De ki: "Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Şüphesiz, zalimler kurtuluşa eremezler."

قُلْ يَاقَوْمِ اعْمَلُوا عَلٰى مَكَانَتِكُمْ اِنِّي عَامِلٌ فَسَوْفَ تَعْلَمُونَ مَنْ تَكُونُ لَهُ عَاقِبَةُ الدَّارِ اِنَّهُ لَا يُفْلِحُ الظَّالِمُونَ

ḳul yā ḳavmi ǎ'melū ǎlā mekānetikum innī ǎāmilun fe sevfe teǎ'lemūne men tekūnu lehu ǎāḳibetu d-dāri innehu lā yufliHu Z-Zālimūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1قُلْḳulق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelede ki
2يَاقَوْمِyā ḳavmiق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhEY/HEY/AH kavmim
3اعْمَلُواǎ'melūع م لiş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel, suistimal), mamul, muamele, teamül, imalatyapacağınızı yapın
4عَلٰىǎlā
5مَكَانَتِكُمْmekānetikumك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinimkanınıza göre
6اِنِّيinnīşüphesiz ben de
7عَامِلٌǎāmilunع م لiş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel, suistimal), mamul, muamele, teamül, imalatyapıyorum
8فَسَوْفَfe sevfeyakında
9تَعْلَمُونَteǎ'lemūneع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebileceksiniz
10مَنْmenkimin
11تَكُونُtekūnuك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinolacağını
12لَهُlehu
13عَاقِبَةُǎāḳibetuع ق بBaşarmak, yerini almak, sonra gelmek, topuğuna vurmak, topukta gelmek, birini yakından takip etmek. Aqqaba - tekrar tekrar çabalamak, geri dönmek, cezalandırmak, karşılık vermek, adımlarını geri izlemek. Aqab - ölmek, nesil bırakmak, karşılığında vermek. Aqabatun - tırmanması zor yer. Uqbun - başarı. Ta'aqqaba - dikkatli bilgi almak, bağırmak, adım adım takip etmek. Aqub - topuk, oğul, torun, nesil, mihver, eksen. Uqba - karşılık, sonuç, ödül, son, başarı. İqab (çoğulu aqubat) - günahtan sonraki ceza, erteleyen veya tersine çeviren, işin sonucuna veya neticesine bakan. Mu'aqqibat - birbirinin yerini alan, başka bir şeyin hemen ardından gelen veya kesintisiz olarak başka bir şeyi takip eden şey. Bu, mu'aqqib kelimesinin çift çoğul dişil halidir. Çoğul dişil form, Arapçada dişil formun bazen vurgu ve sıklık katmak için kullanılmasından dolayı eylemlerin sıklığını gösterir.sonunun
14الدَّارِd-dāriد و رDönmek, devretmek, dolaşmakbu yurdun
15اِنَّهُinnehuşüphesiz
16لَا
17يُفْلِحُyufliHuف ل حyarmak/yarık/çatlamak/bölmek/yarma, izli/pullukla sürmek/toprak işlemek, tarım, toprağı işlemek, müreffeh olmak/başarılı olmak, elde etmek/kazanmak, mesut olmak, bağımsız olmak, kalıcılık/süreklilık/dayanma gücüiflah olmazlar
18الظَّالِمُونَZ-Zālimūneظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmakZalimler

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

De ki: Ey kavmim, siz elinizden geleni yapın, ben de yapmadayım. Yakında bilir, anlarsınız kimin sonunun hayırlı olacağını. Şüphe yok ki zâlimler, muratlarına ermezler.

Abdulkadir Gölpınarlı

De ki: Ey kavmim, siz elinizden geleni yapın, ben de yapmadayım. Yakında bilir, anlarsınız kimin sonunun hayırlı olacağını. Şüphe yok ki zâlimler, muratlarına ermezler.

Adem Uğur

De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Yurdun (dünyanın) sonunun kimin lehine olduğunu yakında bileceksiniz. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmazlar.

