Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar (ve onları alaya aldılar). Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi.

فَلَمَّا جَاءَتْهُمْ رُسُلُهُمْ بِالْبَيِّنَاتِ فَرِحُوا بِمَا عِنْدَهُمْ مِنَ الْعِلْمِ وَحَاقَ بِهِمْ مَا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُ۫نَ

fe lemmā cā'ethum rusuluhum bi l-beyyināti feriHū bimā ǐndehum mine l-ǐlmi ve Hāḳa bihim mā kānū bihi yestehziūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَلَمَّاfe lemmāne zaman ki
2جَاءَتْهُمْcā'ethumج ي اgelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almakonlara gelince
3رُسُلُهُمْrusuluhumر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risaleonların resulleri
4بِالْبَيِّنَاتِbi l-beyyinātiب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinaçık kanıtlarla
5فَرِحُواferiHūف ر حMemnun/mutlu/sevinçli/neşeli olmak, sevinmek, coşmak, coşan/sevinen kişi, canlı.sevindiler
6بِمَاbimāile
7عِنْدَهُمْǐndehumع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.yanlarında bulunan
8مِنَmine-den
9الْعِلْمِl-ǐlmiع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebilgi-
10وَحَاقَve Hāḳaح ي قGeri çekilmek, çevrelemek ve tutmak, kuşatmak, etrafını sarmak, inmek, bunaltmak, sarmak, kaçınılmaz olmak, bir kişi veya şeyi köşeye sıkıştırmak (sadece kötü durumlar için kullanılır), birinin başına gelmek, birine yapışmak ve hak ettiğini bulmak, birisini kıskanmak ve nefret etmek, şiddetli.sonunda kuşatıverdi
11بِهِمْbihimkendilerini
12مَاşey
13كَانُواkānūك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinoldukları
14بِهِbihionunla
15يَسْتَهْزِؤُ۫نَyestehziūneه ز اaşağılamak, küçük düşürmek, alay etmek/hakaretler yağdırmak/alaya almak/gülmek. (e.g. huzuwan, 2:67)alay ediyor(lar)

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Peygamberleri, apaçık delillerle onlara gelince kendilerindeki bilgiye güvenip övündüler, kendilerini gördüler de alay ettikleri şey, başlarına geliverdi.

Abdulkadir Gölpınarlı

Peygamberleri, apaçık delillerle onlara gelince kendilerindeki bilgiye güvenip övündüler, kendilerini gördüler de alay ettikleri şey, başlarına geliverdi.

Adem Uğur

Peygamberleri onlara apaçık bilgiler getirince, onlar kendilerinde bulunan (beşeri) bilgiye güvendiler (onu alaya aldılar). Alaya aldıkları şey kendilerini boğuverdi.

Ahmed Hulusi

Rasulleri onlara apaçık deliller olarak geldiklerinde, onlar kendi bildiklerine dayanarak sevinip şımardılar! Alay etmekte oldukları şey onları kuşatmıştır!

Ahmet Tekin

Rasulleri onlara apaçık bilgiler, delillerle gelince, onlar kendilerinde bulunan beşerî bilgiye güvendiler. Onu alaya aldılar. Alaya almaya devam ettikleri şeyin gücü onları kuşatıverdi, işlerini bitirdi.

Ahmet Varol

Peygamberleri onlara açık delillerle geldiklerinde, onlar kendilerinde olan bilgiyle rahatla(yıp böbürlen)diler. (Ama) alaya almakta oldukları şey onları kuşatıverdi.

Ali Bulaç

Resulleri kendilerine apaçık belgeler getirdiği zaman, onlar, yanlarında olan ilimden dolayı sevinip böbürlendiler de, kendisini alay konusu edindikleri şey, onları sarıp kuşatıverdi.

Ali Fikri Yavuz

Çünkü onlara, peygamberleri mucizelerle geldikleri vakit, kendilerinde bulunan (batıl) ilme güvendiler de, o peygamberleri alaya aldıkları şeyin cezası kendilerini kuşatıverdi.

