Kaf Suresi 1-11. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

ق وَالْقُرْاٰنِ الْمَجِيدِ بَلْ عَجِبُوا اَنْ جَاءَهُمْ مُنْذِرٌ مِنْهُمْ فَقَالَ الْكَافِرُونَ هٰذَا شَيْءٌ عَجِيبٌ ءَاِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ذٰلِكَ رَجْعٌ بَعِيدٌ قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنْقُصُ الْاَرْضُ مِنْهُمْ وَعِنْدَنَا كِتَابٌ حَفِيظٌ بَلْ كَذَّبُوا بِالْحَقِّ لَمَّا جَاءَهُمْ فَهُمْ فِي اَمْرٍ مَرِيجٍ اَفَلَمْ يَنْظُرُوا اِلَى السَّمَاءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَاهَا وَزَيَّنَّاهَا وَمَا لَهَا مِنْ فُرُوجٍ وَالْاَرْضَ مَدَدْنَاهَا وَاَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَاسِيَ وَاَنْبَتْنَا فِيهَا مِنْ كُلِّ زَوْجٍ بَهِيجٍ تَبْصِرَةً وَذِكْرٰى لِكُلِّ عَبْدٍ مُنِيبٍ وَنَزَّلْنَا مِنَ السَّمَاءِ مَاءً مُبَارَكًا فَاَنْبَتْنَا بِهِ جَنَّاتٍ وَحَبَّ الْحَصِيدِ وَالنَّخْلَ بَاسِقَاتٍ لَهَا طَلْعٌ نَضِيدٌ رِزْقًا لِلْعِبَادِ وَاَحْيَيْنَا بِهِ بَلْدَةً مَيْتًا كَذٰلِكَ الْخُرُوجُ

1-2.

(1-2) Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun ki kafirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu tuhaf bir şeydir!"

Diyanet İşleri

3.

"Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirilecekmişiz)? Bu, akla uzak (imkansız) bir dönüştür!"

4.

Şüphesiz biz, toprağın; onlardan neleri eksilttiğini bilmekteyiz. Yanımızda (o bilgileri) koruyan bir kitap vardır.

5.

Hatta gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Artık onlar kararsız bir haldedirler.

6.

Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur.

7.

Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik.

8.

Bütün bunlar, içtenlikle Allah'a yönelen her kulun gönül gözünü açmak ve ona öğüt ve ibret vermek içindir.

9-11.

(9-11) Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

KAF SÛRESİ

el-Hasan, Atâ’, İkrime ve Câbir’e göre: Sûrenin tamamı Mekke’de inmiştir. İbn Abbas’a (R. A. ) göre: 38. âyeti dışında tamamı Mekkeʹde in­miştir. (Fethü’l-Kadîr/Şevkanî: 5/70)

Ümmü Hişâm bint Hârise b. Nu’mân (R. A. ) diyor ki: «Bizim tandırı­mızla Resûlüllah’ın (A. S. ) tandırı birdi, yani iki aile bir tandırı kullanırdık. Bu iki yıl kadar devam etti. Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz her cuma günü minber üzerinde cemaate Kaf Sûresini okurdu. Ben de bu sûreyi olduğu gibi O’nun lisanından alıp öğrendim. » (Müsned-i Ahmed: 6/435, 436, 463)

Hz. Ömer (R. A. ), birgün Ebû Vâkıd el-Leysî (R. A. )den, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin kurban ve ramazan bayramlarında hangi sûreyi okuduğunu sordu. O da şöyle dedi: «Her iki bayramda da Kaf ve’l-Kur’âni’l-Mecîd.. sûresini okurdu. Ayrıca İkterebeti’s-saatü veʹn-şakka’l-kamer sûresini okurdu. »

Câbir b. Semûre (R. A. ) de diyor ki: «Resûlüllâh (A. S. ) sabah nama­zında (bazan) Kaf Sûresi’ni okur ve öylece namazı hafif tutardı. » (Tefsîr-i Kurtubî: 17/1)

Âyet sayısı : 45

Kelime »: 375

Harf » : 1477 veya 1494 (Tefsîrü Ğarâibi’l-Kur’ân/Nizamuddin Nisabûrî: 26/98 - Lübabu’t-te’vîl: 4/174)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Müşriklerin peygamberliği ve ikinci hayata kaldırılmayı inkâr et­meleri konu ediliyor.

