(34-35) Evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar ve altın süslemeler yapardık. Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçimliğidir. Rabbinin katında ahiret ise, O'na karşı gelmekten sakınanlarındır.

وَلِبُيُوتِهِمْ اَبْوَابًا وَسُرُرًا عَلَيْهَا يَتَّكِؤُ۫نَ وَزُخْرُفًا وَاِنْ كُلُّ ذٰلِكَ لَمَّا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا وَالْاٰخِرَةُ عِنْدَ رَبِّكَ لِلْمُتَّقِينَ

ve li buyūtihim ebvāben ve sururan ǎleyhā yettekiūne / ve zuḣrufen ve in kullu ƶālike lemmā metāǔ l-Hayāti d-dunyā ve l-āḣiratu ǐnde rabbike li l-mutteḳīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَلِبُيُوتِهِمْve li buyūtihimب ي تEv, konut, mesken, hane, yuva, barınak, çadır, oda, oturulan yer, aile, hanehalkı, zevce, beyit, dize, şiirve evlerine
2اَبْوَابًاebvābenب و بkapı, giriş yeri, tarz/şekilkapılar
3وَسُرُرًاve sururanس ر رSevinmek, mutlu olmak, gizlemek, saklamak, sır tutmak, iç, öz, merkez, göbek, yatak, taht, divan, koltukve koltuklar
4عَلَيْهَاǎleyhāüzerine
5يَتَّكِؤُ۫نَyettekiūneو ك اUzanmakyaslanacakları
1وَزُخْرُفًاve zuḣrufenز خ ر فBir şeyi süsleme/dekore etme/bezeme/donatma, sahte bir renkle süslenmiş veya cilalanmış herhangi bir şey, yalanlar, konuşmayı tahrif etme/bozma.ve (nice) süsler
2وَاِنْve in(başka) değil
3كُلُّkulluك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetlibütün
4ذٰلِكَƶālikebunlar
5لَمَّاlemmāsadece
6مَتَاعُmetāǔم ت عFaydalanmak/yararlanmak, hediye, faydalı/avantajlı herhangi bir şey, eşya (örn. mutfak eşyası, mobilya), mal/ürün.geçici menfaatleridir
7الْحَيٰوةِl-Hayātiح ي يYaşamak, hayatta olmak, utanmak, geceyi uyanık geçirmek, toprağı gübrelemek/verimli hale getirmek, birini hayatta tutmak, birini sağ bırakmak, ihtiyatlılığı/ölçülülüğü/utangaçlığı kaldırmak, ölçüsüz/arsız yapmak, iyi durumda olmak, geçim araçlarına sahip olmak, belirgin/açık olmak, uzun ömürlü olmak, kötülük ve zarardan uzak olmak, egemenlik sahibi olmak, onurlandırılmak, fayda görmek, selamlamak, canlandırmak/diriltmek/hayat vermek, beslemek, canlandırmak/yeniden canlandırmak/diriltmek/hayata döndürmek, yaşam vermek/canlandırmak, (toprak için) işlenmek ve verimli hale getirilmek, uyanık kalmak, bir şeyden kaçınmak, sakınmak, utanç/çekingenlik/mahcubiyet hissetmek veya duymak, bir şeyi yapmaktan utanmak/çekinmek, bir şeyi küçümsemek veya hor görmek, bir şeyden kaçınmak/yapmayı reddetmekhayatının
8الدُّنْيَاd-dunyāد ن وYakın olmak, yaklaşmak veya alçalmak, indirmek, benzer olmakdünya
9وَالْاٰخِرَةُve l-āḣiratuا خ رgeri çekilmek, gerilemek/geri dönmek/çekilmek, ertelemek/geciktirmek/ertelemek/ertelemek, son/arka kısımahiret ise
10عِنْدَǐndeع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.katında
11رَبِّكَrabbikeر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbinin
12لِلْمُتَّقِينَli l-mutteḳīneو ق يkorumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden şeylerden kaçınan kişimuttakiler içindir

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve evlerinin kapılarını ve üstüne oturup yaslandıkları tahtları gümüşten yapardık.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve evlerinin kapılarını ve üstüne oturup yaslandıkları tahtları gümüşten yapardık.

Adem Uğur

Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da (hep gümüşten yapardık).

Ahmed Hulusi

Evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerlerinde yaslanacakları koltuklar. . .

Ahmet Tekin

Evlerini, kapılarını ve üzerine oturup yaslanacakları koltukları da, hep gümüşten yapardık.

Ahmet Varol

Evlerine kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar (yapardık).

Ali Bulaç

Evlerine kapılar ve üzerinde yaslanıp dayanacakları koltuklar,

Ali Fikri Yavuz

Odalarına da (gümüşten) kapılar ve üzerlerine kurulub yaslanacakları koltuklar (yapardık)...

