İman edenler ancak, Allah'a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.

اِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ الَّذِينَ اٰمَنُوا بِاللّٰهِ وَرَسُولِهِ ثُمَّ لَمْ يَرْتَابُوا وَجَاهَدُوا بِاَمْوَالِهِمْ وَاَنْفُسِهِمْ فِي سَبِيلِ اللّٰهِ اُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الصَّادِقُونَ

innemā l-mu'minūne (e)lleƶīne āmenū bi(a)llahi ve rasūlihi ṧumme lem yertābū ve cāhedū bi emvālihim ve enfusihim fī sebīli (a)llahi ulāike humu S-Sādiḳūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اِنَّمَاinnemāşüphesiz
2الْمُؤْمِنُونَl-mu'minūneا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamanMü'minler
3الَّذِينَ(e)lleƶīnekimselerdir
4اٰمَنُواāmenūا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaniman eden(lerdir)
5بِاللّٰهِbi(a)llahiAllah'a
6وَرَسُولِهِve rasūlihiر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risaleve Elçisine
7ثُمَّṧummesonra, ayrıca
8لَمْlem
9يَرْتَابُواyertābūر ي بbelirsizliğe düşürmek, şüpheye düşürmek, felaket, şüphe, rahatsız etmek, şüphe uyandırmak, zihinsel huzursuzluk yaratmak, sıkıntı vermek, kötü bir kanı oluşturmak, yalan isnat etmekşüphe etmeyenlerdir
10وَجَاهَدُواve cāhedūج ه دÇabalamak veya emek vermek veya didinmek, kendini veya gücünü veya çabalarını kullanmak, kendini tutkuyla veya özenle veya gayretle işe vermek, ekstra çaba göstermek, kendini zorluğa veya yorgunluğa sokmak, birini veya bir şeyi incelemek, gücünün ötesinde yük bindirmek veya zayıflatmak veya yormak, bir şeyi çalkalayıp özünü çıkarmak, bir şeyi çok şiddetle istemek veya özlemek, üzerine yüklemek veya sıkıştırmak, belirgin hale gelmek, bir dava uğruna savaşmak, aşırı zorluk veya sıkıntı durumunda olmak, bir şey üzerine düşünmek, aşırı yüklemek (deve veya sığır gibi), bir şeyin peşinden koşmak, zorluklara karşı mücadele etmek.ve cihad edenlerdir
11بِاَمْوَالِهِمْbi emvālihimم و لZenginliğe sahip olmak, bol miktarda mülk sahibi olmak.mallarıyle
12وَاَنْفُسِهِمْve enfusihimن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunanve canlarıyle
13فِي
14سَبِيلِsebīliس ب لyol, yöntem, araç, vesile, geçit, patika, yollar, çare, olanak, sebepyolunda
15اللّٰهِ(a)llahiAllah
16اُو۬لٰٓئِكَulāikeişte
17هُمُhumuonlardır
18الصَّادِقُونَS-Sādiḳūneص د قdoğru olmak, gerçek, samimi olmak, gerçeği söylemek, başkasının söylediği şeyin doğruluğunu teyit etmek veya onaylamak, doğrulamak, sözünde durmak, bir sözü sadakatle yerine getirmek, yerine getirmek, doğru sözlü konuşmak, birini güvenilir saymak. sadaqa fi al-qitaali - cesurca savaşmak. tsaddaqa - sadaka vermek. sidqun - hakikat, doğruluk, samimiyet, sağlamlık, çeşitli nesnelerde mükemmellik, sağlıklı ve hoş, olumlu giriş, övgü. saadiqun - doğru ve samimi olan, gerçeği söyleyen kişi. saadiqah - mükemmel kadın. sadaqat (çoğul: saduqaat) - başlık parası, mehir. siddiiq - güvenilir, samimi kişi. saddaqa - onaylamak, doğrulamak, yerine getirmek. asdaqu - daha doğru.doğru olanlar

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

İnananlar, ancak o kişilerdir ki Allah'a ve Peygamberine inanırlar da sonra şüpheye düşmezler ve mallarıyla ve canlarıyla savaşırlar Allah yolunda, işte onlardır doğru söyleyenlerin ta kendileri.

Abdulkadir Gölpınarlı

İnananlar, ancak o kişilerdir ki Allahʼa ve Peygamberine inanırlar da sonra şüpheye düşmezler ve mallarıyla ve canlarıyla savaşırlar Allah yolunda, işte onlardır doğru söyleyenlerin ta kendileri.

Adem Uğur

Müminler ancak Allah'a ve Resûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.

