(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.

فَتَنَادَوْا مُصْبِحِينَ اَنِ اغْدُوا عَلٰى حَرْثِكُمْ اِنْ كُنْتُمْ صَارِمِينَ

fe tenādev muSbiHīne / eni ğdū ǎlā Harṧikum in kuntum Sārimīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَتَنَادَوْاfe tenādevن د وİlan etmek, çağırmak, çağrıda bulunmak, davet etmek, herhangi birine bir şey iletmek için çağırmak, selamlamak, sesli çağırmak, sesi yükseltmek, toplantıbirbirlerine seslendiler
2مُصْبِحِينَmuSbiHīneص ب حSabahleyin ziyaret etmek veya selamlamak. Subhun/sabahun/isbaahun - sabah. Misbaahun (çoğulu masaabih) - lamba. Sabbah (fiil 2) - gelmek, ulaşmak, selamlamak, sabahleyin içmek. Asbaha - sabah vaktine girmek, ortaya çıkmak, bir şey yapmaya başlamak, olmak, meydana gelmek, vuku bulmak. Musbih - sabahleyin bir şey yapan veya sabaha giren kişi.sabahleyin
1اَنِenidiye
2اغْدُواğdūغ د وSabahın erken vakti, yarın, sabah, sabah namazı ile güneşin doğuşu arasındaki zaman, günün ilk bölümüerkenden gidin
3عَلٰىǎlā
4حَرْثِكُمْHarṧikumح ر ثSürmek ve ekmek, yetiştirmek, bir şeyi kesmek, (mal) edinmek, servet biriktirmek, geçim aramak, çalışmak veya emek vermek, toprağı sürmek, bir şeyi derinlemesine incelemek, incelemek/bakmak/dikkatle araştırmak/soruşturmak, bir şeyi akla getirmek.ekininize
5اِنْineğer
6كُنْتُمْkuntumك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
7صَارِمِينَSārimīneص ر مKesmek, biçmek, koparmak, kırılmak, meyve toplamak, budamak. Saarim - meyve kesen veya toplayan kişi. Sariim - tüm meyveleri toplanmış bahçe, yanıp kararmış gibi karanlık gece.devşirecekseniz

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Sabahleyin birbirlerine sesleniyorlardı.

Abdulkadir Gölpınarlı

Sabahleyin birbirlerine sesleniyorlardı.

Adem Uğur

Sabah olurken birbirlerine seslendiler.

Ahmed Hulusi

Sabah olurken (kalktıklarında) birbirlerine seslendiler:

Ahmet Tekin

Sabah olmak üzereyken birbirlerine seslendiler.

Ahmet Varol

Sabahleyin birbirlerine seslendiler.

Ali Bulaç

Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.

Ali Fikri Yavuz

Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:

Ali Rıza Safa

Sabahleyin, birbirlerine seslendiler:

Bayraktar Bayraklı

- Sabahleyin birbirlerine şöyle seslendiler: "Eğer ürünlerinizi devşirecekseniz erkenden bostanlarınıza gidiniz!"

Bekir Sadak

(21-22) Sabah erken: «Urunlerinizi devsirecekseniz erken cikin» diye birbirlerine seslendiler.

Celal Yıldırım

Sabahleyin birbirlerine seslendiler:

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Sabahleyin birbirlerine şöyle seslendiler:

Diyanet İşleri

(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.

Diyanet İşleri (eski)

(21-22) Sabah erken: 'Ürünlerinizi devşirecekseniz erken çıkın' diye birbirlerine seslendiler.

Diyanet Vakfi

(21-22) (Beri tarafta ise) onlar, sabah olurken: Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsülünüzün başına gidin! diye birbirlerine seslendiler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Derken sabahleyin birbirlerine seslendiler:

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Derken sabaha yakın birbirlerine seslendiler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Derken sabaha yakın birbirlerine seslendiler

Erhan Aktaş

Sabah olunca birbirlerine seslendiler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Sabah olunca birbirlerine seslendiler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Sabah olunca birbirlerine seslendiler.

Fizilal-il Kuran

Sabahleyin birbirlerine seslendiler.

Gültekin Onan

Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.

Hamdi Döndüren

Sabahleyin birbirine seslendiler.

Hasan Basri Çantay

İşte sabaha karşı birbirlerini çağırdılar.

