(60-61) Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahman'ın, kullarına gıyaben vaad ettiği "Adn" cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O'nun va'di kesinlikle gerçekleşir.

اِلَّا مَنْ تَابَ وَاٰمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا فَاُو۬لٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ الْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـًٔا جَنَّاتِ عَدْنٍ الَّتِي وَعَدَ الرَّحْمٰنُ عِبَادَهُ بِالْغَيْبِ اِنَّهُ كَانَ وَعْدُهُ مَأْتِيًّا

illā men tābe ve āmene ve ǎmile SāliHen fe ulāike yedḣulūne l-cennete ve lā yuZlemūne şey'en / cennāti ǎdnin lletī veǎde r-raHmānu ǐbādehu bi l-ğaybi innehu kāne veǎ'duhu me'tiyyen

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اِلَّاillāancak
2مَنْmenkimseler
3تَابَtābeت و بDönmek; tövbe etmek; pişmanlıkla kendini çevirmek (ila ile veya olmadan), merhametle dönmek (ala ile), uyum sağlamak.tevbe eden
4وَاٰمَنَve āmeneا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamanve inananlar
5وَعَمِلَve ǎmileع م لiş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel, suistimal), mamul, muamele, teamül, imalatve yapanlar
6صَالِحًاSāliHenص ل حdoğru/iyi/dürüst/sağlam/erdemli olmak, uygun olmak. aslaha - bir şeyi düzeltmek, reform etmek, iyi yapmak. saalihaat - iyi işler, uygun ve uygun eylemler, düzeltmeye yönelik iş yapmak. aslaha (vb. 4) - bütün sağlam yapmak, şeyleri doğru hale getirmek, bir anlaşma sağlamak, uygun hale getirmek. islaah - dürüstlük, uzlaşma, düzeltme, reform. muslihun - reformcu, doğru, erdemli, dürüst bir kişi, barışsever.iyi işler
7فَاُو۬لٰٓئِكَfe ulāikeişte onlar
8يَدْخُلُونَyedḣulūneد خ لgirmek, içeri girmek, geçmek, nüfuz etmek, ihlal etmek, arasından geçmek, istila etmek, üzerine gelmek, ziyaret etmek, zorla girmek, müdahale etmek, sokmak, tanıtmak, katılmak/başlamak/dahil etmek/yer almak, anlaşıldı/dahil edildi, karışmak/kaynaşmakgirecekler
9الْجَنَّةَl-cenneteج ن نörtülü/gizli/kapalı/saklı/korumalı (örn. kumaş, zırh, mezar, kalkan), görünmez, karanlık/ele geçirilmiş olmak, gece karanlığı, akıldan yoksun, deli/çılgın/aklı başında olmayan, karışıklık/şaşkınlıkcennete
10وَلَاve lāve
11يُظْلَمُونَyuZlemūneظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmakhaksızlığa uğratılmayacaklardır
12شَيْـًٔاşey'enش ي اirade etmek / dilemek, planlamak, var etmek, meydana getirmek - şey/eşya, herhangi bir mesele, bir şey, istenen veya dilenen, zerre, herhangi bir kapsam. Doğrudan nesnel bir durum söz konusu olduğunda \"azıcık\", \"biraz\", \"hiç\" anlamında kullanılır. Zarf olarak anlamı \"herhangi bir şekilde\"dir. <br><br><strong>SK Not:</strong> Kuranda, \"dilediği\" şeklinde ne yazık ki eksik olarak çevrilen \"şae\" fiili; kök Arapçada \"sünnetullah ilkeleri çerçevesinde meydana getirmek, var etmek, oluşturmak\" anlamına geliyor, ve kula nispet edildiğinde \"uzun vadeli, planlı iş yapmak\" anlamındadır.\" <br><br><strong>Türkçe’ye girmiş türevler : </strong>şey, beleş (tebelleş), eşya, inşallah (maşallah), mafişhiç
1جَنَّاتِcennātiج ن نörtülü/gizli/kapalı/saklı/korumalı (örn. kumaş, zırh, mezar, kalkan), görünmez, karanlık/ele geçirilmiş olmak, gece karanlığı, akıldan yoksun, deli/çılgın/aklı başında olmayan, karışıklık/şaşkınlıkcennetleri(ne gireceklerdir)
2عَدْنٍǎdninعدنAdn
3الَّتِيlletī
4وَعَدَveǎdeو ع دsöz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre)va'dettiği
5الرَّحْمٰنُr-raHmānuر ح مmerhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma.Rahman'ın
6عِبَادَهُǐbādehuع ب دhizmet etmek, ibadet etmek, tapmak, bir şey etkisini kabul etmek, teslimiyetle veya tevazu ile itaat etmek, onaylamak, uygulamak, adamak, itaat etmek, köle, kontrol altına almak, bir araya getirmek, esir etmekkullarına
7بِالْغَيْبِbi l-ğaybiغ ي بuzak/ulaşılamaz/gizli/saklı, algıların veya zihinsel algının kapsamı dışında veya ötesinde, görünmez, karalama, gizli gerçek, kayıp olan kişigıyaben
8اِنَّهُinnehuşüphesiz O'nun
9كَانَkāneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvin
10وَعْدُهُveǎ'duhuو ع دsöz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre)va'di
11مَأْتِيًّاme'tiyyenا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekyerine gelecektir

