İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz" dediler.

وَلَمَّا سُقِطَ فِي اَيْدِيهِمْ وَرَاَوْا اَنَّهُمْ قَدْ ضَلُّوا قَالُوا لَئِنْ لَمْ يَرْحَمْنَا رَبُّنَا وَيَغْفِرْ لَنَا لَنَكُونَنَّ مِنَ الْخَاسِرِينَ

ve lemmā suḳiTa fī eydīhim ve raev ennehum ḳad Dellū ḳālū le in lem yerHamnā rabbunā ve yeğfir lenā le nekūnenne mine l-ḣāsirīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَلَمَّاve lemmāne zaman ki
2سُقِطَsuḳiTaس ق طDüşmek, düşürmek, yere serilmek, inmek, alçalmak, değerini yitirmek, çökmek, başarısız olmak, hükümsüz kalmak, iptal olmak, yıkılmak, ölmek, sönmekdüşürüldü
3فِيarasına
4اَيْدِيهِمْeydīhimي د يdokunmak, yardım etmek, iyilik etmek, hayırlı olmak, güç ve üstünlük göstermek, güç, kuvvet, el, onun aracılığıyla (gerçekleştirmek) Türkçe'ye girmiş türevler: teyit, teyit etmek, teyitleşmek, müeyyide, müeyyet, müeyyit(başları) ellerinin
5وَرَاَوْاve raevر ا يgörmek/düşünmek/tutmak, görüşüne göre, algılamak, yargılamak, değerlendirmek, bilmek. ara'itaka / ara'itakum - bana söyle sen/siz (kişi zamiri Kaf vurgu için eklenmiştir ve anlama katkısı olmayan bir fazlalık değildir). tara'ni - tara fiili ve ni zamirinden oluşan bileşik kelime - sen beni görürsün. badi al-ra'yi - yüzeysel görüş sahibi, dış görünüş, ilk düşünce, görünüşte, uygun değerlendirme olmadan. ra'yal'ain - çıplak gözle görmek, görsel yargı. ri'yun - dış görünüş, gösteriş yapmak. ru'ya - görüntü rüya. a'lam tara - işte! bak! ri'aun - ikiyüzlülük, gösteriş, görünmek için. tara'a - birbirini görmek, değerlendirmek, birbirinin görüş alanına girmek. yura'una - ikiyüzlüce aldatırlar, sahte bir görünüm takınarak.ve gör(üp anla)dılar
6اَنَّهُمْennehumkendilerinin
7قَدْḳadgerçekten
8ضَلُّواDellūض ل لYanlış yola saptı, sapmış, yolunu şaşırmış. Doğru yoldan sapmış. Doğru yolu kaçırmış veya kaybetmiş. Bir şeyi kaybetmiş ve yerini bilmiyor. Şaşırmış ve doğru yolu görememiş.sapmış olduklarını
9قَالُواḳālūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledediler ki
10لَئِنْle ineğer
11لَمْlem
12يَرْحَمْنَاyerHamnāر ح مmerhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma.bize acımazsa
13رَبُّنَاrabbunāر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbimiz
14وَيَغْفِرْve yeğfirغ ف رkorumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemekve bağışlamazsa
15لَنَاlenābizi
16لَنَكُونَنَّle nekūnenneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinelbette oluruz
17مِنَmine-dan
18الْخَاسِرِينَl-ḣāsirīneخ س رKayıp veya azalma yaşamak, aldatılmak/kandırılmak/baştan çıkarılmak/atlatılmak, hata yapmak/yoldan çıkmak/doğru yoldan sapmak/doğru yolu kaçırmak, yok olmak veya ölmek, bir şeyi kusurlu veya eksik yapmak, yok etmek veya yok olmasına sebep olmak, birini uzaklaştırmak/yabancılaştırmak/soğutmak, hain/alçak/aşağılık olmak, sadakatsiz olmak, cimri olmak, insanlar arasında küçük/önemsiz/zayıf olmak, başkasının davetini reddetmek.ziyana uğrayanlar-

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Adamakıllı nâdim olup doğru yoldan sapıttıklarını görünce de Rabbimiz acımazsa bize ve yarlıgamazsa bizi, mutlaka ziyankârlardan olacağız dediler.

