Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.

نَحْنُ نَقُصُّ عَلَيْكَ نَبَاَهُمْ بِالْحَقِّ اِنَّهُمْ فِتْيَةٌ اٰمَنُوا بِرَبِّهِمْ وَزِدْنَاهُمْ هُدًى

neHnu neḳuSSu ǎleyke nebeehum bi l-Haḳḳi innehum fityetun āmenū bi rabbihim ve zidnāhum huden

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1نَحْنُneHnubiz
2نَقُصُّneḳuSSuق ص صİletmek, anlatmak/iletişim kurmak/hikaye etmek/nakletmek, birinin izini takip etmek, geri dönmek, misilleme yapmak, kesmek, ilişkili olmak, beyan etmek, bahsetmek. Qasasun - anlatı/hikaye, takip etme eylemi. Qisas - adil misilleme/kısas.anlatıyoruz
3عَلَيْكَǎleykesana
4نَبَاَهُمْnebeehumن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamberonların haberlerini
5بِالْحَقِّbi l-Haḳḳiح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekgerçek olarak
6اِنَّهُمْinnehummuhakkak onlar
7فِتْيَةٌfityetunف ت يGenç, yetişkin, cesur, cömert, erkeksi özellikler, gözüpek, cesur, iyi delikanlı, yiğit, genç yoldaş, genç köle, hizmetçi olmak.gençlerdi
8اٰمَنُواāmenūا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninanmış
9بِرَبِّهِمْbi rabbihimر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRablerine
10وَزِدْنَاهُمْve zidnāhumز ي دarttırılmış, aşmış, gereksiz/fazladan kalmış, kalıntı, ilave, abartılmış, ek, fazlabiz de onların artırmıştık
11هُدًىhudenه د يYol göstermek/yönlendirmek, doğru yolu takip etmek/tutmak, doğru yola yönlendirilmiş/hidayete ermiş, bir yol/gidiş/metot/davranış tarzı/tutum. Hediye.hidayetlerini

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Onların ahvâlini gerçek olarak sana haber veriyor, hikâye ediyoruz. Şüphe yok ki onlar, Rablerine inanmışlardı ve biz de hidâyetlerini arttırmıştık onların.

Abdulkadir Gölpınarlı

Onların ahvâlini gerçek olarak sana haber veriyor, hikâye ediyoruz. Şüphe yok ki onlar, Rablerine inanmışlardı ve biz de hidâyetlerini arttırmıştık onların.

Adem Uğur

Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık.

Ahmed Hulusi

(Rasulüm) Onların haberlerini Hak olarak sana hikaye ediyoruz. . . Muhakkak ki onlar Rablerine (Bi-Rabbihim = hakikatleri olan şuurlarında olarak) iman etmiş delikanlılardı. . . Biz de onların hakikatlerini yaşamalarını kuvvetlendirdik.

Ahmet Tekin

Biz sana, onların başından geçenleri, doğru ve hikmete dayalı olarak, kıssalarıyla anlatıyoruz. Hakikaten onlar Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de, onların, imanda, hak yolda, hayırlı yolda sebat edenlerin şevklerini artırdık.

Ahmet Varol

Biz sana onların kıssalarını gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rabblerine iman etmiş gençlerdi. Biz de hidayetlerini artırmıştık.

Ali Bulaç

Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. Gerçekten onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi ve biz de onların hidayetlerini arttırmıştık.

Ali Fikri Yavuz

Biz, sana, onların haberlerini doğru olarak anlatalım: Gerçekten bunlar, Rablerine iman eden birkaç gençlerdi. Biz de onların hidayetlerini (sebatlarını) artırmıştık.

Ali Rıza Safa

Onların haberlerini, gerçek olarak sana anlatacağız. Onlar, Efendilerine gerçekten inanmış gençlerdi. Onları, doğru yolda güçlendirdik.

Bayraktar Bayraklı

Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Gerçekten onlar, Rabblerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık.

Bekir Sadak

(13-15) Onlarin olayini sana Biz gercek olarak anlatiyoruz: Onlar Rablerine inanmis birkac gencti. Onlarin hidayetlerini artirmis ve kalblerini pekistirmistik. Durup, soyle demislerdi: «Rabbimiz goklerin ve yerin Rabbidir, O'nu birakip baska bir tanriya yalvarmayiz, yoksa and olsun ki, batil soz soylemis oluruz. su bizim milletimiz, Allah'i birakip O'ndan baska tanrilar edindiler. Onlarin gercek olduguna apacik delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karsi yalan uydurandan daha zalim kimdir?»

