Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı.

اِنَّ فِرْعَوْنَ عَلَا فِي الْاَرْضِ وَجَعَلَ اَهْلَهَا شِيَعًا يَسْتَضْعِفُ طَائِفَةً مِنْهُمْ يُذَبِّحُ اَبْنَٓاءَهُمْ وَيَسْتَحْيِ نِسَاءَهُمْ اِنَّهُ كَانَ مِنَ الْمُفْسِدِينَ

inne fir'ǎvne ǎlā fī l-erDi ve ceǎle ehlehā şiyeǎn yesteD'ǐfu Tāifeten minhum yuƶebbiHu ebnā'ehum ve yesteHyī nisā'ehum innehu kāne mine l-mufsidīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اِنَّinneşüphesiz
2فِرْعَوْنَfir'ǎvneفرعونFir'avn
3عَلَاǎlāع ل وYüksek olmak, yükseltilmiş olmak, yüce olmak, yüceltilmek, yükselmek, üstesinden gelmek, gururlu olmak, üstünde olmak, yukarı çıkmak, yükselmek, rütbe veya onurda yükselmek, kaldırmak, yukarı almak, binmek, üstüne çıkmakululandı (zorbalığa kalktı)
4فِي
5الْاَرْضِl-erDiا ر ضyer, yeryüzü, ülke, toprak. En, genişlik. Dönmek, yeşerip dal budak sarmak. Verimli, bereketli, üretken, bitki yönünden bol arazi. İnişli çıkışlı hareket için yer. Oyalanmak, beklemek, ummak, sabırlı olmak. Cennetin karşıtı olarak dünya, ve yerkürenin toprak yüzeyi anlamında, üzerinde yürüdüğümüz, oturduğumuz, uzandığımız yer. İyi arazi. Kalan, sabit, yerde beklenti içinde oyalanmak. Ağır, yavaş, halsiz, eğimli, veya yere doğru eğilimli olmak. Itaatkâr. Rahat bir durumdan kaynaklanan ürperme, baş dönmesi. Türkçe’ye girmiş türevler : arz, arazi, ardiyeyeryüzünde
6وَجَعَلَve ceǎleج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamakve böldü
7اَهْلَهَاehlehāا ه لsahip/insanlar/halk, okuyan/ezberleyen kişi, yönetici/sahip, ev halkı/aile/evde yaşayanlarhalkını
8شِيَعًاşiyeǎnش ي عYayılmak, dağılmak, başka biriyle uyumlu olmak, dostça davranmak, birlikte gitmek, benzer olmak, takipçi/yardımcı/arkadaş/yoldaş/ortak, ayrı parti/mezhep, doktrin/sistem/uygulama yoluçeşitli gruplara
9يَسْتَضْعِفُyesteD'ǐfuض ع فZayıf/güçsüz/hasta olmak. Bir kişiyi zayıf düşünmek, saymak, davranmak veya görmek. Aşmak, iki kat, çok katlı, ikiye katlamak, üçe katlamak, çoklu kelimeler. Benzer, eşit miktar veya bir o kadar daha.eziyordu
10طَائِفَةًTāifetenط و فGitme/yürüme eylemi, etrafta gezinme, dolaşma, seyahat etme, ona gelme, üzerine gelme, ziyaret, yaklaşma, yakınına gelme, sıkça etrafında dönme, kuşatmabir zümreyi
11مِنْهُمْminhumonlardan
12يُذَبِّحُyuƶebbiHuذ ب حBölmek/yırtmak, boğazını kesmek, kalmak, kurban etmek, açıp yırtmak, hendek, katletmek/katliam yapmak, çok sayıda öldürmek, kurban edilen şey, kurban, kesilen kişi.kesiyordu
13اَبْنَٓاءَهُمْebnā'ehumب ن يinşa etmek, yapmak, kurmak, oluşturmak, bina yapmak, yapı, nesil, soy, aileoğullarını
14وَيَسْتَحْيِve yesteHyīح ي يYaşamak, hayatta olmak, utanmak, geceyi uyanık geçirmek, toprağı gübrelemek/verimli hale getirmek, birini hayatta tutmak, birini sağ bırakmak, ihtiyatlılığı/ölçülülüğü/utangaçlığı kaldırmak, ölçüsüz/arsız yapmak, iyi durumda olmak, geçim araçlarına sahip olmak, belirgin/açık olmak, uzun ömürlü olmak, kötülük ve zarardan uzak olmak, egemenlik sahibi olmak, onurlandırılmak, fayda görmek, selamlamak, canlandırmak/diriltmek/hayat vermek, beslemek, canlandırmak/yeniden canlandırmak/diriltmek/hayata döndürmek, yaşam vermek/canlandırmak, (toprak için) işlenmek ve verimli hale getirilmek, uyanık kalmak, bir şeyden kaçınmak, sakınmak, utanç/çekingenlik/mahcubiyet hissetmek veya duymak, bir şeyi yapmaktan utanmak/çekinmek, bir şeyi küçümsemek veya hor görmek, bir şeyden kaçınmak/yapmayı reddetmekve sağ bırakıyordu
15نِسَاءَهُمْnisā'ehumن س وKadınlar. Bu kelimenin tekil hali yoktur.kadınlarını
16اِنَّهُinnehuçünkü o
17كَانَkāneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinidi
18مِنَmine-dan
19الْمُفْسِدِينَl-mufsidīneف س دyozlaşmak/bozulmak, geçersiz, çürümüş, kötü/taze olmayan/kirlenmiş, yanlış, kötü niyetli, hileli iş yapmak veya kötülük yapmak. fasad - yozlaşma/şiddet.bozguncular-

