Ona ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O, hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir.

لَا يَأْتِيهِ الْبَاطِلُ مِنْ بَيْنِ يَدَيْهِ وَلَا مِنْ خَلْفِهِ تَنْزِيلٌ مِنْ حَكِيمٍ حَمِيدٍ

lā ye'tīhi l-bāTilu min beyni yedeyhi ve lā min ḣalfihi tenzīlun min Hakīmin Hamīdin

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1لَا
2يَأْتِيهِye'tīhiا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekona gelmez
3الْبَاطِلُl-bāTiluب ط لBoş olmak, geçersiz olmak, batıl olmak, yok olmak, işe yaramaz hale gelmek, hükümsüz kalmak, cesur olmak, kahraman olmak, kahramanlık yapmakboşa çıkaracak bir söz
4مِنْmin-nden
5بَيْنِbeyniب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübin
6يَدَيْهِyedeyhiي د يdokunmak, yardım etmek, iyilik etmek, hayırlı olmak, güç ve üstünlük göstermek, güç, kuvvet, el, onun aracılığıyla (gerçekleştirmek) Türkçe'ye girmiş türevler: teyit, teyit etmek, teyitleşmek, müeyyide, müeyyet, müeyyitönü-
7وَلَاve lāne de
8مِنْmin-ndan
9خَلْفِهِḣalfihiخ ل فTakip etmek/ardından gelmek/başkasının yerine geçmek, yerine geçmek veya yerini almak, birine tedarikçi olmak/tedarik etmek, birine bir şeyi iade etmek veya değiştirmek, arkadan vurmak veya çarpmak, eşinin yokluğunda/arkasından başkasına meyletmek, birinin arkasından konuşmak/bahsetmek, geride kalmak/ileri gitmemek, tüm iyiliklerden mahrum kalmak, başarılı olamamak veya gelişememek, bozulmak veya kötüye gitmek, geri çekilmek/ayrılmak/uzaklaşmak, bir şeyden uzak durmak/kaçınmak/sakınmak, aptallaşmak/zeka eksikliği göstermek, huysuz/zor mizaçlı olmak, geride bırakmak, birini halef olarak atamak, biriyle anlaşamamak veya farklı düşünmek, birine karşı çıkmak veya muhalefet etmek, sözünü tutmamak/yerine getirmemek, karşılıklı takip etmek/dönüşümlü olmak/değişmek, sürekli ileri geri hareket etmek (gelip gitmek), farklı olmak/benzememekarkası-
10تَنْزِيلٌtenzīlunن ز لinmek, aşağı gelmek, olaylara rastlamak, bir yere inip konmak, bir yerde konakmak. indirmek, gönderme. Bir misafir için hazırlanan şey, ikametgah, hediye. Konak, mevki. Aşağı indirmek, göndermek. Aşağı inme, vahiy, düzenli derleme, kademeli vahiy.indirilmiştir
11مِنْmin-nden
12حَكِيمٍHakīminح ك مEngellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli yetkiyi/yargı yetkisini/kuralı/egemenliği/yönetimi uygulamak, bir şeyi emretmek veya düzenlemek veya karara bağlamak, bilge olmak, sağlam muhakeme yeteneğine sahip olmak, bilgi veya bilim ve hikmet sahibi olmak, beceri kullanarak bir şeyi sağlam/kararlı/kusursuz/eksikliklerden arınmış hale getirmek.hüküm ve hikmet sahibi-
13حَمِيدٍHamīdinح م دBirini övmek veya yüceltmek veya takdir etmek, birisinden olumlu olarak bahsetmek, bir şeyi onaylamak, birine hakkını ödemek/vermek, övgüye değer veya takdire şayan olmak.çok övülenden

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ne önceden onun hükümlerini iptâl eden bir kitap gelmiştir, ne de ondan sonra gelir ve bâtıl, ona zarar veremez; hüküm ve hikmet sâhibinden, hamde lâyık mâbut tarafından indirilmiştir.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ne önceden onun hükümlerini iptâl eden bir kitap gelmiştir, ne de ondan sonra gelir ve bâtıl, ona zarar veremez; hüküm ve hikmet sâhibinden, hamde lâyık mâbut tarafından indirilmiştir.

Adem Uğur

Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir.

Ahmed Hulusi

Önünden de (açıkça), ardından (dolaylı) da olsa boş görüş O'na ulaşmaz! Hakiym ve Hamiyd'den tenzildir (boyutsal açığa çıkarma)!

