(54-55) Senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. Oysa azap kafirleri üstlerinden ve ayaklarının altından bürüyeceği gün, şüphesiz cehennem onları mutlaka kuşatmış olacaktır. Allah, onlara, "Yapmakta olduklarınızın cezasını tadın" diyecektir.

يَسْتَعْجِلُونَكَ بِالْعَذَابِ وَاِنَّ جَهَنَّمَ لَمُحِيطَةٌ بِالْكَافِرِينَ يَوْمَ يَغْشٰيهُمُ الْعَذَابُ مِنْ فَوْقِهِمْ وَمِنْ تَحْتِ اَرْجُلِهِمْ وَيَقُولُ ذُوقُوا مَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ

yesteǎ'cilūneke bi l-ǎƶābi ve inne cehenneme le muHīTatun bi l-kāfirīne / yevme yeğşāhumu l-ǎƶābu min fevḳihim ve min teHti erculihim ve yeḳūlu ƶūḳū mā kuntum teǎ'melūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1يَسْتَعْجِلُونَكَyesteǎ'cilūnekeع ج لAcele etmek, hızlanmak, ivmelenmek, aceleci olmak, telaşla hareket etmek, üzerinden çabucak geçmek, hızlıca yapmak. ajalun - acele, telaş. ajil - aceleyle uzaklaşan, geçici. ista'jala - acele etmeyi istemek veya arzu etmek, birini bir şeyi yapmakta acele etmeye teşvik etmek. ijlun - buzağı.senden çabucak istiyorlar
2بِالْعَذَابِbi l-ǎƶābiع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12azabı
3وَاِنَّve inneve şüphesiz
4جَهَنَّمَcehennemeجهنمcehennem
5لَمُحِيطَةٌle muHīTatunح و طKorumak/muhafaza etmek, bir insanı veya şeyi güvende tutmak/korumak/sahiplenmek, bir insanı veya şeyi savunmak, bir insana veya şeye sık sık dikkat göstermek, bir insanın şeylerini gözetmek veya önemsemek, bir insana acımak veya sevgi beslemek, bir insanın işlerini üstlenmek/gözetmek/idare etmek, uzaklaşmak, ayrılmak ve karşı gelmek, akraba bağını korumak ve sahiplenmek, bir şeyi kendine çekmek veya sıkıştırmak ve korumak, bir şeyi çevrelemek/kuşatmak, bir şeyi kendi hakimiyet ve himayesi altında tutmak, bir şeyi tekeline almak, bir insanı bir şeye yönlendirmeye veya eğilmeye çalışmak, bir insanı hileli veya kurnazca bir şekilde kandırmaya çalışmak (yani ondan istediği ve reddedildiği bir konuda), bir insanı veya şeyi çevrelemek/kuşatmak/sarmak/kapatmak/engellemek, bir insanın veya şeyin yanlarını kucaklamak veya kuşatmak, bir şeyi veya birini kendi hakimiyetinde veya gücünde tutmak, yok etmek veya yıkıma neden olmak, bir şeyin her yanını kuşatmak (ve kaçış olanağı bırakmamak), bir şeyi tamamen kendine almak ve başkalarını bundan mahrum bırakmak, bir şeyi dışarıdan ve içeriden tümüyle kavramak veya bilmek, bir şeyin en ince ayrıntısına varmak, bir şeyi kapsamlı ve eksiksiz bilmek, sağduyuyla veya öngörüyle veya iyi muhakemeyle bir rotayı veya bir şeyi takip etmek, tedbir almak, en güvenli yolu seçmek, en başarılı yolları aramak, en güvenli yöntemi seçmek.kuşatmış iken
6بِالْكَافِرِينَbi l-kāfirīneك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaretinkarcıları
1يَوْمَyevmeي و مGün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyecio gün
2يَغْشٰيهُمُyeğşāhumuغ ش وaldatmak, kandırmak, gizlemek, hile yapmak, göz boyamak, yanıltmak, saklamakonları örter
3الْعَذَابُl-ǎƶābuع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12azab
4مِنْmin-nden
5فَوْقِهِمْfevḳihimف و قRütbe veya mükemmellikte üstün olmak, üstesinden gelmek, geçmek, üstünde/üzerinde olmak, üzerinde, üzerine, daha fazla, yüksekte olmak. Fauq - üstünde/üzerinde/daha fazla/üstün anlamında bir edattır. Fawaq - iki sağım/emzirme arasındaki zaman, kişinin elini açması ve memeyi kavraması arasındaki süre ve sonra sağım için bırakması, sağım sırasında el açma ve kapama arasındaki gecikme ve zaman aralığı. Afaqa - kendine gelmek, iyileşmek (bayılma veya hastalıktan sonra), uyanmak (uykudan), hatırlamak.üstleri-
6وَمِنْve minve
7تَحْتِteHtiت ح تAlt tarafta olan, aşağı kısım, alt, alt taraf, aşağı, bayır, dağın eğimli yüzeyi, alt seviye. Fevk/yukarı'nın zıt anlamlısıdır.altından
8اَرْجُلِهِمْerculihimر ج لYürümek, ayakla itmek, yürümek, ayaklarından bağlamak, (dişinin) yavrusunu emzirmesine izin vermek, (saç) kıvırcık olmak, annesiyle serbest bırakmak. Rajjala - birini rahatlatmak, saç taramak, mühlet vermek. Tarajjala - ipsiz inmek. Rijlatun - yürümede güç. Rijlun - ayak, askerler, iyi yürüyücü, serseri. Arajil - avcılar, yaya. Rajulun - erkek insan, adam, saçı olan kişi. Rajilun - ayak, yayalar (yavaş yürüyenler). Rijlain - iki ayak. Arjul (çoğul) - ayaklar.ayaklarının
9وَيَقُولُve yeḳūluق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveleve (Allah) der ki
10ذُوقُواƶūḳūذ و قTadmak, tatmak, tat, zevk, hoşa giden şey, beğeni, damak tadı, keyif, hoşlanmak, zevk almak, haz duymak, estetik duygutadın
11مَاne
12كُنْتُمْkuntumك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinidiyseniz
13تَعْمَلُونَteǎ'melūneع م لiş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel, suistimal), mamul, muamele, teamül, imalatyapıyor

