(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

فِي سِدْرٍ مَخْضُودٍ وَطَلْحٍ مَنْضُودٍ وَظِلٍّ مَمْدُودٍ وَمَاءٍ مَسْكُوبٍ وَفَاكِهَةٍ كَثِيرَةٍ لَا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ وَفُرُشٍ مَرْفُوعَةٍ

fī sidrin meḣDūdin / ve TalHin menDūdin / ve Zillin memdūdin / ve māin meskūbin / ve fākihetin keṧīratin / lā meḳTūǎtin ve lā memnūǎtin / ve furuşin merfūǎtin

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فِيiçindedirler
2سِدْرٍsidrinس د رUyuşuk olmak, sersemlemek, baş dönmesi, şaşkınlık, sersemlik, şaşırmak, donakalmak, göz kamaşmasısedir ağaçları
3مَخْضُودٍmeḣDūdinخ ض دParçaları ayırmadan kırmak, kesmek/çekip çıkarmak, dikensiz, büzüşmek ve kurumak (meyve), vücudu eğmek veya yandan yana sallanmak, zayıf ve güçsüz olmak, yorgunluk veya bitkinlik, ayağa kalkacak gücü olmamak, açgözlülükle yemek.dikensiz
1وَطَلْحٍve TalHinط ل حakasyalar, muz ağaçları, muz ağaçlarıve muz ağaçları
2مَنْضُودٍmenDūdinن ض دÜst üste yığmak, düzenli bir şekilde sıralamak.meyvaları dizili
1وَظِلٍّve Zillinظ ل لKalmak, sürmek, devam etmek, bir şey yapmayı sürdürmek, olmak, dönüşmek, bir şeye dönüşerek büyümek, sebat etmek, bir şey yapmaya devam etti. Gölgelemek, üzerine gölge yapmak. Gölge, gölgelik, barınak. Tente, barınak, kulübe, örtü, gölge veren bulut, koruma, rahatlık ve mutluluk hali.ve gölge(ler)
2مَمْدُودٍmemdūdinم د دçekmek, germek, uzatmak, uzun tutmak, ertelemek, yardım etmek, ilerletmek, artırmak, mürekkep doldurmak, gübrelemekuzamış
1وَمَاءٍve māinم و هsu, yağmurve sular
2مَسْكُوبٍmeskūbinس ك بDökmek, akıtmak, boşaltmak, dökülmek, akmak, sel gibi akmakfışkıran
1وَفَاكِهَةٍve fākihetinف ك هNeşelenmek, mutlu olmak, sıkıntıdan/yükten kurtulmak, eğlenmek, şakalaşmak/gülmek/espri yapmak, keyiflenmek/memnun olmak, eğlendirmek, meyve, hayret etmek, şakacılık yapmak, sevinmek, hayranlık duymak.ve meyvalar
2كَثِيرَةٍkeṧīratinك ث رSayı veya miktar olarak aşmak, artmak, çoğalmak, sık sık olmak, bol, zenginlik; Çok olmak, sayıca fazla olmak, kalabalık olmak, ataları çok olan veya iyi işleri çok olan bir insan. Çok iyiliğe sahip olan insan, diğer nehirlerin aktığı cennetteki nehir, konuşkan kişi.pek çok
1لَا
2مَقْطُوعَةٍmeḳTūǎtinق ط عkesmek, ayırmak, bölmek, ayrılmak, ayırmak, devre dışı bırakmak, devam edememek, çekilmek, yıkmak, çürümek, son vermek, durdurmak, bitirmek, devam etmemek, başaramamak, durmak, durdurulmak, engellenmiş, bir son vermek, parça, kısım, bölüm, bir bütünden kesilmiş kısım Türkçe'ye girmiş türevler: kıta, kat, ikta, inkıta, kati, maktu, mukataa, maktuen, kat´a, katiyen, katiyet, katiyetletükenmeyen
3وَلَاve lāve ne de
4مَمْنُوعَةٍmemnūǎtinم ن عEngellemek, alıkoymak, durdurmak, önlemek, engelleyici olmak, yasaklamak, reddetmek veya geri çevirmek, aynı zamanda korumak veya savunmak veya muhafaza etmek, tartışmak veya itiraz etmek, direnmek veya dayanmak, güçlendirmek veya tahkim etmek, bir şeyi erişilemez veya yaklaşılamaz veya erişimi zor hale getirmek.yasaklanmayan
1وَفُرُشٍve furuşinف ر شYaymak, uzatmak, uzanmak, döşemek. Furshan - (yiyecek olarak kullanılan küçük hayvanlar için) yük taşımak, kesim için yere serilmek. Farashun (genel isim) - güveler. Firashun (çoğul: furushun) - halı, üzerine yatmak için serilen şey, yatak. Eş/zevce (mecazi anlamda).ve döşekler (üstündedirler)
2مَرْفُوعَةٍmerfūǎtinر ف عYükseltmek, yukarı kaldırmak, yüceltmek, övmek, yukarı almak, kaldırmak/vinçle çekmek, yüceltmek, Kha-Fa-Daad'ın zıttı [56:3], dikmek, yüksek/görkemli yapmak, alıp taşımak, görünür kılmak, yüceltmek, ilerletmek, bir şeyi yakına getirip sunmak veya teklif etmek, öne sürmek, uzaklaştırmak, kaybolmak, geriye doğru izlemek, onurlandırmak, saygı göstermek, tanıtmak, arıtmak, bilinir kılmak, yukarı çıkmak, yüksek rütbe/durum/halyükseltilmiş

