Hatta gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Artık onlar kararsız bir haldedirler.
بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَهُمْ فِي اَمْرٍ مَرِيجٍ
bel keƶƶebū bi l-Haḳḳi lemmā cā'ehum fe hum fī emrin merīcin
Kelimeler
Tüm mealler
Meal seçin (82 / 82 görünüyor)
Türkçe
Azerice
Almanca
English
Fransızca
Kürtçe
Hollandaca
Rusça
İsveççe
Türkçe
Abdulbaki Gölpınarlı
Hayır, gerçek olan Kur'ân, onlara gelince yalanladılar da şimdi darmadağın bir işe daldılar.
Abdulkadir Gölpınarlı
Hayır, gerçek olan Kurʼân, onlara gelince yalanladılar da şimdi darmadağın bir işe daldılar.
Adem Uğur
Bilakis onlar, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.
Ahmed Hulusi
Hayır, onlara geldiğinde Hakikatlerini yalanladılar! Onlar pek karışık bir iş içindedirler.
Ahmet Tekin
Doğrusu gerekçeli, hikmete dayalı, toplumda hakça düzeni gerçekleştirecek hak kitap Kur’ân ve peygamber kendilerine geldiği zaman yalanladılar. Onlar şimdi karmakarışık bir plan, bir düşünce içindeler.
Ahmet Varol
Hayır, onlar hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durum içindedirler.
Ali Bulaç
Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı içinde bulunuyorlar.
Ali Fikri Yavuz
Doğrusu, kendilerine hak (Kur’an ve Peygamber) gelince yalanladılar da, şimdi muztarıb bir haldedirler.
Ali Rıza Safa
Hayır! Gerçek onlara geldiğinde yalanladılar; artık şaşkınlık içindeler.
Bayraktar Bayraklı
Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.
Bekir Sadak
Hayir; onlar, gercek kendilerine gelince onu yalanladilar; kararsizlik icindedirler.
Celal Yıldırım
(4-5) Biz, muhakkak yerin onlardan neyin (çürütüp) eksilttiğini biliriz. Yanımızda (her şeyin yazılı bulunduğu) muhafazalı bir kitap vardır. Hayır, onlar hakk kendilerine gelince yalanladılar. Bu bakımdan onlar, kararsızlık ve perişanlık içindedirler.
Diyanet (Kur'an Yolu Meali)
Ayrıca bunlar gerçeği kendilerine geldiğinde hemen yalanladılar; tam bir tutarsızlık içindeler.
Diyanet İşleri
Hatta gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Artık onlar kararsız bir haldedirler.
Diyanet İşleri (eski)
Hayır; onlar, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.
Diyanet Vakfi
Bilakis onlar, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)
Doğrusu hak kendilerine geldiği zaman yalanladılar da şimdi karmakarışık bir ıztırap içindeler.
Elmalılı (sadeleştirilmiş)
Doğrusu, gerçek kendilerine geldiği zaman yalanladılar da şimdi karmakarışık bir ıstırap içindeler.
Elmalılı Hamdi Yazır
Doğrusu hak kendilerine geldiği zaman tekzib ettiler de şimdi karma karışık bir ıztırab içindeler
Erhan Aktaş
Ne var ki onlar, kendilerine Hakk gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.
Erhan Aktaş (10. Baskı)
Ne var ki onlar, kendilerine Hakk gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.
Erhan Aktaş (Eski Baskı)
Ne var ki onlar, kendilerine Hakk gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.
Fizilal-il Kuran
Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.
Gültekin Onan
Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı (emrin meriyc) içinde bulunuyorlar.
Hamdi Döndüren
Doğrusu onlar, gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar şaşkınlık içindedirler!
Hasan Basri Çantay
Hayır, onlar, kendilerine hak gelince (onu) tekzib etdiler. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.
Hasib Asutay
Hayır, hak kendilerine gelince (3), yalanladılar. Artık onlar karışık bir iş içindedirler. (3. Kur'an veya peygamber.)