Abdulkadir Gölpınarlı

Adamakıllı nâdim olup doğru yoldan sapıttıklarını görünce de Rabbimiz acımazsa bize ve yarlıgamazsa bizi, mutlaka ziyankârlardan olacağız dediler.

Adem Uğur

Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce dediler ki: Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!

Ahmed Hulusi

Düşünüp, hakikatten sapmış olduklarını fark ederek pişman olduklarında: "Yemin olsun ki, Rabbimiz bize rahmet etmez ve bizi mağfiret etmez ise, kesinlikle hüsrana uğrayanlardan oluruz" dediler.

Ahmet Tekin

İş işten geçip pişmanlıktan kıvranırlarken, başlarına buyruk davranarak, dalâleti, bozuk düzeni, helâki tercih ettiklerini gördüklerinde: 'Rabbimiz bize merhamet etmez, bizi koruma kalkanına almaz, bağışlamazsa, hüsrana uğrayanlardan oluruz' dediler.

Ahmet Varol

Yaptıklarına pişman oldukları ve sapıklığa düştüklerini anladıkları zaman: 'Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa zarar edenlerden oluruz' dediler.

Ali Bulaç

Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup, başları) elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten şaşırıp saptıklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız" dediler.

Ali Fikri Yavuz

Ne zaman ki,buzağıya taptıklarına kuvvetle pişman oldular ve kesin olarak sapmış bulunduklarını gördüler, şöyle dediler: “- Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa muhakkak biz, hüsranda kalanlardan olacağız.

Ali Rıza Safa

Başları ellerinin arasına düşürülünce ve sapkınlıklarını anlayınca, şöyle dediler: "Efendimiz, bize merhamet etmezse ve bizi bağışlamazsa, kesinlikle yitime uğrayanlar arasında oluruz!"

Bayraktar Bayraklı

Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce, dediler ki: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!"

Bekir Sadak

Elleri bogrunde, caresiz kalip, kendilerinin sapitmis olduklarini gorunce: «Eger Rabbimiz bize acimaz ve bizi bagislamazsa, and olsun ki mahvoluruz» dediler.

Celal Yıldırım

Ne vakit ki, yaptıklarına için için pişmanlık duydular ve kendilerini cidden sapıtmış gördüler, «and olsun ki Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa elbette zarara uğrayanlardan oluruz!» diyerek (günahkâr âsî olduklarını dile getirdiler).

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Pişman olup kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını anlayınca da dediler ki: “Eğer rabbimiz, bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!”

Diyanet İşleri

İsrailoğulları (yaptıklarına) pişman olup, gerçekten sapmış olduklarını görünce, "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, mutlaka ziyana uğrayanlardan oluruz" dediler.

Diyanet İşleri (eski)

Elleri böğründe, çaresiz kalıp, kendilerinin sapıtmış olduklarını görünce: 'Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, and olsun ki mahvoluruz' dediler.

Diyanet Vakfi

Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce dediler ki: Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız!

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ne zaman ki, ellerine kırağı düşürüldü (yaptıklarına pişman oldular), o zaman sapıtmış olduklarını gördüler. «Yemin olsun ki; eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, muhakkak biz kötü akıbete düşenlerden olacağız.» dediler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ne zaman ki ellerine kırağı düşürüldü (şiddetli bir pişmanlığa düştüler), gerçekten sapıtmış olduklarını görünce: "Andolsun ki, Rabbimiz merhamet etmez ve bağışlamazsa muhakkak hüsranda kalanlardan olacağız!" dediler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Vaktaki ellerine kırağı düşürüldü ve cidden sapmış olduklarını gördüler, kasem olsun ki, dediler: eğer bize merhamet etmez de rabbımız, mağfiret buyurmazsa her halde husranda kalanlardan olacağız

Erhan Aktaş

Ne zaman ki akılları başlarına gelip gerçekten sapmış olduklarını görünce: "Eğer Rabb'imiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz." dediler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ne zaman ki akılları başlarına gelip gerçekten sapmış olduklarını görünce: "Eğer Rabb'imiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz." dediler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Sapkınlıklarını anlayıp, yanıldıklarını görünce: "Eğer Rabb'imiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka hüsrana uğrayanlardan oluruz." dediler.