Hasib Asutay

Sabahleyin birbirine seslendiler:

Hayrat Neşriyat

(21-22) Nihâyet sabaha ulaşan kimseler iken: 'Eğer (bahçenizi) devşirecek olanlarsanız, erkenden mahsûlünüzün başına gidin!' diye birbirlerine seslendiler.

İbni Kesir

Sabah erken birbirlerine seslendiler;

Mehmet Okuyan

Sabah olurken birbirlerine şöyle seslenmişlerdi:

Muhammed Esed

Sabah erken kalktıklarında birbirlerine seslendiler:

Mustafa İslamoğlu

Derken, sabahın köründe birbirlerine seslendiler.

Ömer Nasuhi Bilmen

(20-21) Artık o bostan yanarak simsiyah kesilmiş gibi bir hale dönüverdi. Derken sabahladıkları vakit birbirlerine seslendiler.

Ömer Öngüt

Sabah olurken birbirine seslendiler:

Suat Yıldırım

(21-22) Onlar ise olup bitenden habersiz, neşeli neşeli birbirlerine seslendiler: "Haydi, mâdem devşireceksiniz, çabuk ekininizin başına!"

Süleyman Ateş

Sabahleyin birbirlerine seslendiler:

Süleymaniye Vakfı

Sabahleyin birbirlerine şöyle seslendiler:

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Sabah olunca bahçenin sahipleri biribirlerine seslendiler:

Şaban Piriş

Sabahleyin birbirlerine seslendiler:

Tefhim-ul Kuran

Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.

Ümit Şimşek

Sabah olduğunda seslendiler:

Yaşar Nuri Öztürk

Sabaha çıktıklarında birbirlerine seslendiler:

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar səhər qalxdıqda bir-birlərini çağırdılar:

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onlar səhər qalxıb bir-birini belə səslədilər:

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Am Morgen riefen sie einander zu:

Almanca — Der Edle Quran

Da riefen sie bei Tagesanbruch einander zu:

Almanca — M. A. Rassoul

Dann riefen sie am Morgen einander zu

Almanca — Muhammad Zaidan

Dann riefen sie einander am Morgen (zu):

English (26)

Abdel Khalek Himmat

When they woke up they held discourse to hasten the course of action and expedite their desire.

Abdul Haleem

Still they called each other at daybreak,

Abdullah Yusuf Ali

As the morning broke, they called out, one to another,-

Abul A'la Maududi

At daybreak they called out to one another:

Aisha Bewley

In the morning they called out to one another,

Al-Hilali & Khan

Then they called out one to another as soon as the morning broke.

Ali Quli Qarai

At dawn they called out to one another,

Amatul Rahman Omar

Meanwhile they called one to another at the break of dawn,

Arthur John Arberry

In the morning they called to one another,

Bijan Moeinian

As they woke up they said:…

E. Henry Palmer

And they cried to each other in the morning,

Edip-Layth

They called on one another when they awoke.

George Sale

And they called the one to the other as they rose in the morning, saying,

Hamid S. Aziz

And they called out to each other in the morning (unaware of what had happened),

Mahmoud Ghali

Then in the (early) morning they called out to one another,

Marmaduke Pickthall

And they cried out one unto another in the morning,

Mohamed Ahmed - Samira

At daybreak they called to each other:

Muhammad Asad

Now when they rose at early morn, they called unto one another,

Mustafa Khattab

Then by daybreak they called out to each other,

Progressive Muslims

They called on one another when they awoke.

Sahih International

And they called one another at morning,

Sam Gerrans

Then called they to one another in the morning:

Shabbir Ahmed

Now, in the morning, they called out unto one another.

Syed Vickar Ahamed

As the morning broke, they called out, one to another—

Taqi Usmani

So, they called out each other as the morning broke,

The Monotheist Group

They called on one another when they awoke.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Le (lendemain) matin, ils sʹappelèrent les uns les autres:

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Serê sibehê gazî hev kirin da ku herin nav baxçê xwe.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Toen riepen zij ʹs morgens tegen elkaar:

Hollandaca — Salomo Keyzer

En zij riepen elkander, toen zij des morgens opstonden, zeggende:

Hollandaca — Siregar

Toen riepen zij tot elkaar in de ochtend.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И позвали они один другого, когда настало утро:

Rusça — Osmanov

Утром они стали звать друг друга:

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

I gryningen ropade de till varandra: