Biz hüküm vermeyi Süleyman'a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Davud ile birlikte, Allah'ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik.

فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمٰنَ وَكُلًّا اٰتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًا وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُ۫دَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَ وَكُنَّا فَاعِلِينَ

fe fehhemnāhā suleymāne ve kullen āteynā Hukmen ve ǐlmen ve seḣḣarnā meǎ dāvūde l-cibāle yusebbiHne ve T-Tayra ve kunnā fāǐlīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَفَهَّمْنَاهَاfe fehhemnāhāف ه مO zihninde anladı veya bildi, anlamını kavradı.onu bellettik
2سُلَيْمٰنَsuleymāneسليمنSüleyman'a
3وَكُلًّاve kullenك ل ل1. Tüm, bütün, tamlık, bütünlük 2. babasını ve çocuğunu kaybetmek, doğrudan mirasçısı bulunmamak, bitkin düşmek, yorgun, zayıf olmak; sadece uzak ilişkileri bulunmak Türkçe’ye girmiş türevler : küllî, külli yevmin, külliyat, külliye, külliyen, külliyet, külliyetlive hepsine
4اٰتَيْنَاāteynāا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekverdik
5حُكْمًاHukmenح ك مEngellemek, yetki kullanmak, emir vermek, hüküm vermek, yargılamak, bilge olmak. Bir kişiyi kötü veya yozlaşmış bir şekilde davranmaktan alıkoymak/engellemek/men etmek, yargılamak veya hüküm vermek, karar vermek, adli yetkiyi/yargı yetkisini/kuralı/egemenliği/yönetimi uygulamak, bir şeyi emretmek veya düzenlemek veya karara bağlamak, bilge olmak, sağlam muhakeme yeteneğine sahip olmak, bilgi veya bilim ve hikmet sahibi olmak, beceri kullanarak bir şeyi sağlam/kararlı/kusursuz/eksikliklerden arınmış hale getirmek.hükümdarlık
6وَعِلْمًاve ǐlmenع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnameve bilgi
7وَسَخَّرْنَاve seḣḣarnāس خ رAlay etmek, dalga geçmek, eğlenmek, küçümsemek, maskaraya almak, kullanmak, hizmetine almak, emrine vermek, buyruğu altına almak, zorla çalıştırmak, sömürmekve boyun eğdirdik
8مَعَmeǎonunla beraber
9دَاوُ۫دَdāvūdeداودDavud'a
10الْجِبَالَl-cibāleج ب لDağ, çok miktarda toplamak, yaratılış, hamur yoğurmak, doğa, huy, mizaç, karakter, fıtrat, kalın ve sert olmak, cimri olmakdağları
11يُسَبِّحْنَyusebbiHneس ب حYüzmek, bir şeyi akıtmak, suda hareket etmek, akıp gitmek, serbest kalmak, boşlukta süzülmek, Allah'ı tesbih etmek, Allah'ı noksan sıfatlardan tenzih etmek, Allah'ı yüceltmektesbih eden
12وَالطَّيْرَve T-Tayraط ي رUçmak, acele etmek, öncü olmak, sevmek, bağlanmak, ünlü olmak, düşünmek/tasarlamak, dağılmak/saçılmak, şansve kuşları
13وَكُنَّاve kunnāك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinve biz
14فَاعِلِينَfāǐlīneف ع لbir şey yapmak, onu yaptı, bir eylemin etkisini yaşamak veya almak, gerçekleştirmek, bir yapma eylemi, bir alışkanlık/adet/tarz/alışılmış durum(bunları) yaparız

Tüm mealler

Meal seçin (79 / 79 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

O hükmü, biz anlatmıştık Süleyman'a ve hepsine de peygamberlik ve bilgi vermiştik ve berâberce Tanrıyı tenzîh etmek için dağları ve kuşları, Dâvûd'a râm ettik ve bunları yaptık, gücümüz yeter yapmaya.