Fizilal-il Kuran

Fakat başları ellerinin arasına düştüğünde (yaptıklarına pişman olduklarında), sapıtmış olduklarını gördüklerinde «Eğer Rabbimiz bize acımaz, bizi bağışlamaz ise, kesinlikle hüsrana uğrayanlardan, mahvolanlardan oluruz» dediler.

Gültekin Onan

Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup, başları) elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten şaşırıp saptıklarını görünce: "Eğer rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız" dediler.

Hamdi Döndüren

Onlar doğru yoldan sapmış olduklarını anlayıp, büyük bir pişmanlık içinde ellerini ısırarak dediler ki: “Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa elbette ziyana uğrayanlardan oluruz!”

Hasan Basri Çantay

Vaktaki (buzağıya tapmakdan) çok peşiman oldular ve kendilerinin muhakkak sapdıklarını gördüler: "Eğer Rabbimiz bize acımaz, bizi bağışlamazsa her halde en büyük ziyana uğrayanlardan olacağız" dediler.

Hasib Asutay

Pişman olup da kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce dediler ki: 'Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa mutlaka ziyana uğrayanlardan olacağız.'

Hayrat Neşriyat

Nihâyet (pişmanlık) ellerine düşürüldü (ve üzüntülerinden ellerini ısırır oldular)da, şübhesiz kendilerinin gerçekten saptıklarını görünce: 'Yemîn olsun ki, eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bize mağfiret etmezse, muhakkak hüsrâna uğrayanlardan olacağız!' dediler.

İbni Kesir

Elleri böğründe, çaresiz kalıp kendilerinin de sapıtmış olduklarını görünce; dediler ki: Rabbımız bize merhamet etmezse ve bizi bağışlamazsa muhakkak ki hüsrana uğrayanlardan olacağız.

Mehmet Okuyan

(Başları) ellerine düşürülünce ve (pişman olup) saptıklarını görüp anladıklarında “Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa elbette kaybedenlerden olacağız!” demişlerdi.

Muhammed Esed

(sonradan) yoldan çıktıklarını fark ederek pişmanlık içinde ellerini dizlerine vurup da, "Doğrusu, Rabbimiz acıyıp da bağışlamazda, biz gerçekten ziyana uğramış kimselerden olacağız!" deseler bile.

Mustafa İslamoğlu

Pişmanlık içinde elleri kolları dökülüp de sapmış olduklarının farkına varınca "Eğer Rabbimiz bize acıyıp da bizi bağışlamazsa, işte o zaman büsbütün kaybedenlerden olacağız!" diye dövündüler.

Ömer Nasuhi Bilmen

Vaktâ ki nedâmete düştüler ve kendilerinin hakikaten doğru yoldan çıkmış olduklarını gördüler. Dediler ki: «Eğer bize Rabbimiz merhamet etmezse ve bizi bağışlamazsa elbette büyük bir ziyana uğramışlardan olacağız.»

Ömer Öngüt

(Pişmanlıklarından) başları elleri arasına düşürülüp de, kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını görünce dediler ki: “Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa, andolsun ki en büyük ziyana uğrayanlardan olacağız. ”

Suat Yıldırım

Ne vakit ki yaptıklarının saçmalığını anlayıp son derece pişman oldular ve saptıklarını gördüler, "Yemin olsun ki, dediler, eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi affetmezse, muhakkak her şeyimizi kaybedenlerden oluruz."

Süleyman Ateş

Ne zaman ki (pişmanlıklarından ötürü) başları elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten sapmış olduklarını gör(üp anla)dılar, dediler ki: "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, elbette ziyana uğrayanlardan oluruz!"

Süleymaniye Vakfı

Pişman olup akılları başlarına gelince gerçekten sapmış olduklarını gördüler ve şöyle dediler: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve suçumuzu örtmezse büsbütün kaybedenlerden oluruz."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Başları önlerine eğdirilip saptıklarını gördüklerinde dediler ki "Eğer Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa (durumumuzu düzeltmezse) tamamen kaybetmiş oluruz."

Şaban Piriş

Ellerindeki düşürüldüğü ve sapmış olduklarını gördükleri zaman: -Eğer Rabbimiz, bize acımazsa ve bizi bağışlamazsa mahvolanlardan oluruz, dediler.

