(16-17) (Bunlar), "Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru" diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah'tan) bağışlanma dileyenlerdir.

اَلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا اِنَّنَٓا اٰمَنَّا فَاغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ النَّارِ اَلصَّابِرِينَ وَالصَّادِقِينَ وَالْقَانِتِينَ وَالْمُنْفِقِينَ وَالْمُسْتَغْفِرِينَ بِالْاَسْحَارِ

(e)lleƶīne yeḳūlūne rabbenā innenā āmennā fe ğfir lenā ƶunūbenā ve ḳinā ǎƶābe n-nāri / S-Sābirīne ve S-Sādiḳīne ve l-ḳānitīne ve l-munfiḳīne ve l-musteğfirīne bi l-esHāri

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اَلَّذِينَ(e)lleƶīne(onlar ki)
2يَقُولُونَyeḳūlūneق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelederler
3رَبَّنَاrabbenāر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbimiz
4اِنَّنَٓاinnenāgerçekten biz
5اٰمَنَّاāmennāا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninandık
6فَاغْفِرْfe ğfirغ ف رkorumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemekbağışla
7لَنَاlenābizden
8ذُنُوبَنَاƶunūbenāذ ن بİzlemek, hikaye yapmak, ek eklemek, yakından takip etmek, benek oluşmaksuçlarımızı
9وَقِنَاve ḳināو ق يkorumak, kurtarmak, muhafaza etmek, uzak tutmak, kötülükten ve felaketten korunmak, güvende olmak, kalkan olarak kabul etmek, görev saymak. muttaki - kötülükten ve insanlara ve Allah'a karşı görevini ihlal eden şeylerden kaçınan kişive bizi koru
10عَذَابَǎƶābeع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12azabından
11النَّارِn-nāriن و رateş, alev, sıcaklık, savaş, ışık, parıldamak, parlak ışık saçmak, tahrik etmek, sinirlendirmek veya savaşa kışkırtmakateş
1اَلصَّابِرِينَS-Sābirīneص ب رdirenmek, dayanmak, bağlamak, sabırlı veya kararlı olmak, sabırla dayanmak, mantık ve emirlere kararlılıkla bağlı kalmak, mantık ve yasaların yasakladığı şeylerden kendini alıkoymak, üzüntü, huzursuzluk ve sabırsızlığı göstermekten kaçınmak. Bu kelime jaz'a'nın (üzüntü ve huzursuzluk gösterme) zıttıdır.sabredenler
2وَالصَّادِقِينَve S-Sādiḳīneص د قdoğru olmak, gerçek, samimi olmak, gerçeği söylemek, başkasının söylediği şeyin doğruluğunu teyit etmek veya onaylamak, doğrulamak, sözünde durmak, bir sözü sadakatle yerine getirmek, yerine getirmek, doğru sözlü konuşmak, birini güvenilir saymak. sadaqa fi al-qitaali - cesurca savaşmak. tsaddaqa - sadaka vermek. sidqun - hakikat, doğruluk, samimiyet, sağlamlık, çeşitli nesnelerde mükemmellik, sağlıklı ve hoş, olumlu giriş, övgü. saadiqun - doğru ve samimi olan, gerçeği söyleyen kişi. saadiqah - mükemmel kadın. sadaqat (çoğul: saduqaat) - başlık parası, mehir. siddiiq - güvenilir, samimi kişi. saddaqa - onaylamak, doğrulamak, yerine getirmek. asdaqu - daha doğru.ve sadık olanlar
3وَالْقَانِتِينَve l-ḳānitīneق ن تDindar, itaatkar olmak, tüm tevazu ile tam ve yürekten uzun süre duada durmak. Qanitun - tam, yürekten ve tüm tevazu ile dindar ve itaatkar olan kişi.ve gönülden itaat edenler
4وَالْمُنْفِقِينَve l-munfiḳīneن ف قsatılabilir olmak, delikten çıkmak, tükenmiş olmak (mağaza), harcanmış, harcanmış, harcama. Bir girişten imana giren ve başka bir çıkıştan bu inancı terk eden bir münafık gibi, başka bir deliğe girmek.ve infak edenler
5وَالْمُسْتَغْفِرِينَve l-musteğfirīneغ ف رkorumak, örtmek, gizlemek, siper etmek, miğfer, affetmek, bağışlamak, koruma/af dilemekve istiğfar edenler
6بِالْاَسْحَارِbi l-esHāriس ح رBüyü yapmak, sihir yapmak, büyülemek, aldatmak, göz boyamak, hipnotize etmek, etkilemek, baştan çıkarmak, kandırmak, şafak vakti, tan vakti, seher vaktiseherlerde

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Onlar öyle kişilerdir ki Rabbimiz derler, inandık, suçlarımızı yarlıga ve bizi koru ateşin azâbından.

