Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti.

اَنّٰى لَهُمُ الذِّكْرٰى وَقَدْ جَاءَهُمْ رَسُولٌ مُبِينٌ

ennā lehumu ƶ-ƶikrā ve ḳad cā'ehum rasūlun mubīnun

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اَنّٰىennāا ن يZamanı geldi; veya öyleydi, veya oldu, veya yaklaştı; O (bir şey) zamanının gerisinde veya sonrasındaydı; o veya o (bir insan) geride, geriye doğru veya geç kaldı; o gecikti veya geri durdu. Onu erteledi, öteledi, geciktirdi, yavaşlattı, alıkoydu, engelledi; Bir saat veya kısa bir süre, veya bir zaman, veya belirsiz bir zaman; herhangi bir zaman dilimi; en uç nokta, erişim veya derece; Zamanı gelmiş veya yaklaşmış olan ve zamanına, tam veya son zamanına veya durumuna; olgunluğa veya olgunlaşmaya ulaşmış bir şey; Nereden? (bir şeyin yönü veya kaynağı hakkında sorgulayıcı) ve nereden (bir durumu belirtmek için kullanılır); Nerede? ve nerede (bir durumu belirtmek ve bir durumu belirtmek için kullanılan zarfsal isimlerden biri olarak), nereden olursa olsun; her nerede (hangi yön veya kaynaktan olursa olsun): ne zaman; nasıl; her nasıl olursa olsun.ne kadar uzak
2لَهُمُlehumuonlar için
3الذِّكْرٰىƶ-ƶikrāذ ك رhatırlamak/anmak/hatırlatmak, ezberlemek için çalışmak, hatırlatmak, akılda tutmak, düşünceli/özenli olmak, bahsetmek/anlatmak/aktarmak, yüceltmek/övmek, uyarmak/ikaz etmek (örn. dhikra 2. çekimdir ve dhikr'den daha güçlüdür), vaaz vermek, övmek, statü vermeköğüt almak
4وَقَدْve ḳadoysa elbette
5جَاءَهُمْcā'ehumج ي اgelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almakkendilerine gelmişti
6رَسُولٌrasūlunر س لBir haberci/elçi göndermek, bağış, ihsan, bırakmak, salmak. rasul (çoğul rusul) - elçi, bir mesajın taşıyıcısı, haberci. risalat - mesaj, görev, vazife, misyon, mektup. arsala (f. 4) - göndermek. mursalat (çoğul mursalatun) - gönderilen şey/ler.\" Türkçe’ye girmiş türevler : resul, resulullah, irsaliye, mürsel, risalebir resul
7مُبِينٌmubīnunب ي نBir şeyden ayrılmak, kopmak veya ayrı olmak; ayrılmış veya belirgin olmak; basit, açık, bariz, birbirinden ayırt edilebilir olmak; bütünle ayrılma ve birleşme; ortaya çıkmak, iki şey (örneğin, toprak) arasındaki ayrılma veya bölünme; bir kanıt, bir işaret, bir tezahür, kanıt, açık bir argüman Türkçe’ye girmiş türevler : beyan, beyn (beynelmilel, mabeyn), beyyine, mübinapaçık

Tüm mealler

Meal seçin (79 / 79 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Siz neredesiniz, öğüt alma nerede ve andolsun ki onlara, her şeyi açıklayan bir Peygamber geldi de.

Abdulkadir Gölpınarlı

Siz neredesiniz, öğüt alma nerede ve andolsun ki onlara, her şeyi açıklayan bir Peygamber geldi de.

Adem Uğur

Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.

Ahmed Hulusi

Onlar nerede bu durumda, düşünüp ders almak nerede? Halbuki onlara apaçık bir Rasul de gelmişti. . .

Ahmet Tekin

Onlar için ibret almak, bellemek ne kadar uzak bir mesele. Azâbın kaldırılmasından önce daha büyük ikazlar görmüşler, iman etmemişlerdi. Üstelik kendilerine hak dini, şeriatı açıklayan bir de Rasul gelmişti.

Ahmet Varol

Onlar için öğüt almak nerede? Oysa kendilerine açıklayıcı bir peygamber gelmişti.

Ali Bulaç

Onlar için öğüt alıp düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.

Ali Fikri Yavuz

Onlar için düşünmek, ibret almak nerede? Doğrusu kendilerine apaçık anlatan bir Peygamber geldi de,

Ali Rıza Safa

Nasıl öğüt alacaklar? Üstelik onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.

Bayraktar Bayraklı

Bu öğüt, kıyamet anında onlara ne fayda sağlar ki? Çünkü daha önce hakikati ortaya apaçık olarak koyan bir peygamber gelmişti.

Bekir Sadak

(13-14) Nerde onlarda ogut almak? Kendilerine gercegi aciklayan bir peygamber gelmisti ve ondan yuz cevirmisler, «Belletilmis bir deli» demislerdi.