Ali Rıza Safa

Elçiler onlara açık kanıtlar getirdikleri zaman, yanlarında bulunan bilgiden dolayı büyüklük tasladılar. Ve alay ettikleri şey, onları kuşattı.

Bayraktar Bayraklı

Peygamberleri onlara apaçık deliller getirdiklerinde, kendi bildikleri ile şımarmışlar ve alay ettikleri azap kendilerini çepeçevre kuşatmıştı.

Bekir Sadak

Peygamberleri onlara belgelerle gelince, kendilerinde olan bilgiden gururlandilar da, alaya aldiklari sey kendilerini sariverdi.

Celal Yıldırım

Peygamberlerimiz onlara açık belgeler ve mu'cizelerle gelince, onlar kendilerindeki bilgiden dolayı şımardılar da alaya aldıkları şey kendilerini sarıverdi.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Elçileri onlara açık seçik kanıtlar getirdiklerinde, sahip oldukları bilgileriyle böbürlendiler. Ama alay ettikleri şey onları kuşatıverdi!

Diyanet İşleri

Peygamberleri onlara apaçık deliller getirince, sahip oldukları bilgi ile şımardılar (ve onları alaya aldılar). Sonunda alaya almakta oldukları şey kendilerini sarıverdi.

Diyanet İşleri (eski)

Peygamberleri onlara belgelerle gelince, kendilerinde olan bilgiden gururlandılar da, alaya aldıkları şey kendilerini sarıverdi.

Diyanet Vakfi

Peygamberleri onlara apaçık bilgiler getirince, onlar kendilerinde bulunan (beşerî) bilgiye güvendiler (onu alaya aldılar). Alaya aldıkları şey kendilerini boğuverdi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Çünkü onlara peygamberleri, delillerle geldikleri zaman, kendilerinde bulunan ilme güvendiler de o alay ettikleri şey onları kuşatıverdi.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Çünkü onlara peygamberleri açık delillerle geldiği zaman, kendilerinde bulunan ilme güvendiler de alay ettikleri şey kendilerini kuşatıverdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Çünkü onlara Peygamberleri beyyinelerle geldikleri vakıt kendilerinde bulunan ılme güvendiler de o istihza ettikleri şey kendilerini kuşatıverdi

Erhan Aktaş

Resulleri kendilerine kanıt içeren açıklayıcı bilgilerle geldiği zaman, sahip oldukları bilgiye güvenerek şımardılar ve kendisi ile alay ettikleri şey onları kuşattı.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Resulleri kendilerine kanıt içeren açıklayıcı bilgilerle geldiği zaman, sahip oldukları bilgiye güvenerek şımardılar ve kendisi ile alay ettikleri şey onları kuşattı.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Rasulleri kendilerine kanıt içeren açıklayıcı bilgilerle geldiği zaman, sahip oldukları bilgiye güvenerek şımardılar ve kendisi ile alay ettikleri şey onları kuşattı.

Fizilal-il Kuran

Peygamberleri, onlara belgelerle gelince, kendilerinden olan bilgiden gururlandılar da, alaya aldıkları şey kendilerini salıverdi.

Gültekin Onan

Resulleri kendilerine apaçık belgeler getirdiği zaman onlar, yanlarında olan ilimden dolayı sevinip böbürlendiler de, kendisini alay konusu edindikleri şey, onları sarıp kuşatıverdi.

Hamdi Döndüren

Çünkü onlara elçileri apaçık deliller getirince, kendilerinde olan bilgiyle şımarmışlar ve alay konusu yaptıkları (azap), kendilerini çepeçevre kuşatıvermişti.

Hasan Basri Çantay

Öyle ya, kendilerine peygamberleri apaçık mu'cizeler getirince onların nezdindeki ilme karşı (eğlenerek) şımarıklık gösterdiler de hakkında istihza edegeldikleri şey kendilerini çepçevre kuşatıverdi.