Celal Yıldırım

Biz sana onların başından geçen olayı anlatıyoruz; onlar Rablerine imân eden bir grup genç idi; biz de onların doğru yolu bulup (Rablarına daha çok) bağlanmalarını artırdık.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Biz sana onların başından geçenleri gerçeğe uygun olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar rablerine inanmış gençlerdi; biz de onların doğru yolda yürüyüşlerine katkıda bulunduk.

Diyanet İşleri

Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Şüphesiz onlar Rablerine inanmış birkaç genç yiğitti. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.

Diyanet İşleri (eski)

(13-15) Onların olayını sana Biz gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış birkaç gençti. Onların hidayetlerini artırmış ve kalblerini pekiştirmiştik. Durup, şöyle demişlerdi: 'Rabbimiz göklerin ve yerin Rabbidir, O'nu bırakıp başka bir tanrıya yalvarmayız, yoksa and olsun ki, batıl söz söylemiş oluruz. Şu bizim milletimiz, Allah'ı bırakıp O'ndan başka tanrılar edindiler. Onların gerçek olduğuna apaçık delil getirmeleri gerekmez mi? Allah'a karşı yalan uydurandan daha zalim kimdir?'

Diyanet Vakfi

Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Hakikaten onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetini arttırdık.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Biz sana onların kıssalarını gerçek olarak anlatacağız. Hakikaten onlar, Rablerine iman eden birkaç genç idi. Biz de onların hidayetlerini artırdık.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Biz sana onların kıssalarını doğru olarak naklediyoruz: Hakikaten bunlar, Rablerine iman eden birkaç genç yiğitti; Biz de hidayetlerini artırdık.

Elmalılı Hamdi Yazır

Biz sana onların kıssalarını doğru olarak naklediyoruz: hakıkat bunlar, bir kaç genç yiğit rablarına iyman ettiler, biz de hidayetlerini artırdık ve kalblerine rabıta verdik

Erhan Aktaş

Biz, sana onların hikayesini bütün gerçekliği ile anlatıyoruz. Onlar Rabb'lerine iman eden gençlerdi. Biz de onlara hidayeti arttırdık.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Biz, sana onların hikayesini bütün gerçekliği ile anlatıyoruz. Onlar Rabb'lerine iman eden gençlerdi. Biz de onlara hidayeti arttırdık.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Biz, sana onların hikayesini bütün gerçekliği ile anlatıyoruz. Kuşkusuz onlar, Rabb'lerine iman eden gençlerdi. Biz de onlara hidayeti arttırdık.

Fizilal-il Kuran

Biz sana onların hikâyelerini doğru olarak anlatıyoruz. Onlar Râbb'lerine inanmış, bir grup gençti; onların hidayet bilincini arttırmıştık.

Gültekin Onan

Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarıyoruz. Gerçekten onlar rablerine inanmış gençlerdi ve biz de onların hidayetlerini arttırmıştık.

Hamdi Döndüren

Biz sana onların başlarından geçeni gerçeğe uygun olarak anlatıyoruz: Onlar, Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de, onların doğruluklarını arttırdık.

Hasan Basri Çantay

(Şimdi) sana onların kıssasını, hakıykatı vech ile, anlatalım: Doğrusu onlar Rablerine iman eden gene yeğitlerdi. Biz de onların hidayetini artırmışdık.

Hasib Asutay

Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz. Gerçekten onlar Rabbine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidâyetlerini artırdık.

Hayrat Neşriyat

Biz sana onların haberini hakkıyla anlatıyoruz. Şübhesiz ki onlar, Rablerine îmân etmiş gençlerdi; ve (biz) onların hidâyetlerini artırdık.

İbni Kesir

Sana; onların kıssalarını gerçek olarak anlatalım: Doğrusu onlar; Rabblarına inanmış, genç yiğitlerdi. Biz de onların hidayetini artırmıştık.

Mehmet Okuyan

Biz sana onların haberini bir amaç için anlatıyoruz. Şüphesiz ki onlar, Rablerine inanıp güvenmiş gençlerdi. Biz de onların hidayetini artırmıştık.