Tefhim-ul Kuran

Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup, başları) elleri arasında düşürüldü ve kendilerinin de gerçekten şaşırıp saptıklarını görünce: «Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız» dediler.

Ümit Şimşek

Nihayet akılları başlarına gelip de sapıklık etmiş olduklarını anlayınca dediler ki: 'Rabbimiz bize acımaz ve bizi bağışlamazsa, biz hüsrana düşenlerden oluruz.'

Yaşar Nuri Öztürk

Başları avuçları arasına düşürülüp de sapmış olduklarını fark ettiklerinde şöyle yakardılar: "Rabbimiz bize merhamet etmez, bizi affetmezse mutlaka hüsrana düşenlerden olacağız."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onların əlləri yanlarına düşdükdə (tutduqları işə görə peşman olduqda) və haqq yoldan azdıqlarını gördükdə: “Əgər Rəbbimiz bizə rəhm etməsə və bizi bağışlamasa, əlbəttə, ziyana uğrayanlardan olarıq”– dedilər.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Elə ki (peşmançılıqdan başları) əlləri arasına düşdü və haqq yoldan azmış olduqlarını gördülər, (əməllərindən çox məʼyus olub) dedilər: ″Əgər Rəbbimiz bizə rəhm etməsə və bizi bağışlamasa, mütləq ziyana uğrayanlardan olacağıq!″

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Als sie sich ihres großen Fehlers bewußt wurden, tiefste Reue empfanden und erkannten, daß sie irregegangen waren, sprachen sie: ʺWenn unser Herr uns nicht Barmherzigkeit erweist und uns vergibt, gehören wir gewiß zu den Verlierern.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Und als sich bei ihnen die Reue einstellte und sie sahen, daß sie bereits irregegangen waren, sagten sie: ʺWenn sich unser Herr nicht unser erbarmt und uns vergibt, werden wir ganz gewiß zu den Verlierern gehören!ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Als sie dann von Reue erfaßt wurden und einsahen, daß sie wirklich irregegangen waren, da sagten sie: ʺWenn Sich unser Herr nicht unser erbarmt und uns verzeiht, so werden wir ganz gewiß unter den Verlierenden sein.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Und als sie bereut und erkannt haben, daß sie bereits fehlgegangen sind, sagten sie: ʺWenn unser HERR uns keine Gnade erweist und uns vergibt, werden wir gewiß von den Verlierern sein.ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

When they realized that they had committed themselves to an evil line of conduct and have wandered from the path of righteousness they said: " Now, unless Allah, our Creator extends His mercy to us and forgives us, we will most certainly be great losers".

Abdul Haleem

When, with much wringing of hands, they perceived that they were doing wrong, they said, ‘If our Lord does not have mercy and forgive us, we shall be the losers.’

Abdullah Yusuf Ali

When they repented, and saw that they had erred, they said: "If our Lord have not mercy upon us and forgive us, we shall indeed be of those who perish."

Abul A'la Maududi

And when they were afflicted with remorse and realized that they had fallen into error, they said: 'If our Lord does not have mercy on us and does not pardon us, we shall be among the losers.'

Aisha Bewley

When they took full stock of what they had done and saw they had been misled, they said, ‘If our Lord does not have mercy on us and forgive us, we will certainly be among the lost. ’

Al-Hilali & Khan

And when they regretted and saw that they had gone astray, they (repented and) said: "If our Lord have not mercy upon us and forgive us, we shall certainly be of the losers."

Ali Quli Qarai

But when they became remorseful and realised they had gone astray, they said, ‘Should our Lord have no mercy on us, and forgive us, we will be surely among the losers. ’

Amatul Rahman Omar

And when (the magic spell was broken) they were smitten with remorse and realised that they had indeed gone astray, they said, `Unless our Lord have mercy on us and protect us (against the consequences of our sins) we shall surely be of the losers. '

Arthur John Arberry

And when they smote their hands, and saw that they had gone astray, they said, 'If our Lord has not mercy on us, and forgives us not, surely we shall be of the lost. '

Bijan Moeinian

When they [saw Moses and] came to their senses, they realized that they have gone too far. They then prayed: "If our Lord does not show mercy and does not forgive us, we are nothing but the losers."

