- Türkçe anlamı
- Hilekarlar / Kandıranlar / Ölçüde ve tartıda hile yapanlar
- İsminin kaynağı
- 1. âyette geçen "el-Mutaffifîn" kelimesi
- Diğer adları
- Veylün li’l-mutaffifîn
- Hangi cüzde
- 30: Tamamı
Nüzul sırası (araştırmacılara göre değişir) — 86.
وَيْلٌ لِلْمُطَفِّفِينَ
veylun li l-muTaffifīne
Ölçüde ve tartıda hile yapanların vay haline!
اَلَّذِينَ اِذَا اكْتَالُوا عَلَى النَّاسِ يَسْتَوْفُونَ
(e)lleƶīne iƶā ktālū ǎlā n-nāsi yestevfūne
Onlar insanlardan (bir şey) ölçüp aldıkları zaman, tam ölçerler.
وَاِذَا كَالُوهُمْ اَوْ وَزَنُوهُمْ يُخْسِرُونَ
ve iƶā kālūhum ev vezenūhum yuḣsirūne
Fakat kendileri onlara bir şey ölçüp, yahut tartıp verdikleri zaman eksik ölçüp tartarlar.
اَلَا يَظُنُّ اُو۬لٰٓئِكَ اَنَّهُمْ مَبْعُوثُونَ
elā yeZunnu ulāike ennehum meb'ǔṧūne
(4-6) Onlar, büyük bir gün; insanların, alemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?
لِيَوْمٍ عَظِيمٍ
li yevmin ǎZīmin
(4-6) Onlar, büyük bir gün; insanların, alemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?
يَوْمَ يَقُومُ النَّاسُ لِرَبِّ الْعَالَمِينَ
yevme yeḳūmu n-nāsu li rabbi l-ǎālemīne
(4-6) Onlar, büyük bir gün; insanların, alemlerin Rabbinin huzurunda duracakları gün için diriltileceklerini sanmıyorlar mı?
كَلَّا اِنَّ كِتَابَ الْفُجَّارِ لَفِي سِجِّينٍ
kellā inne kitābe l-fuccāri le fī siccīnin
Hayır, günahkarların yazısı, muhakkak "Siccin"dedir.
وَمَا اَدْرٰيكَ مَا سِجِّينٌ
ve mā edrāke mā siccīnun
"Siccin"in ne olduğunu sen ne bileceksin.
كِتَابٌ مَرْقُومٌ
kitābun merḳūmun
O, yazılmış bir kitaptır.
وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِلْمُكَذِّبِينَ
veylun yevmeiƶin li l-mukeƶƶibīne
(10-11) O gün yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay haline!
اَلَّذِينَ يُكَذِّبُونَ بِيَوْمِ الدِّينِ
(e)lleƶīne yukeƶƶibūne bi yevmi d-dīni
(10-11) O gün yalanlayanların; hesap ve ceza gününü yalanlayanların vay haline!
وَمَا يُكَذِّبُ بِهِ اِلَّا كُلُّ مُعْتَدٍ اَثِيمٍ
ve mā yukeƶƶibu bihi illā kullu muǎ'tedin eṧīmin
Onu, ancak her azgın, günahkar kimse inkar eder.
اِذَا تُتْلٰى عَلَيْهِ اٰيَاتُنَا قَالَ اَسَاطِيرُ الْاَوَّلِينَ
iƶā tutlā ǎleyhi āyātunā ḳāle esāTīru l-evvelīne
Ona ayetlerimiz okununca, "Eskilerin masalları" der.
كَلَّا بَلْ۔ رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
kellā bel rāne ǎlā ḳulūbihim mā kānū yeksibūne
Hayır, hayır! Doğrusu onların kazanmakta oldukları kalplerini paslandırmıştır.
كَلَّا اِنَّهُمْ عَنْ رَبِّهِمْ يَوْمَئِذٍ لَمَحْجُوبُونَ
kellā innehum ǎn rabbihim yevmeiƶin le meHcūbūne
Hayır, şüphesiz onlar, kıyamet günü Rablerini görmekten mahrum bırakılacaklardır.
ثُمَّ اِنَّهُمْ لَصَالُوا الْجَحِيمِ
ṧumme innehum le Sālū l-ceHīmi
Sonra onlar muhakkak cehenneme gireceklerdir.
ثُمَّ يُقَالُ هٰذَا الَّذِي كُنْتُمْ بِهِ تُكَذِّبُونَ
ṧumme yuḳālu hāƶā elleƶī kuntum bihi tukeƶƶibūne
Sonra da onlara, "Yalanlamakta olduğunuz işte budur" denecektir.
