(2-3) Kur'an, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü'minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.

هُدًى وَبُشْرٰى لِلْمُؤْمِنِينَ اَلَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكٰوةَ وَهُمْ بِالْاٰخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ

huden ve buşrā li l-mu'minīne / (e)lleƶīne yuḳīmūne S-Salāte ve yu'tūne z-zekāte ve hum bi l-āḣirati hum yūḳinūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1هُدًىhudenه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.yol göstericidir
2وَبُشْرٰىve buşrāب ش رmüjde vermek, sevinçli haber vermek, güleryüz göstermek, sevindirmek, tebliğ etmek, insan, insanoğlu, deri yüzmek, cilt, ten rengi, dış görünüşve müjdedir
3لِلْمُؤْمِنِينَli l-mu'minīneا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninananlara
1اَلَّذِينَ(e)lleƶīneo kimseler
2يُقِيمُونَyuḳīmūneق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhdoğrulurlar
3الصَّلٰوةَS-Salāteص ل وHayvanın arka orta bölümü, kuyruğunun çıktığı yer, sırtlamak, desteklemek, uyluklamak, yakından takip etmek, arkasından yürümek/takip etmek, (Musalli > önde giden atı izleyen arkadaki at) bağlı kalmak, söylev, nutuk, hitabe, konuşma, dua, yalvarış, istirham, rica, övgü, takdir, methiye, kutsama, lütuf, şükranNamaz, Allah’a yönelmek, ibadet, dua, rahmet, din, destek, yardımlaşma, karşılıklı iletişim, bağ kurmak, bağlı olmak.
4وَيُؤْتُونَve yu'tūneا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmekve verirler
5الزَّكٰوةَz-zekāteز ك وArttı/çoğaldı, gelişti/iyi büyüdü/gelişti/serpildi ve meyve verdi, saf/temiz oldu/hale geldi, arınma/temizlenme, iyilik/doğruluk, bolluk içinde/rahat/yumuşak/narin bir yaşam sürmek, iyi/doğru bir duruma/koşula sokmak, sadaka, zekatzekatı
6وَهُمْve humve onlar
7بِالْاٰخِرَةِbi l-āḣiratiا خ رgeri çekilmek, gerilemek/geri dönmek/çekilmek, ertelemek/geciktirmek/ertelemek/ertelemek, son/arka kısımahirete
8هُمْhumonlar
9يُوقِنُونَyūḳinūneي ق نkesinlik, elbette, kesinlikle, emin olmak/olmak/açık olmak, saptamak, kesin olan kişikesin olarak inanırlar

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

O inananlara ki namazlarını kılarlar, zekâtlarını verirler ve onlardır âhirete adamakıllı inananlar.

Abdulkadir Gölpınarlı

O inananlara ki namazlarını kılarlar, zekâtlarını verirler ve onlardır âhirete adamakıllı inananlar.

Adem Uğur

Onlar ki, namazı kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar.

Ahmed Hulusi

Onlar ki, salatı (Allah'a yöneliş ile mi'racı yaşama) ikame ederler ve arınıp saflaşmak için varlıklarından verirler; işte onlar ölümsüz geleceklerine kesin yakin elde etmişlerdir.

Ahmet Tekin

Mü’minler, namazı adâbına riâyet ederek, aksatmadan âşikâre kılanlar, vicdanlarını, servetlerini, sosyal bünyelerini arındıran, berekete vesile olan zekâtı verenler, özellikle âhiretin varlığını delilleriyle, gerekçeleriyle bilerek kesinlikle inananlardır.

Ahmet Varol

Onlar namazı kılarlar, zekatı verirler ve onlar ahirete kesin inanırlar.

Ali Bulaç

Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler.

Ali Fikri Yavuz

O müminler ki, namazı gereği üzere kılarlar, zekâtı verirler; âhireti ancak bunlar hakkıyla tasdik ederler.

Ali Rıza Safa

Onlar, namazı dosdoğru kılarlar ve zekatı verirler. Sonsuz yaşama da kesin olarak inanırlar.

Bayraktar Bayraklı

Onlar ki namazı kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar.

Bekir Sadak

(2-3) Bunlar, namaz kilan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan muminlere dogruluk rehberi ve mujdedir.

Celal Yıldırım

O mü'minler ki, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve Âhiret'e kesinlikle inanırlar.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(2-3) Namazı kılan, zekâtı veren ve âhirete kesin bir şekilde iman eden müminler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.

