MUTAFFİFÎN SÛRESİ
İbn Mes’ûd. (R. A. ), Dahhak ve Mukatil’e göre: Tamamı Mekkeʹde inmiştir. el-Hasan ve İkrime’ye göre: Medineʹde inmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 19/250) Kelbî’ye göre, Mekke ile Medîne arasında inmiştir.
Birinci âyetinde ölçü ve tartıyı doğru kullanmayanlar kınanarak «mutaffifîn» sıfatı kullanılmakta ve bu aynı zamanda sûreye isim olmaktadır.
Âyet Sayısı: 36
Kelime »: 169
Harf »: 730 (Lübabu’t-te’vîl: 4/359)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Ölçü ve tartıda hile yapıp doğru davranmayanlar âhiret azabıyla tehdît ediliyor.
2- Cenâb-ı Hakk’ın koymuş olduğu helâl sınırına riâyet etmeyip ahlâksızlığı huy edinenlerin amel defterlerinin «esfel-i sâfilîn»de olduğu haber verilerek, onlara böylesine aşağılayıcı bir azâbın hazırlandığına atıf yapılıyor.
3- İmân düzeyinde iyilik ve fazîleti, güzel ahlâk ve doğruluğu şiâr edinenlerin amel defterlerinin «aʹlâ-yı İlliyîn»de olduğu müjdelenerek, âhirette bu müʹminlere hazırlanan yüce makam ve derecelere işâret ediliyor.
4- İyilerin cennetteki yiyecek ve içeceklerinin nefaseti anlatılıyor.
5- Suçlu günahkârların dünyada mü’minlerle alay etikleri konu edilerek, âhirette o şaşkın sapıkların alay konusu edileceğine işârette bulunuluyor.
6- Âhirette mü’minlerin, inkârcı günahkârların hazîn âkıbetini müşahede ettikçe gülecekleri konu edilerek, inkârcılar uyarılıyor.
Böylece sûrenin tamamı hem Mekkeli putperestleri, hem de Medine’de henüz İslâm’ın özünü ve mayasını almamış hileci şaşkınları kapsamakta ve her iki zümreyi birden uyarmaktadır.
MEÂLİ:
1- Ölçü ve tartıda doğru davranmayanların vay hâline!
2- Onlar ki, insanlardan ölçüp alırken noksansız alırlar.
3- Kendileri onlara ölçtükleri veya tarttıkları zaman eksik ölçüp tartarlar.
4-5- Sahi bunlar büyük bir gün için diriltilip, kaldırılacaklarını zannetmiyorlar mı?
6- O günde ki, insanlar kalkıp Âlemlerin Rabbinin huzurunda dururlar.
İNİŞ SEBEBİ
Nesâî’nin İbn Abbas (R. A. )dan yaptığı rivâyette, adı geçen şöyle demiştir:
- «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Medine’ye hicret ettiği zaman ora halkının çoğu veya birkısmı ölçü ve tartıyı hileli kullanmakta çok aşırı idiler. Bunun üzerine Cenâb-ı Hak bu sûreyi indirdi. (el-Câmi’u li-Ahkâmi’l-Kur’ân: 19/250 - Tefsîr-i İbn Kesîr: 4/483 - Nisabûrî/Esbab-ı Nüzûl: 298) Böylece onlar da hemen kendilerini toparladılar ve ölçü, tartı konusunda dikkatli olmaya başladılar. Nitekim el-Ferrâʹ diyor ki: «O günden itibaren Medineliʹler ölçü ve tartıyı tamam kullanmakta insanların en dikkatlisi oldular ve onların bu dikkat ve doğruluğu günümüze kadar devam etmektedir. »
Yine İbn Abbasʹın (R. A: ) bu konuda şöyle dediği rivâyet edilmektedir:
- «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz Medine’ye ayak basar basmaz ilk inen sûre bu olmuştur. Çünkü Medineli’ler arasında öyleleri vardı ki, satın aldıklarında ölçeği iyice doldurarak alırlardı; satınca da eksilterek verirlerdi. Bu sûre inince bu tür hileden vazgeçtiler ve ölçü, tartıyı doğru kullanmaya başladılar. Onların bu güzel davranışı devam etmektedir. »
Bir başka cemaat ise, bu âyetin Ebû Cüheyne adında bir adam hakkında indiğini söylemiştir. Rivâyete göre, bu adamın iki ayrı ölçeği bulunuyordu, biriyle satın alır, diğeriyle satış yapardı.