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ne biter, zamanları geçer, ne yiyene yeme denir, yeter.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ne biter, zamanları geçer, ne yiyene yeme denir, yeter.

Adem Uğur

Tükenmeyen ve yasaklanmayan.

Ahmed Hulusi

(Ki o meyveler) ne tükenir ve ne de yasaklanır!

Ahmet Tekin

Kesmeye ihtiyaç olmayan, tükenmeyen, alınmasına engel olunmayan meyvalar arasındadırlar.

Ahmet Varol

Kesilmeyen ve yasaklanmayan!

Ali Bulaç

Kesilip eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).

Ali Fikri Yavuz

(32-33) Ve tükenmeyen, yenmesi yasaklanmıyan birçok meyveler arasında,

Ali Rıza Safa

Eksilmeyen ve yasaklanmayan.

Bayraktar Bayraklı

- Dikensiz meyve ağaçları; salkımları sarkmış muz ağaçları, yayılmış gölgelerde, çağlayarak akan sularda, koparılmamış ve yasak edilmemiş birçok meyve ile nimetlendirilirler.

Bekir Sadak

(28-34) Onlar dikensiz sedir agaclari, salkimlari sarkmis muz agaclari, uzamis golge altinda, caglayarak akan sular kenarlarinda; bitip tukenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasinda; yuksek dosekler uzerindedirler.

Celal Yıldırım

(32-33) Eksilmeyen, sonu gelmeyen, alıkonmayan birçok meyvalar arasında ;

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(32-33) Bitip tükenmeyen ve yasaklanmayan bol meyveler arasında;

Diyanet İşleri

(28-34) (Onlar), dikensiz sidir ağaçları ve meyveleri küme küme dizili muz ağaçları altında, yayılmış sürekli bir gölgede, çağlayan bir su başında, tükenmeyen ve yasaklanmayan çok çeşitli meyveler içinde ve yüksek döşekler üzerindedirler.

Diyanet İşleri (eski)

(27-34) Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.

Diyanet Vakfi

(32-33) Tükenmeyen ve yasaklanmayan, sayısız meyveler içindedirler;

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Tükenmeyen ve yasaklanmayan

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

(ki) bunlar ne eksilir, ne de yasaklanırlar,

Elmalılı Hamdi Yazır

Ne eksilir, ne men'edilir

Erhan Aktaş

Tükenmeyen ve yasaklanmayan,

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Tükenmeyen ve yasaklanmayan,

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Tükenmeyen ve yasaklanmayan,

Fizilal-il Kuran

Sürekli ve yasaksız,

Gültekin Onan

Kesilip eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).

Hamdi Döndüren

Bitip tükenmeyen ve yasaklanmayan meyveler arasında,

Hasan Basri Çantay

(32-33) (hiçbir zaman) kesil (ib tüken) meyen, yasak da edilmeyen birçok (cinsde) meyve (ler) arasında,

Hasib Asutay

Tükenmeyen ve yasaklanmayan (meyveler),

Hayrat Neşriyat

(28-34) (Onlar,) dikensiz sedir ağaçları ve (salkımları) dizili muz ağaçları içinde, yayılmış bir gölgede, çağlayan su (kenarların)da, tükenmeyen ve yasaklanmayan pek çok meyveler arasında ve yükseltilmiş döşeklerdedirler!

