirbirlerine gösterilirler
2يَوَدُّyevedduو د دSevmek, istemek, arzulamak, hoşlanmak, dilemek, özlemekister
3الْمُجْرِمُl-mucrimuج ر مBir şeyi kesmek veya koparmak, bir şey kazanmak/elde etmek/edinmek, birini suç işlemeye yönlendirmek veya teşvik etmek, bir suç/günah/kabahat/hata işlemek, itaatsizlik yapmak, açık/net olmak, bir şeyi tamamlamak, bir şeyi bitirmek veya sonlandırmak [tamamlandığında].suçlu olan
4لَوْlevkeşke
5يَفْتَدِيyeftedīف د يO bir şey verdi, fidye, satın alma, onu serbest bıraktı veya özgür kıldı, müfadat - bir adamı verip karşılığında bir adam alma, bir koleksiyon.fidye versin
6مِنْmin-ndan (kurtarmak için)
7عَذَابِǎƶābiع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12azabı-
8يَوْمِئِذٍyevmiiƶino günün
9بِبَنِيهِbi benīhiب ن يinşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aileoğullarını
1وَصَاحِبَتِهِve SāHibetihiص ح بeşlik etmek, ilişkilendirmek, arkadaş veya yoldaş olmak. saahibun (çoğul: sahbuun ve ashaabun) - yoldaş, ortak, herhangi bir niteliğin veya şeyin sahibi, herhangi bir şeyle yakın ilişki içinde olan, arkadaş ve herhangi bir bağlantı veya bağ gösteren, yardımcı. saahibatun - eş, zevce, karı. saahaba - eşlik etmek. ashaba (fiil 4) - korumak, engellemek, sakınmak, savunmak. yushabuun - onlara eşlik edilecek.ve eşini
2وَاَخِيهِve eḣīhiا خ وBaşka biriyle aynı ebeveynlere sahip olan veya sadece bir ebeveyni ortak olan erkek kişi; aynı soy/toprak/inanç/inanca sahip kişi; erkek kardeş; arkadaş; yoldaş; eş; çift halindeki parçalardan biri; akraba; yakından tanıdık olan kişi.ve kardeşini
1وَفَصِيلَتِهِve feSīletihiف ص لBir şeyi başka bir şeyden ayırmak/bölmek, ayrım/bölme yapmak, belirgin/açık/net/bariz yapmak, detaylı açıklamak, ayırt etmek, iki şey arasında karar vermek (örneğin doğru ile yanlış arasında), belirgin kısım/bölüm.ve tüm ailesini
2الَّتِيlletī
3تُـْٔوِيهِtu'vīhiا و يSığınmak, barınmak veya dinlenmek için bir yere gitmek, başvurmak, konaklamak, misafir etmek, konukseverlik göstermek için hamza eklenerek ve mükemmel şekilde ikiye katlanan bir fiil.kendisini barındıran
1وَمَنْve menve bulunanları
2فِي
3الْاَرْضِl-erDiا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyeyeryüzünde
4جَمِيعًاcemīǎnج م عToplamak veya bir araya getirmek, birleştirmek, toplanmak veya bir araya gelmek, birleşmek veya bağlanmak veya bağlantı kurmak, birlik durumuna getirmek, uzlaştırmak veya barıştırmak, bir şey giymek [giysi], düzenlemek/tertip etmek/çözümlemek, cemaatle namaz kılmak, bir şeye karar vermek/karara bağlamak, görüş birliğine varmak veya birleşmek, bir şeyi hazırlamak veya hazır hale getirmek, bir şeyi kurutmak, başkasıyla gizli anlaşma yapmak veya birlik olmak, biriyle bir arada var olmak, sıkı/sıkıştırılmış/daraltılmış olmak, enerji harcamak, uzlaşmak veya kapsamak veya içermek, girmek veya içeri gitmek, başkasıyla buluşmak veya birlikte olmak.hepsini
5ثُمَّṧummesonra, ayrıca
6يُنْجِيهِyuncīhiن ج وKurtarılmak, teslim edilmek, kurtulmak, kaçmak, özgür kalmak. Fısıldamak (bir sır), sır vermek.kendisini kurtarsın

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Kendisini barındıran kabîle halkını da.