Bu rivâyet daha çok Ebû Hüreyre (R. A. )den nakledilmiştir. (el-Câmi’u li-Ahkâmi’l-Kur’ân: 19/250 - Tefsîr-i İbn Kesîr: 4/483)
İLGİLİ HADÎSLER
İbn Abbas (R. A. ) diyor ki: Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ölçü ve tartı ile meşgul olanlara şöyle buyurdu: «Şüphesiz siz öyle bir iş ve duruma sahip çıktınız ki, sizden önce gelip geçen ümmetler o yüzden helâk olmuştur. » (Hâkim/sahîh isnadla - Terğîb - Terhîb: 3/227)
Böylece Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz ticaret erbabına ölçü ve tartıyı tam kullanmalarını tavsiye etmekte, aksine bir tutumun helâklerine sebep olacağını bildirmektedir.
İbn Ömer (R. A. ) diyor ki:
- «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bize yönelerek şöyle buyurdu: «Ey Muhacirin topluluğu! Beş şey, beş olay var ki onlarla mübtelâ olup denendiğiniz zaman -ki onlara ulaşmanızdan Allahʹa sığınırım- (çok dikkatli olmanız gerekir):
1- Fuhuş bir kavim ve millette ortaya çıkıp onu alenen işledikleri takdirde, mutlaka onlar arasında tâûn (öldürücü, bulaşıcı kötü hastalıklar) ve kendilerinden önce gelip geçen seleflerinde olmayan elemli, ıstıraplı rahatsızlıklar yaygınlaşır.
2- Ölçü ve tartıyı noksan kullandıkları takdirde mutlaka açlık, kıtlık, bereketsizlik ve feyizsizliğe; ağır sıkıntı gam ve üzüntülere ve hükümdarların zulmetmesi (hâkimlerin gayr-i âdil karar vermesi)ne yakalanırlar.
3- Mallarının zekâtını vermedikleri takdirde, gökten inecek yağmur ve bereketten mahrûm kalırlar. Eğer hayvanlar olmasa onlara hiç de yağmur yağmaz.
4- Allahʹın ve Peygamberin emirlerini dinlemedikleri takdirde, Cenâb-ı Hak onlara kendilerinden başka olan düşmanı musallat eyler de ellerinde olanın bir kısmını alıp götürürler.
5- Hükümdarlar ve devlet adamları Allah’ın kitabıyla hükmetmedikleri ve Allahʹın indirdiği hükümleri seçip beğenmedikleri takdirde, mutlâka Allah onların arasında kin, nefret, ayrılık, bölünme, ülfetsizlik, samimiyetsizlik ve birlik ile dirlikleri bozuculuk havasını doğurur.. » (İbn Mâce/fiten: 22 - Bezzar - Beyhakî - Hâkim Müslimin şartına göre sahîh)
«Bize karşı silah taşıyan bizden değildir; bizi aldatan da bizden değildir. » (Buharî/fiten: 7, diyat: 2 - Müslîm/imân: 161, 163, 164, fiten: 16 - Nesâî/tahrîm. 26, 29 - Tirmizî/hudud: 26 - İbn Mâce/fiten: 11- Dâremî/siyer: 76 - Ahmed: 2/3, 53, 184, 185, 224, 329, 417)
ÖLÇÜ VE TARTIDA UHREVÎ MÜEYYİDE
«Ölçü ve tartıda doğru davranmayanların vay hâline!.. »
Yukarıdaki âyetle sosyal yapıda yeralan fertlerin birbirine karşı güvenini sarsan; kardeşlik bağlarını koparan, maddeyi amaç olarak ön plâna getiren önemli bir hastalığa neşter vurulmaktadır. Zira insanın mutluluğunun temeli, imân düzeyinde yükselen hak ve adâlettir. Allahʹa ve âhirete inanan kimse elbetteki hak ve adâleti, şahsı aleyhine bile olsa her şeyin üstünde tutar. Şüphesiz sağlam, yani tahkikî imân bundan başkasını kabul etmez.
Ölçü ve tartıda hile yapmanın kapsamı hayli geniştir: İmalâttan ham maddenin karışımına, toptancıdan perakendeciye ve devletin kontrolünden toplumdaki otokontrole kadar uzanır. O bakımdan Kurʹânʹın anlatımıyla ölçü ve tartıda hile yapmak, doğru davranmamak hak ve adâleti, merhamet ve şefkati önce ferdin ruhundan, sonra ailesinden, sonra da çevresinden giderir. Böyle bir ortamda din, ahlâk, fazîlet, kardeşlik ve vatandaşlık sadece kelimenin dar kalıbına sıkışıp kalır.
Bunun için Kurʹânʹda ölçü ve tartıda hile yapan Medyen halkının İlâhî hışma uğrayıp helâk edildikleri tarihî bir misâl olarak tam onbir yerde anılmaktadır. (A’raf: 88, 92, Hûd: 87, 94, Şuârâ: 177, Ankebut: 36)
Konumuzu oluşturan 1 ve 2. âyetlerde ölçü ve tartı hususunda doğru davranmayanlar, «mutaffifîn» sıfatıyla anılmış ve «veyl» sözüyle tehdît edilerek alçaltılmışlardır.