Adem Uğur

(Bu nimetler) "Ey Rabbimiz! İman ettik; bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru!" diyen;

Ahmed Hulusi

Onlar şöyle derler: "Rabbimiz, biz kesinlikle iman ettik. Artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizi yanmaktan koru!"

Ahmet Tekin

Allah’ın kulları: 'Ey Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi Cehennem azabından koru.' diyenlerdir.

Ahmet Varol

Bunlar: 'Ey Rabbimiz! Biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru' diyenlerdir.

Ali Bulaç

Onlar: "Rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyenler;

Ali Fikri Yavuz

O takva sahipleri yalvararak: “- Ey Rabbimiz, biz iman ve itaat ettik, bizim günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru derler.

Ali Rıza Safa

Onlar, şöyle derler: "Efendimiz! Kuşkusuz, inandık! Artık, suçlarımızı bağışla ve ateş cezasından bizi koru!"

Bayraktar Bayraklı

- Allah, "Ey Rabbimiz! Sana inanıyoruz, bizi affet, günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyenlerin, zorluklara sabredenlerin ve sözlerini tutanların, Rablerine yürekten bağlı olanların, servetlerini Allah yolunda harcayanların ve seherlerde bütün kalpleriyle af dileyenlerin kalplerindeki her şeyi görür.

Bekir Sadak

(16-17) Onlar ki, «Rabbimiz! Biz suphesiz inandik, bunun icin gunahlarimizi bize bagisla ve bizi atesin azabindan koru» diyen, sabreden, dogru olan, gonulden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bagislanma dileyenlerdir.

Celal Yıldırım

(16-17) «Ey Rabbimiz ! Şüphesiz ki biz imân ettik; artık günahlarımızı bağışla ve bizi Cehennem ateşinin azabından koru» diyenler: Sabredenler, doğru olanlar, itaat edip baş eğenler, boyun bükenler, (mallarını Allah yolunda) harcayanlar ve seher vakitlerinde istiğfar edenlerdir.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(16-17) (Bu nimetler) “Ey rabbimiz! Biz gerçekten iman ettik, günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru” diyenler, sabredenler, doğruluktan şaşmayanlar, huzurda boyun bükenler, hayır yolunda harcama yapanlar ve seher vakitlerinde Allah’tan bağışlanma dileyenler (içindir).

Diyanet İşleri

(16-17) (Bunlar), "Rabbimiz, biz iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla. Bizi ateş azabından koru" diyenler, sabredenler, doğru olanlar, huzurunda gönülden boyun büküp divan duranlar, Allah yolunda harcayanlar ve seherlerde (Allah'tan) bağışlanma dileyenlerdir.

Diyanet İşleri (eski)

(16-17) Onlar ki, 'Rabbimiz! Biz şüphesiz inandık, bunun için günahlarımızı bize bağışla ve bizi ateşin azabından koru' diyen, sabreden, doğru olan, gönülden kulluk eden, hayra sarfeden ve seher vakitlerinde bağışlanma dileyenlerdir.

Diyanet Vakfi

(Bu nimetler) «Ey Rabbimiz! İman ettik; bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru!» diyen;

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Onlar ki, «Ey Rabbimiz! Biz inandık, iman getirdik, artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru!» derler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Onlar ki: "Rabbimiz, inandık iman getirdik; artık bizim suçlarımızı bağışla ve bizleri o ateş azabından koru!" derler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onları ki ya rabbena derler: inandık iman getirdik artık bizim suçlarımızı bağışla ve o ateş azabından koru bizleri

Erhan Aktaş

Bu kimseler: "Rabb'imiz! Biz, Sana iman ettik. Suçlarımızı bağışla, ateşin azabından bizi koru." derler;

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Bu kimseler: "Rabb'imiz! Biz, Sana iman ettik. Suçlarımızı bağışla, ateşin azabından bizi koru." derler;

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Bu kimseler: "Rabb'imiz! Biz, Sana iman ettik. Suçlarımızı bağışla, ateşin azabından bizi koru." derler;

Fizilal-il Kuran

Bu kimseler 'Ey Rabbimiz, inandık, günahlarımızı affeyle, bizleri Cehennem ateşinin azabından koru' derler.

Gültekin Onan

Onlar: "Rabbimiz şüphesiz biz inandık, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru" diyenler;

Hamdi Döndüren

(Bu nimetler), “Ey Rabbimiz! İman ettik; bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru!” diyen,

Hasan Basri Çantay

(16-17) (O takvaaya erenler): "Ey Rabbimiz, biz iman etdik. Artık bizim günahlarımızı yarlığa ve bizi o ateşin azabından koru" diyenler, sabredenler, (imanlarında) gerçek olanlar, (Allaha) itaatle boyun eğenler, infaak edenler, seharlarda Allahdan mağfiret isteyenlerdir.