2- Göklere ve onlardaki dengeli, düzenli nizama ve görüntüye; yere ve ondaki bitki örtüsüne ve inen yağmura ilim gözüyle bakmamız tavsiye ediliyor.

3- İnkâra sapan azgın kavimlerin kalıntılarına bakıp inkârcıların ib­ret ve öğüt almaları tavsiye ediliyor.

4- İnsanın gerek duygu ve düşüncelerinde, gerekse fiillerinde ve ibâdet anlamında iş ve amellerinde büyük sorumluluklar taşıdığı hatırla­tılıyor. Her söz, iş ve amelin anında yazılıp tesbit edildiğine dikkatler çe­kiliyor.

5- Göklerin ve yerin boş ve anlamsız ve amaçsız yaratılmadığı bil­diriliyor.

6- Kur’ânʹın, anlayabilen kalpler için katıksız öğüt olduğu açıkla­nıyor.

7- Allah’a ortak koşan inkârcı sapıkların katı inkâr ve inatlarına kar­şı Hz. Peygamber (A. S. ) teselli ediliyor.

8- Peygamberʹin (A. S. ) gece ve gündüz Hakk’ı tesbîh etmesi emre­diliyor.

9- Allahʹın va’dine güvenip, tehdîdinden korkan müʹminlere Kur’ân ile öğüt verilmesi üzerinde duruluyor.

MEÂLİ:

1- Kaf.. Çok şerefli saygıya lâyık, hayırlı, bereketli Kur’ânʹa and olsun.

2-3- Hayır, içlerinden kendilerine uyarıcı bir peygamberin gelmesine şaştılar da, kâfirler: «Bu şaşılacak şey! » dediler. «Biz öldüğümüz ve top­rağa dönüştüğümüz zaman (tekrar dirilecek miyiz? ) Bu, uzak, çok uzak bir dönüş!. »

4-5- Biz, muhakkak yerin onlardan neyin (çürütüp) eksilttiğini bili­riz. Yanımızda (her şeyin yazılı bulunduğu) muhafazalı bir kitap vardır. Hayır, onlar hak kendilerine gelince yalanladılar. Bu bakımdan onlar, ka­rarsızlık ve perişanlık içindedirler.

6- Üstlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Onu nasıl kurup meydana ge­tirdik ve (yıldızlarla, sistemlerle) süsledik. Onda hiçbir yarık (dengesizlik, uyumsuzluk) da yoktur.

7- Yeryüzünü de (nasıl) yaydık, onda sâbit büyük dağlar koyup oturt­tuk ve her güzel türden çift çift bitirdik, (bunlara dikkatle bakmıyorlar mı? ).

8- (Bu eserler ve taşıdığı hikmetli faydalar) Hakkʹa yönelip gönül ve­ren her kul için bir gönül gözü, bir hatırlatma ve öğüttür.

9-10- Gökten mübarek (feyizli, bereketli) su indirdik de onunla bah­çeler, biçilecek taneler; tomurcukları sıra sıra birbiri üstüne gelen yüksek hurma ağaçları yetiştirdik.

11- Kullar için rızıktır (bunlar). Ve biz, o su ile ölü bir beldeyi dirilt­tik. İşte (dirilip toprak altından da) çıkmak böyledir.

KAF HARFİ

Kaf: Bu harf üzerinde hayli durulmuş ve az farklı yorumlarda bulu­nulmuştur:

1- Bu bir anddır ki sûrenin önemini belirtmekte ve harflerle and edil­mesi, 28. sûrede belirtildiği gibi, âdet-i ilâhiye’den olduğu söylenmektedir.