«Mutaffif» sıfatı, «tafif» kökünden türetilmiştir ki bunun mânası, «az şey» demektir. Ölçü ve tartıyı doğru kullanmayıp hileli iş gören kimse, başkasının hakkını noksanlaştırdığı için bu sıfatla zikredilmiştir.
«Veyl», İbn Abbas’a (R. A. ) göre, Âhirette şiddetli azap veya cehennemde bir vâdi demektir. «Yazık oldu» diye çevirilebilir.
Böylece İslâm Dini, ölçü ve tartıda hile yapmayı, doğru davranmamayı yasaklayarak harâm kıldığı gibi, diğer semavî dinler ve hukukî sistemler de bu kabil fiilleri suç sayıp yasaklamışlardır.
Tevratʹta Levililer bölümünde şöyle denilmiştir: «Hükümde, uzunluk, tartı, miktar ölçülerinde haksızlık etmiyeceksiniz. Sizde doğru terazi, doğru taşlar, doğru efa (Efa: 37 Litrelik bir ölçek) ve doğru hin (Hin: Yaklaşık altı litrelik ölçek) olacak.. » (Tevrat/Levililer: 19/35)
Ancak Kurʹân-ı Kerîm’de bu gibi haklara tecavüz yasaklanıp harâm kılınırken hem maddî, hem de mânevî müeyyidelere yer verilmiş; özellikle mânevî müeyyideye, onun ruhlar ve vicdanlar üzerindeki olumlu tesiri dikkate alınarak ağırlık getirilmiştir. Maddî müeyyide ise, devletin yetkili organlarına bırakılarak caydırıcı ve ıslâh edici tedbirlerin alınıp uygulanması ön görülmüştür.
Şüphesiz ki bu müeyyidelerin en tesirlisi, ikinci hayat, hesap, ceza, mükâfat, cennet ve cehennem kavramları ve bunlarla ilgili inançtır. Dünyada işlediklerinden âhiret gününde hesap vereceğine inanan bir kimse, kendi iç âleminde en kuvvetli denetleyiciyi, en dikkatli bekçiyi yerine oturtmuştur. Millî şâirimizin dediği gibi:
«Ne irfandır veren ahlâka yükseklik, ne vicdandır.
Fazîlet hissi insanlarda Allah korkusundandır. »
BÜYÜK GÜN
«Sahi bunlar büyük bir gün için diriltilip kaldırılacaklarını zannetmiyorlar mı?.. »
Kıyâmet, diğer bir tabirle âhiret «büyük gün» olarak anılıyor. Bunun birkaç sebebi vardır:
a) Önce âhiret âleminde gece-gündüz diye bir değişiklik olmayacaktır. Hep gündüz olacak ve öyle devam edecektir. O bakımdan büyük bir gündür.
b) İnsanlarla cinlerin hepsi diriltilip kaldırılacak; sayıları tahmin bile edilemiyecek bir insan ve cin seli meydana gelecek. Bu sebeple o günün dehşeti de, endişesi de, korkusu da çok büyük olacak.
c) Cenâb-ı Hak adâletiyle tecelli edecek; haklıyı haksızı birbirinden ayıracak; söz ve hüküm yalnız Oʹnun olacak. O bakımdan da âhiret günü cidden büyük bir gün olacak.
«O günde ki, insanlar kalkıp âlemlerin Rabbinin huzurunda dururlar» meâlindeki âyette, «âlemlerin Rabbi» terkibine yer verilmiştir. Çünkü Rab, her şeyi yüksek ve sınırsız ilminin ve kudretinin tecellisiyle belli bir plân ve proğrama göre yaratan ve terbiye edip kemale erdiren demektir. O halde âhiret, Cenâb-ı Hakk’ın hazırladığı plânın uygulanacak bir bölümüdür ve Oʹnun terbiye etmesi, geliştirip kemale erdirmesi hep devam edecek ve böylece insanlar çeşitli merhaleleri aştıktan sonra O’nun huzuruna varıp hesap vermek üzere duracaklar. Zira ne ikinci bir Rab, ne de ikinci bir âhiret yoktur. Dönüş mutlaka âlemlerin Rabbi olan Allahʹadır. Her şey O’nun kudretinin eseridir.
ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI
Yukarıdaki âyetlerle, ölçü ve tartıyı doğru kullanmayanlar uyarıldı ve o yüzden yok edilen kavim ve milletler misal verilerek âhiretteki hesap ve cezâya dikkatler çekildi.
Aşağıdaki âyetlerle, hakkı red ve inkâr edip suç ve günah işleyen mütecaviz gâfillerin geleceği belirleniyor ve onların dünyadaki düşünce ve tutumlarına uygun bir azâbın hazırlandığına değiniliyor. O gün onlarla âlemlerin Rabbinin arasında perde bulunacağı, Oʹnun rahmet ve inâyetinden mahrûm kalacakları haber veriliyor.