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ebedî Adn cennetlerine girerler ki rahman, kullarının gıyabında, onlara vaadetmiştir bu cennetleri. Şüphe yok ki onun vaadi, mutlaka yerine gelir.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ebedî Adn cennetlerine girerler ki rahman, kullarının gıyabında, onlara vaadetmiştir bu cennetleri. Şüphe yok ki onun vaadi, mutlaka yerine gelir.

Adem Uğur

O cennet, çok merhametli olan Allah'ın, kullarına gıyaben vâdettiği Adn cennetleridir. Şüphesiz O'nun vâdi yerini bulacaktır.

Ahmed Hulusi

Rahman'ın kullarına gayblarından vadettiği, ADN (tecelli-i sıfat) cennetleridir. . . Muhakkak ki O'nun bildirdiği yerine gelmiştir.

Ahmet Tekin

Rahmet sahibi Rahman olan Allah’ın kullarına va’dettiği, duyu ve idrak alanı ötesindeki, gayb âlemindeki, Adn cennetlerine girecekler. Şu bir gerçek ki, O’nun sözü yerini bulacaktır.

Ahmet Varol

Rahman'ın kullarına gaybdan vaadettiği Adn cennetlerine (girerler). Şüphesiz O'nun vaadi yerine gelecektir.

Ali Bulaç

Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir.

Ali Fikri Yavuz

Rahman’ın kullarına gıyabî olarak vaad ettiği “Adn” cennetlerine... Muhakkak ki Allah’ın vaadi yerini bulagelmiştir.

Ali Rıza Safa

Bağışlayan, algılarının ötesinde olan Adn cennetlerini kullarına söz vermiştir. O'nun sözünü verdiği, kesinlikle gerçekleşecektir.

Bayraktar Bayraklı

Rahman'ın kullarına vaad ettiği, görmedikleri adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz Allah'ın sözü kesindir.

Bekir Sadak

(60-61) Ancak tevbe eden, inanip yararli is yapanlar bunun disindadir. Bunlar hicbir haksizliga ugratilmadan, Rahman'in kullarina gaybde vadettigi cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. suphesiz, O'nun sozu yerini bulacaktir.

Celal Yıldırım

Rahmân'ın kullarına gıyaben va'dettiği ÂDN Cennetlerine girecekler. Şüphesiz ki O'nun va'di yerine gelecektir.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(60-61) Ancak tövbe eden, iman eden ve iyi davranışta bulunan kimseler böyle değildir. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın cennete; çok esirgeyici olan Allah’ın, kullarına vaad ettiği, onların idraklerini aşan adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz O’nun vaadi yerine gelecektir.

Diyanet İşleri

(60-61) Ancak tövbe edip inanan ve salih amel işleyenler başka. Onlar cennete, Rahman'ın, kullarına gıyaben vaad ettiği "Adn" cennetlerine girecekler ve hiçbir haksızlığa uğratılmayacaklardır. Şüphesiz O'nun va'di kesinlikle gerçekleşir.