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Senden, azâbın, çabucak gelmesini isterler ve şüphe yok cehennem elbette kâfirleri kuşatmıştır zâten.

Adem Uğur

(Evet) senden azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Hiç şüpheleri olmasın, cehennem kâfirleri çepeçevre kuşatacaktır.

Ahmed Hulusi

Azaplarını (ölümü) senden acele istiyorlar. . . Muhakkak ki Cehennem (el an) hakikat bilgisini inkar edenleri ihata etmiştir!

Ahmet Tekin

Evet senden küstahça âcilen dünyada kendilerini cezalandırmanı istiyorlar. Şüpheleri olmasın, Cehennem kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar eden kâfirleri abluka altına almıştır.

Ahmet Varol

Senden azabı çarçabuk istiyorlar. Halbuki cehennem inkarcıları çepeçevre kuşatacaktır.

Ali Bulaç

Azab konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Oysa cehennem, o inkar edenleri gerçekten kuşatıp durmaktadır.

Ali Fikri Yavuz

Senden acele azab istiyorlar; halbuki cehennem, kâfirleri muhakkak kuşatacaktır (onları içine alıb toplayacaktır).

Ali Rıza Safa

Cezayı, ivedi olarak senden istiyorlar. Aslında, nankörlük edenleri, kesinlikle cehennem kuşatmıştır.

Bayraktar Bayraklı

Senden, azabı çabucak getirmeni istiyorlar. Hiç şüpheleri olmasın, cehennem, kafirleri çepeçevre kuşatacaktır.

Bekir Sadak

(54-55) Senden azabi acele bekliyorlar. Dogrusu azap tepelerinden, ayaklarinin altindan kendilerini icine aldigi gun, cehennem inkarcilari kusatacaktir. O gun Allah: «Yaptiklarinizin karsiligini tadin» der.

Celal Yıldırım

Senden azâbın acele gelmesini istiyorlar, (aceleye gerek yok). Cehennem zaten kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(Evet!) Onlar senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Kuşkuları olmasın, cehennem inkârcıları kuşatmış durumda!

Diyanet İşleri

(54-55) Senden azabın çabucak gelmesini istiyorlar. Oysa azap kafirleri üstlerinden ve ayaklarının altından bürüyeceği gün, şüphesiz cehennem onları mutlaka kuşatmış olacaktır. Allah, onlara, "Yapmakta olduklarınızın cezasını tadın" diyecektir.

Diyanet İşleri (eski)

(54-55) Senden azabı acele bekliyorlar. Doğrusu azap tepelerinden, ayaklarının altından kendilerini içine aldığı gün, cehennem inkarcıları kuşatacaktır. O gün Allah: 'Yaptıklarınızın karşılığını tadın' der.

Diyanet Vakfi

(Evet) senden azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Hiç şüpheleri olmasın, cehennem kâfirleri çepeçevre kuşatacaktır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

(Evet) senden azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Halbuki cehennem, hiç şüpheleri olmasın, kâfirleri kuşatacaktır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Senden acele azap istiyorlar, oysa cehennem kafirleri kuşatıp duruyor.

