Andolsun! Başına gelen bir zarardan sonra kendisine tarafımızdan bir rahmet tattırsak mutlaka "Bu benim hakkımdır, Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Andolsun, Rabbime döndürülürsem, şüphesiz O'nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır" der. Andolsun, biz inkar edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve andolsun, onlara mutlaka ağır azaptan tattıracağız.

وَلَئِنْ اَذَقْنَاهُ رَحْمَةً مِنَّا مِنْ بَعْدِ ضَرَّاءَ مَسَّتْهُ لَيَقُولَنَّ هٰذَا لِي وَمَا اَظُنُّ السَّاعَةَ قَائِمَةً وَلَئِنْ رُجِعْتُ اِلٰى رَبِّي اِنَّ لِي عِنْدَهُ لَلْحُسْنٰى فَلَنُنَبِّئَنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا بِمَا عَمِلُوا وَلَنُذِيقَنَّهُمْ مِنْ عَذَابٍ غَلِيظٍ

ve le in eƶeḳnāhu raHmeten minnā min beǎ'di Derrā'e messethu le yeḳūlenne hāƶā lī ve mā eZunnu s-sāǎte ḳāimeten ve le in ruciǎ'tu ilā rabbī inne lī ǐndehu le l-Husnā fe le nunebbienne (e)lleƶīne keferū bimā ǎmilū ve le nuƶīḳannehum min ǎƶābin ğalīZin

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَلَئِنْve le inve eğer
2اَذَقْنَاهُeƶeḳnāhuذ و قTadmak, tatmak, tat, zevk, hoşa giden şey, beğeni, damak tadı, keyif, hoşlanmak, zevk almak, haz duymak, estetik duygubiz ona taddırırsak
3رَحْمَةًraHmetenر ح مmerhamet etmek, şefkat göstermek, severek ve acıyarak korumak. Yufka yürekli olmak, acımak, birinin üzüntüsüne ortak olmak. Acınacak durumda bulunan kimseye yönelik yufka yüreklilik ve şefkat. Lütufta bulunma.bir rahmet
4مِنَّاminnākendimizden
5مِنْmin
6بَعْدِbeǎ'diب ع دsonra, ardından, ardından gelen, uzaklık, öteye, bir şeyin ardından, geçiş, uzak olmak, geçmek, gecikmesonra
7ضَرَّاءَDerrā'eض ر رZarar vermek/incitmek/yaralamak/acı çektirmek, rahatsızlık vermek, sinir etmek, kötülük, zorluk, kıtlık, zamanın değişkenliği, hastalık/ölüm, kayıp/sıkıntı/zorluk, zorlamak, zorla sürmek, zorunluluktan hareket etmekbir zarardan
8مَسَّتْهُmessethuم س سElle bir şeye dokunmak veya hissetmek, bir şeye müdahale veya engel olmadan dokunmak, vurmak veya çarpmak, etkilemek veya başına gelmek, üzücü olmak veya başarılması zor olmak.ona dokunan
9لَيَقُولَنَّle yeḳūlenneق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveleelbette der ki
10هٰذَاhāƶābu
11لِيbenim hakkımdır
12وَمَاve māve
13اَظُنُّeZunnuظ ن نDüşünmek, varsaymak, şüphe etmek, farz etmek, zannetmek, inanmak, bilmek, hayal etmek, şüphelenmek, varsayımsal olmak, kişinin gözlemlerine dayanarak bir şeyden emin olmak. Genel bir kural olarak bu fiil çoğunlukla 'anna veya 'an ile kullanılır, bu da emin olmak anlamına gelir.sanmıyorum
14السَّاعَةَs-sāǎteس و عKötü olmak, fesat çıkarmak, kötülük etmek, günah işlemek, zarar vermek, üzmek, incitmek, fenalık yapmak, kızmak, öfkelenmek, kabalaşmak, çirkinleşmek, hoşa gitmemek, mutsuz etmek, rahatsız etmek, zorlaştırmakkıyametin
15قَائِمَةًḳāimetenق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhkopacağını
16وَلَئِنْve le ineğer
17رُجِعْتُruciǎ'tuر ج عgeri dönmek, kapatmak, (bir kimseye) itham etmek, geri gelmek, tekrarlamak, cevap vermek, cevap getirmek, geri getirilmek. raji'un - geri dönen. murji'un - dönüş, sonuç. taraja'a (vb. 6) - birbirine dönmek.götürülmüş olsam bile
18اِلٰىilā
19رَبِّيrabbīر ب بUsta ve efendi olan, toparlayan, bir araya getiren, sahip olan/elinde tutan, kural, yükseltmek, yetiştirmek, korumak, şef, gardiyan, düzenleyen, belirleyen, bekçi, sağlayan, esirgeyen, koruyan, mükemmelleştiren, ödüllendiren, yaratan, sürdüren, özellikleri yeniden düzenleyen, geliştiren, büyümenin kural ve kanunlarını belirleyen, bir şeyi tamamlanma hedefine ulaşıncaya kadar birbirini takip eden en uygun koşullarlarla karşı karşıya getirerek teşvik eden, derece derece tamamlanmaya doğru götüren, kim ki bir şeye sahip olur onun rabbidir. Türkçe’ye girmiş türevler : erbap, rabbena, rabbi, terbiye, murabba, mürebbi, mürebbiye, rabbani, rabbi, rabbülalemin, yarabbi ~ Aram rab, rabbā רַב/רַבָּא 1. büyük (sıfat), 2. ulu kişi, efendi < Aram #rb רב büyük olma, artma, büyüme = Akad rabū büyükRabbime
20اِنَّinnemuhakkak
21لِيbenim için vardır
22عِنْدَهُǐndehuع ن دEdat: burada, ile, tarafından, noktasında, hakkında, -den/-dan, huzurunda. Kelime yakınlık fikrini ifade eder, ister sahiplik anlamında fiili olsun ister düşünsel olsun, ayrıca rütbe veya haysiyet veya görüş, zaman ve yer anlamını ifade eder. Doğru yoldan çıkmak, gerilemek, sapmak, asi olmak, zorba, karşı çıkan, inatçı direnmek, sınırları aşmak.O'nun yanında
23لَلْحُسْنٰىle l-Husnāح س نYakışıklı olmak, iyi olmak, iyi/güzel/hoş/memnun edici görünmek, mükemmel olmak, bir şeyi iyi veya güzel yapmak/kılmak, bir şeyi güzelleştirmek/süslemek/bezemek, iyilikte çabalamak veya rekabet etmek, iyi yapmak veya iyi davranmak, bir kişiye karşı iyilikle veya hoş bir şekilde davranmak, bir kişiye fayda veya faydalar sağlamak, bir kişiyle nazik davranmak, bir şeyi iyi bilmek, kendini güzelleştirmek/süslemek/bezemek, bir kişiyi iyi/güzel/hoş olarak görmek/saymak/değerlendirmek.daha güzel şeyler
24فَلَنُنَبِّئَنَّfe le nunebbienneن ب اyüksek olmak, yüce olmak, yüceltilmek/yükseltilmek, bilgilendirmek/haberdar etmek, alçak sesle/tonda konuşmak, ağlamak, havlamak, peygamberlik armağanı, peygamberbiz mutlaka haber vereceğiz
25الَّذِينَ(e)lleƶīnekimselere
26كَفَرُواkeferūك ف رGizlemek, örtmek, reddetmek, inanmamak, müteşekkir olmamak, şükran duymamak, nankörlük etmek, tanımamak, inkar, imansız, siyah at, karanlık gece, ekici / çiftçi. Türkçe’ye girmiş türevler : kâfir, küfür, kefere, küffar, tekfir, kefaretinkar edenlere
27بِمَاbimā
28عَمِلُواǎmilūع م لiş, işlem, eylem, yapmak/hareket etmek/çalışmak/işletmek/inşaa etmek/üretmek, bir el sanatı uygulama, aktif olmak Türkçe’ye girmiş türevler : amel, aksülamel, amal, ameliyat, amil (amele), imal, istimal (müstamel, suistimal), mamul, muamele, teamül, imalatyaptıklarını
29وَلَنُذِيقَنَّهُمْve le nuƶīḳannehumذ و قTadmak, tatmak, tat, zevk, hoşa giden şey, beğeni, damak tadı, keyif, hoşlanmak, zevk almak, haz duymak, estetik duyguve mutlaka taddıracağız
30مِنْmin-dan
31عَذَابٍǎƶābinع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12azab-
32غَلِيظٍğalīZinغ ل ظKalın, kaba, hantal, kaba, pürüzlü, sertlik/katılık, güç, ciddi, şiddet, sertkaba

