ز ر ع (ZRA) kökünün geçtiği ayetler

Sözlük anlamı

Tohum ekmek, tohum serpmek, toprağı işlemek, [bitkilerin, çocukların] büyümesini sağlamak, artış vermek, eken kişi, hasat eder, ekim yoluyla yetiştirilen şey, tohum ürünü, ekilen şey. (Soy, evlat, çocuklar, bir çocuk)

Kaynak: Açık Kuran — CC BY-NC-SA 4.0

İlgili Ayetler (14)

Bu kök Kur'an boyunca 14 kez, 11 farklı çekimlenmiş biçimde geçer.

Sırala:

زَرْعًا3 kez

Kehf 18:32زَرْعًاzer'ǎnekin

وَاضْرِبْ لَهُمْ مَثَلًا رَجُلَيْنِ جَعَلْنَا لِاَحَدِهِمَا جَنَّتَيْنِ مِنْ اَعْنَابٍ وَحَفَفْنَاهُمَا بِنَخْلٍ وَجَعَلْنَا بَيْنَهُمَا زَرْعًا

ve Drib lehum meṧelen raculeyni ceǎlnā li eHadihimā cenneteyni min eǎ'nābin ve Hafefnāhumā bi naḣlin ve ceǎlnā beynehumā zer'ǎn

Onlara şu iki adamı örnek ver: Onlardan birine iki üzüm bağı vermiş, bağların çevresini hurmalarla donatmış, ikisinin arasına da bir ekinlik koymuştuk.

Secde 32:27زَرْعًاzer'ǎnekin

اَوَلَمْ يَرَوْا اَنَّا نَسُوقُ الْمَاءَ اِلَى الْاَرْضِ الْجُرُزِ فَنُخْرِجُ بِهِ زَرْعًا تَأْكُلُ مِنْهُ اَنْعَامُهُمْ وَاَنْفُسُهُمْ اَفَلَا يُبْصِرُونَ

e ve lem yerav ennā nesūḳu l-māe ilā l-erDi l-curuzi fe nuḣricu bihi zer'ǎn te'kulu minhu en'ǎāmuhum ve enfusuhum e fe lā yubSirūne

Görmediler mi ki, biz yağmuru kupkuru yere gönderip onunla hayvanlarının ve kendilerinin yiyeceği ekinler çıkarırız. Hala görmeyecekler mi?

Zümer 39:21زَرْعًاzer'ǎnekin

اَلَمْ تَرَ اَنَّ اللّٰهَ اَنْزَلَ مِنَ السَّمَاءِ مَاءً فَسَلَكَهُ يَنَابِيعَ فِي الْاَرْضِ ثُمَّ يُخْرِجُ بِهِ زَرْعًا مُخْتَلِفًا اَلْوَانُهُ ثُمَّ يَهِيجُ فَتَرٰيهُ مُصْفَرًّا ثُمَّ يَجْعَلُهُ حُطَامًا اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ

e lem tera enne (a)llahe enzele mine s-semāi māen fe selekehu yenābīǎ fī l-erDi ṧumme yuḣricu bihi zer'ǎn muḣtelifen elvānuhu ṧumme yehīcu fe terāhu muSferran ṧumme yec'ǎluhu HuTāmen inne fī ƶālike le ƶikrā li ūlī l-elbābi

Görmedin mi, Allah gökten su indirdi de onu yeryüzündeki kaynaklara ulaştırdı. Sonra onunla renkleri çeşit çeşit ekinler çıkarıyor. Sonra ekinler kuruyor da onları sapsarı kesilmiş görüyorsun. Sonra da Allah onları kurumuş çer çöp haline getirir. Şüphesiz ki bunda akıl sahipleri için bir öğüt vardır.

وَزُرُوعٍ2 kez

Şuara 26:148وَزُرُوعٍve zurūǐnve ekinler arasında

وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ

ve zurūǐn ve naḣlin Tal'ǔhā heDīmun

(146-148) "Siz buradaki bahçelerde, pınar başlarında, ekinlerde, meyveleri olgunlaşmış hurmalıklarda güven içinde bırakılacak mısınız?"

Duhan 44:26وَزُرُوعٍve zurūǐnve ekinler(den)

وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ

ve zurūǐn ve meḳāmin kerīmin

Nice ekinler, nice güzel konaklar!