Ahmed Hulusi

İman ehli şu kimselerdir ki, varlıklarını Esma'sıyla yaratan Allah'a ve O'nun Rasulüne iman ettiler; sonra da bunda şüpheye düşmediler; Allah yolunda varlıklarıyla ve nefsleriyle (canlarıyla) savaş verdiler! İşte bunlar sadıkların (hakikati yaşamlarıyla tasdik edenlerin) ta kendileridir!

Ahmet Tekin

Mü’minler, kesinlikle Allah’a ve Rasulüne iman edenler, dahası, İslamda şüpheye düşürecek konular aramayanlar, şüphe içinde bocalamayanlar, ithamlarda bulunmayanlar, Allah yolunda, İslâm uğrunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir. İşte imanlarında samimi olanlar bunlardır.

Ahmet Varol

Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve elçisine iman etmiş sonra şüphe etmemiş ve mallarıyla ve canlarıyla Allah yolunda cihad etmişlerdir. İşte doğrular [1] onlardır.

Ali Bulaç

Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Resulü'ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir.

Ali Fikri Yavuz

Müminler ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve Peygamberine iman etmişlerdir; sonra (imanlarında) şüpheye düşmemişler ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşmışlardır. İşte böyle kimseler, imanlarında sadık olanlardır.

Ali Rıza Safa

İnananlar, yalnızca Allah'a ve O'nun elçisine inanan, sonra da hiçbir kuşku duymadan, mallarıyla ve canlarıyla Allah'ın yolunda çaba gösterenlerdir. Doğruyu söyleyenler, işte onlardır.

Bayraktar Bayraklı

Gerçek müminler, Allah'a ve Peygamberine inanan, sonra şüphe etmeyen ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir. İşte sözünde duranlaronlardır.

Bekir Sadak

«nananlar, ancak Allah'a ve peygamberine inanmis, sonra supheye dusmemis; Allah ugrunda mallariyla, canlariyla cihat etmis olanlardir. Iste onlar dogru olanlardir.»

Celal Yıldırım

Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve Peygamberine imân etmişler, sonra da (imânlarında) şüpheye düşmemişler ve mallarıyla canlarıyla Allah yolunda cihâd etmişlerdir. İşte onlar doğrulardır.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Müminler ancak, Allah’a ve resulüne iman eden, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda malları ve canlarıyla cihad eden kimselerdir. İçleri dışları bir olanlar işte bunlardır.

Diyanet İşleri

İman edenler ancak, Allah'a ve Peygamberine inanan, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir. İşte onlar doğru kimselerin ta kendileridir.

Diyanet İşleri (eski)

'İnananlar, ancak Allah'a ve peygamberine inanmış, sonra şüpheye düşmemiş; Allah uğrunda mallarıyla, canlarıyla cihat etmiş olanlardır. İşte onlar doğru olanlardır.'

Diyanet Vakfi

Müminler ancak Allah'a ve Resûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Gerçek müminler ancak Allah'a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte doğrular ancak onlardır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Müminler, ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve peygamberine iman ettikten sonra şüpheye düşmeyip Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla savaşmaktadırtar. İşte doğru olanlar onlardır ancak.

Elmalılı Hamdi Yazır

Mü'minler ancak o kimselerdir ki Allaha ve Resulüne iyman ettikten sonra şübheye düşmeyip Allah yolunda mallariyle, canlariyle mücahede etmektedirler işte onlardır ki sadıklardır

Erhan Aktaş

Mü'minler, ancak Allah'a ve Resul'üne iman eden, sonra kesinlikle hiçbir kuşkuya yer vermeyen; malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad eden kimselerdir. Onlar, özü ve sözü bir olanlardır.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Mü'minler, ancak Allah'a ve Resul'üne iman eden, sonra kesinlikle hiçbir kuşkuya yer vermeyen; malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad eden kimselerdir. Onlar, özü ve sözü bir olanlardır.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

İnananlar, ancak Allah'a ve Rasul'üne iman eden, sonra da bunda en küçük bir kuşkuya yer vermeyen; malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad eden kimselerdir. Onlar, özü ve sözü bir olanlardır.

Fizilal-il Kuran

Gerçek mü'minler ancak Allah'a ve Resulüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla canlarıyla savaşanlardır. İşte iman sözlerinde doğru olanlar onlardır.

Gültekin Onan

İnançlılar ancak o kimselerdir ki onlar Tanrı'ya ve Resulü'ne inandılar, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Tanrı yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar sadık (doğru) olanların ta kendileridir.