Celal Yıldırım

(13-14) Onların düşünüp ibret alması nerede ? Gerçekten kendilerine (Hakk'ı) açıklayan bir peygamber geldiği halde onlar O'ndan yüzçevirdiler de «öğretilmiş bir deli» dediler.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

(13-14) Kendilerine apaçık bir elçi geldiği, sonra ondan yüz çevirerek, “Bu, kendisine bazı şeyler öğretilmiş bir deli!” dedikleri halde onlar mı bundan ibret alıp akıllarını başlarına toplayacaklar!

Diyanet İşleri

Nerede onlarda öğüt almak?! Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir peygamber gelmişti.

Diyanet İşleri (eski)

(13-14) Nerde onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti ve ondan yüz çevirmişler, 'Belletilmiş bir deli' demişlerdi.

Diyanet Vakfi

Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Onlar için bunu düşünüp öğüt almak nerede? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir de peygamber gelmişti.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Onlara düşünmek, ibret almak nerede? Kendilerine apaçık anlatan bir peygamber geldi de,

Elmalılı Hamdi Yazır

Onlara düşünmek, ıbret almak nerede? Kendilerine apaçık anlatan bir Resul geldi de

Erhan Aktaş

Nerede öğüt almak! Oysaki onlara apaçık bir Resul gelmişti.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Nerede öğüt almak! Oysaki onlara apaçık bir resul gelmişti.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Nerede öğüt almak! Oysaki onlara açıklayan bir rasul gelmişti.

Fizilal-il Kuran

Artık onlar nasıl düşünüp öğüt alacaklar? Öğüt alma zamanı geçti. Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.

Gültekin Onan

Onlar için öğüt alıp düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir elçi gelmişti.

Hamdi Döndüren

Artık onlar, nasıl düşünüp öğüt alacaklar? Oysa kendilerine gerçeği açıklayan bir elçi gelmişti.

Hasan Basri Çantay

Onlar için düşünüb ibret almak nerede? Kendilerine (hakıykatleri) açıklayan bir peygamber geldiği halde.

Hasib Asutay

Nerede onlarda öğüt almak? Oysa kendilerine (gerçeği) açıklayan bir elçi gelmişti.

Hayrat Neşriyat

Nerede onlarda ibret almak? Hâlbuki kendilerine gerçekten apaçık beyân eden bir peygamber gelmişti.

İbni Kesir

Nerede onlarda öğüt almak? Kendilerine gerçeği açıklayan bir peygamber gelmişti.

Mehmet Okuyan

Bu hatırlamanın onlara ne yararı olabilir ki! Oysa kendilerine (gerçeği ulaştıran) apaçık bir elçi gelmişti.

Muhammed Esed

(Ama) bu hatırlama (Son Saat'te) onlara ne fayda sağlar ki? Çünkü onlara daha önce hakikati apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti,

Mustafa İslamoğlu

Şimdi bu hatırlama, onlara nasıl bir yarar sağlar ki? Zira kendilerine hakikati apaçık ortaya koyan bir elçi gelmişti de,

Ömer Nasuhi Bilmen

(13-14) Onlar için öğüt almak nerede! Halbuki, muhakkak onlara apaçık bildiren bir peygamber geldi. Sonra ondan yüz çevirdiler ve «Öğretilmiş bir mecnûndur,» dediler.

Ömer Öngüt

Nerede onlarda düşünüp öğüt almak? Oysa onlara apaçık bir peygamber gelmişti.

Suat Yıldırım

(13-14) Onlar nerede, iman nerede! Onlar ibret alan, hisse kapan insanlar değil. Böyle olmadıkları için, gerçekleri apaçık anlatan Peygamber geldiği halde ona sırtlarını döndüler de: "Bu, başkaları tarafından bir şeyler belletilmiş delinin teki!" dediler.

Süleyman Ateş

Artık onlar nasıl düşünüp öğüt alacaklar (öğüt alma zamanı geçti)? Oysa kendilerine apaçık bir elçi gelmişti.

Süleymaniye Vakfı

(Azabı gördüklerinde) bilgilerinin onlara ne faydası olacak ki! Halbuki bunlara, her şeyi ortaya koyan bir elçi gelmişti.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Akıllarını nereden başlarına alacaklar ki? Onlara her şeyi ortaya koyan bir elçi geldi.

Şaban Piriş

-Onlar nereden öğüt alacaklar? Kendilerine apaçık bir elçi gelmişti.

Tefhim-ul Kuran

Onlar için öğüt alıp düşünmek nerede? Onlara, açıklayan bir peygamber gelmişti.

Ümit Şimşek

Onlar nerede, öğüt almak nerede? Halbuki onlara herşeyi açıkça bildiren bir peygamber gelmişti.