Hayrat Neşriyat
Hayır! Kendilerine geldiğinde o hakkı yalanladılar; şimdi onlar, karmakarışık bir iş içindedirler.
İbni Kesir
Hayır, onlar; hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi de şaşırmış bir haldedirler.
Mehmet Okuyan
Aksine onlar, kendilerine geldiğinde gerçeği yalanladılar. (Şimdi) onlar derin bir perişanlık içindedir.
Muhammed Esed
Buna rağmen onlar, (yeniden dirilmeyi inkar edenler,) ne zaman kendilerine tebliğ edildiyse hakikati yalanladılar; ve şimdi bir şaşkınlık içindeler.
Mustafa İslamoğlu
Dahasını da yaptılar; ayaklarına kadar geldiği halde hakikati yalanladılar: hasılı onlar derin bir iç karmaşası yaşıyorlar.
Ömer Nasuhi Bilmen
(4-5) Muhakkak ki, yer onlardan neyi eksiltirse Biz bilmişizdir ve Bizim nezdimizde hıfzedici bir kitap vardır. Fakat kendilerine geldiği vakit hakkı tekzîp ettiler. İmdi onlar karmakarışık bir ızdırap içindedirler.
Ömer Öngüt
Hayır! Onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar karışık bir durum içindedirler.
Suat Yıldırım
Bilakis onlar, kendi önlerine kadar gelen gerçeği yalan saydılar. Artık onlar kararsızlık ve perişanlık içindedirler.
Süleyman Ateş
Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durumun içindedirler.
Süleymaniye Vakfı
Doğrusu, bu gerçekler /ayetler kendilerine geldiğinde yalana sarıldılar; artık onlar (ne yapacakları konusunda) karmakarışık bir haldedirler.
Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)
Hayır! Kendilerine gelen bu gerçek karşısında yalan söylediler; tam bir tereddüt içindeler.
Şaban Piriş
Hayır onlar, kendilerine hak gelince yalanladılar. Çünkü onlar şaşkınlık içindedirler.
Tefhim-ul Kuran
Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı içinde bulunuyorlar.
Ümit Şimşek
Doğrusu, onlar kendilerine hak geldiğinde onu yalanladılar; onun için şaşkın bir haldedirler.
Yaşar Nuri Öztürk
Hayır, hayır! Onlar, hak kendilerine geldiğinde, onu yalanladılar. Şimdi perişan mı perişan bir durum içindedirler.
Azerice (2)
Azerice — Alihan Musayev
Lakin həqiqət onlara məlum olduqda onu yalan hesab etdilər. İndi onlar çaşqın vəziyyətdədirlər.
Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov
Lakin onlara haqq (Qurʼan) gəldikdə onu yalan saydılar. İndi onlar dolaşıqlıq (təşvış) içindədirlər (sənə gah şair, gah sehrbaz, gah da kahin deyirlər).
Almanca (4)
Almanca — Al-Azhar
Sie leugneten die Wahrheit, als sie zu ihnen kam und sind nun in verwirrendem Zweifel.
Almanca — Der Edle Quran
Aber nein! Sie haben die Wahrheit für Lüge erklärt, als sie zu ihnen gekommen ist, und so befinden sie sich (stets) in Unbeständigkeit.
Almanca — M. A. Rassoul
Nein, sie haben die Wahrheit, als sie zu ihnen kam, für eine Lüge erklärt, und nun befinden sie sich in einem Zustand der Verwirrung.
Almanca — Muhammad Zaidan
Nein, sondern sie verleugneten das Wahre, als es zu ihnen kam, so sind sie in einer verworrenen Situation.
English (26)
Abdel Khalek Himmat
Yet the infidels denied the truth when it was presented to them and treated the Messenger as one who passes himself as someone other than he is, as if they were involved in doubt and anxiety about a matter on account of its intricate character.
Abdul Haleem
But the disbelievers deny the truth when it comes to them; they are in a state of confusion.