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Şüphe yok ki Firavun, yeryüzünde yücelmişti ve halkını bölük bölük etmişti ve onlardan bir topluluğu zayıf bir hâle getirmede, oğullarını kesmede, kadınlarını bırakmadaydı; hiç şüphe yok ki o, bozgunculardandı.

Abdulkadir Gölpınarlı

Şüphe yok ki Firavun, yeryüzünde yücelmişti ve halkını bölük bölük etmişti ve onlardan bir topluluğu zayıf bir hâle getirmede, oğullarını kesmede, kadınlarını bırakmadaydı; hiç şüphe yok ki o, bozgunculardandı.

Adem Uğur

Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını çeşitli zümrelere bölmüştü. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı.

Ahmed Hulusi

Muhakkak ki Firavun o bölgede üstünlük kurmuş ve oranın halkını çeşitli sınıflara bölmüştü. Onlardan bir sınıfı aciz bırakıp aşağılamak için, onların oğullarını boğazlıyor ve kadınlarını diri bırakıyordu. . . Muhakkak ki o, bozgunculardandı.

Ahmet Tekin

Firavun, ülkesinde, Mısır’da, güçlenmiş, yükselmiş, azmış, diktatör olmuştu. Halkını bölünmüş, sindirilmiş, baskı altına alınmış, birbirine diş bileyen kapalı gruplar haline getirmişti. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, temel hak ve hürriyetlerini yok sayıyor, oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise öldürmeyip sağ bırakıyordu. Belli ki o, yeryüzünü fesada verenlerden, bozgunculardandı.

Ahmet Varol

Doğrusu Firavun (bulunduğu) yerde büyüklenmiş ve oranın ahalisini gruplara ayırmıştı. Onlardan bir kitleyi zayıf düşürüyor (eziyor), onların oğullarını öldürüp kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı.

Ali Bulaç

Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.

Ali Fikri Yavuz

Çünkü Firavun o yerde (Mısır’da) baş kaldırmış ve ahalisini parçalara bölüp kendisine bağlamıştı. Onlardan bir topluluğu ezmek istiyerek oğullarını boğazlatıyor, kadınlarını diri bırakıyordu. (Bu zulme uğrayanlar İsrailoğullarıdır. Çünkü bir kâhin, Firavun’a: İsrailoğullarından erkek bir çocuk dünyaya gelecek ve saltanatını yok edecek, demişti). Şüphesiz o fesadçılardandı.