Ahmed Hulusi

De ki: "Ey halkım, elinizden ne geliyorsa hepsini yapın! Muhakkak ki ben de yapacağım (gücümün yettiğini)! (Dünya) yurdunun sonuçta kimin olacağını yakında bileceksiniz". . . Muhakkak ki zalimler, kurtuluşa ermezler.

Ahmet Tekin

'Ey kavmim, terketmediğiniz hayat tarzınızı, iktidarınızı yaşamaya devam edin, bütün imkânlarınızla elinizden geleni yapın. Ben de bilinçli olarak görevimi yapmaya devam ediyorum. Bu hayatın, bu dünyanın sonunda kimin kazanacağını, siz de yakında öğreneceksiniz. Şu bir gerçektir ki, küfürleri, nankörlükleri, baskıları, işkenceleri sebebiyle zâlimler kurtuluşa ebedî nimetlerle mutluluğa eremez.' de.

Ahmet Varol

De ki: 'Ey kavmim! Gücünüzün elverdiğini yapın, ben de yapıyorum. Bu yurdun (dünyanın) sonunun kimin olacağını yakında bileceksiniz. Şüphe yok ki, zalimler kurtuluşa eremezler.'

Ali Bulaç

De ki: "Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz ben de yapıyorum. Bu yurdun (dünyanın) sonu, kimindir, bilip öğreneceksiniz. Gerçekten zalimler kurtuluşa ermeyeceklerdir."

Ali Fikri Yavuz

(Ey Rasulüm, kavmin Kureyş’e) de ki: “- Ey kavmim! Bütün kuvvetinizle yapacağınızı yapın. Ben vazifemi yapıyorum. Artık dünya evinin sonu olan cennet, kimin olacaktır, bileceksiniz. Şüphe yok ki, zalimler kurtuluşa ermezler.”

Ali Rıza Safa

De ki: "Ey toplumum! Elinizden geleni yapın; kuşkusuz, ben de yapacağım. Artık, ülkenin sonunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Kuşkusuz, haksızlık yapanlar, kurtuluşa erişemezler!"

Bayraktar Bayraklı

De ki: "Ey kavmim! Elinizden geleni yapınız! Ben de yapacağım! Yurdun sonunun kimin lehine olduğunu yakında bileceksiniz. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmazlar."

Bekir Sadak

De ki, «Ey milletim! Durumunuzun gerektirdigini yapin, dogrusu ben de yapacagim. Sonucun kimin icin hayirli olacagini bileceksiniz. Zulmedenler suphesiz kurtulamazlar.»

Celal Yıldırım

De ki: Ey Kavmim! İmkân ve gücünüz yettiğince yapın yapacağınızı ; doğrusu ben (görevimi yerine) getiriciyim. İleride dünya evinin, Âhiret yurdunun (feyizli) sonucu kimin olacaktır bileceksiniz. Elbette zâlimler kurtuluşa eremiyeceklerdir.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

De ki: “Ey kavmim! Elinizden gelen ne varsa yapın! Ben de yapacağım! İleride göreceksiniz, güzel akıbet kimin olacak. Şu muhakkak ki zalimler iflâh olmaz.”

Diyanet İşleri

De ki: "Ey kavmim! Elinizden geleni yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Ama dünya yurdunun sonucunun kimin olacağını yakında öğreneceksiniz. Şüphesiz, zalimler kurtuluşa eremezler."

Diyanet İşleri (eski)

De ki, 'Ey milletim! Durumunuzun gerektirdiğini yapın, doğrusu ben de yapacağım. Sonucun kimin için hayırlı olacağını bileceksiniz. Zulmedenler şüphesiz kurtulamazlar.'

Diyanet Vakfi

De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Ben de yapacağım! Yurdun (dünyanın) sonunun kimin lehine olduğunu yakında bileceksiniz. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmazlar.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

De ki: «Ey kavmim! Gücünüz yettiğince yapacağınızı yapın, ben de yapıyorum. Yakında (dünya) yurdunun sonunun kimin olduğunu bileceksiniz. Muhakkak zalimler kurtuluşa eremezler».

