Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi.

وَلَقَدْ صَبَّحَهُمْ بُكْرَةً عَذَابٌ مُسْتَقِرٌّ

ve leḳad SabbeHahum bukraten ǎƶābun musteḳirrun

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَلَقَدْve leḳadve andolsun
2صَبَّحَهُمْSabbeHahumص ب حSabahleyin ziyaret etmek veya selamlamak. Subhun/sabahun/isbaahun - sabah. Misbaahun (çoğulu masaabih) - lamba. Sabbah (fiil 2) - gelmek, ulaşmak, selamlamak, sabahleyin içmek. Asbaha - sabah vaktine girmek, ortaya çıkmak, bir şey yapmaya başlamak, olmak, meydana gelmek, vuku bulmak. Musbih - sabahleyin bir şey yapan veya sabaha giren kişi.sabah onları yakaladı
3بُكْرَةًbukratenب ك رBakirlik, ilk defa, erkenden gitmek, sabah erkenden gitmek, sabah erken kalkmak, sabah vakti, genç deve, genç dişi deve, hiç doğurmamış dişi deveerken
4عَذَابٌǎƶābunع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12bir azab
5مُسْتَقِرٌّmusteḳirrunق ر رSerin olmak veya serinlemek, sessiz kalmak, sebatlı olmak, sağlam olmak, ferahlamak, istikrarlı olmak, sağlam olmak, almak tatmin etmek, doğrulamak, kabul etmek, yerleşmek, sürmek. Karar - istikrar, sabit veya güvenli bir yer, emanet yeri, ilerideki yer. Kurratun - serinlik, keyif. Akarra (fiil 4) - onaylamak, dinlendirmek veya kalmaya sebep olmak. İstakarra (fiil 10) - sağlam kalmak. Müstakırrun - sağlam şekilde sabit kalan veya onaylanan, gizlenen, kalıcı olan, kesinlikle gerçekleşen, varlığında/hedefinde/amacında yerleşik olan. Müstakar - sağlam şekilde sabit/yerleşik, geçici ikamet, mesken. Kurratun - serinlik, ferahlık, neşe ve rahatlık kaynağı. Kawarir (karuratun'un çoğulu) - bardaklar, kristaller.kararlı

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve andolsun ki bir sabah çağı üstlerine bir azap çöküvermişti onların.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve andolsun ki bir sabah çağı üstlerine bir azap çöküvermişti onların.

Adem Uğur

Bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.

Ahmed Hulusi

Andolsun ki yerini bulmuş azap onlara sabahleyin bastırdı.

Ahmet Tekin

Bir sabah erkenden, kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.

Ahmet Varol

Andolsun ki, bir sabah erkenden kalıcı bir azap [1] üzerlerine çöküverdi.

Ali Bulaç

Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp bastırıverdi.

Ali Fikri Yavuz

Celâlim hakkı için, bir sabah vakti, devamlı bir azab onları bastırıverdi. (Bu azab, cehenneme atılışlarına dek devam edecektir).

Ali Rıza Safa

Ve gerçek şu ki, kalıcı bir ceza, sabah erkenden onları yakaladı.

Bayraktar Bayraklı

Andolsun ki, bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.

Bekir Sadak

And olsun ki, sabah erken, onu alinmaz bir azap baslarina geldi.

Celal Yıldırım

(38-39) And olsun ki, bir sabah devam eden bir azâb onlara geliverdi. «Tadın azabımı ve uyarılarımı!» (dedik),

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Ve nihayet bir sabah erkenden kalıcı bir azap onları yakalayıverdi.

Diyanet İşleri

Andolsun, onlara sabahleyin erkenden kalıcı bir azap geldi.

Diyanet İşleri (eski)

And olsun ki, sabah erken, önü alınmaz bir azap başlarına geldi.

Diyanet Vakfi

Bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Andolsun ki, kendilerini kararlı bir azap bir sabah bastırıverdi.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve Celalim hakkı için bastırıverdi kendilerini bir sabah bir azabı müstekır

Erhan Aktaş

Ant olsun ki, onları sabahleyin kalıcı bir azap yakaladı.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ant olsun ki, onları sabahleyin kalıcı bir azap yakaladı.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ant olsun ki, onları sabahleyin kalıcı bir azap yakaladı.

Fizilal-il Kuran

Sabah erkenden sürekli bir azaba yakalandılar.

Gültekin Onan

Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp bastırıverdi.

Hamdi Döndüren

Andolsun bir sabah erkenden, onları kararlı bir azap yakaladı.

Hasan Basri Çantay

Andolsun ki onlara bir sabah, (yakalarını) asla bırakmayacak olan bir azab baskın yapdı.

Hasib Asutay

Sabah erken onları kararlı bir azap yakaladı.

Hayrat Neşriyat

And olsun ki devamlı bir azab, onları bir sabah erkenden yakalayıverdi.

İbni Kesir

Andolsun ki; bir sabah erken, önü alınmaz bir azab geldi başlarına.