2- Sûrenin ismidir. Ancak delâlet ettiği mânayı Allah bilir.

3- Allah’ın isimlerinden bir isimdir.

4- Kurʹânʹın isimlerinden biridir.

5- Cenâb-ı Hakkʹın (kaf) harfiyle başlayan sıfatlarının anahtarıdır. Örneğin «Kadir», «Kayyum» «Kadîm» bu cümledendir.

6- İlâhî takdîrin yazılıp bağlandığının ifade edildiğine; olmuş olacak şeylerin ezelde tesbitle kaleme alındığına delâlet eden bir işârettir.

7- Sûrenin başında gelen hece harflerinden biridir. (Lübabu’t-te’vîl: 4/174- Tefsîr-i Kurtubî: 17/3- Tefsîr-i İbn Kesîr; 4/221)

8- Allah ile Peygamberi arasında bir şifredir. Aynı zamanda sûrenin hikmetinin remzidir.

KURʹÂN-I MECÎD

«Kaf.. Çok şerefli saygıya lâyık, hayırlı, bereketli Kurʹânʹa and olsun. »

Ölümden sonra insanın diriltilip ikinci hayata kaldırılacağı, Kur’ân-ı Mecîd’e yemin edilerek açıklanmaktadır. Bu, konunun önemini ve üzerinde dikkatle durulmasının gereğini belirtmek için kullanılan bir anlatım şek­lidir.

Kurʹân-ı Kerîmʹin hangi sûre veya âyetinde Cenâb-ı Hak bir şeye and içerek konuya başlarsa, mutlaka o şey ve o konunun çok faydalı veya çok önemli olduğuna bir işaret söz konusudur. Aynı zamanda bu tarz bir ifadenin uslûb-i İlâhî olduğu söylenebilir.

Kur’ân’ın sıfatlarından biri de «Mecîd»dir. Aynı zamanda Allah’ın 99 isminden biridir. Bu, şanlı, şerefli, saygın, her türlü tâ’zîme lâyık, çok ha­yırlı ve bereketli gibi mânalara delâlet etmektedir. Aynı zamanda kerîm, azîm ve derecesi çok yüksek anlamında da kullanıldığı söz konusudur.

YOL GÖSTEREN UYARICI PEYGAMBERİN GELMESİNE ŞAŞANLAR

«Hayır, içlerinden kendi­lerine uyarıcı bir peygamberin gelmesine şaştılar da, o kâfirler: «Bu, şa­şılacak şey! » dediler. »

Her şeyin insan için, insanın da sonsuz bir hayata namzet olarak Allah için yaratıldığını bilmeyenler; Allah’ı kemal sıfatlarıyla; hilkatin hik­met ve felsefesini incelikleriyle idrak etmiyenler, elbetteki peygamber gönderilmesini hayretle karşılarlar ve bunun şaşılacak bir olay olduğunu söy­lerler. Çünkü imân ve irfandan, ilim ve hikmetten nasibini almayan akılla bu hakikatleri anlamak çok zordur.

Dünkü putperest müşriklerin iddia ve tutumu ne ise, bugünkü mater­yalist ve komünistlerin de iddiası odur. Ancak aralarındaki fark: Birinci­lerin iddialarının temelinde koyu bir cehalet ve bilgisizlik; İkincilerin iddia­sının temelinde sahte bilimsellik yatmaktadır.

ÇÜRÜYEN BEDENİN DİRİLTİLMESİNİ İMKÂNSIZ KABUL EDENLER

«Biz öldüğümüz ve toprağa dönüştüğü­müz zaman (tekrar dirilecek miyiz? ) Bu, çok uzak, çok uzak bir dönüş. »

Müşrik Araplar, peygamber ve kitabın haber verdiği ikinci hayata inan­mıyorlardı. Bu husustaki İlâhî beyânları bir türlü o kısır akıllarına sığdıra­mıyor ve inkârda ısrar edip duruyorlardı.

