Kaf Suresi

ق45 ayetTefsir
50/114
Türkçe anlamı
Arapça Kaf harfi
İsminin kaynağı
Başındaki "Kâf" harfi
Hangi cüzde
26: Tamamı
Nüzul sırası (araştırmacılara göre değişir) — 34.
Diyanet 34.Eliaçık 34.Mustafa İslamoğlu 36.Mısır Resmi 34.Blachère 54.Câbirî 33.Derveze 34.Zeyveli 33.
  1. ق وَالْقُرْاٰنِ الْمَجِيدِ

    ḳ ve l-ḳurāni l-mecīdi

    (1-2) Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun ki kafirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu tuhaf bir şeydir!"

  2. بَلْ عَجِبُوا اَنْ جَاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ فَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا شَيْءٌ عَجِيبٌ

    bel ǎcibū en cā'ehum munƶirun minhum fe ḳāle l-kāfirūne hāƶā şey'un ǎcībun

    (1-2) Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun ki kafirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu tuhaf bir şeydir!"

  3. ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ذٰلِكَ رَجْعٌ بَعِيدٌ

    e iƶā mitnā ve kunnā turāben ƶālike rac'ǔn beǐydun

    "Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirilecekmişiz)? Bu, akla uzak (imkansız) bir dönüştür!"

  4. قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنْقُصُ الْاَرْضُ مِنْهُمْ وَعِنْدَنَا كِتَابٌ حَفِيظٌ

    ḳad ǎlimnā mā tenḳuSu l-erDu minhum ve ǐndenā kitābun HafīZun

    Şüphesiz biz, toprağın; onlardan neleri eksilttiğini bilmekteyiz. Yanımızda (o bilgileri) koruyan bir kitap vardır.

  5. بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَهُمْ فِي اَمْرٍ مَرِيجٍ

    bel keƶƶebū bi l-Haḳḳi lemmā cā'ehum fe hum fī emrin merīcin

    Hatta gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Artık onlar kararsız bir haldedirler.

  6. اَفَلَمْ يَنْظُرُوا اِلَى السَّمَاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوجٍ

    e fe lem yenZurū ilā s-semāi fevḳahum keyfe beneynāhā ve zeyyennāhā ve mā lehā min furūcin

    Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur.

  7. وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ

    ve l-erDe medednāhā ve elḳaynā fīhā ravāsiye ve enbetnā fīhā min kulli zevcin behīcin

    Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik.

  8. تَبْصِرَةً وَذِكْرٰى لِكُلِّ عَبْدٍ مُنِيبٍ

    tebSiraten ve ƶikrā li kulli ǎbdin munībin

    Bütün bunlar, içtenlikle Allah'a yönelen her kulun gönül gözünü açmak ve ona öğüt ve ibret vermek içindir.

  9. وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً مُبَارَكًا فَاَنْبَتْنَا بِهِ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَصِيدِ

    ve nezzelnā mine s-semāi māen mubāraken fe enbetnā bihi cennātin ve Habbe l-HaSīdi

    (9-11) Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.

  10. وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَضِيدٌ

    ve n-naḣle bāsiḳātin lehā Tal'ǔn neDīdun

    (9-11) Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.

  11. رِزْقًا لِلْعِبَادِ وَاَحْيَيْنَا بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا كَذٰلِكَ الْخُرُوجُ

    rizḳan li l-ǐbādi ve eHyeynā bihi beldeten meyten ke ƶālike l-ḣurūcu

    (9-11) Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.

  12. كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَاَصْحَابُ الرَّسِّ وَثَمُودُ

    keƶƶebet ḳablehum ḳavmu nūHin ve eSHābu r-rassi ve ṧemūdu

    (12-14) Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud kavmi, Ad ve Firavun, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tübba'ın kavmi de yalanlamıştı. Bütün bunlar (kendilerine gönderilen) peygamberleri yalanladılar, böylece kendilerini uyardığım şey gerçekleşti.

  13. وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَاِخْوَانُ لُوطٍ

    ve ǎādun ve fir'ǎvnu ve iḣvānu lūTin

    (12-14) Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud kavmi, Ad ve Firavun, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tübba'ın kavmi de yalanlamıştı. Bütün bunlar (kendilerine gönderilen) peygamberleri yalanladılar, böylece kendilerini uyardığım şey gerçekleşti.