Abdullah Yusuf Ali
But they deny the Truth when it comes to them: so they are in a confused state.
Abul A'la Maududi
They gave the lie to the Truth when it came to them. So they are now in a state of great perplexity.
Aisha Bewley
But they denied the truth when it came to them. They are, therefore, in a very muddled state.
Al-Hilali & Khan
Nay, but they have denied the truth (this Qur’ân) when it has come to them, so they are in a confused state (cannot differentiate between right and wrong).
Ali Quli Qarai
Rather they denied the truth when it came to them; so they are now in a perplexed state of affairs.
Amatul Rahman Omar
Nay, (the truth of the matter is that) they denied the truth when it came to them, and so they are in a state of confusion.
Arthur John Arberry
Nay, but they cried lies to the truth when it came to them, and so they are in a case confused.
Bijan Moeinian
What a shame that the disbelievers reject a truth, revealed to them, out of sheer ignorance.
E. Henry Palmer
Nay, they call the truth a lie when it comes to them, and they are in a confused affair.
Edip-Layth
But they denied the truth when it came to them, so they are in a confused state.
George Sale
But they charge falsehood on the truth, after it hath come unto them: Wherefore they are plunged in a confused business.
Hamid S. Aziz
Nay, they rejected the truth when it came to them, so they are now in a state of confusion.
Mahmoud Ghali
No indeed, (but) they cried lies to the Truth as soon as it came to them; so they are confused (Or: they are in a confused state) as regards the Command.
Marmaduke Pickthall
Nay, but they have denied the truth when it came unto them, therefor they are now in troubled case.
Mohamed Ahmed - Samira
But no! They called the truth a lie when it came to them; so they are in a confused state.
Muhammad Asad
Nay, but they [who refuse to believe in resurrection] have been wont to give the lie to this truth whenever it was proffered to them; and so they are in a state of confusion.
Mustafa Khattab
In fact, they reject the truth when it has come to them, so they are in a confused state.[1]
Progressive Muslims
But they denied the truth when it came to them, so they are in a confused state.
Sahih International
But they denied the truth when it came to them, so they are in a confused condition.
Sam Gerrans
The truth is, they denied the truth when it came to them, so they are in a confused state.
Shabbir Ahmed
Nay, but they denied the Truth as soon as it came to them. And so, they are in a state of utter confusion.
Syed Vickar Ahamed
No! But they deny the truth when it comes to them: So they are in a confused state.
Taqi Usmani
Rather, they rejected the truth when it came to them; so they are in a confused state.
The Monotheist Group
But they denied the truth when it came to them, so they are in a confused state.
Fransızca (1)
Fransızca — Muhammad Hamidullah
Plutôt, ils traitent de mensonge la vérité qui leur est venue: les voilà donc dans une situation confuse.
Kürtçe (1)
Kürtçe Meal
Belkî çi gava ku Quran ji wan re hat, wan bawerî pê neanî. Êdî ew di kar û rewşeke tevlîhev de ne.
Hollandaca (3)
Hollandaca — Fred Leemhuis
Maar nee, zij hebben de waarheid geloochend toen die tot hen kwam. Zij verkeren dus in een verwarde toestand.
Hollandaca — Salomo Keyzer
Maar zij beladen de waarheid met leugen, nadat de eerste tot hen is gekomen; daarom zijn zij in een verwarde zaak gestort
Hollandaca — Siregar
Zij loochenden zelfs de Waarheid toen die tot hen kwam, daarom nemen zij een verward standpunt in.
Rusça (2)
Rusça — Ebu Adel
Наоборот, они [эти многобожники] сочли ложью истину [Книгу Аллаха], когда она пришла к ним; и они – в смятенном [запутанном] состоянии [они не знают, чего им придерживаться].
Rusça — Osmanov
Нет, они не признали истину, когда она явилась к ним, и они в недоумении.
İsveççe (1)
İsveççe — Knut Bernström
Men när sanningen nu har kommit till dem förnekar de den, och så har de råkat i (fullständig) förvirring.