Hasib Asutay

Peygamberleri onlara apaçık kanıtlar getirince, yanlarındaki bilgi dolayısıyla şımardılar da alay ettikleri şey kendilerini kuşatıverdi.

Hayrat Neşriyat

Öyle ki peygamberleri onlara mu'cizeler getirince, kendilerinde bulunan bilgiden dolayı şımardılar da, kendisiyle alay etmekte oldukları (azab) onları kuşatıverdi.

İbni Kesir

Peygamberleri kendilerine huccetlerle gelince; kendi yanlarındaki bilgi ile gururlandılar da, alaya aldıkları şey kendilerini kuşatıverdi.

Mehmet Okuyan

Elçileri onlara apaçık bilgiler getirince, onlar kendilerinde bulunan (eksik) bilgiye güvenmişlerdi. (Buna karşılık) alay ettikleri şey kendilerini kuşatacaktır.

Muhammed Esed

Çünkü elçileri onlara, hakikatin bütün kanıtlarıyla geldiklerinde, (halen) sahip oldukları bilgiye yaslanarak küstahça böbürlendiler ve (böylece / sonunda,) küçümsedikleri şey tarafından sarılıp kuşatıldılar.

Mustafa İslamoğlu

Çünkü onlara elçileri hakikatin apaçık delilleriyle geldiğinde, elde tuttukları bir parça bilgiye güvenip küstahça şımardılar: sonunda alay ede geldikleri gerçek kendilerini çepeçevre kuşattı.

Ömer Nasuhi Bilmen

Vaktâ ki, onlara peygamberleri zahir mûcizeler ile geldi, kendi yanlarındaki bilgiden olan ile ferahlandılar ve onları kendisiyle istihzâda bulundukları şey, şiddetle ihata etti.

Ömer Öngüt

Peygamberleri onlara apaçık delilleri getirince, kendilerinde olan ilim ile gururlandılar. Alaya aldıkları şey onları kuşatıverdi.

Suat Yıldırım

Resulleri onlara açık açık delilleri getirdikçe, bunlar kendilerinde bulunan bilgi ile şımarıp böbürlendiler (Peygamberlerin getirdiği hidâyetle alay ettiler). Sonunda alaya almalarının cezası, kendilerini her taraftan kuşatıverdi.

Süleyman Ateş

Elçileri onlara açık kanıtlar getirince, yanlarında bulunan bilgi ile sevin(ip övün)düler (peygamberlerin getirdikleri bilgiye değer vermediler, onlarla alay ettiler). Sonunda alay edegeldikleri şey, kendilerini kuşatıverdi.

Süleymaniye Vakfı

Onlara gönderilen elçiler apaçık belgelerle gelince, (onlara inanmayıp) kendilerindeki ilimle şımardılar. Hafife aldıkları şey onları kuşatıverdi.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Elçileri onlara o açık belgelerle(mucizelerle) gelince, kendilerindeki bilgiyle(din diye bildikleriyle) avundular. Hafife aldıkları şey başlarına geliverdi.

Şaban Piriş

Peygamberleri onlara apaçık belgelerle geldiği zaman, kendi bilgileri ile şımardılar ve alay ettikleri şey onları çepeçevre kuşatıverdi.

Tefhim-ul Kuran

Peygamberleri kendilerine apaçık belgeler getirdiği zaman, onlar, yanlarında olan ilimden dolayı sevinip böbürlendiler de, kendisini alay konusu edindikleri şey, kendilerini sarıp kuşatıverdi.

Ümit Şimşek

Peygamberleri kendilerine apaçık delillerle geldiğinde, onlar sahip oldukları bilgiyle mağrur olmuşlardı. Sonunda, alay ettikleri şey onları çepeçevre kuşatıverdi.