Abdulkadir Gölpınarlı

O hükmü, biz anlatmıştık Süleymanʼa ve hepsine de peygamberlik ve bilgi vermiştik ve berâberce Tanrıyı tenzîh etmek için dağları ve kuşları, Dâvûdʼa râm ettik ve bunları yaptık, gücümüz yeter yapmaya.

Adem Uğur

Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman'a biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm (hükümdarlık, peygamberlik) ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud'a boyun eğdirdik. (Bunları) biz yapmaktayız.

Ahmed Hulusi

Biz Süleyman'ı bu konuda anlayışlı kıldık! Her birine bir hüküm ve bir ilim verdik. Davud da tespih ederken, dağları ve kuş cinsini hizmetine verirdik. . . Failler biz idik.

Ahmet Tekin

Süleyman’ın dava konusu yapılan ihtilâfı daha iyi anlamasını biz sağlamıştık. Biz onların her birine hikmete dayalı hükümranlık yargı ve icra yetkisi, şeriat ve ilim vermiştik. Dâvûd ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları da emrimize boyun eğdirmiştik. Bunları biz yapmaktaydık.

Ahmet Varol

Biz bunu(n hükmünü) Süleyman'a bildirdik. Her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etmeleri üzere dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bütün bunları) yapan bizdik.

Ali Bulaç

Biz bunu (hükmü) Süleyman'a kavrattık, her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) Yapanlar biz idik.

Ali Fikri Yavuz

Biz, o meselenin hükmünü Süleymân’a bildirdik. Bununla beraber her birine bir hüküm ve bir ilim vermiştik. Davud ile birlikte tesbih etmek üzere, dağları ve kuşları (ona) bağlı kılmıştık. Biz (bu gibi acaib işleri peygamberlere) yapanlarız.

Ali Rıza Safa

Süleyman'a, onu kavrattık. Her birine, hem bilgelik hem de bilgi verdik. Davut ile birlikte övgülerle yüceltmeleri için, dağları ve kuşları boyun eğdirdik. Çünkü Biz, yaparız.

Bayraktar Bayraklı

Böylece hükmü Süleyman'a biz anlatmıştık. Her ikisine de sağlam bir muhakeme gücü ve ilim vermiştik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud'a boyun eğdirdik. Biz her şeyi yaparız.

Bekir Sadak

Suleyman'a bu meselenin hukmunu bildirmistik; her birine hukum ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye daglari ve kuslari buyruk altina aldik. Bunlari Biz yapmistik.

Celal Yıldırım

Biz onun (çözümünü gerektiren hükmü) Süleyman'a anlattık. Her ikisine de ayrı bir hüküm, ayrı bir bilgi verdik. Dâvud'la beraber tesbîh etsinler diye dağlara ve kuşlara baş eğdirdik; (evet) biz idik (bunları düzenleyip) yapanlar..

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Süleyman’ın dava konusunu iyi anlamasını sağladık. Her birine de hükmetme yeteneği ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Dâvûd’un buyruğu altına soktuk. Bunları yapan bizdik.

Diyanet İşleri

Biz hüküm vermeyi Süleyman'a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Davud ile birlikte, Allah'ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik.

Diyanet İşleri (eski)

Süleyman'a bu meselenin hükmünü bildirmiştik; her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları Biz yapmıştık.

Diyanet Vakfi

Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman'a biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm (hükümdarlık, peygamberlik) ve ilim verdik. Kuşları ve tesbih eden dağları da Davud'a boyun eğdirdik. (Bunları) biz yapmaktayız.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Biz onu(n hükmünü) hemen Süleyman'a bildirmiştik; (zaten) herbirine hüküm ve ilim vermiştik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye, dağları ve kuşları buyruk altına aldık. (Bütün bunları) yapan bizdik.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Derhal onu Süleyman'a anlattık; bununla beraber herbirine bir hüküm ve bir ilim vermiştik. Dağları Davud'un emrine amade kılmıştık, kuşlarla beraber tesbih ediyorlardı; Biz bunları yaparız!