Varlık âleminin oluşumunu ve bununla ilgili kanunları, mevcut düzen ve dengenin kusursuz bir plâna göre var kılındığını göremiyor ve o bakım­dan en kestirme yolu seçerek inkâra sapıyorlardı.

İslâmiyet ise, bu gibi önemli konuları, ilim ve irfanı sağlam imânla bir­leştirmek suretiyle anlamanın mümkün olduğunu yer yer açıklarken, kı­yâmete kadar bu ölçünün değişmiyeceğini hatırlatmaktadır.

TOPRAĞIN NELERİ ÇÜRÜTÜP NOKSANLAŞTIRDIĞI KONUSU

«Biz muhakkak yerin onlardan neyin (çürütüp) eksilttiğini biliriz. Yanımızda (her şeyin yazılı bulunduğu) muhafazalı bir kitap vardır. »

Kâinat en küçük parçasından en büyüğüne kadar her şeyiyle bir he­saba göre var kılınıp düzenlenmiştir. Kaybolan hiçbir şey yoktur. Değiş­me, başkalaşma, dönüşme söz konusudur. Nasıl sperma, topraktan alınan gıdalarla erkekte oluşuyor, sonra ana rahmindeki yumurtayla birleşip döl­leniyor ve bir süre sonra insan şekline giriyorsa, ölen bir insan bedeni de aslı olan toprağa dönüşüyor; ruhu ise, Allah’tan geldiği gibi, yine Oʹna dö­nüyor. Bu, bir kanundur ki şaşmadan hükmünü yürütür. Dünyanın ömrü bitip ruhlar âleminden yeryüzüne inecek insan ruhu kalmayınca, mevcut düzenin süresi tamamlanmış olur ve bu sebeple bozulur. Bir süre sonra ikinci hayata uygun yeni bir düzen meydana getirilir. Toprağa karışıp be­lirsiz hale gelen insan bedeni, -sperma misali- yeniden oluşmaya başlar. Ancak biz henüz bu oluşma kanununu bilmemekteyiz. Tıpkı bir sebze to­humu gibi, vakti gelince topraktan gıdasını alıp filizlenir, büyür; olgunla­şınca da ruhu gelip ona yerleşir. Böylece ikinci beden, ruhun ikinci kılıfı sayılır.

Bütün bunlar önceden İlâhî ilmin tesbitiyle Levh-i Mahfuzʹa yazılmış­tır. Artık onun değişmesi söz konusu olamaz.

İNKÂRCI MADDECİ HEP KARARSIZDIR VE UMUTSUZDUR

«Hayır onlar hak kendilerine gelince yalanladılar. Bu bakımdan onlar kararsızlık ve perişanlık içindedirler. »

İnkârcı maddeci hep bâtılın savunucusudur. Karşısına hak çıkınca büsbütün hırçınlaşır, katı bir inat içinde saldırıya geçer. Bu da içindeki kararsızlık, şaşkınlık ve umutsuzluktan kaynaklanır. Hak ile karşılaşma­dan önce bu hususlardaki duygu ve düşüncesinin alanı dar ve sığdır. Hak­kın antitez hüviyetiyle ortaya çıkması, onun duygu ve düşüncesini kamçı­lar; bir yandan da akıl ve idrâkine seslenir. Derken ya hidâyet nasip olur, ya da şaşkınlık ve kararsızlığı artar.