Abdulkadir Gölpınarlı

Kendisini barındıran kabîle halkını da.

Adem Uğur

Kendisini koruyup barındıran tüm ailesini

Ahmed Hulusi

Aralarında yaşadığı tüm yakınlarını;

Ahmet Tekin

Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini, aşiretini fidye olarak vermek isteyecek.

Ahmet Varol

Kendisini barındıran aşiretini de.

Ali Bulaç

Ve onu barındıran aşiretini de;

Ali Fikri Yavuz

Kendini barındıran aşiretini,

Ali Rıza Safa

Ve kendisini barındıran en yakınlarını.

Bayraktar Bayraklı

- Onlar birbirlerine gösterilecekler. Günahkar, o günün azabından kurtulmak için çocuklarını fidye vermeyi temenni edecek. Eşini ve kardeşini, mensubu olduğu aşiretini, yeryüzündeki herkesi verip sonunda kendini kurtarmak ister.

Bekir Sadak

(11-14) Onlar birbirlerine yalniz gosterilirler. Suclu kimse o gunun azabindan kurtulmak icin ogullarini, ailesini, kardesini, kendisini barindirmis olan sulalesini ve yeryuzunde bulunan herkesi feda etmek ve boylece kendisini kurtarmak ister.

Celal Yıldırım

(11-12-13-14) Birbirlerine gösterilirler (ama) suçlu günahkârlar o günün azabına karşılık oğullarını, eşini, kardeşini, kendisini barındıran kabile ve obasını ve yeryüzündeki her şeyi fidye verip kendini kurtarmak ister.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(11-12-13-14) Halbuki birbirlerine gösterilirler. Günahkâr kişi, o günün azabı karşısında ister ki oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran bütün ailesini ve yeryüzünde kim varsa herkesi fidye olarak versin de kendisini kurtarsın!

Diyanet İşleri

(11-14) Birbirlerine gösterilirler. Günahkar kimse ister ki, o günün azabından kurtulmak için oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde bulunanların hepsini fidye olarak versin de, kendisini kurtarsın.

Diyanet İşleri (eski)

(11-14) Onlar birbirlerine yalnız gösterilirler. Suçlu kimse o günün azabından kurtulmak için oğullarını, ailesini, kardeşini, kendisini barındırmış olan sülalesini ve yeryüzünde bulunan herkesi feda etmek ve böylece kendisini kurtarmak ister.

Diyanet Vakfi

(11-14) Birbirlerine gösterilirler (fakat herkes kendi derdindedir). Günahkâr kimse ister ki, o günün azabından (kurtuluş için), oğullarını, karısını, kardeşini, kendisini koruyup barındıran tüm ailesini ve yeryüzünde kim varsa hepsini fidye olarak versin de, tek kendini kurtarsın.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

kendisini barındıran fasilesini (kabilesini)

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve kendini barındıran fasilesini

Erhan Aktaş

Kendisini barındıran soyunu-sopunu;

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Kendisini barındıran soyunu-sopunu;

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Kendisini barındıran soyunu-sopunu;

Fizilal-il Kuran

kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini.

Gültekin Onan

Ve onu barındıran aşiretini de;

Hamdi Döndüren

Kendini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,

Hasan Basri Çantay

kendisini (aralarına katıb) barındırmakda olan soyunu sopunu,

Hasib Asutay

Kendisini barındıran aşiretini,

Hayrat Neşriyat

(12-13) Ve karısını, kardeşini! Ve kendisini barındıran aşîretini!

İbni Kesir

Kendisini barındırmış olan sülalesini.

Mehmet Okuyan

Birbirlerine gösterileceklerdir. O suçlu kişi, o günün azabından (kurtulmak için) oğlunu (çocuğunu), hanımını (eşini), kardeşini, kendisini koruyup barındıran yakınlarını ve yeryüzünde kim varsa hepsini kendisini (azaptan) kurtarması için fidye vermek isteyecektir.