Yaşar Nuri Öztürk

Resulleri onlara açık seçik beyyineler getirdiklerinde, onlar yanlarındaki bilgiyle sevinip övündüler. Ve alay edip durdukları şey kendilerini kuşatıverdi.

Azerice (1)

Azerice — Alihan Musayev

Elçiləri onlara açıq-aydın ayələr gətirdikdə, ancaq özlərindəki biliyə sevindilər və, beləliklə də, onları istehza etdikləri şey əzabla çulğaladı.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Als zu ihnen ihre Gesandten mit den eindeutigen Beweisen kamen, freuten sie sich über das Wissen, über das sie verfügten. So überfiel sie die vernichtende Strafe, über die sie gespottet hatten.

Almanca — Der Edle Quran

Als nun ihre Gesandten zu ihnen mit den klaren Beweisen kamen, waren sie froh über das Wissen, das sie besaßen, und es umschloß sie das, worüber sie sich lustig zu machen pflegten.

Almanca — M. A. Rassoul

Und als ihre Gesandten mit deutlichen Beweisen zu ihnen kamen, da frohlockten sie über das Wissen, das sie (selbst) besaßen. Und das, worüber sie zu spotten pflegten, umfing sie.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und als zu ihnen ihre Gesandten mit den klaren Zeichen kamen, freuten sie sich über das, was sie vom Wissen hatten. Und sie umgab das, was sie zu verspotten pflegten.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And when their Messengers brought them the clear and plain revelations guiding out of darkness and superstition of later times and out of want of spiritual and intellectual sight into illumination and enlightenment, they rejected the good counsel. They favoured what enriched their bosoms of worldly knowledge which satisfied their desires and made them rejoice beyond a common joy. And so, on all sides are they beset by the same material and immaterial things they had turned in to ridicule.

Abdul Haleem

When messengers came to them with clear signs, they revelled in the knowledge they had, and so they were engulfed by the very punishment they mocked:

Abdullah Yusuf Ali

For when their messengers came to them with Clear Signs, they exulted in such knowledge (and skill) as they had; but that very (Wrath) at which they were wont to scoff hemmed them in.

Abul A'la Maududi

When their Messengers came to them with Clear Signs, they arrogantly exulted in whatever knowledge they had. They were then encompassed by what they had mocked.

Aisha Bewley

When their Messengers brought them the Clear Signs, they exulted in the knowledge they had and then were engulfed by the very things they mocked.

Al-Hilali & Khan

Then when their Messengers came to them with clear proofs, they were glad (and proud) with that which they had of the knowledge (of worldly things). And that at which they used to mock, surrounded them (i.e. the punishment).

Ali Quli Qarai

When their apostles brought them manifest proofs, they exulted in the knowledge they possessed, and they were besieged by what they used to deride.

Amatul Rahman Omar

And when their Messengers (of God) came to them with clear proofs they (vainly) boasted of their own partial knowledge. But they were caught by the very thing (- the calamity) which they used to treat very lightly.

Arthur John Arberry

So, when their Messengers brought them the clear signs, they rejoiced in what knowledge they had, and were encompassed by that they mocked at.

Bijan Moeinian

When I sent them My Prophets with clear signs and proofs, they stuck to their own style of life and social systems. The very things that they ridiculed, were the cause of their fall.

E. Henry Palmer

And when there came to them their apostles with manifest signs they rejoiced in what knowledge they had; but there closed in upon them that whereat they had mocked.

Edip-Layth

Then, when their messengers came to them with clear proofs, they were content with what they already had of the knowledge. What they ridiculed became their doom.

George Sale

And when their apostles came unto them with evident proofs of their mission, they rejoiced in the knowledge which was with them: But that which they mocked at, encompassed them.

Hamid S. Aziz

Then when their messengers came to them with clear arguments, they exulted in what they had with them of knowledge, and there beset them that which they used to mock.

Mahmoud Ghali

So, as soon as their Messengers came to them with the supreme evidence (s), they exulted with what knowledge was in their presence, and what they used to mock at redounded on them.