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

De ki: "Ey kavmim, yapacağınızı bütün kuvvetinizle yapın, ben görevimi yapıyorum. Artık yakında dünya evinin sonunun kimin olacağını bileceksiniz. Şu kesindir ki, zalimler arzularına eremeyeceklerdir."

Elmalılı Hamdi Yazır

Ey kavmım, de: Bütün kuvvetinizle yapın yapacağınızı ben vazifemi yapıyorum, artık yakında bileceksiniz: Dünya evinin sonu kimin olacak? Şu muhakkak ki zalimler felah bulmazlar

Erhan Aktaş

De ki: "Ey halkım! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. İleride göreceksiniz! Son yurt kimin olacak?" Kuşkusuz zalimler kurtuluşa eremezler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

De ki: "Ey halkım! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. İleride göreceksiniz! Son yurt kimin olacak? Kuşkusuz zalimler kurtuluşa eremezler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

De ki: "Ey halkım! Elinizden geleni yapın. Ben de yapacağım. İleride göreceksiniz! Son yurt kimin olacak? Kuşkusuz zalimler kurtuluşa eremezler.

Fizilal-il Kuran

De ki; Ey kavmim, tutumunuzu devam ettiriniz, ben de kendi tutumumu devam ettireceğim. Dünya yurdunun sonunun kimin lehinde olacağını ilerde anlayacaksınız. Hiç kuşkusuz zalimler kurtuluşa eremezler.

Gültekin Onan

De ki: "Ey kavmim bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz ben de yapıyorum. Bu yurdun (dünyanın) sonu kimindir, bilip öğreneceksiniz. Gerçekten zalimler kurtuluşa ermeyeceklerdir."

Hamdi Döndüren

De ki: “Ey kavmim! Elinizden gelen (düşmanlığı) yapın! Ben de (yumuşaklıkla) davranacağım! Yakında (ahiret yurdunda hayırlı) sonucun kime ait olacağını bileceksiniz! Gerçek şu ki, zalimler kurtuluşa eremezler.”

Hasan Basri Çantay

De ki: "Ey kavmim, elinizden geleni (komayın) yapın. Ben (vazifemi) hakkıyle yapanım. Artık (dünya) evin (in) sonu (olan cennet) kimin olacakdır, (bunu) bileceksiniz. Şu muhakkakdır ki zaalimler muradlarına ermeyecek.

Hasib Asutay

(Resulüm!) De ki: Ey kavmim! Elinizden geleni yapın! Şüphesiz bende (görevimi) yapacağım! İleride yurdun (dünyanın) sonunun kimin lehine olduğunu yakında bileceksiniz. Gerçek şu ki, zalimler iflah olmazlar.

Hayrat Neşriyat

De ki: 'Ey kavmim! Elinizden geleni yapın; şübhesiz ben (de vazîfemi)yapıcıyım. Artık dünyanın âkıbeti kimin lehine olacağını ileride bileceksiniz.' Şu muhakkaktır ki, zâlimler kurtuluşa ermez!

İbni Kesir

De ki: Ey kavmim; elinizden geleni yapın, doğrusu ben de yapacağım. Dünya evinin sonunun kimin olacağını bileceksiniz. Şurası muhakkak ki zalimler; felah bulmazlar.

Mehmet Okuyan

De ki: “Ey kavmim! Yerinizde elinizden geleni yapın; ben de yapacağım! Yurdun (bu dünyanın) sonunun kimin olacağını ileride bileceksiniz. Şüphesiz ki zalimler kurtulamazlar.”

Muhammed Esed

De ki: "Ey (inanmayan) halkım! Gücünüz içinde olan her şeyi yapın (ki) ben de (Allah yolunda) gayret göstereyim; ve zamanla anlayacaksınız gelecek kimindir. Şüphe yok ki zalimler asla mutluluğa erişemeyecekler!"

Mustafa İslamoğlu

De ki: "Ey halkım! Siz kendinize yakışanı yapın! Ben de görevimi yapıyorum ve nasıl olsa zamanla anlayacaksınız kimin mutlu sona ulaşacağını!" Kesin olan şu ki; zalimler asla mutluluğa ulaşamacaklar.