Elmalılı Hamdi Yazır

Derhal onu Süleymana anlattık, bununla beraber her birine bir huküm ve bir ılim vermiştik ve Davudun maıyyetinde dağları müsahhar kılmıştık, kuşlarla beraber tesbih ediyorlardı ve biz bunları yaparız

Erhan Aktaş

Biz, bunu Süleyman'a iyice kavrattık. Her ikisine de hüküm ve ilim verdik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Ve Biz, yapanlarız.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Biz, bunu Süleyman'a iyice kavrattık. Her ikisine de hüküm ve ilim verdik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Ve Biz, yapanlarız.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Biz, bunu Süleyman'a iyice kavrattık. Her ikisine de hüküm ve ilim verdik. Davud'la beraber tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Ve Biz, yapanlarız.

Fizilal-il Kuran

Davud'un verdiği bu hükmü, Süleyman'ın kavrayıp onaylamasını sağladık. Her ikisine de egemenlik ve bilgi verdik. Allah'ı noksanlıklardan tenzih etme konusunda dağları ve kuşları Davud'a boyun eğdirdik. Biz bunları yaparız.

Gültekin Onan

Biz bunu (hükmü) Süleyman'a kavrattık (fefehhemnaha), her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birtikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları ) Yapanlar biz idik.

Hamdi Döndüren

Onun (fetvasını) Süleyman’a Biz anlatmıştık. Biz, onların her birine hüküm (bilgelik, elçilik) ve ilim vermiştik. Nitekim kuşları ve tesbih eden dağları da Davud’a boyun eğdirdik. Bütün bunları yapan Bizdik.

Hasan Basri Çantay

Biz onu (n fetvasını) hemen Süleymana anlatmışdık. (Zaten) biz, her birine hüküm, ve ilim vermişdik. Dağları ve kuşları, Davud ile birlikde tesbih etmek üzere, ram etmişdik. (Bütün bunları) yapanlar bizdik.

Hasib Asutay

Böylece bunu (meselenin hükmünü) Süleyman'a kavrattık. Onların her birisine de hükümdarlık ve bilgi verdik. Davud'a dağları ve kuşları boyun eğdirdik, onunla beraber tesbih ediyorlardı.(Bunları) yapanlar biz idik.

Hayrat Neşriyat

Bunun üzerine onu (o hâdise hakkındaki hükmü) Süleymân’a anlattık. Bununla berâber her birine hüküm ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, Dâvûd’la berâber tesbîh etmek üzere (ona) itaatkâr kıldık. Ve (bütün bunları) yapanlar (biz) idik.

İbni Kesir

Biz bu hükmü hemen Süleyman'a belletmiştik. Her birine hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye dağları ve kuşları buyruk altına aldık. Bunları yapanlar Bizdik.

Mehmet Okuyan

Böylece bunu (bu fetvayı) Süleyman’a biz öğretmiştik. Biz onların hepsine doğru hüküm verme yeteneği ve ilim vermiştik. Kuşları ve tesbih eden (yücelten) dağları da Davud’a boyun eğdirmiştik. (Bunları) biz yapmaktayız.

Muhammed Esed

ve bu olayda Süleyman'ın dava konusunu (daha derinden) anlamasını sağladık; bununla birlikte, Biz her ikisine de sağlam bir muhakeme gücü ve ilim bahşetmiştik. Bizim sınırsız kudret ve yüceliğimizi anarken, dağı taşı ve kuşları Davud'un çağrısına boyun eğdirdik; ve Biz (dilediğimiz her şeyi) yapabilme kudretine sahibiz.

Mustafa İslamoğlu

fakat bu davada Süleyman'a (daha) derin bir kavrayış vermiştik. Bununla beraber Biz, her birine sağlam bir muhakeme ve seçip ayırma yeteneği kazandıran bir bilgi tasavvuru bahşettik. Zaten Davud ile birlikte, emrimize amade kıldığımız dağlar da O'nun kudret ve ihtişamını dillendiriyordu, kuşlar da... Zira Biz, her zaman istediğimizi gerçekleştiririz.

