(30-31) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."

اِنْطَلِقُٓوا اِلٰى ظِلٍّ ذِي ثَلٰثِ شُعَبٍ لَا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِي مِنَ اللَّهَبِ

inTaliḳū ilā Zillin ƶī ṧelāṧi şuǎbin / lā Zelīlin ve lā yuğnī mine l-lahebi

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اِنْطَلِقُٓواinTaliḳūط ل قBağdan kurtulmak, boşanmak, reddedilmek. talak - boşanma. ta'allaqa (fiil 2) - boşanmak/bırakmak/ayrılmak. mutallaqatun - boşanmış kadın. intalaqa - bir şey yapmaya başlamak, ayrılmak, bir şey yapmaya koyulmak, yoluna gitmek, serbest veya gevşek olmak.gidin
2اِلٰىilā
3ظِلٍّZillinظ ل لKalmak, sürmek, devam etmek, bir şey yapmayı sürdürmek, olmak, dönüşmek, bir şeye dönüşerek büyümek, sebat etmek, bir şey yapmaya devam etti. Gölgelemek, üzerine gölge yapmak. Gölge, gölgelik, barınak. Tente, barınak, kulübe, örtü, gölge veren bulut, koruma, rahatlık ve mutluluk hali.bir gölgeye
4ذِيƶīolan
5ثَلٰثِṧelāṧiث ل ثÜçe bölünmek veya sayıca üç olmak, bir şeyin üçte biri, üçte bir, üçer üçer, herhangi bir sayının üçte biri.üç
6شُعَبٍşuǎbinش ع بAyırmak, toplamak, bir araya getirmek, birleştirmek, görünmek, dağıtmak, ayırmak, parçalamak/ayırmak, tamir etmek, bozmak, (bir mesaj) göndermek, dallanmak, çatallı, düzenini bozmak, düzensizleştirmek, ayarlamak, doğru veya uygun duruma getirmek, uzaklaştırmak, geri göndermek, tutmak, kısıtlamak, çatlamış, bozulmuş, dallanmış, uzaklaşmış, uzak, ölmüş, ayrılmış ırklar veya kabileler, yabancılar, yol/patika ayrımı, su yolu, dağlar arası boğaz, keçi boynuzları arası genişlik veya mesafe, bir parça/bölüm/kısım, Arap yılının sekizinci ayı.dalı
1لَا
2ظَلِيلٍZelīlinظ ل لKalmak, sürmek, devam etmek, bir şey yapmayı sürdürmek, olmak, dönüşmek, bir şeye dönüşerek büyümek, sebat etmek, bir şey yapmaya devam etti. Gölgelemek, üzerine gölge yapmak. Gölge, gölgelik, barınak. Tente, barınak, kulübe, örtü, gölge veren bulut, koruma, rahatlık ve mutluluk hali.gölgelendirmez
3وَلَاve lāve ne de
4يُغْنِيyuğnīغ ن يİhtiyaçlardan özgür, istekleri olmayan, yeterlilik veya zenginlik durumunda olan; ikamet etti, yaşadı; gelişti, kendine yeten, şarkı söyledi/ilahi okudu; övdü, hicvettikorumaz
5مِنَmine-den
6اللَّهَبِl-lahebialev-

Tüm mealler

Meal seçin (78 / 78 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ne gölgelendirir sizi o, ne alevden korur.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ne gölgelendirir sizi o, ne alevden korur.

Adem Uğur

Ki ne gölgelendiren ne de alevden koruyandır.

Ahmed Hulusi

Ne (ateşten) gölgelendirir ve ne de (renk renk) alevden kurtarır!

Ahmet Tekin

Dumanlar ne gölge sağlar, ne alevi engeller.

Ahmet Varol

O ne gölgelendirir, ne de alevden korur.

Ali Bulaç

Ne gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur.

Ali Fikri Yavuz

Ne gölgelendirir, ne alevden korur, (sırf size bir azab...)

Ali Rıza Safa

Gölgelendirmez ve alevden korumaz.

Bayraktar Bayraklı

- Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.

Bekir Sadak

(30-31) «olge yapmayan ve atesten de korumayan cehennem dumaninin uc kollu golgesine gidin.»

Celal Yıldırım

O, ne gölgelendiricidlr, ne de yükselen alevden korur..

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(30-31) Korumayan, ateşe karşı da bir faydası dokunmayan üç parçalı bir gölgeye doğru yol alın.

Diyanet İşleri

(30-31) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."

Diyanet İşleri (eski)

(30-31) 'gölge yapmayan ve ateşten de korumayan cehennem dumanının üç kollu gölgesine gidin.'

Diyanet Vakfi

(30-31) Üç kola ayrılmış, (ama) ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidin.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

O, ne gölgelendirir, ne alevden korur.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

ne gölgelendirir, ne de alevden korur.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ne gölgelendirir ne alevden korur

Erhan Aktaş

Gölge yapmayan ve alevden de korumayan.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Gölge yapmayan ve alevden de korumayan.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Gölge yapmayan ve alevden de korumayan.