Ömer Nasuhi Bilmen

De ki: «Ey kavmim! Son derece iktidarınız ile yapacağınızı yapınız, şüphe yok ki, ben de (memur olduğum vazifeyi) yapmaktayım. Artık şüphesiz yakında bileceksinizdir ki, dar-ı ahiretin güzel akibeti (kime) nâsip olacaktır! Şu muhakkak ki, zalimler felâha eremiyeceklerdir.»

Ömer Öngüt

De ki: “Ey kavmim! Elinizden geleni yapın, doğrusu ben de yapacağım. Bu yurdun sonunun kimin olacağını yakında bileceksiniz. ” Şüphesiz ki zâlimler iflâh olmazlar.

Suat Yıldırım

De ki: "Ey halkım, var gücünüzle elinizden geleni yapın. Ben vazifemi yapıyorum. Güzel âkıbetin kime ait olacağını yakında bileceksiniz. Şu muhakkak ki zalimler iflah olmazlar.

Süleyman Ateş

De ki: "Ey kavmim, gücünüz yettiğince yapacağınızı yapın, ben de yapacağımı yapıyorum. Yakında (dünya) yurdu(nu)n sonunun kime aidolacağını bileceksiniz. Zalimler, asla onmazlar!

Süleymaniye Vakfı

De ki: "Ey Halkım! Elinizden ne geliyorsa yapın. Ben de yapacağım. Sonunda bu yurt (Mekke) kimin olacak, öğreneceksiniz. Şu bir gerçek ki yanlışlar içinde olanlar umduklarına kavuşamazlar."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

De ki "Ey Halkım! Elinizden geleni yapın; ben de yapacağım. Bu dünyanın sonunun kime yarayacağını yakında öğreneceksiniz. Şurası gerçek ki yanlış yapanlar umduklarına kavuşamayacaklardır."

Şaban Piriş

De ki: -Ey kavmim, yapabileceğinizi yapın. Ben de (görevimi) yapacağım. Dünya ve ahiret mükafatının kimin olduğunu öğreneceksiniz. Gerçek şu ki: Zalimler kurtuluşa eremez.

Tefhim-ul Kuran

De ki: «Ey kavmim, bütün yapabileceğinizi yapın; şüphesiz ben de yapıyorum. Bu yurdun (dünyanın) sonu, kimindir, bilip öğreneceksiniz. Gerçek şu ki zalimler kurtuluşa ermiyeceklerdir.»

Ümit Şimşek

De ki: Ey kavmim, siz elinizden geleni yapadurun; ben de yapıyorum. Bu dünyanın sonunun kim hakkında hayırlı olacağını siz de öğreneceksiniz. Şurası muhakkak ki, zalimler asla iflâh olmazlar.

Yaşar Nuri Öztürk

Ey toplumum! Yapabileceğinizi yapın. Ben de yapıp ediyorum. Yakında yurdun sonunun kime ait olacağını bileceksiniz. Gerçek olan şu ki, zalimler kurtulamayacaklardır.

Azerice (1)

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Ya Rəsulum! Qüreyş kafirlərinə) de: ″Ey camaatım, əlinizdən gələni edin. Mən də (öz vəzifəmi) yerinə yetirirəm. Axirət yurdunun (gözəl) aqibətinin kimə nəsib olacağını biləcəksiniz. Şübhəsiz ki, zalımlar nicat tapmayacaqlar!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sprich: ʺO mein Volk! Macht weiter auf eure Art; ich mache weiter auf meine, und ihr werdet zu wissen bekommen, wem das gute Ende im Jenseits beschieden ist. Die, die Unrecht tun, erzielen keinen Erfolg.

Almanca — Der Edle Quran

Sag: O mein Volk, handelt nach eurer Stellung! Ich werde ebenfalls (so) handeln. Dann werdet ihr (noch) erfahren, wem die letztendliche Wohnstätte gehören wird. Gewiß, den Ungerechten wird es nicht wohl ergehen.