Ahmet Tekin

Şimdi ve daha sonra Kur’ân’a, kenarından köşesinden, açık ve gizli, boş, gereksiz, düzeltilmeye, değiştirilmeye muhtaç, hükümsüz bir söz, bâtıl karışmamıştır ve karışmayacaktır. O, övgüye, şükre lâyık, hikmet sahibi ve hükümran olan Allah’ın bölüm bölüm indirdiği bir kitaptır.

Ahmet Varol

Batıl ona ne önünden ne de arkasından gelebilir. (O) hikmet sahibi, çok övülen (Allah) tarafından indirilmiştir.

Ali Bulaç

Batıl, ona önünden de, ardından da gelemez. (Çünkü Kur'an,) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)tan indirilmedir.

Ali Fikri Yavuz

Ona ne önünden ne ardından (asla) bâtıl yaklaşamaz. O, Hamîd, herkes tarafından öğülen; Hakîm, hikmet sahibi olan Allah’dan indirilmedir.

Ali Rıza Safa

Gerçeğe aykırı olan, Onun önünden ve arkasından yaklaşamaz. Bilgelik ve Adaletle Yönetenden; Övgülere Yaraşandan indirilmiştir.

Bayraktar Bayraklı

Batıl, Kur'an'a önünden de ardından da gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah tarafından indirilmiştir.

Bekir Sadak

(41-42) Kitap kendilerine gelince, onlar, onu inkar etmislerdir; oysa o, degerli bir Kitap'dir. Gecmiste ve gelecekte onu batil kilacak yoktur. Hakim ve ovulmege layik olan Allah katindan indirilmedir.

Celal Yıldırım

Ne önünden ne ardından bâtıl Ona gelip (sokulamaz). O, yegâne hikmet sahibi, her türlü güzel övgüye lâyık olan (Allah)'dan indirilmedir.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Asılsız bir şey ona ne önünden ne arkasından yaklaşabilir. O, hikmet sahibi, övgüye lâyık olan Allah katından indirilmiştir.

Diyanet İşleri

Ona ne önünden ne de ardından batıl gelemez. O, hüküm ve hikmet sahibi, övülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir.

Diyanet İşleri (eski)

(41-42) Kitap kendilerine gelince, onlar, onu inkar etmişlerdir; oysa o, değerli bir Kitap'dır. Geçmişte ve gelecekte onu batıl kılacak yoktur. Hakim ve övülmeğe layık olan Allah katından indirilmedir.

Diyanet Vakfi

Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, çok övülen Allah'tan indirilmiştir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ona ne önünden, ne de ardından batıl gelemez. O hüküm ve hikmet sahibi, öğülmeye layık olan Allah tarafından indirilmiştir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ona ne önünden, ne ardından batıl yaklaşamaz. O, bütün kainatın övdüğü bir hikmet sahibi tarafından peyderpey indirilmiştir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ona ne önünden ne ardından batıl yaklaşamaz, bütün kainatın öğdüğü hamid bir hakimden indirilme bir tenzil

Erhan Aktaş

Ona önünden ve arkasından batıl yaklaşamaz. En İyi Hüküm Veren, Övgüye Değer Yegane Varlık tarafından indirilmiştir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ona önünden ve arkasından batıl yaklaşamaz. En İyi Hüküm Veren, Övgüye Değer Yegane Varlık tarafından indirilmiştir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ona önünden ve arkasından batıl yaklaşamaz. En İyi Hüküm Veren, Övgüye Değer Yegane Varlık tarafından indirilmiştir.

Fizilal-il Kuran

Geçmişte ve gelecekte ona batıl karışmaz. Her yaptığını bir hikmete göre yapan ve övülmeye layık Allah katından indirilmiştir.

Gültekin Onan

Batıl ona önünden de, ardından da gelemez. (Çünkü Kuran) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülenden indirilmedir.

Hamdi Döndüren

Ona ne önünden ne arkasından batıl yaklaşamaz. O, herkesçe övülen, tam hüküm ve hikmet sahibi olan Allah tarafından indirilmiştir.

Hasan Basri Çantay

Ki ne önünden, ne ardından ona hiçbir baatıl (yanaşıb) gelemez. (O), bütün kainatın hamdetdiği, O yegane hukum ve hikmet saahibi (Allah) dan indirilmedir.

Hasib Asutay

Ona önünden de ardından da bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi, övgüye değer olan (Allah)dan indirilmiştir.

Hayrat Neşriyat

O’na (o Kur’ân’a) ne önünden, ne de arkasından bâtıl (yaklaşıp) gelemez. (O,)Hakîm (her işi hikmetli olan), Hamîd (hamd edilmeye çok lâyık olan Allah) tarafından indirilmedir.