Ömer Nasuhi Bilmen

Onu (onun hükmünü) derhal Süleyman'a anlattık ve herbirine bir hüküm ve bir ilim ihsan ettik. Ve Dâvud'a dağları ve kuşları musahhar kıldık, onunla beraber tesbihte bulunurlardı. Ve (bunları) yapanlar olduk.

Ömer Öngüt

Biz Süleyman'a bu meselenin hükmünü belletmiştik. Biz onların her birine hüküm ve ilim verdik. Davut'a dağları ve kuşları musahhar kıldık, onunla beraber tesbihte bulunurlardı. Bunları yapan bizdik.

Suat Yıldırım

Biz çözümü ihtiva eden hükmü Süleyman’a bildirdik. Bununla beraber, her birine bir hüküm ve bir ilim verdik. Dağları ve kuşları Davud’un emrine verdik. Onunla beraber takdis ve ibadet ederlerdi. Biz dilediğimiz her şeyi yapma kudretine sahibiz.

Süleyman Ateş

O hükmü Süleyman'a bellettik. Onların hepsine de hükümdarlık ve bilgi verdik. Davud'a dağları ve kuşları boyun eğdirdik, onunla beraber tesbih ediyorlardı. Biz (bunları) yaparız.

Süleymaniye Vakfı

İkisine de ilim ve doğru karar verme yeteneği verdiğimiz halde kararı Süleyman'ın vermesini sağladık. Dağları ve kuşları da Davud'un emrine verdik; onunla beraber tesbih (ibadet) ederlerdi. Bunları yapan bizdik.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

İkisine de ilim ve hikmet verdiğimiz halde doğru kararı Süleyman'ın bulmasını sağlamıştık. Dağları ve kuşları da Davut'un emrine vermiştik; onunla birlikte ibadet (tesbih ederlerdi). Bunları yapan Bizdik.

Şaban Piriş

Onu Süleyman'a belletmiştik. Her birine hikmet ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye dağları ve kuşları hizmetine verdik. Bunları yapan biz idik.

Tefhim-ul Kuran

Biz bunu (hükmü) Süleymana kavrattık, her birine de hüküm ve ilim verdik. Davud ile birlikte tesbih etsinler diye, dağlara ve kuşlara boyun eğdirdik. (Bunları) Yapanlar biz idik.

Ümit Şimşek

Biz onu Süleyman'a anlattık. Onların herbirine Biz hüküm ve ilim verdik. Dağları ve kuşları, onunla beraber tesbih etsinler diye Davud'un emrine verdik. Bütün bunları yapan Bizdik.

Yaşar Nuri Öztürk

Onu Süleyman'a derhal kavrattık. Herbirine hükümdarlık ve bilgi verdik. Davud'a dağları boyun eğdirdik. Kuşlarla beraber tespih ediyorlardı. Yapmak isteyince yapanlarız biz.

Azerice (1)

Azerice — Alihan Musayev

Biz o hökmü Süleymana anlatdıq. Hər ikisinə hökmranlıq (peyğəmbərlik) və elm bəxş etdik. Biz dağları və quşları Davudla birlikdə Allahı tərifləmələri üçün ona ram etdik. Bunları Biz etdik.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Wir ließen Salomo die Angelegenheit richtig verstehen. Beiden, David und Salomo, gewährten Wir Urteilsvermögen und Wissen. Wir machten David die Berge dienstbar und ließen sie Uns mit David lobpreisen, desgleichen die Vögel. Das haben Wir getan.

Almanca — Der Edle Quran

Und Wir ließen Sulaiman es begreifen. Und allen gaben Wir Urteil(skraft) und Wissen. Und Wir machten die Berge zusammen mit Dawud dienstbar, daß sie (Uns) preisen, und (auch) die Vögel. Wir taten (es wirklich).