Ali Rıza Safa

Aslında, Firavun, yeryüzünde büyüklük taslamış ve halkını ayrıştırmıştı. Onların arasından bir kümeyi güçsüz düşürüyor; oğullarını öldürüp, kadınlarını da sağ bırakıyordu. O, kesinlikle bozgunculuk yapanlar arasındaydı.

Bayraktar Bayraklı

Firavun, orada zorbalığa kalktı, halkını çeşitli gruplara ayırdı. Onlardan bir grubu zayıflatıyor, oğullarını kestiriyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.

Bekir Sadak

Firavun memleketin basina gecti ve halkini firkalara ayirdi. Iclerinden bir toplulugu gucsuz bularak onlarin ogullarini bogazliyor, kadinlari sag birakiyordu; cunku o, bozguncunun biriydi.

Celal Yıldırım

Şüphesiz ki Fir'avn yeryüzünde (Mısır ülkesinde) yükselip iyice azıttı ve ora halkını farklı zümrelere ayırdı; onlardan bir zümreyi güçsüz hale sokup erkek çocuklarını boğazlıyor, kız çocuklarını sağ bırakıyordu. Doğrusu o, fitne ve fesâd çıkaranlardan idi.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Kuşkusuz ülkesinde Firavun ululuk taslamış, (ayırımcılık yaparak) halkını da gruplara ayırmıştı. Gruplardan birini, erkek çocuklarını kıyımdan geçirip kızlarını sağ bırakarak güçsüz düşürmek istiyordu. Hiç kuşkusuz o huzur ve güveni bozanlardandı.

Diyanet İşleri

Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı.

Diyanet İşleri (eski)

Firavun memleketin başına geçti ve halkını fırkalara ayırdı. İçlerinden bir topluluğu güçsüz bularak onların oğullarını boğazlıyor, kadınları sağ bırakıyordu; çünkü o, bozguncunun biriydi.

Diyanet Vakfi

Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını çeşitli zümrelere bölmüştü. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Çünkü Firavun, (Mısır) toprağında gerçekten azmış, halkını parça parça etmişti. Onlardan bir zümreyi güçsüz buluyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kızlarını ise sağ bırakıyordu. Belli ki o bozgunculardandı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Çünkü Firavun, o yerde baş kaldırmış ve halkını fırka fırka edip arkasına takmıştı; onlardan bir grubu ezmek istiyor; oğullarını boğazlatıyor, kadınlarını hayata atıyordu. O kesinlikle bozgunculardandı.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü Fir'avn o yerde baş kaldırmış ve ahalisini fırka fırka edip arkasına takmıştı, onlardan bir taifeyi ezmek istiyor, oğullarını boğazlatıyor ve kadınlarını hayata atıyordu, o cidden müfsidlerden idi

Erhan Aktaş

Gerçek şu ki: Firavun, büyüklenerek halkını sınıflara ayırdı. Onlardan bir sınıfı güçsüz düşürerek ezmek istiyor; erkek çocuklarını boğazlatıyor ve kadınlarını sağ bırakıyordu. Kuşkusuz o, bozgunculardandı.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Gerçek şu ki: Firavun, büyüklenerek halkını sınıflara ayırdı. Onlardan bir sınıfı güçsüz düşürerek ezmek istiyor; erkek çocuklarını boğazlatıyor ve kadınlarını sağ bırakıyordu. Kuşkusuz o, bozgunculardandı.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Gerçek şu ki: Firavun, büyüklenerek halkı sınıflara ayırdı. Onlardan bir sınıfı güçsüz düşürerek ezmek istiyor; erkek çocuklarını boğazlatıyor ve kadınlarını sağ bırakıyordu. Kuşkusuz o, bozgunculardandı.

Fizilal-il Kuran

Firavun ülkesinde ululandı ve zorbalığa kalktı, halkını çeşitli sınıflara böldü. Onlardan bir topluluğu (İsrailoğulları'nı) zayıflatıyor, oğullarını kesiyor, kadınları sağ bırakıyordu. Çünkü o bozguncunun biriydi.