İbni Kesir

Önünden de, ardından da batıl sokulamaz. O, Hakim, Hamid katından indirilmedir.

Mehmet Okuyan

Ona önünden de arkasından da batıl gelemez. O doğru hüküm veren, övgüye layık olan (Allah)’tan indirilmedir.

Muhammed Esed

Hiçbir boşluk ve anlamsızlık ona ne açıkça yaklaşabilir, ne de gizlice, (çünkü o) hikmet Sahibi ve övgüye layık olan tarafından indirilmiştir.

Mustafa İslamoğlu

Hiçbir anlam ve amacından saptırma çabası ona ne önünden açıkça, ne de ardından gizlice ilişemez: o, her tür övgüye layık, hükmünde isabetli olan tarafından indirilmiştir.

Ömer Nasuhi Bilmen

O'na ne önünden ve ne de ardından bâtıl bir şey gelemez. Hakîm, hamîd olandan indirilmiştir.

Ömer Öngüt

Ona ne önünden ne de ardından bâtıl gelemez. O, hikmet sahibi ve övülmeye lâyık olan Allah katından indirilmiştir.

Suat Yıldırım

(41-42) Kendilerine gelen bu şanı yüce dersi inkâr edenler elbette cezadan kurtulamazlar. Halbuki o eşsiz ve pek kıymetli bir kitaptır. Öyle bir kitaptır ki batıl ona ne önünden, ne ardından, hiç bir taraftan yol bulamaz.(Tam hüküm ve hikmet sahibi, bütün hamdlerin ve övgülerin sahibi) o Hakîm ve Hamîd tarafından indirilmiştir.

Süleyman Ateş

Ki ne önünden, ne de arkasından onu boşa çıkaracak bir söz gelmez. (O) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)dan indirilmiştir.

Süleymaniye Vakfı

Batıl, önünden de arkasından da ona yanaşamaz. O, daima doğru kararlar veren ve yaptığını mükemmel yapan Allah tarafından indirilmiştir.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Batıl ona, önünden de arkasından da yanaşamaz. Doğru kararlar veren ve yaptığını güzel yapan Allah tarafından indirilmiştir.

Şaban Piriş

Ona önünden ve ardından hiçbir batıl gelemez. Hakim ve hamd'e layık olanın indirmesidir.

Tefhim-ul Kuran

Batıl, ona önünden de ardından da gelemez. (Çünkü Kur'an,) Hüküm ve hikmet sahibi, çok övülen (Allah)tan indirilmedir.

Ümit Şimşek

Ne önünden, ne arkasından ona hiçbir bâtıl yaklaşamaz. O, sonsuz hikmet sahibi ve her türlü övgüye lâyık olan Allah tarafından indirilmiştir.

Yaşar Nuri Öztürk

Batıl ona, ne önünden gelebilir ne de arkasından. Hakim ve Hamid Allah'tan bir indirmedir o.

Azerice (1)

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Nə öncə, nə də sonra batil ona yol tapa bilməz (Şeytan onun bir sözünü, bir hərfini belə dəyişə bilməz). O, hikmət sahibi, şükrə (təʼrifə) layiq olan (bütün işləri bəyənilən Allah) tərəfindən nazil edilmişdir.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

nichts Falsches kann an ihn herankommen, weder von vorn, noch von hinten. Es ist eine Offenbarung vom Allweisen, Dankenswürdigen.

Almanca — Der Edle Quran

an das das Falsche weder von vorn noch von hinten herankommt, eine Offenbarung von einem Allweisen und Lobenswürdigen.

Almanca — M. A. Rassoul

Falschheit kann nicht an es herankommen, weder von vorn noch von hinten. Es ist eine Offenbarung von einem Allweisen, des Lobes Würdigen.

Almanca — Muhammad Zaidan

Das für nichtig Erklärte kommt an ihn weder von vor ihm, noch von hinter ihm heran. Er ist eine sukzessive Hinabsendung von Einem Allweisen, Alllobenswürdigen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

A Book that is not open to falsehood, past, present or ever nor from any aspect. Even if assailed, its inherent power and operative influence are never hurt; it is a disclosure of knowledge, wisdom, and guidance authoritatively revealed by Him, Who is Hakimun (the Source of wisdom and wise mysterious dispensations), and Hamidun (Worthy of all praise.)

Abdul Haleem

which falsehood cannot touch from any angle, a Revelation sent down from the Wise One, Worthy of All Praise-

Abdullah Yusuf Ali

No falsehood can approach it from before or behind it: It is sent down by One Full of Wisdom, Worthy of all Praise.

