م ط ر (MŦR) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

Gökyüzü, yağmur, sağanak, hızlıca gitti veya acele etti.

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (15)

Bu kök Kur'an boyunca 15 kez, 6 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

وَاَمْطَرْنَا5 kez

A'raf 7:84وَاَمْطَرْنَاve emTarnāve yağdırdık

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمِينَ

ve emTarnā ǎleyhim meTaran fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu l-mucrimīne

Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık." Bak, suçluların akıbeti nasıl oldu.

Hud 11:82وَاَمْطَرْنَاve emTarnāve yağdırdık

فَلَمَّا جَاءَ اَمْرُنَا جَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهَا حِجَارَةً مِنْ سِجِّيلٍ مَنْضُودٍ

fe lemmā cā'e emrunā ceǎlnā ǎāliyehā sāfilehā ve emTarnā ǎleyhā Hicāraten min siccīlin menDūdin

(82-83) (Azap) emrimiz gelince oranın altını üstüne getirdik. Üzerine de Rabbinin katında işaretlenmiş pişirilmiş balçıktan taşlar yağdırdık. Bunlar zalimlerden uzak değildir.

Hicr 15:74وَاَمْطَرْنَاve emTarnāve yağdırdık

فَجَعَلْنَا عَالِيَهَا سَافِلَهَا وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِنْ سِجِّيلٍ

fe ceǎlnā ǎāliyehā sāfilehā ve emTarnā ǎleyhim Hicāraten min siccīlin

Hemen onların altını üstüne getirdik. Üzerlerine de balçıktan pişirilmiş taşlar yağdırdık.

Şuara 26:173وَاَمْطَرْنَاve emTarnāve yağdırdık

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنْذَرِينَ

ve emTarnā ǎleyhim meTaran fe sā'e meTaru l-munƶerīne

Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!

Neml 27:58وَاَمْطَرْنَاve emTarnāve yağdırdık

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنْذَرِينَ

ve emTarnā ǎleyhim meTaran fe sā'e meTaru l-munƶerīne

Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kötüydü!

مَطَرٍ4 kez

Nisa 4:102مَطَرٍmeTarinyağmurdan

وَاِذَا كُنْتَ فِيهِمْ فَاَقَمْتَ لَهُمُ الصَّلٰوةَ فَلْتَقُمْ طَائِفَةٌ مِنْهُمْ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا اَسْلِحَتَهُمْ۠ فَاِذَا سَجَدُوا فَلْيَكُونُوا مِنْ وَرَائِكُمْ وَلْتَأْتِ طَائِفَةٌ اُخْرٰى لَمْ يُصَلُّوا فَلْيُصَلُّوا مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا حِذْرَهُمْ وَاَسْلِحَتَهُمْ وَدَّ الَّذِينَ كَفَرُوا لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ اَسْلِحَتِكُمْ وَاَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُمْ مَيْلَةً وَاحِدَةً وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ اِنْ كَانَ بِكُمْ اَذًى مِنْ مَطَرٍ اَوْ كُنْتُمْ مَرْضٰٓى اَنْ تَضَعُوا اَسْلِحَتَكُمْ وَخُذُوا حِذْرَكُمْ اِنَّ اللّٰهَ اَعَدَّ لِلْكَافِرِينَ عَذَابًا مُهِينًا

ve iƶā kunte fīhim fe eḳamte lehumu S-Salāte fe l teḳum Tāifetun minhum meǎke ve l ye'ḣuƶū esliHatehum fe iƶā secedū fe l yekūnū min verāikum ve l te'ti Tāifetun uḣrā lem yuSallū fe l yuSallū meǎke ve l ye'ḣuƶū Hiƶrahum ve esliHatehum vedde (e)lleƶīne keferū lev teğfulūne ǎn esliHatikum ve emtiǎtikum fe yemīlūne ǎleykum meyleten vāHideten ve lā cunāHa ǎleykum in kāne bikum eƶen min meTarin ev kuntum merDā en teDeǔ esliHatekum ve ḣuƶū Hiƶrakum inne (a)llahe eǎdde li l-kāfirīne ǎƶāben muhīnen

(Ey Muhammed!) Cephede sen de onların (mü'minlerin) arasında bulunup da onlara namaz kıldırdığın vakit, içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun. Silahlarını da yanlarına alsınlar. Bunlar secdeye vardıklarında (bir rekat kıldıklarında) arkanıza (düşman karşısına) geçsinler. Sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin, seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar, silahlarını yanlarına alsınlar. İnkar edenler arzu ederler ki, silahlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil olsanız da size ani bir baskın yapsalar. Yağmurdan zahmet çekerseniz, ya da hasta olursanız, silahlarınızı bırakmanızda size bir beis yoktur. Bununla birlikte ihtiyatlı olun (tedbirinizi alın). Şüphesiz Allah, inkarcılara alçaltıcı bir azap hazırlamıştır.