Yaşar Nuri Öztürk

Nerede onlarda öğüt almak? Yemin olsun, delillerle açıklayan bir resul gelmişti onlara.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar necə öyüd-nəsihət eşidə bilərlər ki, artıq onlara açıq-aşkar bir peyğəmbər gəlsə də,

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onlara hara, öyüd-nəsihət eşitmək hara?! Halbuki onlara açıq-aşkar bir peyğəmbər gəldi,

Almanca (2)

Almanca — Der Edle Quran

Wie soll ihnen (jetzt) die Selbstbesinnung nützen, wo bereits ein deutlicher Gesandter zu ihnen kam,

Almanca — M. A. Rassoul

Wie können sie lernen, wo doch ein aufklärender Gesandter zu ihnen gekommen ist?

English (26)

Abdel Khalek Himmat

But in what way and by what means will they be brought to their senses and keep their promise of submitting to Our Authority with hearts reflecting religious and spiritual virtues once they have been delivered from distress. They have denied Our Messenger who brought them the spirit of truth guiding people into all truth.

Abdul Haleem

How will this [sudden] faith benefit them? When a prophet came to warn them plainly,

Abdullah Yusuf Ali

How shall the message be (effectual) for them, seeing that an Messenger explaining things clearly has (already) come to them,-

Abul A'la Maududi

But how will they take heed? Such are they that a Messenger came to them clearly expounding the Truth,

Aisha Bewley

How can they expect a Reminder when a clear Messenger has already come to them?

Al-Hilali & Khan

How can there be for them an admonition (at the time when the torment has reached them), when a Messenger explaining things clearly has already come to them.

Ali Quli Qarai

What will the admonition avail them, when a manifest apostle had already come to them,

Amatul Rahman Omar

How shall they take heed (now in this condition) for there has already come to them a Great Messenger telling the right from the wrong.

Arthur John Arberry

How should they have the Reminder, seeing a clear Messenger already came to them,

Bijan Moeinian

It will be too late to believe then; God’s Prophet did already warned them.

E. Henry Palmer

How can they have the reminder (now), when they have had a plain apostle,

Edip-Layth

How is it that now they remember, while a clarifying messenger had come to them?

George Sale

How should an admonition be of avail to them in this condition; when a manifest apostle came unto them,

Hamid S. Aziz

How can they remember (or understand Allah or the message), when a Messenger making clear (the truth) had already come to them,

Mahmoud Ghali

However could they have the Reminding, and an evident Messenger has already come to them,

Marmaduke Pickthall

How can there be remembrance for them, when a messenger making plain (the Truth) had already come unto them,

Mohamed Ahmed - Samira

How can a warning benefit them? The Apostle who explained all things clearly had come to them,

Muhammad Asad

[But] how shall this remembrance avail them [at the Last Hour], seeing that an apostle had pre­viously come unto them, clearly expounding the truth,

Mustafa Khattab

How can they be reminded when a messenger has already come to them, making things clear,

Progressive Muslims

How is it that now they remember, while a clarifying messenger had come to them

Sahih International

How will there be for them a reminder [at that time]? And there had come to them a clear Messenger.

Sam Gerrans

How should they have the reminder when a clear messenger has come to them,

Shabbir Ahmed

How can there be another Reminder for them seeing that a Messenger had already come to them, clearly expounding the Truth? (And this Qur'an is the Eternal Reminder).

Syed Vickar Ahamed

How shall the Message be (meaningful) for them, seeing that a Messenger (the Prophet) has (already) come to them— (And is) explaining things clearly,

Taqi Usmani

How will they take lesson, while there has already come to them a messenger making things clear?

The Monotheist Group

How is it that now they remember, while a clarifying messenger had come to them?

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Dʹoù leur vient cette prise de conscience alors quʹun Messager explicite leur est déjà venu,

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Erê ma piştî ku ezab ji wan re hat ew ê çawa şîretê wergirin? Rewş ev e ku ji bo wan pêxemberekî ronak hatibû (û wan bawerî pê ne anîbû).

Hollandaca (2)

Hollandaca — Salomo Keyzer

Wat heeft onze vermaning hen in dezen toestand gebaat, toen een duidelijke gezant tot hen kwam.

Hollandaca — Siregar

Hoe zullen zij zich laten vermanen, terwijl er reeds een duidelijke Boodschapper tot hen is gekomen?

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Как же для них (будет) увещание [напоминание] (после пришедшего к ним наказания), когда уже приходил к ним разъясняющий посланник [Мухаммад]?

Rusça — Osmanov

Но не поможет им увещевание! Ведь приходил к ним посланник, ясно [увещевавший],

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Men varifrån skall den påminnelse komma som påverkar dem? Ett sändebud har ju kommit till dem och klart framfört sitt budskap;