وَالزَّرْعَ1 kez

En'am 6:141وَالزَّرْعَve z-zer'ǎve ekin(ler)i

وَهُوَ الَّذِي اَنْشَاَ جَنَّاتٍ مَعْرُوشَاتٍ وَغَيْرَ مَعْرُوشَاتٍ وَالنَّخْلَ وَالزَّرْعَ مُخْتَلِفًا اُكُلُهُ وَالزَّيْتُونَ وَالرُّمَّانَ مُتَشَابِهًا وَغَيْرَ مُتَشَابِهٍ كُلُوا مِنْ ثَمَرِهِ اِذَٓا اَثْمَرَ وَاٰتُوا حَقَّهُ يَوْمَ حَصَادِهِ وَلَا تُسْرِفُوا اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْرِفِينَ

ve huve elleƶī enşee cennātin meǎ'rūşātin ve ğayra meǎ'rūşātin ve n-naḣle ve z-zer'ǎ muḣtelifen ukuluhu ve z-zeytūne ve r-rummāne muteşābihen ve ğayra muteşābihin kulū min ṧemerihi iƶā eṧmera ve ātū Haḳḳahu yevme HaSādihi ve lā tusrifū innehu lā yuHibbu l-musrifīne

O, çardaklı-çardaksız olarak bahçeleri, ürünleri, çeşit çeşit hurmalıkları ve ekinleri, zeytini ve narı (her biri) birbirine benzer ve (her biri) birbirinden farklı biçimde yaratandır. Bunlar meyve verince meyvelerinden yiyin. Hasat günü de hakkını (öşürünü) verin, fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.

تَزْرَعُونَ1 kez

Yusuf 12:47تَزْرَعُونَtezraǔnesiz (ürünü) ekin

قَالَ تَزْرَعُونَ سَبْعَ سِنِينَ دَاَبًا فَمَا حَصَدْتُمْ فَذَرُوهُ فِي سُنْبُلِهِ اِلَّا قَلِيلًا مِمَّا تَأْكُلُونَ

ḳāle tezraǔne seb'ǎ sinīne deeben fe mā HaSadtum fe ƶerūhu fī sunbulihi illā ḳalīlen mimmā te'kulūne

Yusuf dedi ki: "Yedi yıl adetiniz üzere ekin ekeceksiniz. Yiyeceğiniz az bir miktar hariç, biçtiklerinizi başağında bırakın."

وَزَرْعٌ1 kez

Ra'd 13:4وَزَرْعٌve zer'ǔnve ekinler

وَفِي الْاَرْضِ قِطَعٌ مُتَجَاوِرَاتٌ وَجَنَّاتٌ مِنْ اَعْنَابٍ وَزَرْعٌ وَنَخِيلٌ صِنْوَانٌ وَغَيْرُ صِنْوَانٍ يُسْقٰى بِمَاءٍ وَاحِدٍ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلٰى بَعْضٍ فِي الْاُكُلِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَاتٍ لِقَوْمٍ يَعْقِلُونَ

ve fī l-erDi ḳiTaǔn mutecāvirātun ve cennātun min eǎ'nābin ve zer'ǔn ve neḣīlun Sinvānun ve ğayru Sinvānin yusḳā bi māin vāHidin ve nufeDDilu beǎ'Dehā ǎlā beǎ'Din fī l-ukuli inne fī ƶālike le āyātin li ḳavmin yeǎ'ḳilūne

Yeryüzünde birbirine komşu kara parçaları, üzüm bağları, ekinler; bir kökten çıkan çok gövdeli ve tek gövdeli hurma ağaçları vardır ki hepsi aynı su ile sulanır. Ama biz ürünleri konusunda bir kısmını bir kısmına üstün kılıyoruz. Şüphesiz bunda aklını kullanan bir kavim için (Allah'ın varlığını gösteren) deliller vardır.

زَرْعٍ1 kez

İbrahim 14:37زَرْعٍzer'ǐnekin

رَبَّنَا اِنِّٓي اَسْكَنْتُ مِنْ ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ عِنْدَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُوا الصَّلٰوةَ فَاجْعَلْ اَفْـِٔدَةً مِنَ النَّاسِ تَهْوِي اِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُمْ مِنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ

rabbenā innī eskentu min ƶurrīyetī bi vādin ğayri ƶī zer'ǐn ǐnde beytike l-muHarrami rabbenā li yuḳīmū S-Salāte fe c'ǎl ef'ideten mine n-nāsi tehvī ileyhim ve rzuḳhum mine ṧ-ṧemerāti leǎllehum yeşkurūne

"Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kabe'nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler."

الزَّرْعَ1 kez

Nahl 16:11الزَّرْعَz-zer'ǎekinler

يُنْبِتُ لَكُمْ بِهِ الزَّرْعَ وَالزَّيْتُونَ وَالنَّخِيلَ وَالْاَعْنَابَ وَمِنْ كُلِّ الثَّمَرَاتِ اِنَّ فِي ذٰلِكَ لَاٰيَةً لِقَوْمٍ يَتَفَكَّرُونَ

yunbitu lekum bihi z-zer'ǎ ve z-zeytūne ve n-neḣīle ve l-'eǎ'nābe ve min kulli ṧ-ṧemerāti inne fī ƶālike le āyeten li ḳavmin yetefekkerūne

Allah o su ile size; ekin, zeytin, hurma ağaçları, üzümler ve her türlü meyvelerden bitirir. Elbette bunda düşünen bir kavim için bir ibret vardır.