Gültekin Onan

Gerçek şu ki Firavun yeryüzünde büyüklenmiş ve oranın ehlini (halkını) birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu; çünkü o, bozgunculardandı.

Hamdi Döndüren

Firavun (Mısır) beldesinde azmış, halkını çeşitli sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir sınıfı güçsüz bırakıyor, bunların oğullarını boğazlıyor, kız çocuklarını ise sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı.

Hasan Basri Çantay

Hakıykat, Fir'avn o yerde teğalübe kalkdı, ora ehalisini fırkalar haaline getirdi. Onlardan bir zümreyi za'fa uğratıyor, bunların oğullarını boğazlıyor, (yalınız) kızlarını diri bırakıyordu. Çünkü o fesadcılardandı.

Hasib Asutay

Gerçekte Firavun yeryüzünde (Mısır'da) azmış, halkını çeşitli gruplara ayırmıştı. Onlardan bir zümreyi (2) güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlıyor, kadınlarını (kızlarını) sağ bırakıyordu. (3) Çünkü o, fesat çıkaranlardan idi. (2. Âyette sözü edilen zümre İsrailoğullarıdır.) (3. Çünkü bir kâhin Firavun'a İsrailoğulları içinde bir çocuğun, mülkünü elinden alacağını söylemişti. Bunun üzerine Firavun İsrailoğullarının erkek çocuklarının öldürülmesini emretmişti.)

Hayrat Neşriyat

Gerçekten Fir'avun o memlekette (Mısır’da) zorbalığa kalktı ve halkını (kendisine muhâlefet etmesinler diye) çeşitli fırkalara böldü. Onlardan bir kısmını (İsrâiloğullarını)güçsüz bırakmak istiyor, (yeni doğan) oğullarını boğazlıyor, kadınlarını (kızlarını) ise sağ bırakıyordu. Çünki o fesad çıkaranlardandı.

İbni Kesir

Gerçekten, Firavun, yeryüzünde zorbalığa yöneldi ve halkını sınıflara ayırdı. İçlerinden bir zümreyi güçsüz bularak oğullarını boğazlıyor, kızlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.

Mehmet Okuyan

Şüphesiz ki Firavun, o yerde (Mısır’da) zorbalaşmış, erkek çocuklarını kestirip kadınlarını sağ bırakarak (ve) her birini (her grubu) zayıf düşürerek halkını çeşitli gruplara ayırmıştı. Şüphesiz ki o (Firavun) bozgunculardandı.

Muhammed Esed

O ülkede Firavun kendini büyüklük duygusuna kaptırmış ve ülke halkını kastlara, sınıflara ayırmıştı. (Öyle ki,) onlardan bir kısmını iyice hor ve güçsüz görmek istiyor (ve bunun için de) erkek çocuklarını öldürüyor, (yalnız) kadınlarını sağ bırakıyordu: çünkü o, gerçekten de, (yeryüzünde) bozgunculuk çıkarmak isteyen kimselerdendi.

Mustafa İslamoğlu

Şu bir gerçek ki, Firavun malum ülkede zorbaca baskı kurmuş ve ülke halkını kastlara ayırmıştı. Onlardan bir sınıfı zayıf ve güçsüz düşürmek istiyor, (bu yüzden) çocuklarını öldürtüp kadınlarını sağ bırakıyordu; çünkü o, gerçekten de bozguncunun tekiydi.

Ömer Nasuhi Bilmen

Şüphe yok ki, F'iravun o yerde yükseldi ve ahalisini bölük bölük etti, onlardan bir tâifeyi zayıf düşürmek istiyordu. Oğullarını boğazlıyordu, kadınlarını da berhayat bırakıyordu. Muhakkak ki o müfsitlerden olmuştu.

Ömer Öngüt

Firavun memleketin başına geçti ve halkını fırkalara ayırdı. İçlerinde bir zümreyi güçsüz buluyor, onların oğullarını boğazlıyor, kızlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o bozgunculardandı.