Ali Rıza Safa

Evlerine kapılar ve yaslanacakları koltuklar.

Bayraktar Bayraklı

-Evlerini gümüşten kapılar ve yaslanacakları koltuklarla donatıp süslerdik. Bütün bunlar sadece geçici dünya malıdır. Ahiret ise Rabbin katında muttakiler/ Allah'a saygı duyanlar içindir.

Bekir Sadak

(33-35) Eger butun insanlar tek ummet olma durumuna gelmiyecek olsaydi, Rahman olan Allah'i inkar edenlerin evlerinin tavanlarini, uzerinde yukseldikleri merdivenleri, evlerinin kapilarini, uzerine yaslanacaklari kerevetleri gumusten yapar ve altin bezeklerle islerdik. Bunlarin hepsi ancak dunya hayatinin gecimligidir. Ahiret, Rabbinin katinda O'na karsi gelmekten sakinanlaradir. *

Celal Yıldırım

(34-35) Evlerinin kapılarını, üzerine yaslandıkları kanepeleri gümüşten yapar ve altın kaplamalarla işlerdik. Bunların hepsi dünya hayatının kısa süreli yararlanılan geçimliğinden başkası değildir. Âhiret ise, Rabbin yanında korkup sakınanlar içindir.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(34-35) (Ayrıca) evleri için kapılar, üzerlerinde yaslanıp istirahat edecekleri koltuklar yapar, altınla da süslerdik. Ama bunların hepsi dünya hayatına ait geçici faydalardan ibarettir, rabbinin katında âhiret (mutluluğu) ise takvâ sahiplerine mahsustur.

Diyanet İşleri

(34-35) Evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar ve altın süslemeler yapardık. Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçimliğidir. Rabbinin katında ahiret ise, O'na karşı gelmekten sakınanlarındır.

Diyanet İşleri (eski)

(33-35) Eğer bütün insanlar tek ümmet olma durumuna gelmeyecek olsaydı, Rahman olan Allah'ı inkar edenlerin evlerinin tavanlarını, üzerinde yükseldikleri merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları kerevetleri gümüşten yapar ve altın bezeklerle işlerdik. Bunların hepsi ancak dünya hayatının geçimliğidir. Ahiret, Rabbinin katında O'na karşı gelmekten sakınanlaradır.

Diyanet Vakfi

Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da (hep gümüşten yapardık).

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Onların evleri için gümüşten kapılar, üzerine yaslanacakları koltuklar yapardık.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

(34-35) Odalarına kapılar; üzerlerine kurulacakları koltuklar, kanepeler, altın'dan süsler yapardık. Doğrusu bütün bunlar dünya hayatının geçici metaı; ahiret ise Rabbin katında takva sahipleri içindir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve odalarına kapılar ve üzerlerine kurulacakları koltuklar kanepeler

Erhan Aktaş

Ve evlerinin kapılarını ve üzerine oturup yaslandıkları koltuklarını da.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ve evlerinin kapılarını ve üzerine oturup yaslandıkları koltuklarını da.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ve evlerinin kapılarını ve üzerine oturup yaslandıkları koltuklarını da.

Fizilal-il Kuran

Evlerinin kapılarını ve üzerlerine yaslanacakları koltukları da hep gümüşten yapardık.

Gültekin Onan

Evlerine kapılar ve üzerinde yaslanıp dayanacakları koltuklar.

Hamdi Döndüren

Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da (hep gümüşten yapardık).

Hasan Basri Çantay

odalarının kapılarını, üzerine yaslanacakları tahtları hep gümüşden yapardık!

Hasib Asutay

Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da (hep gümüşten yapardık);

Hayrat Neşriyat

Hem evleri için (gümüşten) kapılar ve üzerlerinde yaslanacakları koltuklar(yapardık).

İbni Kesir

Evlerinin kapılarını ve üzerlerine yaslanacakları kerevetleri de,

Mehmet Okuyan

Evlerinin kapılarını ve üzerine yaslanacakları koltukları da (gümüşten yapardık).

Muhammed Esed

ve evlerine (gümüş) kapılar, üzerinde yatıp uzanacakları (gümüş) yataklar,

Mustafa İslamoğlu

Dahası evlerini (gümüş) kapılarla, üzerinde yayıla yayıla oturacakları koltuklarla (donatır)

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve evleri için (yine gümüşten) kapılar ve üzerine yaslandıkları tahtlar yapardık.

Ömer Öngüt

Evlerinin kapılarını, üzerine yaslanacakları koltukları.

