- Türkçe anlamı
- Acıyıcı olan / Merhametli
- İsminin kaynağı
- 1. âyeti oluşturan ve Allah’ın sıfatlarından biri olan "er-Rahmân" kelimesi
- Diğer adları
- Arûsü’l-Kur’ân
- Hangi cüzde
- 27: Tamamı
Nüzul sırası (araştırmacılara göre değişir) — 97.
اَلرَّحْمٰنُ
r-raHmānu
(1-2) Rahman, Kur'an'ı öğretti.
عَلَّمَ الْقُرْاٰنَۜ
ǎlleme l-ḳurāne
(1-2) Rahman, Kur'an'ı öğretti.
خَلَقَ الْاِنْسَانَ
ḣaleḳa l-insāne
İnsanı yarattı.
عَلَّمَهُ الْبَيَانَ
ǎllemehu l-beyāne
Ona beyanı (düşünüp ifade etmeyi) öğretti.
اَلشَّمْسُ وَالْقَمَرُ بِحُسْبَانٍ
ş-şemsu ve l-ḳameru bi Husbānin
Güneş ve ay bir hesaba göre hareket etmektedir.
وَالنَّجْمُ وَالشَّجَرُ يَسْجُدَانِ
ve n-necmu ve ş-şeceru yescudāni
Otlar ve ağaçlar (Allah'a) boyun eğerler.
وَالسَّمَاءَ رَفَعَهَا وَوَضَعَ الْمِيزَانَ
ve s-semāe rafeǎhā ve veDeǎ l-mīzāne
Göğü yükseltti ve ölçüyü koydu.
اَلَّا تَطْغَوْا فِي الْمِيزَانِ
ellā teTğav fī l-mīzāni
Ölçüde haddi aşmayın.
وَاَقِيمُوا الْوَزْنَ بِالْقِسْطِ وَلَا تُخْسِرُوا الْمِيزَانَ
ve eḳīmū l-vezne bi l-ḳisTi ve lā tuḣsirū l-mīzāne
Tartıyı adaletle yapın, teraziyi eksik tutmayın.
وَالْاَرْضَ وَضَعَهَا لِلْاَنَامِ
ve l-erDe veDeǎhā li l-enāmi
Allah, yeri yaratıklar için var etti.
فِيهَا فَاكِهَةٌ وَالنَّخْلُ ذَاتُ الْاَكْمَامِ
fīhā fākihetun ve n-naḣlu ƶātu l-ekmāmi
Orada meyve(ler) ve salkımlı hurma ağaçları vardır.
وَالْحَبُّ ذُو الْعَصْفِ وَالرَّيْحَانُ
ve l-Habbu ƶū l-ǎSfi ve r-rayHānu
Yapraklı taneler, hoş kokulu bitkiler vardır.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
خَلَقَ الْاِنْسَانَ مِنْ صَلْصَالٍ كَالْفَخَّارِ
ḣaleḳa l-insāne min SalSālin ke l-feḣḣāri
Allah, insanı pişmiş çamur gibi bir balçıktan yarattı.
وَخَلَقَ الْجَانَّ مِنْ مَارِجٍ مِنْ نَارٍ
ve ḣaleḳa l-cānne min māricin min nārin
"Cin"i de yalın bir ateşten yarattı.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
رَبُّ الْمَشْرِقَيْنِ وَرَبُّ الْمَغْرِبَيْنِ
rabbu l-meşriḳayni ve rabbu l-meğribeyni
O, iki doğunun ve iki batının Rabbidir.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
مَرَجَ الْبَحْرَيْنِ يَلْتَقِيَانِ
merace l-baHrayni yelteḳiyāni
(Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar.
بَيْنَهُمَا بَرْزَخٌ لَا يَبْغِيَانِ
beynehumā berzeḣun lā yebğiyāni
(Fakat) aralarında bir engel vardır, birbirine geçip karışmıyorlar.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
يَخْرُجُ مِنْهُمَا اللُّؤْلُؤُ وَالْمَرْجَانُ
yeḣrucu minhumā l-lu'lu'u ve l-mercānu
O denizlerin her ikisinden de inci ve mercan çıkar.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
وَلَهُ الْجَوَارِ الْمُنْشَاٰتُ فِي الْبَحْرِ كَالْاَعْلَامِ
ve le hu l-cevāri l-munşātu fī l-baHri ke l-eǎ'lāmi
Denizde akıp giden dağlar gibi yüksek gemiler de O'nundur.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
كُلُّ مَنْ عَلَيْهَا فَانٍ
kullu men ǎleyhā fānin
Yer üzerinde bulunan her canlı yok olacaktır.