Diyanet İşleri (eski)

(60-61) Ancak tevbe eden, inanıp yararlı iş yapanlar bunun dışındadır. Bunlar hiçbir haksızlığa uğratılmadan, Rahman'ın kullarına gaybde vadettiği cennete, Adn cennetlerine gireceklerdir. Şüphesiz, O'nun sözü yerini bulacaktır.

Diyanet Vakfi

(60-61) Ancak tevbe eden, iman eden ve iyi davranışta bulunan kimseler hariçtir. Bunlar, hiçbir haksızlığa uğratılmaksızın cennete, çok merhametli olan Allah'ın, kullarına gıyaben vâdettiği Adn cennetlerine girecekler. Şüphesiz O'nun vâdi yerini bulacaktır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

O cennet, Rahmân (olan Allah)ın kullarına görmedikleri halde vadettiği «Adn» cennetleridir. Şüphesiz O'nun vaadi mutlaka yerini bulacaktır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Rahman'ın kullarına gıyaben söz verdiği Adn cennetlerine, şüphe yok ki, O'nun verdiği söz, daima yerine getirilmiştir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Rahmanın kullarına va'd buyurduğu Adn Cennetlerine, şüphe yok ki onun va'di icra olunagelmiştir

Erhan Aktaş

Rahman, kullarına gıyaben Adn Cennetleri söz verdi. Kuşkusuz O'nun sözü gerçekleşecektir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Rahman, kullarına gıyaben Adn Cennetleri söz verdi. Kuşkusuz O'nun sözü gerçekleşecektir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Rahman, kullarına gıyaben Adn Cennetleri söz verdi. Kuşkusuz O'nun sözü gerçekleşecektir.

Fizilal-il Kuran

Rahmeti bol Allah'ın kullarına, somut olarak göstermeden vadettiği Adn cennetlerine gireceklerdir. Allah'ın vaadi kesinlikle gerçekleşecektir.

Gültekin Onan

Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Tanrı, onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphesiz O'nun vaadi yerine gelecektir.

Hamdi Döndüren

Rahman’ın kullarına gıyaben vaat ettiği Adn cennetlerine gireceklerdir. Çünkü O’nun verdiği söz mutlaka yerine getirilir.

Hasan Basri Çantay

Çok esirgeyici (Allahın) kullarına gıyaben va'd buyurduğu Adn cennetlerine gireceklerdir. Onun va'di şübhesiz yerini bulacakdır.

Hasib Asutay

Rahmân'ın kullarına gıyaben va'dettiği Adn cennetleri(ne gireceklerdir). Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir.

Hayrat Neşriyat

(Öyle) Adn Cennetleri ki, Rahmân (olan Allah, onu) kullarına gıyâben va'd etmiştir. Şübhesiz ki O, va'di yerine gelecek olandır.

İbni Kesir

Rahman'ın kullarına gıyaben vaad ettiği Adn cennetlerine. Şüphesiz O'nun sözü yerini bulacaktır.

Mehmet Okuyan

Yani Rahmân’ın kullarına gıyaben vadettiği durmaya değer cennetlere (gireceklerdir). Şüphesiz ki O’nun (Allah’ın) vaadi gerçekleşmiş olacaktır.

Muhammed Esed

sınırsız bağış Sahibi'nin, kullarına, her türlü beşeri algı ve tasavvurun ötesinde söz verdiği o asude hasbahçeler (onların olacaktır); O'nun sözü elbette yerini bulacaktır!

Mustafa İslamoğlu

O rahmet kaynağının kullarına söz verdiği, insanın kavrama kapasitesini aşan bir gerçeklik olan mutlak mutluluk ve güzelliğin merkezi cennetler (onların olacak): ve her halükarda O'nun sözü yerini bulacaktır.

Ömer Nasuhi Bilmen

Âdn cennetleri ki, Rahmân, kullarına gayb olarak vaad buyurmuştur. Şüphe yok ki, O'nun vaadi vücuda getirilmekte bulunmuştur.

Ömer Öngüt

Adn cennetlerine. Ki Rahman olan Allah onu kullarına gıyâben vâdetmiştir. Şüphe yok ki O'nun vaadi yerini bulacaktır.