Suat Yıldırım

(33-35) Eğer, bütün insanların dinsizliğe imrenecek bir tek ümmet haline gelme mahzuru olmasaydı, Rahman’ı inkâr edenlerin evlerinin tavanlarını ve çıkacakları merdivenleri, evlerinin kapılarını, üzerine kurulacakları koltukları hep gümüşten yapardık. Onları altına, mücevhere boğardık. Fakat bütün bunlar dünya hayatının geçici metâından ibarettir. Âhiret ise Rabbinin nezdinde Allah’a karşı gelmekten sakınanlara mahsustur.

Süleyman Ateş

Ve evlerine kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar, divanlar.

Süleymaniye Vakfı

Evleri için birçok kapı, üzerine kurulacakları koltuklar,

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Evlerinin kapılarını, üzerine kuruldukları koltukları (sedirleri)...

Şaban Piriş

Kapılarını ve arkalarına yaslandıkları koltukları

Tefhim-ul Kuran

Evlerine kapılar ve üzerinde yaslanıp dayanacakları koltuklar,

Ümit Şimşek

Evlerinin kapılarını ve üzerine kuruldukları koltuklarını da gümüşten yapardık.

Yaşar Nuri Öztürk

Evlerine kapılar, üzerlerinde yan yatacakları koltuklar yapardık;

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

evlərinin qapılarını və söykəndikləri taxtları da.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Eləcə də evlərinin qapılarını və söykəndikləri taxtları (gümüşdən düzəldərdik).

Almanca (3)

Almanca — Der Edle Quran

und Türen für ihre Häuser, und Liegen, auf denen sie sich lehnen können,

Almanca — M. A. Rassoul

und Türen für ihre Häuser und Ruhebetten, um darauf zu liegen

Almanca — Muhammad Zaidan

sowie für ihre Häuser Tore und Liegen, auf denen sie sich anlehnen,

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And homes sparkling with silver doors and lounges of silver whereupon they recline and rest with un searching and restful spirit.

Abdul Haleem

massive gates, couches to sit on,

Abdullah Yusuf Ali

And (silver) doors to their houses, and thrones (of silver) on which they could recline,

Abul A'la Maududi

and (silver) doors to their houses, and couches (of silver) upon which they would recline;

Aisha Bewley

and silver doors to their houses and silver couches on which to recline,

Al-Hilali & Khan

And for their houses, doors (of silver), and thrones (of silver) on which they could recline,

Ali Quli Qarai

and [silver] doors for their houses and [silver] couches on which they recline;

Amatul Rahman Omar

And for their houses (We would have given similar) doors and couches (too of silver) whereon they could recline.

Arthur John Arberry

and doors to their houses, and couches whereon to recline,

Bijan Moeinian

Their mansions would have had golden doors and luxurious furnishings.

E. Henry Palmer

and to their houses doors, and bedsteads on which they might recline;

Edip-Layth

For their homes, gates, and furnishings on which they could recline.

George Sale

and doors of silver to their houses, and couches of silver, for them to lean on;

Hamid S. Aziz

And for the doors of their houses and the couches on which they recline,

Mahmoud Ghali

And (silver) doors to their homes, and settees (of silver) whereon they recline,

Marmaduke Pickthall

And for their houses doors (of silver) and couches of silver whereon to recline,

Mohamed Ahmed - Samira

And doors (of silver) for their houses, (silver) couches for reclining,

Muhammad Asad

and [silver] doors for their houses, and [silver] couches whereon to recline,

Mustafa Khattab

as well as ˹silver˺ gates and thrones to recline on,

Progressive Muslims

And for their homes, gates, and furnishings on which they could recline.

Sahih International

And for their houses - doors and couches [of silver] upon which to recline

Sam Gerrans

And for their houses doors, and couches whereon to recline,

Shabbir Ahmed

And for their houses doors of silver and couches of silver to recline on.

Syed Vickar Ahamed

And (silver) doors to their houses, and (silver) thrones on which they could lean back,

Taqi Usmani

and doors of their homes, and the coaches on which they would recline,

The Monotheist Group

And for their homes, gates, and beds on which they could recline.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

(Nous aurions pourvu) leurs maisons de portes et de divans où ils sʹaccouderaient,

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Me dê ji xaniyên wan re jî dergeh (ji zîv) û textên ku ew li ser wan pal didin çêkiribûna.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

en deuren voor hun huizen en rustbanken waarop zij achteroverleunen,

Hollandaca — Salomo Keyzer

En zilveren zetels om er op te leunen.

Hollandaca — Siregar

En voor hun huizen (zilveren) deuren en rustbanken waarop zij zich neervleien.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

и в домах их двери и ложа, на которых они возлежат, прислонившись,

Rusça — Osmanov

и [серебряные] двери в домах и ложа, на которых они возлежат,

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

och portar (av silver) och divaner att vila på (av silver);