  14. وَاَصْحَابُ الْاَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍ كُلٌّ كَذَّبَ الرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ

    ve eSHābu l-eyketi ve ḳavmu tubbeǐn kullun keƶƶebe r-rusule fe Haḳḳa veǐydi

    (12-14) Onlardan önce Nuh kavmi, Ress halkı ve Semud kavmi, Ad ve Firavun, Lut'un kardeşleri, Eykeliler, Tübba'ın kavmi de yalanlamıştı. Bütün bunlar (kendilerine gönderilen) peygamberleri yalanladılar, böylece kendilerini uyardığım şey gerçekleşti.

  15. اَفَعَيِينَا بِالْخَلْقِ الْاَوَّلِ بَلْ هُمْ فِي لَبْسٍ مِنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ

    e fe ǎyīnā bi l-ḣalḳi l-evveli bel hum fī lebsin min ḣalḳin cedīdin

    İlk yaratmada acizlik mi gösterdik ki (yeniden yaratamayalım)? Doğrusu onlar, yeniden yaratılış konusunda şüphe içindedirler.

  16. وَلَقَدْ خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِ نَفْسُهُ وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ الْوَرِيدِ

    ve leḳad ḣaleḳnā l-insāne ve neǎ'lemu mā tuvesvisu bihi nefsuhu ve neHnu eḳrabu ileyhi min Habli l-verīdi

    Andolsun, insanı biz yarattık ve nefsinin ona verdiği vesveseyi de biz biliriz. Çünkü biz, ona şah damarından daha yakınız.

  17. اِذْ يَتَلَقَّى الْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ الْيَمِينِ وَعَنِ الشِّمَالِ قَعِيدٌ

    iƶ yeteleḳḳā l-muteleḳḳiyāni ǎni l-yemīni ve ǎni ş-şimāli ḳaǐydun

    Üstelik, biri insanın sağ tarafında, biri sol tarafında oturmuş iki alıcı melek de (onun yaptıklarını) alıp kaydetmektedir.

  18. مَا يَلْفِظُ مِنْ قَوْلٍ اِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ

    mā yelfiZu min ḳavlin illā ledeyhi raḳībun ǎtīdun

    İnsan hiçbir söz söylemez ki onun yanında (yaptıklarını) gözetleyen (ve kaydeden) hazır bir melek bulunmasın.

  19. وَجَاءَتْ سَكْرَةُ الْمَوْتِ بِالْحَقِّ ذٰلِكَ مَا كُنْتَ مِنْهُ تَحِيدُ

    ve cā'et sekratu l-mevti bi l-Haḳḳi ƶālike mā kunte minhu teHīdu

    Ölüm sarhoşluğu bir hakikat olarak insana gelir de ona, "İşte bu, senin öteden beri kaçıp durduğun şeydir" denir.

  20. وَنُفِخَ فِي الصُّورِ ذٰلِكَ يَوْمُ الْوَعِيدِ

    ve nufiḣa fī S-Sūri ƶālike yevmu l-veǐydi

    (İnsanlar öldükten sonra tekrar dirilmeleri için) Sur'a üfürülecek. İşte bu, tehdidin gerçekleşeceği gündür.

  21. وَجَاءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَعَهَا سَائِقٌ وَشَهِيدٌ

    ve cā'et kullu nefsin meǎhā sāiḳun ve şehīdun

    Herkes beraberinde bir sevk edici, bir de şahitlik edici (melek) ile gelir.

  22. لَقَدْ كُنْتَ فِي غَفْلَةٍ مِنْ هٰذَا فَكَشَفْنَا عَنْكَ غِطَاءَكَ فَبَصَرُكَ الْيَوْمَ حَدِيدٌ

    le ḳad kunte fī ğafletin min hāƶā fe keşefnā ǎnke ğiTā'eke fe beSaruke l-yevme Hadīdun

    (Ona) "Andolsun ki sen bundan gaflette idin. Şimdi gaflet perdeni açtık; artık bugün gözün keskindir" (denir.)

  23. وَقَالَ قَرِينُهُ هٰذَا مَا لَدَيَّ عَتِيدٌ

    ve ḳāle ḳarīnuhu hāƶā mā ledeyye ǎtīdun

    Beraberindeki (melek) şöyle der: "İşte bu yanımdaki hazır."