Suat Yıldırım

Doğrusu Firavun, ülkesinde (Mısır’da) zorbalık yaptı, büyüklük tasladı. Halkını çeşitli fırkalara ayırdı. Onlardan bir topluluğu, erkek evlatlarını kesmek, kız evlatlarını ise hayata atmak suretiyle özellikle zayıflatmak istiyordu. O, bozguncunun teki idi.

Süleyman Ateş

Fir'avn, orada ululandı (zorbalığa kalktı), halkını çeşitli gruplara böldü. Onlardan bir zümreyi (İsrail oğullarını) eziyor, oğullarını kesiyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardan idi.

Süleymaniye Vakfı

Firavun, ülkesinde zorbaca bir yönetim kurmuş ve halkını farklı topluluklara ayırmıştı. Onlardan bir kesimini (İsrailoğullarını) zayıf düşürüyor; oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Firavun o ülkede baskıcı bir yönetim kurmuş ve halkını farklı kişilerin taraftarları şeklinde bölmüştü. Onlardan bir bölüğünü güçsüzleştirmeye çalışıyor, oğullarını boğazlatıp kızlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o bozguncu bir kişilikti.

Şaban Piriş

Firavun, ülkede hakimiyeti eline aldı ve halkı sınıflara ayırdı. Onlardan bir grubu zayıf ve güçsüz bırakıyor, erkek çocuklarını, boğazlıyor, kadınlarını sağ bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardan idi.

Tefhim-ul Kuran

Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.

Ümit Şimşek

Doğrusu, Firavun o memlekette üstünlük taslıyordu. Halkını parça parça etmişti ve onlardan bir kısmını, kız çocuklarını sağ bırakıp erkek çocuklarını öldürmek suretiyle iyice zayıf düşürmüştü. Gerçekten, o bozguncunun biriydi.

Yaşar Nuri Öztürk

Gerçek şu: Firavun o yerde egemenlik kurmuş ve ora halkını gruplara ayırmıştı. Onlardan bir topluluğu horlayıp eziyordu: Bu topluluğun erkek çocuklarını boğazlıyor, kadınlarına hayasızca davranıyor/kadınların rahimlerini yokluyor/kadınlarını hayata salıyordu. O gerçekten fesadı yayanlardandı.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Həqiqətən, Firon yer üzündə təkəbbürlük göstərib onun əhalisini zümrələrə bölmüşdü. Firon onlardan bir zümrəni zəiflədir, onların oğlan uşaqlarını öldürür, qadınlarını isə sağ buraxırdı. Həqiqətən, o, fitnə-fəsad törədənlərdən idi.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Həqiqətən, Firʼon yer üzündə (Misirdə) baş qaldırıb onun əhalisini zümrələrə bölmüşdü. (Firʼon) onların arasında olan bir tayfanı (İsrail oğullarını) gücsüz (aciz) görüb onların (yeni doğulan) oğlan uşaqlarını öldürür, qızlarını isə sağ buraxırdı. O, həqiqətən, (yer üzündə) fitnə-fəsad törədənlərdən idi!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Pharao war hochmütig, herrschte überheblich im Lande, teilte die Bevölkerung in Parteien und unterdrückte eine Gruppe, deren Söhne er ermordete und deren Frauen er am Leben ließ. Er war ein Unheilstifter.

Almanca — Der Edle Quran

Gewiß, Firʹaun zeigte sich überheblich im Land und machte seine Bewohner zu Lagern, von denen er einen Teil unterdrückte, indem er ihre Söhne abschlachtete und (nur) ihre Frauen am Leben ließ. Gewiß, er gehörte zu den Unheilstiftern.

Almanca — M. A. Rassoul

Wahrlich, Pharao betrug sich hochmütig im Land und machte dessen Bewohner zu Parteien. Eine Gruppe davon pflegte er zu unterdrücken, indem er ihre Söhne erschlug und ihre Frauen leben ließ. Wahrlich, er war einer der Unheilstifter!