Muhammed Esed

(Şimdi) onların kıssasını bütün gerçeğiyle sana anlatacağız. Onlar gerçekten de Rablerine yürekten inanan gençlerdi; ve biz de kendilerini doğru yolda derin bir bilinç ve duyarlıkla güçlendirmiş,

Mustafa İslamoğlu

Sana onların haberini, sahih bir amaca uygun olarak Biz aktaracağız: Şu bir gerçek ki, onlar Rablerine iman etmiş gençlerdi; ve Biz de onların doğru yolda olma bilincini artırmış

Ömer Nasuhi Bilmen

Biz sana onların haberlerini doğru olarak hikaye ediyoruz. Onlar genç bir zümre idiler. Rablerine imân etmişlerdi ve Biz de onların hidâyetini arttırmış idik.

Ömer Öngüt

Biz sana onların başından geçenleri gerçek olarak anlatıyoruz. Onlar Rablerine inanmış gençlerdi, biz de onların hidayetlerini artırdık.

Suat Yıldırım

Başlarından geçen olayı Biz sana doğru olarak anlatıyoruz. Gerçekten onlar Rab’lerine tam iman etmiş gençlerdi. Biz de onların hidâyetlerini ve yakinlerini artırdık.

Süleyman Ateş

Biz sana onların haberlerini gerçek olarak anlatıyoruz: Onlar Rablerine inanmış gençlerdi. Biz de onların hidayetlerini artırmıştık.

Süleymaniye Vakfı

Sana onların haberini gerçekleri içerir bir şekilde tüm ayrıntısıyla anlatıyoruz: Onlar, Rablerine inanıp güvenmiş birkaç gençti. Biz de onların hidayetini artırmıştık.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Sana onların haberlerini tüm gerçekliği ile anlatıyoruz. Onlar, Rablerine inanıp güvenmiş gençlerdi. Biz de önlerini iyice açmıştık.

Şaban Piriş

Biz sana onların haberlerini doğru olarak anlatıyoruz. Onlar, Rab'lerine iman etmiş gençlerdi. Biz onların hidayetini artırmıştık.

Tefhim-ul Kuran

Biz sana onların haberlerini bir gerçek (olay) olarak aktarmaktayız. Gerçekten onlar, Rablerine iman etmiş gençlerdi ve biz de onların hidayetlerini arttırmıştık.

Ümit Şimşek

Onların haberlerini Biz sana hak ile bildiriyoruz. Onlar Rablerine iman etmiş gençler idi; Biz de onların hidayetini arttırdık.

Yaşar Nuri Öztürk

Biz onların haberlerini sana doğru bir şekilde anlatacağız. Şu bir gerçek ki onlar, Rablerine iman etmiş bir yiğitler grubuydu. Ve biz de onların hidayetini artırdık.

Azerice (1)

Azerice — Alihan Musayev

Biz onların əhvalatını sənə olmuş bir həqiqət kimi söyləyirik. Onlar Rəbbinə iman gətirmiş gənclər idi. Biz də onların hidayətini artırdıq.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Wir erzählen dir ihre Geschichte der Wahrheit gemäß. Es sind Männer gewesen, die an ihren Herrn glaubten, und Wir bestärkten sie in ihrer Rechtleitung.

Almanca — Der Edle Quran

Wir berichten dir ihre Geschichte der Wahrheit entsprechend. Sie waren Jünglinge, die an ihren Herrn glaubten und denen Wir ihre Rechtleitung mehrten.

Almanca — M. A. Rassoul

Wir wollen dir ihre Geschichte wahrheitsgemäß berichten: Sie waren junge Männer, die an ihren Herrn glaubten, und Wir ließen ihnen zunehmend Rechtleitung zukommen.

Almanca — Muhammad Zaidan

WIR berichten dir über ihre Begebenheit wahrheitsgemäß. Gewiß, sie waren jungeMänner, die den Iman an ihren HERRN verinnerlichten, undWIR ließen sie noch mehr Rechtleitung gewinnen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

We will relate to you O Muhammad in truth the facts, the circumstances and the incidents of their true story. They were a group of young Christian men who conformed their will to Allah's will and We strengthened their purpose by impressing their hearts with the image of religious and spiritual virtues.

Abdul Haleem

[Prophet], We shall tell you their story as it really was. They were young men who believed in their Lord, and We gave them more and more guidance.

Abdullah Yusuf Ali

We relate to thee their story in truth: they were youths who believed in their Lord, and We advanced them in guidance:

Abul A'la Maududi

We narrate to you their true story. They were a party of young men who had faith in their Lord, and We increased them in guidance

Aisha Bewley

We will relate their story to you with truth. They were young men who had iman in their Lord and We increased them in guidance.