وَيَبْقٰى وَجْهُ رَبِّكَ ذُو الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ
ve yebḳā vechu rabbike ƶū l-celāli ve l-ikrāmi
Ancak azamet ve ikram sahibi Rabbinin zatı baki kalacaktır.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
يَسْـَٔلُهُ مَنْ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ كُلَّ يَوْمٍ هُوَ فِي شَأْنٍ
yeseluhu men fī s-semāvāti ve l-erDi kulle yevmin huve fī şe'nin
Göklerde ve yerde bulunanlar, (her şeyi) O'ndan isterler. O, her an yeni bir ilahi tasarruftadır.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
سَنَفْرُغُ لَكُمْ اَيُّهَ الثَّقَلَانِ
se nefruğu lekum eyyuhe ṧ-ṧeḳalāni
Yakında sizi de hesaba çekeceğiz, ey cinler ve insanlar!
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
يَامَعْشَرَ الْجِنِّ وَالْاِنْسِ اِنِ اسْتَطَعْتُمْ اَنْ تَنْفُذُوا مِنْ اَقْطَارِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ فَانْفُذُوا لَا تَنْفُذُونَ اِلَّا بِسُلْطَانٍ
yā meǎ'şera l-cinni ve l-insi ini steTaǎ'tum en tenfuƶū min eḳTāri s-semāvāti ve l-erDi fe nfuƶū lā tenfuƶūne illā bi sulTānin
Ey cin ve insan toplulukları! Göklerin ve yerin uçlarından bucaklarından geçip gitmeye gücünüz yeterse geçip gidin. Büyük bir güç olmadıkça geçip gidemezsiniz.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
يُرْسَلُ عَلَيْكُمَا شُوَاظٌ مِنْ نَارٍ وَنُحَاسٌ فَلَا تَنْتَصِرَانِ
yurselu ǎleykumā şuvāZun min nārin ve nuHāsun fe lā tenteSirāni
Üstünüze ateşten yalın bir alevle kıpkızıl bir duman gönderilir de kendinizi koruyamazsınız.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
فَاِذَا انْشَقَّتِ السَّمَاءُ فَكَانَتْ وَرْدَةً كَالدِّهَانِ
fe iƶā nşeḳḳati s-semāu fe kānet verdeten ke d-dihāni
Gök yarılıp da, yanıp kızaran yağ gibi kırmızı gül haline geldiği zaman (haliniz ne olur?)
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
فَيَوْمَئِذٍ لَا يُسْـَٔلُ عَنْ ذَنْبِهِ اِنْسٌ وَلَا جَانٌّ
fe yevmeiƶin lā yuselu ǎn ƶenbihi insun ve lā cānnun
İşte o gün ne insana, ne cine günahı sorulmayacak.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
يُعْرَفُ الْمُجْرِمُونَ بِسِيمٰيهُمْ فَيُؤْخَذُ بِالنَّوَاصِي وَالْاَقْدَامِ
yuǎ'rafu l-mucrimūne bi sīmāhum fe yu'ḣaƶu bi n-nevāSī ve l-eḳdāmi
Suçlular simalarından tanınır da, perçemlerinden ve ayaklarından yakalanırlar.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
هٰذِهِ جَهَنَّمُ الَّتِي يُكَذِّبُ بِهَا الْمُجْرِمُونَ
hāƶihi cehennemu lletī yukeƶƶibu bihā l-mucrimūne
İşte bu suçluların yalanladıkları cehennemdir.