كَزَرْعٍ1 kez

Fetih 48:29كَزَرْعٍke zer'ǐnbir ekin gibidir

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الْاِنْجِيلِ۠ۛ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْـَٔهُ۫ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظِيمًا

muHammedun rasūlu (a)llahi ve(e)lleƶīne meǎhu eşiddā'u ǎlā l-kuffāri ruHamā'u beynehum terāhum rukkeǎn succeden yebteğūne feDlen mine (a)llahi ve riDvānen sīmāhum fī vucūhihim min eṧeri s-sucūdi ƶālike meṧeluhum fī t-tevrāti ve meṧeluhum fī l-incīli ke zer'ǐn eḣrace şeTehu fe āzerahu fe steğleZe fe stevā ǎlā sūḳihi yuǎ'cibu z-zurrāǎ li yeğiyZe bihimu l-kuffāra veǎde (a)llahu (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti minhum meğfiraten ve ecran ǎZīmen

Muhammed, Allah'ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkarcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rüku ve secde halinde, Allah'tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat'ta ve İncil'de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkarcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir.

الزُّرَّاعَ1 kez

Fetih 48:29الزُّرَّاعَz-zurrāǎekincilerin

مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ وَالَّذِينَ مَعَهُ اَشِدَّٓاءُ عَلَى الْكُفَّارِ رُحَمَاءُ بَيْنَهُمْ تَرٰيهُمْ رُكَّعًا سُجَّدًا يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِنَ اللّٰهِ وَرِضْوَانًا سِيمَاهُمْ فِي وُجُوهِهِمْ مِنْ اَثَرِ السُّجُودِ ذٰلِكَ مَثَلُهُمْ فِي التَّوْرٰيةِ وَمَثَلُهُمْ فِي الْاِنْجِيلِ۠ۛ كَزَرْعٍ اَخْرَجَ شَطْـَٔهُ۫ فَاٰزَرَهُ فَاسْتَغْلَظَ فَاسْتَوٰى عَلٰى سُوقِهِ يُعْجِبُ الزُّرَّاعَ لِيَغِيظَ بِهِمُ الْكُفَّارَ وَعَدَ اللّٰهُ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ مِنْهُمْ مَغْفِرَةً وَاَجْرًا عَظِيمًا

muHammedun rasūlu (a)llahi ve(e)lleƶīne meǎhu eşiddā'u ǎlā l-kuffāri ruHamā'u beynehum terāhum rukkeǎn succeden yebteğūne feDlen mine (a)llahi ve riDvānen sīmāhum fī vucūhihim min eṧeri s-sucūdi ƶālike meṧeluhum fī t-tevrāti ve meṧeluhum fī l-incīli ke zer'ǐn eḣrace şeTehu fe āzerahu fe steğleZe fe stevā ǎlā sūḳihi yuǎ'cibu z-zurrāǎ li yeğiyZe bihimu l-kuffāra veǎde (a)llahu (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti minhum meğfiraten ve ecran ǎZīmen

Muhammed, Allah'ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkarcılara karşı çetin, birbirlerine karşı da merhametlidirler. Onların, rüku ve secde halinde, Allah'tan lütuf ve hoşnutluk istediklerini görürsün. Onların secde eseri olan alametleri yüzlerindedir. İşte bu, onların Tevrat'ta ve İncil'de anlatılan durumlarıdır: Onlar filizini çıkarmış, onu kuvvetlendirmiş, kalınlaşmış, gövdesi üzerine dikilmiş, ziraatçıların hoşuna giden bir ekin gibidirler. Allah, kendileri sebebiyle inkarcıları öfkelendirmek için onları böyle sağlam ve dirençli kılar. Allah, içlerinden iman edip salih amel işleyenlere bir bağışlama ve büyük bir mükafat vaad etmiştir.

تَزْرَعُونَهُ1 kez

Vakıa 56:64تَزْرَعُونَهُtezraǔnehuonu bitiyorsunuz

ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ

e entum tezraǔnehu em neHnu z-zāriǔne

Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?

الزَّارِعُونَ1 kez

Vakıa 56:64الزَّارِعُونَz-zāriǔnebitirenler

ءَاَنْتُمْ تَزْرَعُونَهُ اَمْ نَحْنُ الزَّارِعُونَ

e entum tezraǔnehu em neHnu z-zāriǔne

Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?