Almanca — M. A. Rassoul

Sprich: ʺO Leute, handelt eurem Standpunkt gemäß, und ich werde (so) handeln. Bald werdet ihr erfahren, wer den endgültigen Lohn der Wohnstatt erhalten wird.ʺ Siehe, die Ungerechten sind nie erfolgreich.

Almanca — Muhammad Zaidan

Sag: ʺMeine Leute! Handelt euren Standpunkten entsprechend, ich handle auch. Und ihr werdet noch wissen, wem das Anschließende vom Jenseits gehört.ʺ Die Unrecht-Begehenden werden gewiß keinen Erfolg haben.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Say to them O Muhammad: "O you people of thoughtless minds, you may pursue what your minds and souls impel you to do, but I am steering my course of action by guiding indications set by Providence Who guides into all truth, and you shall come to know who shall be the winner of Allah's mercy Hereafter and who shall succeed in attaining the blissful and happy end. Never shall the wrongful find one instance of physical or spiritual prosperity Hereafter".

Abdul Haleem

[Prophet], say, ‘My people, you carry on as you are, and so will I: you will come to realize who will have a happy homecoming in the Hereafter.’ The evildoers will not prosper.

Abdullah Yusuf Ali

Say: "O my people! Do whatever ye can: I will do (my part): soon will ye know who it is whose end will be (best) in the Hereafter: certain it is that the wrong-doers will not prosper."

Abul A'la Maududi

Say (O Muhammad!): 'O people! Work in your place; and I too am at work. Soon you will know in whose favour the ultimate decision will be. Surely the wrong-doers will not prosper.'

Aisha Bewley

Say: ‘My people, do as you are doing, just as I am doing. You will certainly come to know who will have the best home in the end. The wrongdoers will certainly not be successful.’

Al-Hilali & Khan

Say (O Muhammad صلى الله عليه وسلم): "O my people! Work according to your way, surely, I too am working (in my way), and you will come to know for which of us will be the (happy) end in the Hereafter. Certainly the Zâlimûn (polytheists and wrong-doers) will not be successful."

Ali Quli Qarai

Say, ‘O my people, Act according to your ability; I too am acting. Soon you will know in whose favour the outcome of that abode will be. Indeed the wrongdoers will not be felicitous.’

Amatul Rahman Omar

Say, `O my people! go on working according to (the utmost of) your capacities and positions. Surely, I am doing (my best)! Soon you shall come to know for whom is the (best) reward of this abode.' Anyhow, the wrong-doers never attain their goal.

Arthur John Arberry

Say: 'O my people, act according to your station; I am acting. And assuredly you will know who shall possess the Abode Ultimate. Surely the evildoers will not prosper.'

Bijan Moeinian

Say: "Do whatever you like and I will do whatever is the best; pretty soon you will see which one of us will succeed. The fact of the matter is that the unjust people will never attain the salvation."

E. Henry Palmer

Say, 'O my people! act according to your power, verily, I am acting too; and soon shall ye know whose is the future of the abode!' verily, the unjust shall not prosper.

Edip-Layth

Say, "My people, do your best, and so will I. You will then know those who deserve the ultimate abode. The wicked will not succeed."

George Sale

Say unto those of Mecca, O my people, act according to your power; verily I will act according to my duty: And hereafter shall ye know whose will be the reward of paradise. The ungodly shall not prosper.

Hamid S. Aziz

Say (O Muhammad), "O my people! Work according to your power, verily, I, too, am working; and soon shall you come to know whose is the happy outcome in the Hereafter!" Certainly, the unjust shall not prosper.

Mahmoud Ghali

Say, "O my people, act (Literally: do) according to your situation; surely I am acting. Then eventually you will know who will have the (ultimate) End (i.e., Paradise) of the Residence! Sure it is (that) the unjust will not prosper."

Marmaduke Pickthall

Say (O Muhammad): O my people! Work according to your power. Lo! I too am working. Thus ye will come to know for which of us will be the happy sequel. Lo! the wrong-doers will not be successful.