Elmalılı Hamdi Yazır

Senden acele azab istiyorlar, halbuki Cehennem kafirleri kuşatıp duruyor

Erhan Aktaş

Senden azabı hemen getirmeni istiyorlar. Oysaki Cehennem kesinlikle Kafirleri çepeçevre kuşatacaktır.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Senden azabı hemen getirmeni istiyorlar. Oysaki Cehennem kesinlikle Kafirleri çepeçevre kuşatacaktır.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Senden azabı hemen getirmeni istiyorlar. Oysaki Cehennem kesinlikle gerçeği yalanlayan nankörleri çepeçevre kuşatacaktır.

Fizilal-il Kuran

Onlar senden azabımın bir an önce gerçekleşmesini isterler. Oysa cehennem, kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.

Gültekin Onan

Azab konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Oysa cehennem, o kafirleri gerçekten kuşatıp durmaktadır.

Hamdi Döndüren

Onlar, senden azabı çabuk istiyorlar. Oysa cehennem o inkârcıları çepeçevre kuşatmıştır.

Hasan Basri Çantay

(Evet) senden azabı çarçabuk (getirmeni) istiyorlar. Halbuki hakıykatde cehennem o kafirleri kuşatıb durmakdadır (da haberleri yok).

Hasib Asutay

(Evet) senden azabı çarçabuk (gelmesini) istiyorlar. Oysa cehennem inkârcıları çepeçevre kuşatıcıdır.

Hayrat Neşriyat

Senden azâbı acele istiyorlar. Doğrusu Cehennem, kâfirleri gerçekten kuşatıcıdır.

İbni Kesir

Senden azabı çarçabuk istiyorlar. Doğrusu cehennem kafirleri kuşatıp durmaktadır.

Mehmet Okuyan

(Evet) senden azabı acele (getirmeni) istiyorlar. Şüphesiz ki cehennem kâfirleri çepeçevre kuşatıcıdır.

Muhammed Esed

Onlar (Allah'ın) azabını çabuklaştırman için sana meydan okuyorlar: halbuki cehennem, hakikati inkar edenlerin tümünü kuşatacaktır;

Mustafa İslamoğlu

Onlar sana (meydan okuyarak) azabı çabuklaştırmanı istiyorlar; ama iyi bilsinler ki cehennem, inkara saplananları elbette çepeçevre kuşatacak;

Ömer Nasuhi Bilmen

Senden azabı çarçabuk istiyorlar. Halbuki, cehennem o kâfirleri elbette kuşatmış bulunmaktadır.

Ömer Öngüt

Onlar senden azabı çarçabuk istiyorlar. Halbuki cehennem kâfirleri mutlaka kuşatacaktır.

Suat Yıldırım

Senden çarçabuk başlarına azabı getirmeni istiyorlar. Ama ne diye böyle sabırsızlanıyorlar ki? Zaten cehennem kâfirleri kuşatmış bulunuyor.

Süleyman Ateş

Cehennem o nankörleri kuşatmış iken, onlar hala senden azabı çabuk istiyorlar.

Süleymaniye Vakfı

Senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. (Bilsinler ki) Cehennem kafirleri zaten kuşatacaktır.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar ha! Cehennem, nasıl olsa o kafirleri saracak.

Şaban Piriş

Senden azabın acele gelmesini istiyorlar. Oysa, cehennem kafirleri çepeçevre kuşatacaktır.

Tefhim-ul Kuran

Azab konusunda senden acele (davranmanı) istiyorlar. Oysa cehennem, o küfre sapanları gerçekten kuşatıp durmaktadır.

Ümit Şimşek

Onlar senden azabın çabuklaştırılmasını isteyedursun; Cehennem o kâfirleri çepeçevre kuşatmıştır.

Yaşar Nuri Öztürk

Azabı senden acele istiyorlar. Oysa cehennem, o küfre sapanları çepeçevre kuşatmış bulunuyor.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar səndən əzabın tez gəlməsini istəyirlər. Şübhəsiz ki, Cəhənnəm kafirləri bürüyəcəkdir.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onlar səndən əzabın tez gəlməsini istəyirlər. Həqiqətən, Cəhənnəm kafirləri qaplayacaqdır!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie drängen dich, die qualvolle Strafe Gottes zu beschleunigen. Die Hölle wird gewiß die Ungläubigen umfassen.