Yukarıdaki âyetle, kâfirin iç yapısındaki bu kararsızlık çok anlamlı bir cümleyle belirleniyor: «Onlar kararsızlık ve perişanlık içindedirler. »

DUYGUDAN AKLA GEÇİŞ

«Üstlerindeki gö­ğe bakmıyorlar mı? Onu nasıl kurup meydana getirdik ve (yıldızlarla, sis­temlerle) süsledik. Onda hiçbir yarık (dengesizlik, uyumsuzluk) da yoktur.. » Kur’ân’ın yüksek ve çarpıcı metotlarından biri de şudur: Önemli bir şeye yemin edilerek konuya geçilir. İnkârcıların iddialarına parmak ba­sılıp uyarılar yapılır. Sonra hakkın kapısı aralanıp bilgiler verilerek duygu ve düşüncelere seslenilir. Arkasından duyguyu aklın buyruğuna vermek su­retiyle bilimsel muhtevada belge ve deliller sıralanır. Nitekim 6, 7, 8 ve 9. âyetlerle bu belgeler maddeler halinde sıralanmaktadır. Şöyle ki:

1- «Üstlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Onu nasıl kurup meydana getirdik ve (yıldızlarla, sistemlerle) nasıl süsledik; onda hiçbir yarık, (den­gesizlik, uyumsuzluk) da yoktur. »

Gökteki yıldızlar, sistemler sağlam fiziksel kanunlarla düzenlenmiş ve kesin ölçülere göre dengelenmiştir. Öyle ki, bir sistem diğerinin, bir yıldız başkasının sınırına, yörüngesine geçmemekte, kendine ait sınırda hare­ketini sürdürmektedir.

Âyette «vema leha min fürûc» denilerek, yarık, çatlak, eğrilik ve ahenk­sizlik bulunmadığına dikkatler çekilmektedir. Bu, gök cisimlerinde ve bağ­lı bulundukları sistemlerde bir dengesizlik, uyumsuzluk, gelişigüzellik ol­madığını beyân içindir. Günümüze kadar astronomi üzerindeki ilmî çalış­malar bu gerçeği kısmen tesbit edip ortaya koyabilmişse de henüz tama­men şüphecilikten sıyrılamamıştır. Ama gelecekteki daha ciddi ve kararlı araştırma ve tesbitler Kur’ân’ı doğrulamaktan öteye geçemiyecek ve her buluş ve tesbit bu İlâhî kitap karşısında baş eğecektir.

2- «Yeryüzünü de (nasıl) yaydık; onda sâbit büyük dağlar koyup oturttuk.. »

Yerkürenin, canlıların yaşamasına uygun düzenlendiği iklim, rüzgâr, maden ve su kaynaklarının hazırlandığı belirtilmektedir. Bütün bunların belli bir süreye kadar insanların ihtiyacını karşılayacak ölçüde düzenlen­diğini ve bir plâna göre yerküreye serpiştirildiğini görmemek, anlamamak mümkün mü? Jeolojik devirlerde yer altında oluşturulan kömür ve petrol kaynakları delil olarak yetmiyor mu?

3- Yeryüzünde sabit dağların meydana getirilmesi olayı ise, ayrı bir delil ve belge olarak karşımızda durmakta ve bizi İlâhî ilmin sınırsızlığına, kudretinin eşsizliğine çekip götürmektedir. Su kaynaklarının oluşmasında, iklimin ayarlanmasında, canlı türlerinin yerleşmesinde dağların önemini kim inkâr edebilir. Ayrıca günümüzde yapılan bilimsel araştırmalar şunu da ortaya koymuş bulunuyor: «Kömürü meydana getiren bitkiler, kömürün çökeldiği ve oluştuğu göl alanını sınırlayan ve çevreleyen dağlık yükselti­lerde gelişir. Göl tabanının çökmesi ile yüseklik farkı artar ve çevre yük­seltilerden akarsular toprak, çakıl gibi malzemelerle ağaç, bitki ve bun­ların kalıntılarını göle daha hızlı taşır ve kömürü oluşturan bu malzeme­nin daha hızlı çökelmesi sağlanır.