İbni Kesir

Bitip tükenmeyen ve yasaklanmayan.

Mehmet Okuyan

Kesilmeyen (tükenmeyen) ve engellenemeyen sayısız meyve(lik)lerde (ağırlanacaklardır).

Muhammed Esed

hiç eksilmeyen, hiç tükenmeyen.

Mustafa İslamoğlu

ne bir kesintiye uğrar ne de yasaklanır...

Ömer Nasuhi Bilmen

Ne kesilmiş ve ne de men edilmiş(olan meyveler arasında).

Ömer Öngüt

Bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen.

Suat Yıldırım

(32-33) Tükenmeyen, eksilmeyen, hiçbir surette esirgenmeyen birçok meyveler içindedirler.

Süleyman Ateş

Tükenmeyen ve yasaklanmayan!

Süleymaniye Vakfı

tükenmeyen ve yenmesi yasaklanmayan meyveler içinde,

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Tükenmeyen ve yasaklanmayan meyveler arasında,

Şaban Piriş

(32-33) Bitip tükenmeyen ve yasaklanmayan meyveler içinde..

Tefhim-ul Kuran

Kesilip eksilmeyen ve yasaklanmayan (meyveler).

Ümit Şimşek

Ki ne arkası kesilir, ne de onlardan esirgenir.

Yaşar Nuri Öztürk

Ne tükenir ne yasaklanır.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

tükənməz və qadağan edilməyən meyvələr içində

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Tükənməz və qadağan edilməyən (meyvələr) içində

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

die weder ausgehen noch eingeschränkt sind,

Almanca — Der Edle Quran

die weder unterbrochen noch verwehrt sind,

Almanca — M. A. Rassoul

die weder zu Ende gehen, noch für verboten erklärt werden

Almanca — Muhammad Zaidan

das weder zu Ende geht, noch verboten ist,

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Never will it be scarce nor will it be forbidden,

Abdul Haleem

unfailing, unforbidden,

Abdullah Yusuf Ali

Whose season is not limited, nor (supply) forbidden,

Abul A'la Maududi

never-ending and unforbidden.

Aisha Bewley

never failing, unrestricted.

Al-Hilali & Khan

Whose supply is not cut off (by change of season), nor are they out of reach,

Ali Quli Qarai

neither inaccessible, nor forbidden,

Amatul Rahman Omar

(The season of) which is not limited, and (they are) never forbidden.

Arthur John Arberry

unfailing, unforbidden,

Bijan Moeinian

Always in supply and none forbidden.

E. Henry Palmer

neither failing nor forbidden;

Edip-Layth

Neither ending; nor forbidden.

George Sale

which shall not fail, nor shall be forbidden to be gathered:

Hamid S. Aziz

Neither intercepted nor forbidden,

Mahmoud Ghali

Neither out of season, (Literally: cut off) nor out of reach- (i. e., unending fruits, that are not forbidden).

Marmaduke Pickthall

Neither out of reach nor yet forbidden,

Mohamed Ahmed - Samira

Unending, unforbidden,

Muhammad Asad

never-failing and never out of reach.

Mustafa Khattab

never out of season nor forbidden—

Progressive Muslims

Neither ending; nor forbidden.

Sahih International

Neither limited [to season] nor forbidden,

Sam Gerrans

Unfailing, unforbidden,

Shabbir Ahmed

Never interrupted, never too far.

Syed Vickar Ahamed

Whose season is not limited, and (whose supply is not) stopped,

Taqi Usmani

neither interrupted (in any season), nor prohibited,

The Monotheist Group

Neither ending; nor disallowed.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

ni interrompus ni défendus,

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ku ne xelas dibin ne jî têne qedexekirin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

zonder ophouden en niet onbereikbaar,

Hollandaca — Salomo Keyzer

Welke niemand zal afsnijden, en waarvan de inzameling niet zal verboden zijn.

Hollandaca — Siregar

Niet onderbroken en niet verboden.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

не истощаемых [которые никогда не кончаются] и (никем) не запрещаемых,

Rusça — Osmanov

доступных и разрешенных;

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

ur aldrig sinande förråd och som inga förbud någonsin hejdar.