Hasib Asutay

(Onlar) 'Rabbimiz! Şüphesiz iman ettik; bizim günâhlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru!' diyenler;

Hayrat Neşriyat

Onlar ki: 'Rabbimiz! Muhakkak ki biz îmân ettik; artık günahlarımızı bize bağışla ve bizi o ateşin azâbından muhâfaza eyle!' derler.

İbni Kesir

Onlar ki: Ey Rabbımız; biz gerçekten iman ettik, artık günahlarımızı bize bağışla ve o ateş azabından bizleri koru diyenler,

Mehmet Okuyan

Onlar (duyarlı olanlar) “Rabbimiz! Şüphesiz ki biz iman ettik; bizim için günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru!” derler.

Muhammed Esed

"Ey Rabbimiz! (Sana) inanıyoruz, bizi affet, günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından emin kıl" diyenlerin:

Mustafa İslamoğlu

"Rabbimiz! Kuşkusuz biz iman ettik: Bizi bağışla, günahlarımızı da... Ve bizi ateşin azabından koru!" diyenleri;

Ömer Nasuhi Bilmen

Onlar ki, «Ey Rabbimiz! Biz muhakkak imân ettik, artık bizim günahları mağfiret buyur ve bizleri o ateş azabından koru,» derler.

Ömer Öngüt

(O takvâ sahipleri): “Ey Rabbimiz! Biz şüphesiz ki inandık, günahlarımızı bağışla ve bizi ateş azabından koru!” derler.

Suat Yıldırım

O müttakiler: "Ey bizim kerim Rabbimiz, biz iman ettik, günahlarımızı bağışla ve bizi cehennem azabından koru!" diye yalvarırlar.

Süleyman Ateş

"Rabbimiz, biz inandık, bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru!" diyenleri,

Süleymaniye Vakfı

Onlar şöyle derler: "Rabbimiz! Biz sana inanıp güvendik. Sen de günahlarımızı bağışla ve o ateşin azabından bizi koru!"

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Onlar şöyle derler: "Sahibimiz! Biz inanıp güvendik, günahlarımızı bağışla, o ateşin azabından bizi koru!"

Şaban Piriş

Onlar: -Rabbimiz, biz, kesin olarak iman ettik. Bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru, diyenlerdir.

Tefhim-ul Kuran

Ki onlar: «Rabbimiz şüphesiz biz iman ettik, artık bizim günahlarımızı bağışla ve bizi ateşin azabından koru» diyenler;

Ümit Şimşek

O takvâ sahipleri, 'Ey Rabbimiz,' derler. 'Biz kuşkusuz bir şekilde iman ettik. Sen de bizim günahlarımızı bağışla, bizi ateş azabından koru.'

Yaşar Nuri Öztürk

Kullar ki şöyle derler: "Ey Rabbimiz, kuşkusuz olarak sana inandık. Bağışla günahlarımızı, ateş azabından koru bizi."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

O kəslər ki: “Ey Rəbbimiz! Həqiqətən, biz iman gətirdik, bizim günahlarımızı bağışla və bizi Od əzabından qoru!”– deyirlər;

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

O bəndələr ki: ″Ey Rəbbimiz, biz həqiqətən (Sənə) iman gətirmişik, günahlarımızı bağışlayıb bizi cəhənnəm əzabından qoru!″ – deyirlər.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Das sind diejenigen, die sagen: ʺUnser Herr, wir glauben. Vergib uns unsere Sünden und schütze uns vor der Strafe der Hölle!ʺ

Almanca — Der Edle Quran

die sagen: ʺUnser Herr, gewiß, wir glauben. Darum vergib uns unsere Sünden und bewahre uns vor der Strafe des (Höllen)feuers.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

die sagen: ʺUnser Herr, siehe, wir glauben; darum vergib uns unsere Sünden und behüte uns vor der Strafe des Feuers.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Es sind diejenigen, die sagen: ʺUnser HERR! Wir haben ja den Iman verinnerlicht, so vergib uns unsere Verfehlungen und bewahre uns vor der Peinigung des Feuers!

English (26)

Abdel Khalek Himmat

He knows and spiritually sustains those whose hearts have been touched by the divine hand, who are vested with the cardinal virtues, expressing their thoughts in words to pray Allah for forgiveness. Thus, they say: "O Allah, our Creator, our hearts have been impressed with the image of religious and spiritual virtues, we pray and beseech You to forgive our iniquities and ensure our immunity from the fire".