Suat Yıldırım

Evet, onlar Rahman’ın kullarına gıyabî olarak vâd ettiği, dünyada iken görmeksizin inandıkları Adn cennetlerine gireceklerdir. Allah’ın vâdi muhakkak ki yerini bulacaktır.

Süleyman Ateş

Rahman'ın kullarına gıyaben va'dettiği Adn cennetleri(ne gireceklerdir). Şüphesiz O'nun va'di yerine gelecektir.

Süleymaniye Vakfı

Rahman'ın, görmedikleri halde kullarına söz verdiği Adn cennetlerine (gireceklerdir). Onun verdiği söz mutlaka yerine getirilir.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Rahman'ın kullarına söz verdiği görülmemiş kalıcı cennetlere (bahçelere) gireceklerdir. O'nun sözü yerine getirilir.

Şaban Piriş

Rahman'ın kullarına gelecekteki vaat ettiği Adn cennetleridir. Onun vaadi şüphesiz yerine gelecektir.

Tefhim-ul Kuran

Adn cennetleri (onlarındır) ki, Rahman (olan Allah, onu) kendi kullarına gaybtan vadetmiştir. Şüphe yok, O'nun va'di yerine gelecektir.

Ümit Şimşek

Orası Adn Cennetleridir ki, Rahmân onu kullarına görmedikleri halde vaad etmiştir. Onun vaadi ise yerini bulacak bir vaaddir.

Yaşar Nuri Öztürk

Rahman'ın, kullarına gaybda vaat ettiği Adn cennetlerine girecekler. Kuşkusuz, O'nun vaadi yerine gelir.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Bu Cənnət Mərhəmətli Allahın Öz qullarına vəd etdiyi və onların görmədikləri Ədn bağlarıdır. Onun vədi mütləq yerinə yetəcəkdir.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Rəhmanın (Allahın) Öz bəndələrinə vəʼd etdiyi və onların görmədiyi Ədn cənnətlərinə. Onun vəʼdi mütləq yerinə yetəcəkdir.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie werden mit den Gärten von Eden belohnt, die der Barmherzige Seinen aufrichtigen Dienern versprochen hat, an die sie glauben, ohne sie gesehen zu haben. Gottes Verheißung geht gewiß in Erfüllung.

Almanca — Der Edle Quran

in die Gärten Edens, die der Allerbarmer Seinen Dienern im Verborgenen versprochen hat. Sein Versprechen wird bestimmt erfüllt.

Almanca — M. A. Rassoul

(in den) Gärten von Eden, die der Allerbarmer Seinen Dienern im Verborgenen verhieß. Wahrlich, Seine Verheißung wird in Erfüllung gehen.

Almanca — Muhammad Zaidan

(Sie treten ein in) Dschannat von ʹAdn , die Der Allgnade Erweisende Seinen Dienern von der Welt des Verborgenen versprochen hat. Sein Versprechen wird zweifelsohne erfüllt werden!

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Paradise which is pictured in the Garden of Eden AL-Rahman has promised to His devoted servants who apprehend it mentally even though hitherto unseen. Indeed, His promise is truth personified and shall come to pass.

Abdul Haleem

they will enter the Gardens of Lasting Bliss, promised by the Lord of Mercy to His servants- it is not yet seen but truly His promise will be fulfilled.

Abdullah Yusuf Ali

Gardens of Eternity, those which (Allah) Most Gracious has promised to His servants in the Unseen: for His promise must (necessarily) come to pass.

Abul A'la Maududi

Theirs shall be everlasting Gardens which the Most Compassionate Lord has promised His servants in a realm which is beyond the ken of perception. Surely His promise shall he fulfilled.

Aisha Bewley

Gardens of Eden which the All-Merciful has promised to His slaves in the Unseen. His promise is always kept.

Al-Hilali & Khan

(They will enter) ‘Adn (Eden) Paradise (everlasting Gardens), which the Most Gracious (Allâh) has promised to His slaves in the Unseen: Verily His Promise must come to pass.

Ali Quli Qarai

Gardens of Eden promised by the All-beneficent to His servants, [while they were still] unseen. Indeed His promise is bound to come to pass.

Amatul Rahman Omar

Gardens of Eternity which the Most Gracious (God) has promised to his servants while (these Gardens are) yet hidden (from the sight). His promise is sure to come to pass.