Almanca — Der Edle Quran

Sie wünschen von dir, die Strafe zu beschleunigen, doch wahrlich, die Hölle umfaßt die Ungläubigen,

Almanca — M. A. Rassoul

Sie verlangen von dir, daß du die Strafe beschleunigen sollst; doch wahrlich, Gahannam wird die Ungläubigen einschließen.

Almanca — Muhammad Zaidan

Sie fordern dich zur Eile mit der Peinigung auf. Und gewiß, Dschahannam wird die Kafir doch komplett umfassen

English (26)

Abdel Khalek Himmat

They challenge you to hasten on the retributive punishment and they do not realize that Hell besets the infidels who deny Allah on all sides.

Abdul Haleem

They challenge you to hasten the punishment: Hell will encompass all those who deny the truth,

Abdullah Yusuf Ali

They ask thee to hasten on the Punishment: but, of a surety, Hell will encompass the Rejecters of Faith!-

Abul A'la Maududi

They ask you to hasten the chastisement upon them although Hell encompasses the unbelievers.

Aisha Bewley

They ask you to hasten the punishment but Hell already encircles the kafirun.

Al-Hilali & Khan

They ask you to hasten on the torment. And verily, Hell, of a surety, will encompass the disbelievers.

Ali Quli Qarai

They ask you to hasten the punishment, and indeed hell will besiege the faithless

Amatul Rahman Omar

They still demand you to precipitate (their) punishment, while Gehenna will most surely spell the end of these disbelievers.

Arthur John Arberry

They demand of thee to hasten the chastisement! Lo, Gehenna encompasses the unbelievers.

Bijan Moeinian

The disbelievers challenge you to accelerate their punishment; they do not know that the Hell has already encircle them.

E. Henry Palmer

They will wish thee to hurry on the torment, but, verily, hell encompasses the misbelievers!

Edip-Layth

They hasten you for the retribution; while hell surrounds the ingrates.

George Sale

They urge thee to bring down vengeance swiftly upon them: But hell shall surely encompass the unbelievers.

Hamid S. Aziz

They will wish you to hasten on the doom (punishment); but were it not that a term had been appointed, the doom would have come upon them ere now. And verily it will come upon them suddenly when they perceive not.

Mahmoud Ghali

They ask you to hasten the torment, and surely Hell will indeed be encompassing the disbelievers.

Marmaduke Pickthall

They bid thee hasten on the doom, when lo! hell verily will encompass the disbelievers

Mohamed Ahmed - Samira

They want you to hasten the punishment: Hell will indeed surround the unbelievers.

Muhammad Asad

They challenge thee to hasten the coming upon them of [God’s] chastisement: but, verily, hell is bound to encompass all who deny the truth –

Mustafa Khattab

They urge you to hasten the punishment. And Hell will certainly encompass the disbelievers

Progressive Muslims

They hasten you for the retribution; while Hell surrounds the rejecters.

Sahih International

They urge you to hasten the punishment. And indeed, Hell will be encompassing of the disbelievers

Sam Gerrans

They ask thee to hasten the punishment! And Gehenna will encompass the false claimers of guidance

Shabbir Ahmed

They keep asking you to hasten the requital, but verily, Hell surrounds the rejecters of the Truth every moment of their lives. ((79:36), (82:16). And every action is getting instantly imprinted on each "Self").

Syed Vickar Ahamed

They ask you to hurry the (severe) punishment: But surely, Hell as the surety will hold (all) the rejecters of Faith!

Taqi Usmani

They ask you to bring the punishment soon, while the Jahannam is surely going to engulf the disbelievers

The Monotheist Group

They hasten you for the retribution; while Hell surrounds the rejecters.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Ils te demandent de hâter (la venue) du châtiment, tandis que lʹEnfer cerne les mécréants de toutes parts.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew ji te lezkirina ezab dixwazin, bêguman cehenemê dor li kafiran girtiye.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zij eischen van u, dat gij spoedig een wraak op hen zult doen nederkomen; maar de hel zal de ongeloovigen zekerlijk omringen.

Hollandaca — Siregar

Zij vragen jou om de bestraffing te laten bespoedigen. En voorwaar, de Hel omsluit zeker de ongelovigen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Они [многобожники] торопят тебя (о, Пророк) с наказанием [чтобы ты явил обещаемое им наказание] (в этом мире), (и оно непременно постигнет их). И, поистине, Геенна [Ад], однозначно, (будет) окружать неверных (в День Суда).

Rusça — Osmanov

Они побуждают тебя ускорить наказание. И, воистину, адский [огонь] подступит к неверным

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Ja, de (säger sig) önska att du skall skynda på straffet. Men helvetet skall omsluta dem som förnekade sanningen