Diyanet İşleri

(2-3) Kur'an, namazı dosdoğru kılan, zekatı veren ve ahirete de kesin olarak inanan mü'minler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.

Diyanet İşleri (eski)

(2-3) Bunlar, namaz kılan, zekat veren ve ahirete de kesin olarak inanan müminlere doğruluk rehberi ve müjdedir.

Diyanet Vakfi

(2-3) Namazı kılan, zekâtı veren ve ahirete de kesin olarak iman eden müminler için bir hidayet rehberi ve bir müjdedir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ki o (müminler) namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak iman ederler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

ki namazı dürüst kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ki namazı dürüst kılarlar ve zekatı verirler, Ahırette de onlar yakin edinirler

Erhan Aktaş

Onlar, salatı ikame ederler, zekatı yaparlar.Onlar, ahiret'e kesin olarak inanırlar.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onlar, salatı ikame ederler, zekatı yaparlar. Onlar, ahirete kesin olarak inanırlar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onlar, salatı ikame ederler, zekatı verirler. Onlar, ahirete kesin olarak inanırlar.

Fizilal-il Kuran

Onlar namaz kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete kesinlikle inanırlar.

Gültekin Onan

Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman ederler.

Hamdi Döndüren

Onlar ki namazı kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar.

Hasan Basri Çantay

(öyle mü'minler) ki namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler. Onlar ahirete kat'i kanaat edinenlerin de ta kendileridir.

Hasib Asutay

Onlar ki namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve âhirete de kesin olarak inanırlar.

Hayrat Neşriyat

(O mü’minler) o kimselerdir ki namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve onlar âhirete gerçekten kat'î olarak inanırlar.

İbni Kesir

Onlar ki; namazı kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de yakınen inanırlar.

Mehmet Okuyan

Onlar namazı kılar, zekatı verir ve ahirete de kesin bir şekilde inanırlar.

Muhammed Esed

o inananlar ki, salatta devamlı ve duyarlıdırlar, arınmak için verirler ve ahirete de yürekten inanırlar!

Mustafa İslamoğlu

Onlar ki, namazı hakkını vererek kılarlar, arınıp yücelmek için ödenmesi gereken bedeli öderler; zira onlar, ahirete gönlü yatarak inananların ta kendisidirler.

Ömer Nasuhi Bilmen

Öyle (mü'min) kimseler ki namazı doğruca kılarlar ve zekâtı verirler ve onlar ahirete de (evet onlar) kat'i surette inanırlar.

Ömer Öngüt

Onlar ki namazı kılarlar, zekâtı verirler ve ahirete kesin olarak inanırlar.

Suat Yıldırım

O müminler ki namazı hakkıyla ifa eder, zekâtı verir ve âhirete kesin olarak iman ederler.

Süleyman Ateş

Onlar ki namazı kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar.

Süleymaniye Vakfı

Onlar, namazı düzgün ve sürekli kılan, zekatı da veren kimselerdir. Ahirete inancı tam olanlar onlardır.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Namazı tam kılan ve zekatı veren müminler için müjdeler içerir. Onlar Ahirete de içten inanırlar.

Şaban Piriş

Onlar, namazı kılarlar, zekatı verirler ve ahirete de kesin olarak inanırlar.

Tefhim-ul Kuran

Ki onlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler ve onlar, ahirete kesin bilgiyle iman edenlerdir.

Ümit Şimşek

O mü'minler ki, namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler. Onlar âhirete de kesin şekilde inanmışlardır.

Yaşar Nuri Öztürk

O müminler ki, namazı kılar, zekatı verirler. Ve ahirete tam bir biçimde inananlar da onlardır.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

O kəslərə ki, namaz qılır, zəkat verir və axirətə qətiyyətlə inanırlar.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

O kəslər ki, (vaxtlı-vaxtında, lazımınca) namaz aılır, zəkat verir və axirətə möhkəm inanırlar.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

die die Gebete verrichten, die Zakat-Abgaben entrichten und sich des Jenseits gewiß sind.

Almanca — Der Edle Quran

die das Gebet verrichten und die Abgabe entrichten, und sie, die sie vom Jenseits überzeugt sind.

Almanca — M. A. Rassoul

das Gebet verrichten und die Zakah entrichten und fest mit dem Jenseits rechnen.

