Bu kelime (ör. bir özel isim) Kur'an'da üç harfli bir köke bağlı değil, bu yüzden صحف formunun kendisi aranıyor.
اَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِي صُحُفِ مُوسٰى
em lem yunebbe' bimā fī SuHufi mūsā
(36-37) Yoksa, Musa'nın ve Allah'ın emirlerini bütünüyle yerine getiren İbrahim'in sahifelerindeki şu hakikatler kendisine haber verilmedi mi?
فِي صُحُفٍ مُكَرَّمَةٍ
fī SuHufin mukerrametin
(13-16) O, şerefli ve sadık yazıcı meleklerin elindeki yüksek, tertemiz ve çok değerli sahifelerdedir.
صُحُفِ اِبْرٰهِيمَ وَمُوسٰى
SuHufi ibrāhīme ve mūsā
(18-19) Şüphesiz bu hükümler ilk sayfalarda, İbrahim ve Musa'nın sayfalarında da vardır.