Muhammed Esed

ve kendisini himaye etmiş bütün akrabalarını,

Mustafa İslamoğlu

kendisine sığınak olmuş bütün yakınlarını;

Ömer Nasuhi Bilmen

(13-14) Ve kendisini barındıran aşiretini (feda etsin). Ve yeryüzünde kim var ise, cümlesini fidye-i necât olarak versin de (sonra) bu fedakarlığı kendisini kurtarsın.

Ömer Öngüt

Kendisini barındırmış sülâlesini.

Suat Yıldırım

(10-14) Birbirlerine gösterildikleri halde hiçbir candan dost, dostunun hâlini sormaz. Her mücrim o günkü azaptan kurtulmak için fidye olarak oğullarını, eşini, kardeşini, kendisine sahip çıkan sülalesini, hatta dünyada olanların tamamını verip de kurtulmak ister.

Süleyman Ateş

Kendisini barındıran, içinde yetiştiği tüm ailesini,

Süleymaniye Vakfı

kendini koruyup kollayan grubunu

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

kendini koruyan aşiretini,

Şaban Piriş

Kendisini barındıran sülalesini..

Tefhim-ul Kuran

Ve onu barındıran aşiretini (soyunun hepsini) de;

Ümit Şimşek

Kendisini barındıran sülâlesini,

Yaşar Nuri Öztürk

Kendisini kucaklayıp barındıran ailesini.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

ona sığınacaq vermiş nəslini

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Çətin günlərdə) ona sığınacaq verən əşirətini (qohum-əqrabasını);

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

und seine Sippe, die ihm Geborgenheit bot,

Almanca — Der Edle Quran

und seiner Familie, die ihn aufgenommen hat,

Almanca — M. A. Rassoul

und seiner Verwandtschaft, die ihn beherbergt hat

Almanca — Muhammad Zaidan

mit seiner Großfamilie, die ihn aufnimmt,

English (26)

Abdel Khalek Himmat

With the lives of his kindred who in life afforded him protection,

Abdul Haleem

the kinsfolk who gave him shelter,

Abdullah Yusuf Ali

His kindred who sheltered him,

Abul A'la Maududi

and his kinsfolk who had stood by him,

Aisha Bewley

or his family who sheltered him

Al-Hilali & Khan

And his kindred who sheltered him,

Ali Quli Qarai

his kin which had sheltered him

Amatul Rahman Omar

And even his kinsfolk who gave him shelter (in time of distress)

Arthur John Arberry

his kin who sheltered him,

Bijan Moeinian

…, wife, brother, those who kindly sheltered him and…

E. Henry Palmer

and his kin who stand by him,

Edip-Layth

As well as his whole clan that protected him.

George Sale

and his kindred who shewed kindness unto him,

Hamid S. Aziz

And the nearest of his kinsfolk who gave him shelter,

Mahmoud Ghali

And the nearest of his kin who gave him abode,

Marmaduke Pickthall

And his kin that harboured him

Mohamed Ahmed - Samira

And his family who had stood by him,

Muhammad Asad

and of all the kinsfolk who ever sheltered him,

Mustafa Khattab

their clan that sheltered them,

Progressive Muslims

As well as his whole clan that protected him.

Sahih International

And his nearest kindred who shelter him

Sam Gerrans

And his kinsmen who sheltered him,

Shabbir Ahmed

And his whole family and the tribe that raised and sheltered him.

Syed Vickar Ahamed

And his relatives who sheltered him,

Taqi Usmani

and his kindred that sheltered him,

The Monotheist Group

And his relatives who sheltered him.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

même son clan qui lui donnait asile,

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Eşîr û malbata ku wî himbêz dikir…

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

met zijn familie die hem toevlucht verschaft

Hollandaca — Salomo Keyzer

En zijne bloedverwanten die hem vriendschap bewezen;

Hollandaca — Siregar

En zijn bloedverwanten die hem verzorgden.

Rusça (1)

Rusça — Osmanov

своим родом, который поддерживал его,

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

de anhöriga som hade beskyddat honom,