Abul A'la Maududi

Falsehood may not enter it from the front or from the rear. It is a revelation that has been sent down from the Most Wise, the Immensely Praiseworthy.

Aisha Bewley

falsehood cannot reach it from before it or behind it – it is a revelation from One who is All-Wise, Praiseworthy.

Al-Hilali & Khan

Falsehood cannot come to it from before it or behind it: (it is) sent down by the All-Wise, Worthy of all praise (Allâh عز وجل).

Ali Quli Qarai

falsehood cannot approach it, from before it nor from behind it, a [gradually] sent down [revelation] from One all-wise, all-laudable.

Amatul Rahman Omar

Falsehood cannot approach it (- the Qur'ân) neither from the front nor from behind. (It is) a revelation that proceeds portion by portion from One All-Wise, the Most Praiseworthy (God).

Arthur John Arberry

falsehood comes not to it from before it nor from behind it; a sending down from One All-wise, All-laudable.

Bijan Moeinian

No falsehood can enter into the God’s [original] Book [which is revealed to all prophets] throughout the time; it is a revelation of the Most Wise and the Most Praiseworthy.

E. Henry Palmer

falsehood shall not come to it, from before it, nor from behind it - a revelation from the wise, the praiseworthy One.

Edip-Layth

No falsehood could enter it, presently or afterwards; a revelation from a Most Wise, Praiseworthy.*

George Sale

Vanity shall not approach it, either from before it, or from behind it: It is a revelation from a wise God, whose praise is justly to be celebrated.

Hamid S. Aziz

Falsehood shall not come to it from before it nor from behind it, a revelation from the Wise, the Owner of Praise.

Mahmoud Ghali

Untruth does not come up to it before (Literally: between its two hands) it nor from behind it; a successive sending down from (One) Ever-Wise, Ever-Praiseworthy.

Marmaduke Pickthall

Falsehood cannot come at it from before it or from behind it. (It is) a revelation from the Wise, the Owner of Praise.

Mohamed Ahmed - Samira

Falsehood cannot enter it from any side: It's a revelation from the all-wise and praiseworthy (God).

Muhammad Asad

no falsehood can ever attain to it openly, and neither in a stealthy manner, [since it is] bestowed from on high by One who is truly wise, ever to be praised.

Mustafa Khattab

It cannot be proven false from any angle. ˹It is˺ a revelation from the ˹One Who is˺ All-Wise, Praiseworthy.

Progressive Muslims

No falsehood could enter it, presently or afterwards; a revelation from a Most Wise, Praiseworthy.

Sahih International

Falsehood cannot approach it from before it or from behind it; [it is] a revelation from a [Lord who is] Wise and Praiseworthy.

Sam Gerrans

— Falsehood cannot reach it from before it or from after it — a revelation from One wise and praiseworthy.

Shabbir Ahmed

No falsehood can ever approach it openly or in stealth - a Revelation from all Wise, Owner of Praise.

Syed Vickar Ahamed

No falsehood can approach it (the Quran) from before or behind: It is sent down by (Allah, the One) full of Wisdom (Hakeem), Worthy of all Praise (Hameed).

Taqi Usmani

that cannot be approached by falsehood, neither from its front, nor from its behind -a revelation from the All-Wise, the Ever-Praised.

The Monotheist Group

No falsehood could enter it, presently or afterwards; a revelation from One Most Wise, Praiseworthy.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Le faux ne lʹatteint (dʹaucune part), ni par devant ni par derrière: cʹest une révélation émanant dʹun Sage, Digne de louange.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ne ji pêş wê ve, ne jî ji pişt wê ve pûçî têkilî wê nabe. Ew ji cem Xwedayê hekîm ê hemîd ve hatiye hinartin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

waar de onwaarheid van voren niet bij komt, noch van achteren, een neerzending door een Wijze en Lofwaardige.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Geene ijdelheid zal het bereiken, noch van voren noch van achteren; het is een openbaring van den wijzen God, wiens lof terecht wordt verkondigd.

Hollandaca — Siregar

De valsheid raakt hem (de Koran) niet, niet van voren en niet van achteren. (Het is) een neerzending van de Alwijze, de Geprezene.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Не приходит к ней [к этой Книге – Корану] ложь ни спереди, ни сзади [ни с какой стороны], (ведь Коран) (является) ниспосланием мудрого, достохвального (Аллаха).

Rusça — Osmanov

Не коснется его (т. е. Корана) ложь с какой бы то ни было стороны, он ниспослан Мудрым, Хвалимым.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

ingen lögn kan komma vid den vare sig öppet eller på hemliga vägar! Nej, den uppenbaras av en allvis Gud, som allt lov och pris tillkommer.