Hamdi Döndüren

Mü’minler ancak Allah’a ve Rasûlüne iman eden, ondan sonra asla şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. İşte onlar doğru olanlardır.

Hasan Basri Çantay

Mü'minler ancak o kimselerdir ki Allaha ve resulüne iman etdikden sonra şübheye sapmayıp Allah yolunda mallariyle, canlariyle savaşırlar. İşte onlar (imanlarında) saadık olanların ta kendileridir.

Hasib Asutay

Müminler ancak Allah'a ve Resulüne iman eden, sonra (asla) şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla savaşanlardır. (10) İşte doğru olanlar onlardır. (10. Yoksa sadece iman etmekle iş bitmez.)

Hayrat Neşriyat

Mü’minler ancak o kimselerdir ki, Allah’a ve Resûlüne îmân ederler, sonra şübheye düşmezler ve Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihâd ederler! İşte onlar, (îmanlarında)gerçekten sâdık olanlardır!

İbni Kesir

Mü'minler, ancak onlardır ki; Allah'a ve Rasulüne iman edip sonra şüpheye düşmemiş ve Allah yolunda mallarıyla canlarıyla cihad etmişlerdir. İşte onlar, sadıkların kendileridir.

Mehmet Okuyan

Gerçek müminler ancak Allah’a ve Elçisine iman eden, sonrasında şüphe duymayan, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenlerdir (fedakârlık yapanlardır). İşte (inancında) doğru olanlar sadece bunlardır.

Muhammed Esed

(Şunu bil ki, gerçek) müminler, yalnızca, Allah'a ve Elçisi'ne iman edenler ve (bu konuda) bütün şüphelerden uzak duranlardır; ve Allah yolunda bütün malları ve canları ile cihad edenlerdir; işte onlardır sözlerinde duranlar!

Mustafa İslamoğlu

Gerçek mü'minler sadece Allah'a ve Rasulü'ne iman edenler, ondan sonra da kuşkunun semtine uğramayanlar ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir: İşte bunlar sadık olanların ta kendileridir.

Ömer Nasuhi Bilmen

Mü'minler ancak o zâtlardır ki, Allah'a ve O'nun Peygamberine imân etmişlerdir, sonra bir şüpheye düşmemişler ve mallarıyla ve nefisleriyle Allah yolunda mücâhedede bulunmuşlardır. İşte sâdık olanlar da onların tâ kendileridir.

Ömer Öngüt

Müminler o kimselerdir ki, Allah'a ve Resul'üne iman etmişlerdir. Sonra şüpheye düşmemişler, Allah yolunda canları ile malları ile cihad etmişlerdir. İşte onlar sâdıklardır.

Suat Yıldırım

Müminler ancak o kimselerdir ki Allah’ı ve resulünü tasdik eder ve sonra da hiçbir şüpheye düşmezler, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla mücahede ederler. İşte imanına bağlı, gerçek müminler bunlardır.

Süleyman Ateş

Mü'minler onlardır ki Allah'a ve Elçisine inandılar, sonra şüphe etmediler; Allah yolunda mallarıyle, canlarıyle cihad ettiler. İşte (iman sözlerinde) doğru olanlar onlardır.

Süleymaniye Vakfı

Müminler; ancak Allah'a ve elçisine inanıp güvenen, sonra şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad eden /ellerinden geleni yapan kimselerdir. İşte onlar doğru sözlü kimselerdir.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

İnanıp güvenenler (müminler) sadece şunlardır: Allah'a ve elçisine güvenen, sonra güveninde şüpheye düşmeyen, Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla mücadele(cihad) edenlerdir. Özü sözü doğru olanlar işte bunlardır.

Şaban Piriş

Asıl müminler, Allah'a ve Resulüne iman edip, hiç şüphe etmeyen ve Allah yolunda mallarıyla, canlarıyla cihad edenlerdir. İşte doğrular/sadıklar onlardır.

Tefhim-ul Kuran

Mü'min olanlar, ancak o kimselerdir ki, onlar, Allah'a ve Rasulü'ne iman ettiler, sonra hiçbir kuşkuya kapılmadan Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad ettiler. İşte onlar, sadık (doğru) olanların ta kendileridir.

Ümit Şimşek

Mü'minler ancak o kimselerdir ki, Allah'a ve Resulüne iman ederler, sonra da asla şüpheye düşmez, malları ve canlarıyla Allah yolunda cihad ederler. İşte onlar özü sözü doğru olanların tâ kendileridir.