Diğer bir deyişle dağların sebebiyet verdiği yükseklik farkları kömür oluşumu için özellikle büyük ve geniş yayılım sunan kömür havzalarının oluşumu için ilk şartlardan birisidir. » (Türkiye I. Kömür Kongresi Araştırmaları: 1978)

4- «Ve her güzel türden çift çift bitirdik.. »

«Zevciyet Kanunu» bütün canlılarda mevcuttur. İnsanlar, hayvanlar ve bitkiler bu kanuna bağlı kalarak türlerinin devamını sağlamakta ve yü­rütmektedirler. (Bilgi için bak: Hac Sûresi: 5, Şuârâ Sûresi: 10, Ra’d Sûresi: 3 ve Zâriyat Sûresi 49. âyetlerin tefsiri) Aynı zamanda her şeyin karşıtının bulunması da söz konusu olabilir.

5- «Gökten mübarek (feyizli, bereketli) su indirdik de.. »

Bu âyetle, yağmurun oluşma kanunları ve safhaları üzerinde düşün­memiz ilhâm ediliyor. Bir devridâim halinde denizlerin, ırmakların ve göl­lerin buharlaşıp yükselmesi, çok mükemmel bir düzenleyicinin ve proğ­ramlayıcının varlığına şâhit değil midir?

«Hayat madde ile birlikte ezelden beri mevcuttur» deyip işin içinden çıkmak kimi nereye ve hangi gerçeğe götürebilir? Şuursuz maddenin, ken­diliğinden en ince hesaplara ve kusursuz plân ve proğrama bağlı bir dü­zen oluşturması düşünülemez. Her şey yüksek bir kudretin damgasının izini taşımakta ve her sistem, eşi, benzeri bulunmayan bir yaratıcının var­lığını yansıtmaktadır. Aksini isbat etmek hiçbir zaman mümkün olmamış­tır ve olmayacaktır da.

GÖKLERLE YER, İNSANOĞLUNA RIZIK VERMEKTE YARIŞMAKTADIR

«Kullar için rızık (bunlar). Ve biz, o su ile ölü bir beldeyi dirilttik. İşte (dirilip toprak altından da) çıkmak böyledir. »

Hazırlanan rızık plânı, insan ve diğer canlıların ihtiyaç nisbetiyle oran­tılıdır.

Toprağın üst tabakasında humus (bitki ve hayvanlardan meydana ge­len madde) toprağı verimli hale getirir. Böylece her desimetre küp topra­ğın içinde «bakteri» adı verilen ve ancak mikroskopla görülebilen milyon­larca küçücük canlılar, bitkicikler vardır. Aynı zamanda küf bitkileri ve sa­yısı belirsiz hayvancıklar da mevcuttur. Bu, öyle bir düzenleme ve ayar­lamadır ki, toprağın istenileni verebilmesi son derece lüzumludur ve her yanıyla İlâhî formüllemenin eseridir. Ancak bütün bunlar rızık vermeye kâfi sayılmazlar. Suya ihtiyaç vardır. Bu da daha çok yağan yağmurla kar­şılanmaktadır.

Bütün bu ünitelerin düzenli, sistemli faaliyetiyle yeryüzünde solup çer çöp haline gelen hayat yeniden başlar.

İşte ölüm, kabir ve âhiret de bundan farksız bir yenilenme ve hayata dönmedir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, peygamberin gönderilmesine şaşan inkârcıların tutum ve anlayışları konu edildi. Sonra da öldükten sonra ikinci hayata kalkmayı akıllarına sığdıramıyan maddecilerin düşünce ufkunu genişlet­mek ve akıllarını çalıştırmak için birtakım bilimsel belgeler ve temel bil­giler sıralandı.

Aşağıdaki âyetlerle, daha önce gönderilen peygamberleri yalanlayan sekiz kadar inkârcı kavim misal veriliyor ve bu yüzden İlâhî tehdîdi hak­kettikleri belirtiliyor. Sonra da ikinci hayata kaldırmanın Allah için bir zor­luk ve yorgunluk teşkil etmiyeceği üzerinde durularak, O’nun kudretinin sınırsızlığına işâret ediliyor.