يَطُوفُونَ بَيْنَهَا وَبَيْنَ حَمِيمٍ اٰنٍ
yeTūfūne beynehā ve beyne Hamīmin ānin
Onlar, cehennem ateşi ile yüksek derecede kaynar su arasında gider gelirler.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
وَلِمَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِ جَنَّتَانِ
ve li men ḣāfe meḳāme rabbihi cennetāni
Rabbinin huzurunda (hesap vermek üzere) duracağından korkan kimseye iki cennet vardır.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
ذَوَاتَا اَفْنَانٍ
ƶevātā efnānin
İki cennet de (ağaçlar, meyveler, rengarenk bitkiler gibi) çeşit çeşit güzelliklerle bezenmiştir.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
فِيهِمَا عَيْنَانِ تَجْرِيَانِ
fīhimā ǎynāni tecriyāni
İçlerinde akan iki pınar vardır.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
فِيهِمَا مِنْ كُلِّ فَاكِهَةٍ زَوْجَانِ
fīhimā min kulli fākihetin zevcāni
İkisinde de her meyveden çift çift vardır.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
مُتَّكِـِٔينَ عَلٰى فُرُشٍ بَطَائِنُهَا مِنْ اِسْتَبْرَقٍ وَجَنَا الْجَنَّتَيْنِ دَانٍ
muttekiīne ǎlā furuşin beTāinuhā min istebraḳin ve cenā l-cenneteyni dānin
Onlar astarları kalın ipekten olan döşeklere yaslanırlar. Bu iki cennetin meyveleri (zahmetsizce alınacak kadar) yakındır.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
فِيهِنَّ قَاصِرَاتُ الطَّرْفِ لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ
fīhinne ḳāSirātu T-Tarfi lem yeTmiṧhunne insun ḳablehum ve lā cānnun
Oralarda bakışlarını sadece eşlerine çevirmiş dilberler vardır. Onlara eşlerinden önce ne bir insan, ne bir cin dokunmuştur.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
كَاَنَّهُنَّ الْيَاقُوتُ وَالْمَرْجَانُ
keennehunne l-yāḳūtu ve l-mercānu
Onlar sanki yakut ve mercandır.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
هَلْ جَزَاءُ الْاِحْسَانِ اِلَّا الْاِحْسَانُ
hel cezā'u l-iHsāni illā l-iHsānu
İyiliğin karşılığı, yalnız iyiliktir.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
وَمِنْ دُونِهِمَا جَنَّتَانِ
ve min dūnihimā cennetāni
Bu iki cennetten başka iki cennet daha vardır.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
مُدْهَامَّتَانِ
mudhāmmetāni
O iki cennet koyu yeşil renktedir.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
فِيهِمَا عَيْنَانِ نَضَّاخَتَانِ
fīhimā ǎynāni neDDāḣatāni
İçlerinde kaynayan iki pınar vardır.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
فِيهِمَا فَاكِهَةٌ وَنَخْلٌ وَرُمَّانٌ
fīhimā fākihetun ve naḣlun ve rummānun
İçlerinde her türlü meyve, hurma ve nar vardır.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
فِيهِنَّ خَيْرَاتٌ حِسَانٌ
fīhinne ḣayrātun Hisānun
Onlarda huyları güzel, yüzleri güzel dilberler vardır.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
حُورٌ مَقْصُورَاتٌ فِي الْخِيَامِ
Hūrun meḳSūrātun fī l-ḣiyāmi
Onlar, çadırlara kapanmış hurilerdir.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
لَمْ يَطْمِثْهُنَّ اِنْسٌ قَبْلَهُمْ وَلَا جَانٌّ
lem yeTmiṧhunne insun ḳablehum ve lā cānnun
Onlara, eşlerinden önce ne bir insan ne bir cin dokunmuştur.
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
مُتَّكِـِٔينَ عَلٰى رَفْرَفٍ خُضْرٍ وَعَبْقَرِيٍّ حِسَانٍ
muttekiīne ǎlā rafrafin ḣuDrin ve ǎbḳariyyin Hisānin
Onlar yeşil yastıklara ve güzel yaygılara yaslanırlar, (nimetlenirler).
فَبِاَيِّ اٰلَٓاءِ رَبِّكُمَا تُكَذِّبَانِ
fe bi eyyi ālā'i rabbikumā tukeƶƶibāni
O halde, Rabbinizin hangi nimetlerini yalanlıyorsunuz?
تَبَارَكَ اسْمُ رَبِّكَ ذِي الْجَلَالِ وَالْاِكْرَامِ
tebārake ismu rabbike ƶī l-celāli ve l-ikrāmi
Azamet ve ikram sahibi Rabbinin adı yücedir.