Yaşar Nuri Öztürk

Müminler ancak şu kimselerdir ki, Allah'a ve resulüne iman ederler; sonra hiçbir kuşkuya düşmezler ve mallarıyla, canlarıyla Allah yolunda didinirler. İşte bunlardır, özü sözü birbirine uyanlar.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Möminlər ancaq Allaha və Onun Elçisinə iman gətirən, sonra heç bir şəkk-şübhəyə düşməyən, Allah yolunda malları və canları ilə cihad edənlərdir! İmanlarında sadiq olanlar da məhz onlardır.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Möʼminlər yalnız Allaha və Peyğəmbərinə iman gətirən, (iman gətirdikdən) sonra heç bir şəkk-şübhəyə düşməyən, Allah yolunda malları və canları ilə vuruşanlardır! Məhz belələri (imanlarında) sadiq olanlardır!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Die wahrhaft Gläubigen sind die, die sich zu Gott und Seinem Gesandten bekannt haben und keinen Zweifel hegen und mit ihrem Vermögen und ihrem Leben auf Gottes Weg kämpfen. Das sind die Rechtschaffenen.

Almanca — Der Edle Quran

Die (wahren) Gläubigen sind ja diejenigen, die an Allah und Seinen Gesandten glauben und hierauf nicht zweifeln und sich mit ihrem Besitz und mit ihrer eigenen Person auf Allahs Weg abmühen. Das sind die Wahrhaftigen.

Almanca — M. A. Rassoul

Die Gläubigen sind nur jene, die an Allah und Seinen Gesandten glauben und dann nicht (am Glauben) zweifeln und sich mit ihrem Besitz und ihrem eigenen Leben für Allahs Sache einsetzen. Das sind die Wahrhaftigen.

Almanca — Muhammad Zaidan

Die Mumin sind nur diejenigen, die den Iman an ALLAH und Seinen Gesandten verinnerlichten, dann keinen Zweifel hegten, und Dschihad mit ihrem Vermögen und sich selbst fi-sabilillah leisteten. Diese sind die Wahrhaftigen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Indeed, true believers are those who have solemnly believed in Allah and His Messenger with hearts reflecting the image of religious and spiritual virtues and their deeds wisdom and piety and never since have they had a reason to occasion doubt or uncertainty. They strove with their money and their lives in the cause of Allah Whose purpose has been the heart of their purpose. These are indeed the true to their promises and to their Faith and as true as the needle to the pole.

Abdul Haleem

The true believers are the ones who have faith in God and His Messenger and leave all doubt behind, the ones who have struggled with their possessions and their persons in God’s way: they are the ones who are true.

Abdullah Yusuf Ali

Only those are Believers who have believed in Allah and His Messenger, and have never since doubted, but have striven with their belongings and their persons in the Cause of Allah: Such are the sincere ones.

Abul A'la Maududi

Indeed the ones possessed of true faith are those who believed in Allah and His Messenger and then they did not entertain any doubt and strove hard in the Way of Allah with their lives and their possessions. These are the truthful ones.

Aisha Bewley

The muminun are only those who have had iman in Allah and His Messenger and then have had no doubt and have done jihad with their wealth and themselves in the Way of Allah. They are the ones who are true to their word.

Al-Hilali & Khan

Only those are the believers who have believed in Allâh and His Messenger, and afterward doubt not but strive with their wealth and their lives for the Cause of Allâh. Those! They are the truthful.

Ali Quli Qarai

The faithful are only those who have attained faith in Allah and His Apostle and then have never doubted, and who wage jihād with their possessions and their persons in the way of Allah. It is they who are the truthful.

Amatul Rahman Omar

The believers are only those who (truly) believe in Allâh and His Messenger, and then doubt not, and who strive hard with their possessions and their lives in the cause of Allâh. It is they who are the true to their words (and Muslims of a high standard).'

Arthur John Arberry

The believers are those who believe in God and His Messenger, then have not doubted, and have struggled with their possessions and their selves in the way of God; those -- they are the truthful ones.

Bijan Moeinian

The true believers are those who do not have the least doubt about God and His Prophet and are absolutely sincere in giving up their wealth and lives to please their Lord.

E. Henry Palmer

The believers are only those who believe in God and His Apostle, and then doubt not, but fight strenuously with their wealth and persons in God's cause - these are the truth-tellers!

Edip-Layth

Those who acknowledge are those who acknowledge God and His messenger, then they do not doubt; they strive with their money and their lives in the cause of God. These are the truthful ones.

George Sale

Verily the true believers are those only who believe in God and his apostle, and afterwards doubt not; and who employ their substance and their persons in the defence of God's true religion: These are they who speak sincerely.