  24. اَلْقِيَا فِي جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٍ

    elḳiyā fī cehenneme kulle keffārin ǎnīdin

    (24-25) (Allah, şöyle der:) "Atın cehenneme, (hakka karşı) inatçı, hayrı hep engelleyen, haddi aşan şüpheci her kafiri!"

  25. مَنَّاعٍ لِلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُرِيبٍ

    mennāǐn li l-ḣayri muǎ'tedin murībin

    (24-25) (Allah, şöyle der:) "Atın cehenneme, (hakka karşı) inatçı, hayrı hep engelleyen, haddi aşan şüpheci her kafiri!"

  26. اَلَّذِي جَعَلَ مَعَ اللّٰهِ اِلٰهًا اٰخَرَ فَاَلْقِيَاهُ فِي الْعَذَابِ الشَّدِيدِ

    elleƶī ceǎle meǎ (a)llahi ilāhen āḣara fe elḳiyāhu fī l-ǎƶābi ş-şedīdi

    "Allah ile beraber, başka bir ilah edinen o kimseyi atın şiddetli azabın içine!"

  27. قَالَ قَرِينُهُ رَبَّنَا مَا اَطْغَيْتُهُ وَلٰكِنْ كَانَ فِي ضَلَالٍ بَعِيدٍ

    ḳāle ḳarīnuhu rabbenā mā eTğaytuhu ve lākin kāne fī Delālin beǐydin

    Arkadaşı (olan şeytan) der ki: "Ey Rabbimiz! Onu ben azdırmadım, fakat kendisi derin bir sapıklık içinde idi."

  28. قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا لَدَيَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ اِلَيْكُمْ بِالْوَعِيدِ

    ḳāle lā teḣteSimū ledeyye ve ḳad ḳaddemtu ileykum bi l-veǐydi

    Allah, şöyle der: "Benim huzurumda çekişmeyin. Çünkü ben bu (konudaki) uyarıyı size önceden yaptım."

  29. مَا يُبَدَّلُ الْقَوْلُ لَدَيَّ وَمَا اَنَا۬ بِظَلَّامٍ لِلْعَبِيدِ

    mā yubeddelu l-ḳavlu ledeyye ve mā enā bi Zellāmin li l-'ǎbīdi

    "Benim katımda söz değiştirilmez ve ben kullara zulmedici değilim."

  30. يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ امْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِنْ مَزِيدٍ

    yevme neḳūlu li cehenneme heli mtele'ti ve teḳūlu hel min mezīdin

    O gün Cehenneme, "Doldun mu?" deriz. O da, "daha var mı?" der.

  31. وَاُزْلِفَتِ الْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ غَيْرَ بَعِيدٍ

    ve uzlifeti l-cennetu li l-mutteḳīne ğayra beǐydin

    Cennet, Allah'a karşı gelmekten sakınanlara uzak olmayacak şekilde yaklaştırılacak.

  32. هٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ اَوَّابٍ حَفِيظٍ

    hāƶā mā tūǎdūne li kulli evvābin HafīZin

    (32-33) (Onlara şöyle denir:) "İşte bu, size (dünyada) vaad edilmekte olan şeydir. O, her tövbe eden, O'nun emrini gözeten için, görmediği halde sırf saygıdan dolayı Rahman'dan korkan ve O'na yönelmiş bir kalp ile gelen kimseler içindir."

  33. مَنْ خَشِيَ الرَّحْمٰنَ بِالْغَيْبِ وَجَاءَ بِقَلْبٍ مُنِيبٍ

    men ḣaşiye r-raHmāne bi l-ğaybi ve cā'e bi ḳalbin munībin

    (32-33) (Onlara şöyle denir:) "İşte bu, size (dünyada) vaad edilmekte olan şeydir. O, her tövbe eden, O'nun emrini gözeten için, görmediği halde sırf saygıdan dolayı Rahman'dan korkan ve O'na yönelmiş bir kalp ile gelen kimseler içindir."

  34. اُدْخُلُوهَا بِسَلَامٍ ذٰلِكَ يَوْمُ الْخُلُودِ

    udḣulūhā bi selāmin ƶālike yevmu l-ḣulūdi

    "Oraya esenlikle girin. İşte bu, ebedilik günüdür."

  35. لَهُمْ مَا يَشَٓاؤُ۫نَ فِيهَا وَلَدَيْنَا مَزِيدٌ

    lehum mā yeşā'ūne fīhā ve ledeynā mezīdun

    Orada kendileri için diledikleri her şey vardır. Katımızda daha fazlası da vardır.