Almanca — Muhammad Zaidan

die das rituelle Gebet ordnungsgemäß verrichten und die Zakat entrichten, und sie haben Gewißheit an das Jenseits.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Who engage in the act of worship and give alms -for alms are but the vehicles of prayer- and look at the Hereafter as the most undoubted event.

Abdul Haleem

who keep up the prayer, pay the prescribed alms, and believe firmly in the life to come.

Abdullah Yusuf Ali

Those who establish regular prayers and give in regular charity, and also have (full) assurance of the hereafter.

Abul A'la Maududi

who establish Prayer and give Zakah, and have firm faith in the Hereafter.

Aisha Bewley

those who establish salat and pay zakat and are certain about the Next World.

Al-Hilali & Khan

Those who perform As-Salât (Iqâmat-as-Salât) and give Zakât and they believe with certainty in the Hereafter (resurrection, recompense of their good and bad deeds, Paradise and Hell).

Ali Quli Qarai

—those who maintain the prayer and pay the zakāt, and who are certain of the Hereafter.

Amatul Rahman Omar

Who observe Prayer and (regularly) spend in charity and who are such people as have firm faith in the Hereafter.

Arthur John Arberry

who perform the prayer, and pay the alms, and have sure faith in the Hereafter.

Bijan Moeinian

The believers are those who worship God on regular basis and devote a portion of their incomes/ resources to charity and believe that there is a life after death [and that this earthly life is a short prelude to an everlasting life].

E. Henry Palmer

who are steadfast at prayer, and give alms, and of the hereafter are sure;

Edip-Layth

Those who hold the contact prayer, and contribute towards betterment, and regarding the Hereafter they are certain.

George Sale

who regularly perform their prayer, and give alms, and firmly believe in the life to come.

Hamid S. Aziz

A guidance and glad tidings to the believers,

Mahmoud Ghali

Who keep up the prayer, and bring the Zakat, (i. e., pay the poor-dues) and they, (always) they, have certitude in the Hereafter.

Marmaduke Pickthall

Who establish worship and pay the poor-due and are sure of the Hereafter.

Mohamed Ahmed - Samira

Who fulfil their devotional obligations, pay the zakat, and believe with certainty in the life to come.

Muhammad Asad

who are constant in prayer and spend in charity: for it is they, they who in their innermost are certain of the life to come!

Mustafa Khattab

˹those˺ who establish prayer, pay alms-tax, and have sure faith in the Hereafter.

Progressive Muslims

Those who hold the contact-method, and contribute towards betterment, and regarding the Hereafter they are certain.

Sahih International

Who establish prayer and give zakah, and of the Hereafter they are certain [in faith].

Sam Gerrans

Those who uphold the duty, and render the purity, and of the Hereafter they are certain.

Shabbir Ahmed

Who establish and consolidate the Divine System and set up the Just Economic Order of Zakat. They have conviction in the life to come (that the human "Self" lives on after death, and that all actions meet a just requital).

Syed Vickar Ahamed

Those who perform prayers regularly and give charity regularly, and also have (total) belief in the Hereafter.

Taqi Usmani

who establish Salāh and pay Zakāh and who have faith in the Hereafter.

The Monotheist Group

Those who hold the contact prayer, and contribute towards purification, and regarding the Hereafter they are certain.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

qui accomplissent la Salât, acquittent la Zakât et croient avec certitude en lʹau-delà.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew bawermendên ku nimêjê bi awayê pêdivî dikin, zekatê didin û bi axretê ji dil bawerî tînin...

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

die de salaat verrichten en de zakaat geven, terwijl zij van het hiernamaals vast overtuigd zijn.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Die hun gebed geregeld verrichten en aalmoezen geven, en vast in het volgend leven gelooven.

Hollandaca — Siregar

Degenen die de shalât verrichten en de zakât geven, en die overtuigd zijn van het Hiernamals.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

которые совершают (обязательную) молитву (надлежащим образом) [своевременно, смиренно перед Господом и предаваясь молитве душой], и (по своей воле) дают обязательную милостыню [закят] (тем, у которых есть на нее право), и в Вечной жизни [в наступление Дня Суда и в существовании Ада и Рая] они убеждены [не сомневаются].

Rusça — Osmanov

которые совершают обрядовую молитву, вносят закат и веруют в будущую жизнь.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

de som förrättar bönen och ger åt de behövande; det är de som har förvissningen att det eviga livet (väntar).