Sözlük

ث ن ي (S̃NY)

ثَنْي ve اِثْناَن , bu kelimenin diğer çekimlerinin aslıdır. Bu, sayı itibariyle veya içinde bulunan tekrarlar ölçü alınarak ya da her ikisi de gözetilerek söylenir. Allah buyurur ki: ثَانِيَ اثْنَيْن iki kişinin ikincisi olarak (9/Tevbe 40); اثْنَتَا عَشْرَةَ عَيْناً …On iki pınar (2/Bakara 60); فَانكِحُوا مَا طَابَ لَكُمْ مِنَ النِّسَاء مَثْنَى وَثُلاَثَ وَرُبَاعَ Hoşunuza giden kadınlardan ikişer, üçer ya da dörder olarak evlenebilirsiniz (4/Nisâ 3).
ثَنَّيْتُهُ تَثْنِيَةً onun ikincisi oldum veya malının yarısını aldım ya da ben ona iki olmasını sağlayan şeyi ekledim deyimi de bundandır.
ثِنَى iki kere sayılan şey demektir.
Peygamber (sas): لاَ ثِنًى فِي الصَّدَقَةِ Sadakada herhangi bir tekrar olmaz, buyurmuştur. Yani: Zekât, bir senede iki kere alınamaz. Şair şöyle der:
لَقَدْ كَانَتْ مَلاَمَتُهَا ثِنًي
84- Onun kınanması çift olmuştu.
اِمْرَأَةٌ ثِنْيٌ , ikiz doğuran kadındır. Çocuğa da ikiz ise ثِنْيٌ ikiz adı verilir. İçinde ثُنْيَا , ثَنْوَى, ثَنِيَّة , mesnevi bulunan yemin, istisnalı yemin demektir. Bir şeyi zorlaştırana da قَدْ ثَنَاهُ denir. Allah buyurur ki: أَلا إِنَّهُمْ يَثْنُونَ صُدُورَهُمْ Haberiniz olsun ki, onlar, başlarını göğüslerine yapıştırarak iki büklüm olurlar (11/Hûd 5). İbn Abbâs’ın bunu يَثْنُونَى diye okuması, اِثْنَوْنَيْتُ fiilinden alınmadır.
Allah buyurur ki: ثَانِيَ عِطْفِهِ Burun kıvırarak (22/Hac 9); burada ثَانِيَ عِطْفِهِ deyimi ise, kin toplamak ve yüz çevirmek demektir; لَوَّى شَدْقَةُ dudak büktü, gibi. Allah buyurur ki: وَنَأَى بِجَانِبِهِ sırt çevirir, bizden uzaklaşır (17/İsrâ 83).
ثَنِي koyun için kullanıldığında, ikinci yaşına gireni, deve için söylendiğinde ise, iki ön dişi düşmüş olanı demektir. ثَنَيْتُ الشَّيْءَ أَثْنِيهِ -hemzesiz kullanılır- ucu birleşen iki iple her iki ayağını bağlamayı ifâde eder. Bunun hemzesiz kullanılmasının nedeni ise, kelimenin kendi aslının تَثْنِيَة ikili kalıpta kurulup birli üzerine kurulmamış olmasındandır.
مُثَنَّاة ise, yuların ikileşen tarafıdır. ثُنْياَن , efendiler sayılırken ikinci sırada gelendir. فُلاَنٌ ثَنِيَّةُ أَهْلِ بَيْتِهِ deyimi, kişinin bir topluluk içindeki kusurunu kinâye yoluyla anlatmaktadır. Dağın ثَنِيَّة olanı ise, geçilmesi ve yürünmesi için yükseklere ve sınırlara çıkmak gerekenidir. Bu, yolu ikiye katlar gibidir. Dişin ثَنِيَّة olanları, şekil ve sağlamlıkta dağın ثَنِيَّة özeliğine benzetilmiştir. Devenin ثُنْيَا (sunya] olan ise, kasabın bedenini baştan bele kadar ikiye ayırdığı devedir. Buna ثُنْوَى da denmiştir.