Al-Hilali & Khan

We narrate unto you (O Muhammad صلى الله عليه وسلم) their story with truth: Truly they were young men who believed in their Lord (Allâh), and We increased them in guidance.

Ali Quli Qarai

We relate to you their account in truth. They were indeed youths who had faith in their Lord, and We had enhanced them in guidance,

Amatul Rahman Omar

We relate to you their true story. They were a few young men who believed in their Lord and whom We had led from guidance to guidance.

Arthur John Arberry

We will relate to thee their tidings truly. They were youths who believed in their Lord, and We increased them in guidance.

Bijan Moeinian

This is the true story of some youth who put their faith in the hand of their Lord.

E. Henry Palmer

We will narrate to thee their story in truth. Verily, they were youths who believed in their Lord, and we added to their guidance,

Edip-Layth

We narrate to you their news with truth. They were youths who acknowledged their Lord, and We increased them in guidance.

George Sale

We will relate unto thee their history with truth. Verily they were young men who had believed in their Lord; and We had abundantly directed them:

Hamid S. Aziz

We narrate to you their story in truth. Verily, they were youths who believed in their Lord, and We added to their guidance,

Mahmoud Ghali

We, Ever We, narrate to you their tidings with the truth. Surely they were young men who believed in their Lord, and We increased them in guidance.

Marmaduke Pickthall

We narrate unto thee their story with truth. Lo! they were young men who believed in their Lord, and We increased them in guidance.

Mohamed Ahmed - Samira

We narrate their story to you in all truth. They were a few young men who believed in their Lord; so We gave them greater guidance.

Muhammad Asad

[And now] We shall truly relate to thee their story: Behold, they were young men who had attained to faith in their Sustainer: and [so] We deepened their consciousness of the right way

Mustafa Khattab

We relate to you ˹O Prophet˺ their story in truth. They were youths who truly believed in their Lord, and We increased them in guidance.

Progressive Muslims

We narrate to you their news with truth. They were youths who believed in their Lord, and We increased them in guidance.

Sahih International

It is We who relate to you, [O Muúammad], their story in truth. Indeed, they were youths who believed in their Lord, and We increased them in guidance.

Sam Gerrans

We relate to thee their report with the truth: — they were young men who believed in their Lord, and We increased them in guidance,

Shabbir Ahmed

And now (contrary to hearsay) We shall relate to you (O Prophet) their true history. Behold, they were young men who truly believed in their Lord and We increased them in guidance.

Syed Vickar Ahamed

We let you know their story in (all) truth: Truly, they were youths who believed in their Lord, and We forwarded them in guidance:

Taqi Usmani

We narrate to you their story with truth. They were young men who believed in their Lord and We gave them more guidance.

The Monotheist Group

We tell to you their news with the truth. They were youths who believed in their Lord, and We increased them in guidance.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Nous allons te raconter leur récit en toute vérité. Ce sont des jeunes gens qui croyaient en leur Seigneur; et Nous leur avons accordé les plus grands moyens de se diriger (dans la bonne voie).

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Em xebera rastîn a serpêhatiya wan ji te re radigihînin; bi rastî ew xortine wisa bûn ku wan bi Xwedayê xwe bawerî anîbû, vêca me jî baweriya wan zêde kir.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Wij vertellen jou het bericht over hen naar waarheid; zij waren jonge mannen die in hun Heer geloofden en die Wij nog beter op het goede pad brachten.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Wij zullen u hunne geschiedenis met waarheid verhalen. Waarlijk, zij waren jonge lieden, die in hunnen Heer hadden geloofd, en wij hadden hen overvloedig geleid.

Hollandaca — Siregar

Wi berichten jou kun geschiedenis volgens de Waarheid: voorwaar, zij waren jongeren die in hun Heer geloofden en Wij versterkten voor ben de Leiding.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Мы расскажем тебе (о, Пророк) весть о них по истине. Поистине, они [обитатели пещеры] – юноши, которые уверовали в своего Господа (и стали покорными Ему), и Мы (еще) увеличили им прямое руководство [прибавили убежденности и стойкости на Истине].

Rusça — Osmanov

Мы поведаем тебе рассказ о них доподлинно, ибо они - юноши, уверовавшие в своего Господа, и Мы укрепили их на прямом пути.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Vi skall låta dig höra den sanna berättelsen om dem: De var unga män som hade en (fast) tro på sin Herre, och Vi stärkte deras vilja att låta sig ledas på rätt väg