Fizilal-il Kuran

Serinlik sağlamayan ve alevden korumayan gölgeye!

Gültekin Onan

Ne gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur.

Hamdi Döndüren

O ne gölgelendirir, ne de alevden korur.

Hasan Basri Çantay

(Ki o), gölgelendirici değildir. (Onları) alevden de korumaz.

Hasib Asutay

Ki ne gölgelendirir ne de alevden korur.

Hayrat Neşriyat

(O,) ne gölgelendiricidir ne de alevden korur.

İbni Kesir

Gölge yapmaz ve alevden korumaz.

Mehmet Okuyan

Üç katlı, gölge etmeyen ve ateşten korumayan bir karanlığa doğru yürüyün!”

Muhammed Esed

hiçbir (serinliği) olmayan ve ateşten korumayan (gölgeye),

Mustafa İslamoğlu

Serinletmeyen ve ateşin alevinden korumayan (acayip bir gölgeye);

Ömer Nasuhi Bilmen

(30-31) Üç kola ayrılmış olan bir gölgeye gidiniz. Ne gölgelendiricidir ve ne de alevden koruyabilir.

Ömer Öngüt

O, ne gölgelendirir, ne de alevden korur.

Suat Yıldırım

Gidin ama, o, ateşten sizi korumaz, gölgelik olmaz.

Süleyman Ateş

Ki ne gölgelendirir, ne de alevden korur.

Süleymaniye Vakfı

gölgelendirmeyen /serinletmeyen ve alevden de korumayan gölgeye.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Gölgelendirmeyen, alevden de korumayan yere.

Şaban Piriş

Gölgelendirmez, alevden de korumaz.

Tefhim-ul Kuran

Ne gölge altında bulundurur, ne de (yakıcı) alevden korur.

Ümit Şimşek

Bir gölge ki ne serinlik verir, ne alevden korur.

Yaşar Nuri Öztürk

Ne gölgelendirir ne alevden korur.

Azerice (1)

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

O (sizə) nə kölgəlik olar, nə də (sizi) alovdan qoruyar.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Weder spendet sie Schatten, noch schützt sie gegen die Flammen.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

der kein (wirklicher) Schattenspender ist und nicht (als Schutz) gegen die Flammen nützt.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

der weder Schatten spendet noch vor der Flamme schützt.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

der weder schattig ist, noch vor den Flammen schützt.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Which neither screen, nor hide nor protect from the heat or from the blazing flames streaming in avalanches,

Abdul Haleem

no shade does it give, nor relief from the flame;

Abdullah Yusuf Ali

"(Which yields) no shade of coolness, and is of no use against the fierce Blaze.

Abul A'la Maududi

which neither provides (cooling) shade nor protection against the flames;

Aisha Bewley

but gives no shade or protection from the flames,

Al-Hilali & Khan

Neither shady, nor of any use against the fierce flame of the Fire."

Ali Quli Qarai

which is neither shady nor is of any avail against the flame.

Amatul Rahman Omar

`(Which is) neither affording shade (to you) nor protects (you) from the flame. '

Arthur John Arberry

unshading against the blazing flame

Bijan Moeinian

The clouds which do not provide any coolness nor protect you from the heat.

E. Henry Palmer

that shall not shade nor avail against the flame!

Edip-Layth

Neither does it give shade, nor does it avail from the flames.

George Sale

and shall not shade you from the heat, neither shall it be of service against the flame;

Hamid S. Aziz

Neither having the coolness of the shade nor availing against the flame.

Mahmoud Ghali

With no plenteous shade and of no avail against the flames;

Marmaduke Pickthall

(Which yet is) no relief nor shelter from the flame.

Mohamed Ahmed - Samira

Neither shady nor protecting against the blazing Fire.

Muhammad Asad

that will offer no [cooling] shade and will be of no avail against the flame

Mustafa Khattab

providing neither coolness nor shelter from the flames.

Progressive Muslims

Neither does it shade, nor does it avail from the flames.

Sahih International

[But having] no cool shade and availing not against the flame. "

Sam Gerrans

“Neither shading, nor availing against the flame!”

Shabbir Ahmed

Giving neither cooling shade nor shelter from the Flame.

Syed Vickar Ahamed

"(Which gives) no shade with coolness, and is of no use against the fierce Fire.

Taqi Usmani

that neither has a comfortable shade, nor is it of any use against the scorching heat.

The Monotheist Group

Neither does it shade, nor does it avail from the flames.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew li ser we ne dibe sî û sîwan, ne jî we ji pêtê dojehê diparêze.

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

die geen schaduw geeft en die niet tegen de vuurgloed helpt.ʺ

Hollandaca — Siregar

Die geen schaduw geeft en die niet baat tegen het vlammende Vuur.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

не тенистой [эта тень не укрывает от жары Дня Суда], и не избавляет [не защищает] она от пламени!»

Rusça — Osmanov

Нет у него (т. е. дыма) тени, и не избавляет он от огня.