  36. وَكَمْ اَهْلَكْنَا قَبْلَهُمْ مِنْ قَرْنٍ هُمْ اَشَدُّ مِنْهُمْ بَطْشًا فَنَقَّبُوا فِي الْبِلَادِ هَلْ مِنْ مَحِيصٍ

    ve kem ehleknā ḳablehum min ḳarnin hum eşeddu minhum beTşen fe neḳḳabū fī l-bilādi hel min meHīSin

    Biz onlardan önce, kendilerinden daha zorlu nice nesilleri helak ettik de ülke ülke dolaşıp kaçacak delik aradılar. Kaçacak bir yer mi var?

  37. اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِمَنْ كَانَ لَهُ قَلْبٌ اَوْ اَلْقَى السَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ

    inne fī ƶālike le ƶikrā li men kāne lehu ḳalbun ev elḳā s-sem'ǎ ve huve şehīdun

    Şüphesiz bunda, aklı olan yahut hazır bulunup kulak veren kimseler için bir öğüt vardır.

  38. وَلَقَدْ خَلَقْنَا السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِي سِتَّةِ اَيَّامٍۗ وَمَا مَسَّنَا مِنْ لُغُوبٍ

    ve leḳad ḣaleḳnā s-semāvāti ve l-erDe ve mā beynehumā fī sitteti eyyāmin ve mā messenā min luğūbin

    Andolsun, gökleri, yeri ve ikisi arasında bulunanları altı günde (altı evrede) yarattık. Bize bir yorgunluk da dokunmadı.

  39. فَاصْبِرْ عَلٰى مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ الشَّمْسِ وَقَبْلَ الْغُرُوبِ

    fe Sbir ǎlā mā yeḳūlūne ve sebbiH bi Hamdi rabbike ḳable Tulūǐ ş-şemsi ve ḳable l-ğurūbi

    O halde onların söylediklerine sabret ve güneşin doğuşundan önce de, batışından önce de Rabbini hamd ederek tespih et.

  40. وَمِنَ الَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَاَدْبَارَ السُّجُودِ

    ve mine l-leyli fe sebbiHhu ve edbāra s-sucūdi

    Gecenin bir kısmında ve secdelerin ardından da O'nu tespih et.

  41. وَاسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ الْمُنَادِ مِنْ مَكَانٍ قَرِيبٍ

    ve stemiǎ' yevme yunādi l-munādi min mekānin ḳarībin

    (Ey Muhammed!) Çağırıcının yakın bir yerden sesleneceği gün, (o sese) kulak ver.

  42. يَوْمَ يَسْمَعُونَ الصَّيْحَةَ بِالْحَقِّ ذٰلِكَ يَوْمُ الْخُرُوجِ

    yevme yesmeǔne S-SayHate bi l-Haḳḳi ƶālike yevmu l-ḣurūci

    O gün insanlar hakka çağıran o korkunç sesi işiteceklerdir. İşte bu, (kabirlerden) çıkış günüdür.

  43. اِنَّا نَحْنُ نُحْيِ وَنُمِيتُ وَاِلَيْنَا الْمَصِيرُ

    innā neHnu nuHyī ve numītu ve ileynā l-meSīru

    Şüphesiz biz diriltir ve öldürürüz. Dönüş de ancak bizedir.

  44. يَوْمَ تَشَقَّقُ الْاَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًا ذٰلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَسِيرٌ

    yevme teşeḳḳaḳu l-erDu ǎnhum sirāǎn ƶālike Haşrun ǎleynā yesīrun

    O gün yer, onların üzerinden süratle yarılıp açılır. Bu, (hesap için) bir toplamadır, bize göre kolaydır.

  45. نَحْنُ اَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ وَمَا اَنْتَ عَلَيْهِمْ بِجَبَّارٍ فَذَكِّرْ بِالْقُرْاٰنِ مَنْ يَخَافُ وَعِيدِ

    neHnu eǎ'lemu bimā yeḳūlūne ve mā ente ǎleyhim bi cebbārin fe ƶekkir bi l-ḳurāni men yeḣāfu veǐydi

    Biz onların ne dediklerini çok iyi biliyoruz. Sen, onlara karşı bir zorba değilsin. O halde sen, benim uyarımdan korkan kimselere Kur'an ile öğüt ver.