Hamid S. Aziz

Only they are the believers who believe in Allah and His Messenger, then afterwards they doubt not and struggle hard with their wealth and their lives in the way of Allah; they are the truthful (sincere or righteous) ones.

Mahmoud Ghali

Surely the believers are only the ones who have believed in Allah and His Messenger; thereafter they have not been suspicious, and have striven with their riches and their selves in the way of Allah; those are they (who are) sincere.

Marmaduke Pickthall

The (true) believers are those only who believe in Allah and His messenger and afterward doubt not, but strive with their wealth and their lives for the cause of Allah. Such are the sincere.

Mohamed Ahmed - Samira

They alone are believers who come to believe in God and His Apostle, then never doubt again, and struggle wealth and soul in the way of God. They are the truthful and sincere.

Muhammad Asad

[Know that true] believers are only those who have attained to faith in God and His Apostle and have left all doubt behind, and who strive hard in God’s cause with their possessions and their lives: it is they, they who are true to their word!

Mustafa Khattab

The ˹true˺ believers are only those who believe in Allah and His Messenger—never doubting—and strive with their wealth and their lives in the cause of Allah. They are the ones true in faith.

Progressive Muslims

Believers are those who believe in God and His messenger, then they became without doubt, and they strive with their money and their lives in the cause of God. These are the truthful ones.

Sahih International

The believers are only the ones who have believed in Allah and His Messenger and then doubt not but strive with their properties and their lives in the cause of Allah. It is those who are the truthful.

Sam Gerrans

The believers are but those who believe in God and His messenger, then doubt not, and strive with their wealth and their lives in the cause of God — it is they who are the truthful.

Shabbir Ahmed

The believers are only those who believe in Allah and His Messenger, and then, have left behind all doubt, and who strive with their belongings and their persons in the Cause of Allah. It is they, they who confirm their word with action.

Syed Vickar Ahamed

Only those believers who have believed in Allah and His Messenger, and have never since doubted, but have worked hard with their belongings and their persons in the Cause of Allah. Those (believers)! They are the sincere ones.

Taqi Usmani

Believers, in fact, are those who believe in Allah and His Messenger, then have no doubt, and struggle, with their riches and their lives, in the way of Allah. Those are the truthful.

The Monotheist Group

Believers are those who believe in God and His messenger, then they became without doubt, and they strive with their money and their lives in the cause of God. These are the truthful ones.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Les vrais croyants sont seulement ceux qui croient en Allah et en Son messager, qui par la suite ne doutent point et qui luttent avec leurs biens et leurs personnes dans le chemin dʹAllah. Ceux-là sont les véridiques.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Bi rastî bawermend, ewên ku wan bi Xwedê û resûlê Wî îman anine, piştre jî (di îmana xwe de) qet nakevin gumanê û di riya Xwedê de bi mal û canên xwe cîhadê dikin. Ha ew in yên rast û durist.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

De gelovigen, dat zijn zij die in God en Zijn gezant geloven en dan niet twijfelen en die zich met hun bezittingen en hun eigen persoon op Gods weg inspannen; zij zijn het die oprecht zijn.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Waarlijk, de ware geloovigen zijn zij alleen, die in God en zijn gezant gelooven en later niet twijfelen, en die hunne bezittingen en personen voor de verdediging van Gods waren godsdienst gebruiken: dit zijn zij die oprechtelijk spreken.

Hollandaca — Siregar

Voorwaar, de gelovigen zijn slechts degenen die in Allah en Zijn Boodschapper geloven, die vervolgens niet twijfelen en die met hun bezittingen en hun levens strijden op de Weg van Allah. Zij zijn de waarachtigen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Поистине, (истинно) верующие – только те, которые уверовали в Аллаха и Его посланника (и совершали свои деяния в соответствии с шариатом), потом не испытывали сомнений (в своей вере) и усердствовали своими имуществами [отдавали самое ценное] и своими душами на пути Аллаха (чтобы обрести Его довольство). Те [такие верующие] ... они – правдивые (в своей вере).

Rusça — Osmanov

Верующие - это только те, которые уверовали в Аллаха и Его Посланника, а потом не испытывали сомнений и положили свое имущество и свою жизнь на путь Аллаха. Они-то и есть искренние [верующие].

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Inga andra än de som tror på Gud och Hans Sändebud och som inte vacklar i tron och de som kämpar för Guds sak med sina ägodelar och med livet som insats är (verkliga) troende; det är de som är uppriktiga (i sin bekännelse av tron).