Mehmet Okuyan

Yemin olsun ki bir sabah erkenden onları kararlı bir azap yakalamıştı.

Muhammed Esed

Nitekim sabahın erken vaktinde (etkileri) kalıcı bir azap onları yakaladı:

Mustafa İslamoğlu

Mamafih, sabahleyin erkenden kalıcı izler bırakan bir azap onları kuşattı:

Ömer Nasuhi Bilmen

(37-38) Andolsun ki, o misafirlerinden dolayı O'ndan mutalebede bulunmuşlardı. Artık Biz de onların gözlerini silip kör ettik, «Haydin azabımı ve tehditlerimi tadın!» (deyiverdik). Andolsun ki, onları sabahleyin erkenden bir daimi azab yakaladı.

Ömer Öngüt

Bir sabah erken kendilerine, önü alınmaz bir azap gelip çattı.

Suat Yıldırım

Bir sabah kendilerini, yakalarını hiç bırakmayacak bir azap bastırıverdi.

Süleyman Ateş

Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.

Süleymaniye Vakfı

Sabahleyin erkenden onlara kalıcı bir azap indi.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Sabah erkenden onları kalıcı bir azap karşıladı.

Şaban Piriş

Andolsun ki bir sabah erkenden, bir azap çöküverdi.

Tefhim-ul Kuran

Andolsun onları bir sabah vakti erkenden, üzerlerinde kararını kılmış bir azab yakalayıp bastırıverdi.

Ümit Şimşek

Bir sabah vakti, yakalarını bir daha bırakmayacak bir azap onları yakalayıverdi.

Yaşar Nuri Öztürk

Yemin olsun, sabahleyin erkenden, kararlı ve oturaklı bir azap yakaladı onları.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Sübh tezdən onlara yaxalarından əl çəkməyəcək bir əzab gəldi.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

And olsun ki, səhər tezdən onları əbədi (qiyamətədək onlardan əl çəkməyən) bir əzab yaxaladı (məhv olub həmişəlik Cəhənnəmə vasil oldular).

Almanca (3)

Almanca — Al-Azhar

Früh am Morgen überraschte sie eine anhaltende qualvolle Strafe.

Almanca — M. A. Rassoul

Und in der Morgenfrühe ereilte sie eine dauernde Strafe.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und gewiß, bereits morgens, in der Morgenfrühe kam zu ihnen eine (über sie) niedergelassene Peinigung.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And in the morning We wedded them to an irretrievable and foreordained calamity.

Abdul Haleem

and early in the morning a punishment seized them that still remains-

Abdullah Yusuf Ali

Early on the morrow an abiding Punishment seized them:

Abul A'la Maududi

Indeed an abiding chastisement came upon them in the morning.

Aisha Bewley

Early morning brought them enduring punishment:

Al-Hilali & Khan

And verily, an abiding torment seized them early in the morning.

Ali Quli Qarai

Certainly early at dawn there visited them an abiding punishment:

Amatul Rahman Omar

And certainly there overtook them early in the morning a lasting punishment.

Arthur John Arberry

In the morning early there came upon them a settled chastisement:

Bijan Moeinian

Then early next morning a disaster struck them.

E. Henry Palmer

And there overtook them on the morning a settled punishment!-

Edip-Layth

In the early morning, a devastating retribution struck them.

George Sale

And early in the morning a lasting punishment surprized them.

Hamid S. Aziz

And early in the morning a lasting chastisement overtook them.

Mahmoud Ghali

And indeed there already came upon them before sunrise a settled torment;

Marmaduke Pickthall

And in truth the punishment decreed befell them early in the morning.

Mohamed Ahmed - Samira

And early in the morning the decreed punishment came upon them.

Muhammad Asad

And, indeed, abiding suffering did befall them early on the morrow:

Mustafa Khattab

And indeed, by the early morning they were overwhelmed by an unrelenting torment.

Progressive Muslims

And in the early morning, a devastating retribution struck them.

Sahih International

And there came upon them by morning an abiding punishment.

Sam Gerrans

And in the early morning there came upon them an abiding punishment:

Shabbir Ahmed

And indeed, the inevitable punishment befell them early in the morning.

Syed Vickar Ahamed

And Verily, early on the next day an abiding punishment seized them:

Taqi Usmani

And on the next morning, a lasting torment overtook them:

The Monotheist Group

And in the early morning, a devastating retribution struck them.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

En effet, au petit matin, un châtiment persistant les surprit.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Sond be; birastî di danê sibehê de ezabekî berdewamî bi ser wan de girt.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En een blijvende bestraffing kwam ʹs ochtends over hen:

Hollandaca — Salomo Keyzer

En vroeg in den ochtend verraste hen eene zware straf.

Hollandaca — Siregar

En voorzeker, een blijvende bestraffing kwam in de ochtend van de volgende dag tot hen.

Rusça (1)

Rusça — Osmanov

Их поразило утром неотвратимое наказание,

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och en morgon, tidigt, drabbade dem det slutliga straffet.