E. Henry Palmer

but when they bit their hands with fruitless rage and saw that they had gone astray, they said,' Verily, if our Lord have not compassion on us and forgive us we shall surely be of those who lose!'

Edip-Layth

When they were smitten with remorse and they saw that they had gone astray, they said, "If our Lord will not have mercy on us and forgive us, then we will be of the losers!"

George Sale

And when they were smitten with remorse and saw that they had indeed gone astray, they said, 'If our Lord have not mercy on us and forgive us, we shall surely be of the losers. '

Hamid S. Aziz

But when they bit their hands (in realization and fear) and saw that they had gone astray, they said, "Verily, if our Lord have not compassion on us and forgive us we shall surely be of those who are lost!"

Mahmoud Ghali

And as soon as it was made to fall down in their hands, (i. e., they regretted.) and (they) saw that they had already erred, they said, "Indeed in case our Lord has no mercy on us and does not forgive us, indeed, we will definitely be of the losers.".

Marmaduke Pickthall

And when they feared the consequences thereof and saw that they had gone astray, they said: Unless our Lord have mercy on us and forgive us, we verily are of the lost.

Mohamed Ahmed - Samira

Then they were filled with remorse and saw that they had erred and said: "If our Lord does not forgive us we will surely be lost. "

Muhammad Asad

although [later, ] when they would smite their hands in remorse, having perceived that they had gone astray, they would say, "Indeed, unless our Sustainer have mercy on us and grant us forgiveness, we shall most certainly be among the lost!"

Mustafa Khattab

Later, when they were filled with remorse and realized they had gone astray, they cried, "If our Lord does not have mercy on us and forgive us, we will certainly be losers."

Progressive Muslims

And when they realized what their hands had done, and they saw that they had gone astray, they said: "If our Lord will not have mercy on us and forgive us, then we will be of the losers!"

Sahih International

And when regret overcame them and they saw that they had gone astray, they said, "If our Lord does not have mercy upon us and forgive us, we will surely be among the losers. "

Sam Gerrans

And when regret overcame them and they saw that they had gone astray, they said: “If our Lord have not mercy on us and forgive us, we will be among the losers.”

Shabbir Ahmed

When they regretted their action and realized that they had gone astray, they said, "Unless our Lord embraces us with Mercy and forgives us, we surely will be lost. "

Syed Vickar Ahamed

When they felt sorry (and regretted), and saw that they had made a mistake, they said: "If our Lord does not have mercy upon us and forgive us, we shall be truly of those who perish. "

Taqi Usmani

When they became remorseful and saw that they had gone astray, they said, "If Allah shows no mercy to us, and does not forgive us, we shall certainly be among the losers."

The Monotheist Group

And when they realized what their hands had done, and they saw that they had gone astray, they said: "If our Lord will not have mercy on us and forgive us, then we will be of the losers!"

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En toen berouw hen overviel en zij zagen dat zij gedwaald hadden zeiden zij: ʺAls onze Heer geen erbarmen met ons heeft en ons vergeeft dan behoren wij tot de verliezers.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Doch toen zij met droefheid berouw gevoelden, en zagen, dat zij verdwaald waren, zeiden zij: Waarlijk, indien onze Heer geene barmhartigheid met ons heeft en ons niet vergeeft, zullen wij zeker tot hen behooren, die verloren zijn.

Hollandaca — Siregar

En toen spijt hen van voor en van achter overviel, en zij zagen dat zij waarlijk gedwaald hadden, zeiden zij: ʺAls onze Heer ons niet begenadigt en ons niet vergeeft, dan zullen wij zeker tot de verliezers behoren.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Когда же они [поклонявшиеся тельцу] пожалели о содеянном и увидели [поняли], что (этим самым) заблудились, они сказали: «Если не помилует нас наш Господь и не простит нам [если не примет наше покаяние], то мы непременно будем в числе оказавшихся в убытке!»

Rusça — Osmanov

Когда же они раскаялись и убедились воочию, что сбились с пути истины, то сказали: ʺЕсли наш Господь не смилостивится над нами и не простит нас, то мы непременно окажемся среди заблудшихʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och när de (sedan), beklämda och ångerfulla, insåg sitt fel, sade de: ʺOm inte vår Herre förbarmar sig över oss och ger oss Sin förlåtelse, är vi bestämt ohjälpligt förlorade.ʺ