كَلَّا اِنَّ كِتَابَ الْاَبْرَارِ لَفِي عِلِّيِّينَ
kellā inne kitābe l-ebrāri le fī ǐlliyyīne
Hayır (sandıkları gibi değil!) iyilerin yazısı "İlliyyun"dadır.
وَمَا اَدْرٰيكَ مَا عِلِّيُّونَ
ve mā edrāke mā ǐlliyyūne
"İlliyyun"un ne olduğunu sen ne bileceksin.
كِتَابٌ مَرْقُومٌ
kitābun merḳūmun
O, yazılmış bir kitaptır.
يَشْهَدُهُ الْمُقَرَّبُونَ
yeşheduhu l-muḳarrabūne
Ona, Allah'a yakın olanlar şahit olur.
اِنَّ الْاَبْرَارَ لَفِي نَعِيمٍ
inne l-ebrāra le fī neǐymin
Şüphesiz iyi kimseler, Naim cennetindedirler.
عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَ
ǎlā l-erāiki yenZurūne
Koltuklar üzerinde, (etrafı) seyrederler.
تَعْرِفُ فِي وُجُوهِهِمْ نَضْرَةَ النَّعِيمِ
teǎ'rifu fī vucūhihim neDrate n-neǐymi
Onların yüzlerinde, nimetlerin sevincini görürsün.
يُسْقَوْنَ مِنْ رَحِيقٍ مَخْتُومٍ
yusḳavne min raHīḳin meḣtūmin
Onlara, mühürlü (el değmemiş) saf bir içecekten içirilir.
خِتَامُهُ مِسْكٌ وَفِي ذٰلِكَ فَلْيَتَنَافَسِ الْمُتَنَافِسُونَ
ḣitāmuhu miskun ve fī ƶālike fe l yetenāfesi l-mutenāfisūne
Onun (içiminin) sonu bir misktir (ağızda misk gibi koku bırakır). İşte yarışanlar, bunun için yarışsınlar.
وَمِزَاجُهُ مِنْ تَسْنِيمٍ
ve mizācuhu min tesnīmin
O içeceğin katkısı tesnimdir.
عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا الْمُقَرَّبُونَ
ǎynen yeşrabu bihā l-muḳarrabūne
Bir pınar ki, Allah'a yakın olanlar ondan içerler.
اِنَّ الَّذِينَ اَجْرَمُوا كَانُوا مِنَ الَّذِينَ اٰمَنُوا يَضْحَكُونَ
inne (e)lleƶīne ecramū kānū mine (e)lleƶīne āmenū yeDHakūne
Şüphesiz günahkarlar, (dünyada) iman edenlere gülüyorlardı.
وَاِذَا مَرُّوا بِهِمْ يَتَغَامَزُونَ
ve iƶā merrū bihim yeteğāmezūne
Mü'minler yanlarından geçtiğinde, birbirlerine kaş göz ederek onlarla alay ediyorlardı.
وَاِذَا انْقَلَبُوا اِلٰٓى اَهْلِهِمُ انْقَلَبُوا فَكِهِينَ
ve iƶā nḳalebū ilā ehlihimu nḳalebū fekihīne
Ailelerine dönerken zevk ve neşe içinde gülüşe gülüşe dönüyorlardı.
وَاِذَا رَاَوْهُمْ قَالُوا اِنَّ هٰٓؤُ۬لَٓاءِ لَضَالُّونَ
ve iƶā raevhum ḳālū inne hā'ulā'i le Dāllūne
Mü'minleri gördükleri vakit, "Hiç şüphe yok, şunlar sapık kimselerdir" diyorlardı.
وَمَا اُرْسِلُوا عَلَيْهِمْ حَافِظِينَ
ve mā ursilū ǎleyhim HāfiZīne
Halbuki onlar, mü'minlerin başına bekçi olarak gönderilmemişlerdi.
فَالْيَوْمَ الَّذِينَ اٰمَنُوا مِنَ الْكُفَّارِ يَضْحَكُونَ
fe l-yevme (e)lleƶīne āmenū mine l-kuffāri yeDHakūne
İşte bugün de mü'minler kafirlere gülerler.
عَلَى الْاَرَٓائِكِ يَنْظُرُونَ
ǎlā l-erāiki yenZurūne
Koltuklar üzerinde (etrafı) seyrederler.
هَلْ ثُوِّبَ الْكُفَّارُ مَا كَانُوا يَفْعَلُونَ
hel ṧuvvibe l-kuffāru mā kānū yef'ǎlūne
Nasıl, kafirler yapmakta olduklarının karşılığını buldular mı?