ثَنَاء ise, insanların övgüye değer yönlerini dile getirmektir. Bir iyiliğinden diğerine geçerek yapılan anlatımdır. Bu anlatıma: أَثْنَي عَلَيْهِ denir. Yürüyüşünde تَثَنَّى etmek, böbürlenerek yürümek demektir. Kur’ân sûreleri de وَلَقَدْ آتَيْنَاكَ سَبْعاً مِنَ الْمَثَانِي Gerçekten sana sürekli tekrarlanan yediyi verdik (15/Hicr 87) âyetinde مَثَانِي diye adlandırılmıştır.
Böyle isimlendirilmelerinin nedeni, zaman geçmesiyle ikinci kere okunmaları, tekrarlanmaları; zamanla çözülen ve boşa çıkan diğer şeyler gibi kesintiye uğrayıp okunmaz bir duruma düşmemiş olmalarındandır. Allah buyurur ki: اَللَّهُ نَزَّلَ أَحْسَنَ الْحَدِيثِ كِتَاباً مُتَشَابِهاً مَثََانِيَ Allah, âyetleri birbirine benzeyen ve yer yer tekrar eden Kitab’ı, sözlerin en güzeli olarak indirmiştir (39/Zümer 23) âyeti de bu anlamdadır.
Kur’ân için مَثَانِي denmesi şu açıdan da doğrudur: Şartlar ve durumlar değiştikçe faydaları tekrarlanmakta ve yenilenmektedir. Nasıl ki, haberde Kur’ân’ın vasfı hakkında şöyle denmiştir: لاَ يُعَوَّجُ فَيُقَوَّمَ ، وَلاَ يَزِيغُ فَيُسْتَعْتَبَ، وَلاَ تَنْقَضَي عَجَائِبُهُ Yanlış yola girmez ki, doğrultulsun, sapmaz ki, zorsunsun, onun harika tespitleri ise sınırsızdır.
Bunun ثَنَاء ‘dan olması da doğrudur. Böylece onun ve onu okuyan, öğreten ve onunla amel edenlerin daima övgüye layık olacaklarına dikkat çekilmiş olmaktadır. Yüce Allah tarafından: إِنَّهُ لَقُرْآنٌ كَرِيمٌ Bu kitap, Yüce Kur’ân’dır (56/Vâkıa 77) âyetinde onurlandırılmışlık ve بَلْ هُوَ قُرْآنٌ مَجِيدٌ Aksine, o şerefli bir Kur’ân’dır (85/Buruc 21) âyetinde ise, yüceltilmişlik sıfatlarıyla tanımlanmasının gerekçesi de budur.
اِسْتِثْنَاء ise, daha önce geçen sözün genel hükmü içinde yer alan bir şeyi dışarıda tutmak veya sözün tamamının hükmünü kaldırmaktır. Sözün genelinin içinden bir kısmının hükmünü kaldıran istisnaya örnek olarak Allah buyurur ki: قُلْ لاَ أَجِدُ فِي مَا أُوْحِيَ إِلَيَّ مُحَرَّماً عَلَى طَاعِمٍ يَطْعَمُهُ إِلاَّ أَنْ يَكُونَ مَيْتَةً De ki: Bana vahyedilen âyetlerde ölü hayvandan başka hiçbir hayvanın yenmesinin yasaklandığını görmüyorum (6/En’âm 145) âyeti verilebilir. Sözün tamamının hükmünü kaldırmayı ifâde eden istisnaya örnek olarak da: والله لأفعلن كذا إن شاء الله، وامرأته طالق إن شاء الله، وعبده عتيق إن شاء الله Allah’a yemin ederim ki, şunu yapacağım; inşallah. Onun hanımı boştur; inşallah. Onun kölesi âzât edilmiştir; inşallah. Yüce Allah’ın: إِذْ أَقْسَمُوا لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ وَلاَ يَسْتَثْنُونَ Hani onlar sabah olurken kimse görmeden onun mahsullerini toplayacaklarına yemin etmişlerdi; istisna da etmiyorlardı (68/Kalem 17-18) sözü de bu anlamdadır.

Kur'an'da geçtiği ayetleri gör →