Arthur John Arberry

Gardens of Eden that the All-merciful promised His servants in the Unseen; His promise is ever performed.

Bijan Moeinian

The (unseen) gardens of Eden (which the Most Gracious has promised) belongs to His worshippers. Certainly, the Lord’s promise must be fulfilled.

E. Henry Palmer

gardens of Eden, which the Merciful has promised to His servants in the unseen; verily, His promise ever comes to pass!

Edip-Layth

The gardens of Eden, which the Gracious had promised His servants in the unseen. His promise must come to pass.

George Sale

Gardens of perpetual abode shall be their reward, which the Merciful hath promised unto his servants, as an object of faith; for his promise will surely come to be fulfilled.

Hamid S. Aziz

Save such as repent and believe and act right; for these shall enter the Garden and shall not be wronged in aught,

Mahmoud Ghali

Gardens of Adn (Eden) that The All-Merciful promised His bondmen in the Unseen; sure it is that His promise is forthcoming.

Marmaduke Pickthall

Gardens of Eden, which the Beneficent hath promised to His slaves in the unseen. Lo! His promise is ever sure of fulfilment -

Mohamed Ahmed - Samira

In the gardens of Eden promised by Ar-Rahman to His creatures in the unknown (future). Verily His promise will come to pass.

Muhammad Asad

[theirs will be the] gardens of perpetual bliss which the Most Gracious has promised unto His servants, in a realm which is beyond the reach of human perception: [and,] verily, His promise is ever sure of fulfilment!

Mustafa Khattab

˹They will be in˺ the Gardens of Eternity, promised in trust by the Most Compassionate to His servants. Surely His promise will be fulfilled.

Progressive Muslims

The gardens of Eden, which the Almighty had promised His servants in the unseen. His promise must come to pass.

Sahih International

[Therein are] gardens of perpetual residence which the Most Merciful has promised His servants in the unseen. Indeed, His promise has ever been coming.

Sam Gerrans

(Gardens of perpetual abode that the Almighty has promised His servants in the Unseen — His promise is to come to pass.

Shabbir Ahmed

The Gardens of Eternal Bliss (Eden) that the Beneficent has promised to His servants in the realm of the Unseen. Verily, His Promise must always come to pass.

Syed Vickar Ahamed

Gardens of Eternity, those that (Allah) Most Gracious (Rahmán) has promised to His servants in the Unseen: Verily, His promise must (always) come true.

Taqi Usmani

(They will enter) the Gardens of eternity, promised by the All-Merciful (Allah) to His servants, in the unseen world. They will surely reach (the places of) His promise.

The Monotheist Group

Gardens of delight; that the Almighty had promised His servants in the unseen. His promise must come to pass.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

aux jardins du séjour (éternel) que le Tout Miséricordieux a promis à Ses serviteurs, (qui ont cru) au mystère. Car Sa promesse arrivera sans nul doute.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

(Ew) Bihiştên ‘Ednê (lêmayînê) ne ku Xwedayê rehman di xeybê de peymana wan ji bendeyên xwe re daye û wan bêyî ku bibînin bawerî pê aniye. Bêguman peymana Xwedê dê were cih.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

De tuinen van ʹAdn die de Erbarmer aan Zijn dienaren in het onzichtbare heeft toegezegd; zijn toezegging komt uit.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Tuinen van eeuwig verblijf zullen hunne belooning zijn, welke de Barmhartige zijnen dienaren heeft beloofd, als een onderwerp des geloofs; en zijne belofte zal zekerlijk vervuld worden.

Hollandaca — Siregar

Tuinen van ʹAdn (het Paradijs) die de Barmhartige aan zijn dienaren in het onwaarneembare beloofde. Voorwaar, (de vervulling van) Zijn belofse vindt zeker plaats.

Rusça (1)

Rusça — Ebu Adel

в (райские) Сады Вечности, которые обещал Милостивый Своим рабам через сокровенное [они не видели Рай, но поверили Аллаху в том, что Рай есть]. Поистине, Его обещание (о том, что Он введет уверовавших в Рай) свершится!

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

(det är) Edens lustgårdar, som den Nåderike har lovat Sina tjänare (och vars salighet) övergår allt vad de kan föreställa sig. Hans löfte blir alltid verklighet.