Almanca — M. A. Rassoul

Wir gaben Salomo volle Einsicht in die Sache, und jedem (von ihnen) gaben Wir Weisheit und Wissen. Und Wir machten die Berge und die Vögel dienstbar, mit David zusammen (Allahs) Preis zu verkünden, und Wir konnten das tun.

Almanca — Muhammad Zaidan

Dann machten WIR sie (die Angelegenheit) Sulaiman klar. Und beiden ließen WIRWeisheit und Wissen zuteil werden. Und WIR machten mit Dawud die Felsenberge gratis fügbar, sie lobpreisen sowie die Vögel. Und WIR taten es wirklich.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

But We inspired Sulayman with the insight of the matter** -therefore, his inspired decision, in addition to being compensatory, was constructive and promotive of work and advancement- and to each one of them We imparted wisdom and correct judgement, knowledge and intellectual acquaintance with the truth. And We subdued the mountains as well as the birds to join David in praising Allah and in extolling His glorious attributes, and We have always been Omnipotent enough to accomplish what we will. **The prosecutor makes use of the sheep until the defender makes the necessary repairs and restores the field to the original state, then each takes back his property.

Abdul Haleem

and made Solomon understand the case [better], though We gave sound judgement and knowledge to both of them. We made the mountains and the birds celebrate Our praises with David- We did all these things-

Abdullah Yusuf Ali

To Solomon We inspired the (right) understanding of the matter: to each (of them) We gave Judgment and Knowledge; it was Our power that made the hills and the birds celebrate Our praises, with David: it was We Who did (all these things).

Abul A'la Maududi

We guided Solomon to the right verdict, and We had granted each of them judgement and knowledge. We made the mountains and the birds celebrate the praise of Allah with David. It was We Who did all this.

Aisha Bewley

We gave Sulayman understanding of it. We gave each of them judgement and knowledge. We subjected the mountains to Dawud, glorifying, and the birds as well. This is something We are well able to do.

Al-Hilali & Khan

And We made Sulaimân (Solomon) to understand (the case); and to each of them We gave Hukm (right judgement of the affairs and Prophethood) and knowledge. And We subjected the mountains and the birds to glorify Our Praises along with Dâwûd (David). And it was We Who were the doer (of all these things).

Ali Quli Qarai

We gave its understanding to Solomon, and to each We gave judgement and knowledge. And We disposed the mountains and the birds to glorify [Us] with David, and We have been the doer [of such things].

Amatul Rahman Omar

So We gave Solomon the true appreciation of it (- the matter); to each one of them We gave wisdom and knowledge. And We had subjected the mountains and the birds which celebrated (Our) glory along with David. That is what We always do.

Arthur John Arberry

and We made Solomon to understand it, and unto each gave We judgment and knowledge. And with David We subjected the mountains to give glory, and the birds, and We were doers.

Bijan Moeinian

I made Solomon to understand the [above mentioned] case better, though to both of them I granted Wisdom and knowledge. I commanded the mountains to join David (and echo back his sweet voice) while he was praising the Lord, as well as the birds (to accompany him in his religious chants.) Yes, it was your Lord who did all these.

E. Henry Palmer

and this we gave Solomon to understand. To each of them we gave judgment and knowledge; and to David we subjected the mountains to celebrate our praises, and the birds too,- it was we who did it.

Edip-Layth

So We gave Solomon the correct understanding, and both of them We have given wisdom and knowledge. We committed the mountains with David to praise as well as the birds. This is what We did.

George Sale

And We gave the understanding thereof unto Solomon. And on all of them We bestowed wisdom, and knowledge. And We compelled the mountains to praise Us with David; and the birds also: And We did this.

Hamid S. Aziz

And David and Solomon, when they gave judgment concerning the field, when some people's sheep had strayed therein at night; and We were witness to their judgment;

Mahmoud Ghali

So We made Sulayman to understand it, and to each We brought judgment and knowledge. And with Dawû?d We subjected the mountains to extol, and the birds; and We were Performers.

Marmaduke Pickthall

And We made Solomon to understand (the case); and unto each of them We gave judgment and knowledge. And we subdued the hills and the birds to hymn (His) praise along with David. We were the doers (thereof).