Mohamed Ahmed - Samira

Tell them: "O my people, go on acting on your part, I am acting on mine. You will soon know whose is the guerdon of life to come." The wicked will not succeed.

Muhammad Asad

Say: "O my [unbelieving] people! Do yet all that may be within your power, [while] I, behold, shall labour [in God's way]; and in time you will come to know to whom the future belongs. Verily, never will evildoers attain to a happy state!"

Mustafa Khattab

Say, ˹O Prophet,˺ "O my people! Persist in your ways, for I ˹too˺ will persist in mine. You will soon know who will fare best in the end. Indeed, the wrongdoers will never succeed."

Progressive Muslims

Say: "My people, work as you see fit, and I will work. You will then know to whom will be the punishment of the Hereafter. The wicked will not succeed."

Sahih International

Say, "O my people, work according to your position; [for] indeed, I am working. And you are going to know who will have succession in the home. Indeed, the wrongdoers will not succeed.

Sam Gerrans

Say thou: “O my people: work according to your power — I am working; and you will come to know for whom is the final outcome of the Abode; the wrongdoers are not successful.”

Shabbir Ahmed

Say (to the opponents O Messenger), "O My people! Do all that is in your power. Behold, I am working. Very soon, you will come to know for which of us is the ultimate success. Violators of human rights will never be successful."

Syed Vickar Ahamed

Say: "O my people! Do whatever you can: I will do (my part): Soon will you know who they are whose end will be (the best) in the Hereafter: It is certain that the wrongdoers will not succeed. "

Taqi Usmani

Say, "O my people, do at your place (whatever you do.) I have to do (in my way). So, you will know for whom is the ultimate abode. Surely, the wrongdoers will not be successful."

The Monotheist Group

Say: "My people, work as you see fit, for I too am working. You will then know to whom will be the punishment of the Hereafter. The wicked will not succeed."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Dis: ʺO mon peuple! Continuez à agir selon votre méthode; moi aussi jʹagirai selon la mienne. Ensuite, vous saurez qui aura un meilleur (sort) dans lʹau-delà.ʺ Certes, les injustes ne réussiront jamais.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

(Resûlê min!) Bibêje: Ey gelê min! De haydê hûn li gorî derfetên xwe kar bikin. Bêguman ez ê jî li gorî derfetên xwe kar bikim! Vêca hûn ê bizanin ka encama mala lêmayinê ji kê re ye. Bêguman sitemkar tu carî serfiraz nabin.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zeg: ʺO mijn volk handelt naar jullie vermogen; ik doe het ook. En dan zullen jullie wel te weten komen voor wie de uiteindelijke woning is.ʺ Maar de onrechtplegers zal het niet welgaan.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zeg tot de bewoners van Mekka; O mijn volk! handel overeenkomstig uwe kracht; waarlijk, ik zal handelen overeenkomstig mijnen plicht. En hierna zult gij kennen, wat de belooning van het paradijs is. De goddeloozen zullen niet bloeien.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Скажи (о, Посланник): «О, народ мой! Действуйте (так как вы считаете правильным) по своей возможности [насколько вы можете], (и) поистине я (тоже) буду действовать (как повелел мне мой Господь). И вскоре вы узнаете, у кого будет (достохвальный) итог в Обители (Вечности). Поистине, не обретут успеха [довольства Аллаха и Рая] беззаконники [неверующие]!»

Rusça — Osmanov

Скажи [, Мухаммад]: ʺО мой народ! Поступайте соответственно своему положению. Я же буду действовать [как подобает]. И узнаете вы, кому какая доля достанется в будущем мире. Воистину, не преуспеют нечестивцы [в будущей жизни]ʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Säg: ʺGör, mitt folk, vad som står i er makt (för att bekämpa tron); jag skall göra mitt (för att befästa och utbreda den)! Ni skall (en dag) få veta vem som hemför den slutliga segern. Sannerligen skall det inte gå de orättfärdiga väl i händer!ʺ