Almanca — Muhammad Zaidan

Gewiß, Pharao erhob sich in Arroganz im Lande und machte dessen Bewohner zu Parteien. Er schwächte eine Gruppe von ihnen ab. Er ließ ihre Söhne abschlachten und ihre Frauen am Leben bleiben. Gewiß, er war von den Verderben-Anrichtenden.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Pharaoh installed himself in the land in the office of dignity and tyranny, and divided the people into parties and leaned heavily against one of them, brutally slaughtering their new born males and purposely sparing their females. He was indeed mischievous creating diversity and discord.

Abdul Haleem

Pharaoh made himself high and mighty in the land and divided the people into different groups: one group he oppressed, slaughtering their sons and sparing their women––he was one of those who spread corruption––

Abdullah Yusuf Ali

Truly Pharaoh elated himself in the land and broke up its people into sections, depressing a small group among them: their sons he slew, but he kept alive their females: for he was indeed a maker of mischief.

Abul A'la Maududi

Indeed Pharaoh transgressed in the land and divided its people into sections. One group of them he humiliated, and slew their sons and spared their daughters. Truly he was among the mischief-makers.

Aisha Bewley

Pharaoh exalted himself arrogantly in the land and divided its people into camps, oppressing one group of them by slaughtering their sons and letting their women live. He was one of the corrupters.

Al-Hilali & Khan

Verily, Fir‘aun (Pharaoh) exalted himself in the land and made its people sects, weakening (oppressing) a group (i.e. Children of Israel) among them: killing their sons, and letting their females live. Verily, he was of the Mufsidûn(i.e. those who commit great sins and crimes, oppressors, tyrants).

Ali Quli Qarai

Indeed Pharaoh tyrannized over the land, reducing its people to factions, abasing one group of them, slaughtering their sons and sparing their women. Indeed He was one of the agents of corruption.

Amatul Rahman Omar

(The facts are, ) Pharaoh behaved arrogantly in (his) land. He divided its inhabitants into parties. He (oppressed them and thus) sought to weaken a section of them (- the Israelites). He killed their sons and sought to make their women immodest by sparing them. Infact he was of the evil doers.

Arthur John Arberry

Now Pharaoh had exalted himself in the land and had divided its inhabitants into sects, abasing one party of them, slaughtering their sons, and sparing their women; for he was of the workers of corruption.

Bijan Moeinian

Pharaoh established his tyranny in Egypt by dividing men (based upon their race and nationality of origin). Then He humiliated one group (the Jews) by killing their sons and submitting their females to the slavery; indeed he was a great sinner and criminal.

E. Henry Palmer

Verily, Pharaoh was lofty in the land and made the people thereof sects; one party of them he weakened, slaughtering their sons and letting their women live. Verily, he was of the despoilers.

Edip-Layth

Pharaoh became mighty in the land, and he turned its people into factions, he oppressed a group of them by killing their children and shaming their women. He was of those who corrupted.

George Sale

Now Pharaoh lifted himself up in the land of Egypt; and he caused his subjects to be divided into parties: He weakened one party of them, by slaying their male-children, and preserving their females alive; for he was an oppressor.

Hamid S. Aziz

We narrate unto you something from the history of Moses and Pharaoh with truth unto a people who believe.

Mahmoud Ghali

Surely Firaawn had exalted himself in the land and made its population into sects, deeming a section of them weak, constantly slaying their sons and (sparing) alive their women. Surely he was one of the corruptors.

Marmaduke Pickthall

Lo! Pharaoh exalted himself in the earth and made its people castes. A tribe among them he oppressed, killing their sons and sparing their women. Lo! he was of those who work corruption.

Mohamed Ahmed - Samira

The Pharaoh had become high and mighty in the land, and divided the people into different classes, and impoverished one class, slaying its males and sparing its women, for he was indeed a tyrant.

Muhammad Asad

Behold, Pharaoh exalted himself in the land and divided its people into castes. One group of them he deemed utterly low; he would slaughter their sons and spare (only) their women: for, behold, he was one of those who spread corruption [on earth].