Mohamed Ahmed - Samira

We made Solomon understand the case, and bestowed on each wisdom and knowledge, We subdued the al-jibal (mountains) with David to sing Our praises, and at-tair (birds). It is We who did it.

Muhammad Asad

for, [though] We made Solomon understand the case [more profoundly] yet We vouchsafed unto both of them sound judgment and knowledge [of right and wrong]. And We caused the mountains to join David in extolling Our limitless glory, and likewise the birds: for We are able to do [all things].

Mustafa Khattab

We guided ˹young˺ Solomon to a fairer settlement,[1] and granted each of them wisdom and knowledge. We subjected the mountains as well as the birds to hymn ˹Our praises˺ along with David. It is We Who did ˹it all˺.

Progressive Muslims

So We gave Solomon the correct understanding, and both of them We have given wisdom and knowledge. And We committed the mountains with David to praise as well as the birds. This is what We did.

Sahih International

And We gave understanding of the case to Solomon, and to each [of them] We gave judgement and knowledge. And We subjected the mountains to exalt [Us], along with David and [also] the birds. And We were doing [that].

Sam Gerrans

And We gave understanding of it to Solomon; and to each We gave judgment and knowledge. And We made subject with David the mountains giving glory, and the birds. And We are the doers.

Shabbir Ahmed

We gave Solomon great understanding of the affairs of the state, and each of them We endowed with wisdom and knowledge. We made the most powerful tribal leaders loyal to David, and they fully complemented his efforts. The strong tribe of At-Taeer and the common citizens were supportive of him. It was We Who did all these things.

Syed Vickar Ahamed

And We made Sulaiman (Solomon) understand of the (complex) matters: And to each (of them) We gave judgment and knowledge; It was Our Power that made the hills and the birds celebrate Our praises with Dawood (David): And it was We Who did (all these things).

Taqi Usmani

So, We enabled Sulaimān to understand it. And to each one of them We gave wisdom and knowledge. And with Dawūd We subjugated the mountains that pronounced tasbīH (Allah’s purity), and the birds as well. And We were the One who did (it).

The Monotheist Group

So We gave Solomon the correct understanding, and both of them We have given wisdom and knowledge. And We commissioned the mountains with David to praise, and the birds. This is what We did.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Nous la fîmes comprendre à Salomon. Et à chacun Nous donnâmes la faculté de juger et le savoir. Et Nous asservîmes les montagnes à exalter Notre Gloire en compagnie de David, ainsi que les oiseaux. Et cʹest Nous qui sommes le Faiseur.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Me ev (hukimdayîn) bi Suleyman dabû zanîn. Me hikmet û zanîn dabû herduyan. Me ji Dawud re çiya û teyr berdest kirin ku ligel wî tesbîh û hemdê Xwedê dikirin û Me, (ev) kirine.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Salomo Keyzer

En wij deden Salomo dit begrijpen. En wij schonken hun beiden wijsheid en kennis, en wij dwongen de bergen en de vogels, ons met David te loven; wij deden dit.

Hollandaca — Siregar

En Wij deden Soelaimân (de zaak) begrijpen. En aan ieder van hen gaven Wij wijsheid en kennis. En Wij maakten Dâwôcd met de bergen en de vogels dienstbaar om (Allahʹs) Glorie te prijzen, Eii Wij waren het Die dat deden.

Rusça (1)

Rusça — Ebu Adel

И Мы же дали понять это [решение] Сулайману (чтобы были соблюдены интересы обоих сторон по справедливости). И каждому (из них двоих) Мы даровали мудрость и знание, и подчинили Дауду горы, чтобы они восславляли (Аллаха) (когда Дауд восславлял Его), и птиц, – и Мы были сделавшими (это).

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Fastän Vi hade gett Salomo en djupare förståelse av saken, hade Vi gett båda visdom och kunskap. Och Vi befallde bergen och fåglarna att tillsammans med David lovprisa Oss - Vi har makt att göra detta.