Abdul Haleem

those who say, "Our Lord, we believe, so forgive us our sins and protect us from suffering in the Fire,"

Abdullah Yusuf Ali

(Namely), those who say: "Our Lord! we have indeed believed: forgive us, then, our sins, and save us from the agony of the Fire;"-

Abul A'la Maududi

These are the ones who pray: 'Our Lord! We do indeed believe, so forgive us our sins and keep us safe from the chastisement of the Fire';

Aisha Bewley

those who say, ‘Our Lord, we have iman, so forgive us our wrong actions and safeguard us from the punishment of the Fire. ’

Al-Hilali & Khan

Those who say: "Our Lord! We have indeed believed, so forgive us our sins and save us from the punishment of the Fire."

Ali Quli Qarai

Those who say, ‘Our Lord! Indeed we have faith. So forgive us our sins, and save us from the punishment of the Fire.’

Amatul Rahman Omar

Who say, `Our Lord! we have certainly believed, therefore protect us against (the consequences of) our sins and save us from the punishment of the Fire. '

Arthur John Arberry

who say, 'Our Lord, we believe; forgive us our sins, and guard us against the chastisement of the Fire' --

Bijan Moeinian

Such place is reserved for those who pray: "Lord, We have chosen to believe in you. Please forgive our sins and protect us from the Hellfire."

E. Henry Palmer

who say, 'Lord, we believe, pardon Thou our sins and keep us from the torment of the fire,'

Edip-Layth

The ones who say, "Our Lord, we acknowledge, so forgive us our sins, and spare us the retribution of the fire."

George Sale

who say, O Lord we do sincerely believe; forgive us therefore our sins, and deliver us from the pain of hell fire:

Hamid S. Aziz

Those who say, "Lord, we do, indeed, believe. Forgive you our sins and keep us from the torment of the fire,"

Mahmoud Ghali

Who say, "Our Lord, surely we (ourselves) have believed, so forgive us our guilty (deeds), and protect us from the torment of the Fire. "

Marmaduke Pickthall

Those who say: Our Lord! Lo! we believe. So forgive us our sins and guard us from the punishment of Fire;

Mohamed Ahmed - Samira

"O Lord, we believe; forgive our trespasses and save us the torment of Hell. "

Muhammad Asad

those who say, "O our Sustainer! Behold, we believe [in Thee]; forgive us, then, our sins, and keep us safe from suffering through the fire" -:

Mustafa Khattab

who pray, "Our Lord! We have believed, so forgive our sins and protect us from the torment of the Fire."

Progressive Muslims

The ones who Say: "Our Lord, we believe, so forgive us our sins, and spare us the retribution of the Fire. "

Sahih International

Those who say, "Our Lord, indeed we have believed, so forgive us our sins and protect us from the punishment of the Fire,"

Sam Gerrans

Those who say: “Our Lord: we believe, so forgive Thou us our transgressions, and protect Thou us from the punishment of the Fire,”

Shabbir Ahmed

Those who say, "Our Lord! We have Conviction in You and Your Laws. Protect us from trailing behind in honor and save us from the punishment of Fire."

Syed Vickar Ahamed

Those who say: "Our Lord! We have indeed believed: So forgive us, for our sins, and save us from the punishment of the Fire;"—

Taqi Usmani

Those (are the ones) who say: "Our Lord, surely we have believed, so forgive us our sins and save us from the punishment of the Fire,"

The Monotheist Group

The ones who say: "Our Lord, we believe, so forgive us our sins, and spare us the retribution of the Fire."

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

qui disent: ʺO notre Seigneur, nous avons la foi; pardonne-nous donc nos péchés, et protège-nous du châtiment du Feuʺ,

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew ên ku dibêjin: Xwedayê me, bêguman me bawerî anî, vêca li gunehên me bibore û me ji ezabê êgir biparêze!

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

die zeggen: ʺOnze Heer, wij geloven. Vergeef ons onze zonden en behoed ons voor de bestraffing van het vuurʺ,

Hollandaca — Salomo Keyzer

Die zeggen: o Heer! wij zijn geloovigen; vergeef ons onze zonden en bevrijd ons van de straf van het hellevuur.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

тех, которые говорят: «(О,) Господь наш! Поистине, мы уверовали (в Тебя) (и последовали за Твоим посланником). Прости же нам наши грехи и защити нас от наказания Огня [Ада]!», –

Rusça — Osmanov

которые говорят: ʺГосподи наш! Воистину, мы уверовали. Так прости же нам наши грехи и спаси нас от мук адского пламениʺ,

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

de som säger: ʺHerre, vi tror; förlåt oss våra synder och förskona oss från Eldens straff!ʺ,