Mustafa Khattab

Indeed, Pharaoh ˹arrogantly˺ elevated himself in the land and divided its people into ˹subservient˺ groups, one of which he persecuted, slaughtering their sons and keeping their women. He was truly one of the corruptors.

Progressive Muslims

Pharaoh became mighty in the land, and he turned its people into factions, he oppressed a group of them by killing their children and raping their women. He was of those who corrupted.

Sahih International

Indeed, Pharaoh exalted himself in the land and made its people into factions, oppressing a sector among them, slaughtering their [newborn] sons and keeping their females alive. Indeed, he was of the corrupters.

Sam Gerrans

Pharaoh exalted himself in the earth and made its people sects; a number among them he oppressed, slaughtering their sons and sparing their women; he was of the workers of corruption.

Shabbir Ahmed

Behold, Pharaoh exalted himself in the land and divided its people into castes. A tribe among them (the Israelites) he oppressed, killing their sons and sparing their women. Verily, he was of the corrupters. (2:49), (7:141), (40:25).

Syed Vickar Ahamed

Truly, Firon (Pharaoh) had raised himself in the land and broken up its people into groups, keeping a small group (Israelites) lowly among them: Their sons, he killed but keep their females alive: Verily, he was truly a mischief-maker.

Taqi Usmani

Indeed, Pharaoh had become high-handed in the land, and had divided its people into different groups; he used to persecute a group of them, slaughtering their sons and keeping their women alive. Indeed he was one of the mischief-makers,

The Monotheist Group

Pharaoh became mighty in the land, and he turned its people into factions; he oppressed a group of them by killing their children and raping their women. He was of those who corrupted.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Pharaon était hautain sur terre; il répartit en clans ses habitants, afin dʹabuser de la faiblesse de lʹun dʹeux: Il égorgeait leurs fils et laissait vivantes leurs femmes. Il était vraiment parmi les fauteurs de désordre.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Bêguman Firewn li ser erdê ji ser xwe ve çûye û xelkên wê ji hev perçe kiriye. Desteyekê ji wan qels dike; kurên wan dikuje û keçên wan sax dihêle. Bêguman ew her ji mufsidan bû.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Firʹaun had de overhand in het land en maakte de mensen ervan tot groeperingen, waarvan hij een groep onderdrukte doordat hij hun zonen afslachtte en alleen hun vrouwen in leven liet; hij behoorde tot de verderfbrengers.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Pharao verhief zich in het land Egypte, en hij deed zijn volk in afdeelingen splitsen: hij verdrukte één gedeelte van hen, door hunne kinderen te dooden en hunne vrouwelijke kinderen te laten leven; want hij was een verdrukker.

Hollandaca — Siregar

Voorwaar, Firʹaun wag hoogmoedig in het land en hij verdeelde haar mensen in partijen. Hij onderdrukte een groep van hen: hij slachtte hun zonen en hij liet hun vrouwen leven. Voorwaar, hij behoorde tot de verderfzaaiers.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Поистине, Фараон возгордился [стал деспотом] в (своей) стране [в Египте] и сделал (так, что) народ ее [страны] (оказался) разобщенным. (И делал он это) ослабляя [унижая] одну часть из них [потомков Исраила]. Он убивал их сынов и оставлял в живых их женщин. Поистине, он [Фараон] был из числа сеющих беспорядок!

Rusça — Osmanov

Воистину, Фирʹаун возгордился на земле (египетской) и разделил ее жителей на (разные) части (т. е. сословия). Одних он ослаблял, убивая их (новорожденных) сынов и оставляя в живых (новорожденных) женского пола. Воистину, он был из тех, кто творил нечестие.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Farao var en tyrann på jorden. Han delade in (sitt) folk i olika klasser, av vilka han (särskilt) förtryckte en grupp; dess söner lät han döda men dess kvinnor skonades; ja, han hörde till dem som stör ordningen på jorden och vållar sedernas fördärv.