Furkan 25:40مَطَرَmeTarayağmuruna

وَلَقَدْ اَتَوْا عَلَى الْقَرْيَةِ الَّتِي اُمْطِرَتْ مَطَرَ السَّوْءِ اَفَلَمْ يَكُونُوا يَرَوْنَهَا بَلْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ نُشُورًا

ve leḳad etev ǎlā l-ḳaryeti lletī umTirat meTara s-sev'i e fe lem yekūnū yeravnehā bel kānū lā yercūne nuşūran

Andolsun, senin kavmin, bela yağmuruna tutularak yok edilen kente uğramışlardır. Yoksa onu görmüyorlar mıydı (ki ibret almadılar)? Hayır! (Görüyorlardı fakat) tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.

Şuara 26:173مَطَرُmeTaruyağmuru

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنْذَرِينَ

ve emTarnā ǎleyhim meTaran fe sā'e meTaru l-munƶerīne

Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!

Neml 27:58مَطَرُmeTaruyağmur

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنْذَرِينَ

ve emTarnā ǎleyhim meTaran fe sā'e meTaru l-munƶerīne

Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kötüydü!

مَطَرًا3 kez

A'raf 7:84مَطَرًاmeTaranbir yağmur

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُجْرِمِينَ

ve emTarnā ǎleyhim meTaran fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu l-mucrimīne

Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık." Bak, suçluların akıbeti nasıl oldu.

Şuara 26:173مَطَرًاmeTaranbir yağmur

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنْذَرِينَ

ve emTarnā ǎleyhim meTaran fe sā'e meTaru l-munƶerīne

Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kadar da kötü idi!

Neml 27:58مَطَرًاmeTaranyağmur

وَاَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ مَطَرًا فَسَاءَ مَطَرُ الْمُنْذَرِينَ

ve emTarnā ǎleyhim meTaran fe sā'e meTaru l-munƶerīne

Onların üzerine bir yağmur (gibi taş) yağdırdık. (Başlarına gelecekler konusunda) uyarılanların yağmuru ne kötüydü!

فَاَمْطِرْ1 kez

Enfal 8:32فَاَمْطِرْfe emTiryağdır

وَاِذْ قَالُوا اللّٰهُمَّ اِنْ كَانَ هٰذَا هُوَ الْحَقَّ مِنْ عِنْدِكَ فَاَمْطِرْ عَلَيْنَا حِجَارَةً مِنَ السَّمَاءِ اَوِ ائْتِنَا بِعَذَابٍ اَلِيمٍ

ve iƶ ḳālū (a)llahumme in kāne hāƶā huve l-Haḳḳa min ǐndike fe emTir ǎleynā Hicāraten mine s-semāi evi 'tinā bi ǎƶābin elīmin

Hani onlar, "Ey Allah'ım, eğer şu (Kur'an) senin katından inmiş hak (kitap) ise hemen üzerimize gökten taş yağdır veya bize elem dolu bir azap getir" demişlerdi.

اُمْطِرَتْ1 kez

Furkan 25:40اُمْطِرَتْumTiratyağmura tutulan

وَلَقَدْ اَتَوْا عَلَى الْقَرْيَةِ الَّتِي اُمْطِرَتْ مَطَرَ السَّوْءِ اَفَلَمْ يَكُونُوا يَرَوْنَهَا بَلْ كَانُوا لَا يَرْجُونَ نُشُورًا

ve leḳad etev ǎlā l-ḳaryeti lletī umTirat meTara s-sev'i e fe lem yekūnū yeravnehā bel kānū lā yercūne nuşūran

Andolsun, senin kavmin, bela yağmuruna tutularak yok edilen kente uğramışlardır. Yoksa onu görmüyorlar mıydı (ki ibret almadılar)? Hayır! (Görüyorlardı fakat) tekrar dirilmeyi ummuyorlardı.

مُمْطِرُنَا1 kez

Ahkaf 46:24مُمْطِرُنَاmumTirunābize yağmur yağdıracak

فَلَمَّا رَاَوْهُ عَارِضًا مُسْتَقْبِلَ اَوْدِيَتِهِمْ قَالُوا هٰذَا عَارِضٌ مُمْطِرُنَا بَلْ هُوَ مَا اسْتَعْجَلْتُمْ بِهِ رِيحٌ فِيهَا عَذَابٌ اَلِيمٌ

fe lemmā raevhu ǎāriDan musteḳbile evdiyetihim ḳālū hāƶā ǎāriDun mumTirunā bel huve mā steǎ'celtum bihi rīHun fīhā ǎƶābun elīmun

O azabı vadilerine doğru yayılan bir bulut olarak gördüklerinde, "Bu, bize yağmur getiren bir buluttur" dediler. Hud, "Hayır, o sizin acele gelmesini istediğiniz şeydir. İçinde elem dolu azabın bulunduğu bir rüzgardır" dedi.