Marmaduke Pickthall

And when their messengers brought them clear proofs (of Allah's Sovereignty) they exulted in the knowledge they (themselves) possessed. And that which they were wont to mock befell them.

Mohamed Ahmed - Samira

For when Our apostles came to them with clear proofs, they boasted and exulted at the knowledge they possessed; but what they used to mock recoiled back on them,

Muhammad Asad

for when their apostles came to them with all evidence of the truth, they arrogantly exulted in whatever knowledge they [already] possessed: and [so, in the end,] they were overwhelmed by the very thing which they were wont to deride.

Mustafa Khattab

When their messengers came to them with clear proofs, they were prideful in whatever ˹worldly˺ knowledge they had,[1] and were ˹ultimately˺ overwhelmed by what they used to ridicule.

Progressive Muslims

Then, when their messengers came to them with clear proofs, they were content with what they already had of the knowledge. And that which they ridiculed became their doom.

Sahih International

And when their messengers came to them with clear proofs, they [merely] rejoiced in what they had of knowledge, but they were enveloped by what they used to ridicule.

Sam Gerrans

When their messengers came to them with clear signs, they exulted at what they had of knowledge; but there surrounded them that whereat they mocked.

Shabbir Ahmed

For when their Messengers came to them with all evidence of the Truth, they took delight in the knowledge they possessed. And the very thing they used to mock came on to pay a visit to them. (They took pride in their knowledge and skill and ridiculed the warnings of the Messengers that wrong Systems crash down however smartly they might be run).

Syed Vickar Ahamed

Then when their messengers came to them with clear proofs and evidences, they were only happy (and proud) with the knowledge (and worldly things) that they had; And that very (suffering) at which they used to mock surrounded them.

Taqi Usmani

When their messengers came to them with manifest signs, they exulted because of whatever knowledge they had, and they were encircled by what they used to ridicule.

The Monotheist Group

Then, when their messengers came to them with clear proofs, they were content with what they already had of knowledge. And they will be surrounded by that which they used to mock.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Lorsque leurs Messagers leur apportaient les preuves évidentes, ils exultaient des connaissances quʹils avaient. Et ce dont ils se moquaient les enveloppa.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Çi dema ku pêxemberên wan ji wan re ayet û delîlên eşkere anîn, ew bi wê zanîna li cem xwe ya ku li dijî zanîna pêxemberan e kêfxweş bûn û ew ezabê ku wan pê tinaz dikir bi ser wan de hat.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Toen dan Onze gezanten met de duidelijke bewijzen tot hen kwamen verheugden zij zich over wat zij aan kennis hadden, maar zij werden ingesloten door dat waarmee zij de spot dreven.

Hollandaca — Salomo Keyzer

En toen hunne apostelen tot hen kwamen met duidelijke bewijzen hunner zending verheugden zij zich vol overmoed in de kennis, die met hen was, doch de straf, waarover zij hadden gespot, omringde hen.

Hollandaca — Siregar

En toen hun Boodschappers tot hen kwamen met de duidelijke bewijzen, waren zij blij met wat bij ben was aan kennis. Maar dat waar zij de spot mee plachten te drijven omsingelde hen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И когда приходили к ним [к тем общинам] Наши посланники с ясными знамениями [с очевидными доводами], то они (по Своему невежеству) радовались тому знанию, что было у них (и которое противоречило тому, с чем приходили посланники). И постигло их то [наказание от Аллаха], над (которым) они насмехались (прося своего посланника быстрее явить обещаемое им наказание).

Rusça — Osmanov

Когда же к ним прибыли их посланники с ясными знамениями, они кичились тем знанием, что было у них. И их поразило то, над чем они насмехались.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

när sändebuden kom till dem med klara bevis pekade de, glada och nöjda (i sin självgodhet), på den kunskap som de (ansåg sig) ha. Men (till sist) överväldigades de av det som de hade brukat skämta om.