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve andolsun ki bir sıkıntıdan sonra katımızdan bir rahmet tattırsak ona, bu der, zâten benim hakkım ve hiç sanmıyorum ki kıyâmet kopsun ve andolsun ki Rabbimin tapısına dönüp varsam bile hiç şüphesiz, onun katında daha güzel bir lütuf var bana; artık biz de, andolsun ki kâfir olanlara, neler yaptıklarını elbette haber veririz ve elbette onlara çok ağır azâbı tattırırız.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve andolsun ki bir sıkıntıdan sonra katımızdan bir rahmet tattırsak ona, bu der, zâten benim hakkım ve hiç sanmıyorum ki kıyâmet kopsun ve andolsun ki Rabbimin tapısına dönüp varsam bile hiç şüphesiz, onun katında daha güzel bir lütuf var bana; artık biz de, andolsun ki kâfir olanlara, neler yaptıklarını elbette haber veririz ve elbette onlara çok ağır azâbı tattırırız.

Adem Uğur

Andolsun ki, kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet tattırırsak: Bu, benim hakkımdır, kıyametin kopacağını sanmıyorum, Rabbime döndürülmüş olsam bile muhakkak O'nun katında benim için daha güzel şeyler vardır, der. Biz, inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve muhakkak onlara ağır azaptan tattıracağız.

Ahmed Hulusi

Andolsun ki eğer ona (insana), isabet etmiş bir sıkıntıdan sonra rahmetimizi tattırsak, elbette şöyle diyecektir: "Bu, benim hakkımdır. . . O Saat'in (kıyametin) olacağını da zannetmiyorum. . . Andolsun ki eğer Rabbime rücu ettirilirsem, zaten muhakkak ki O'nun indinde en güzeli benimdir!". . . Andolsun ki hakikat bilgisini inkar edenlere yaptıkları şeyleri haber vereceğiz. . . Andolsun ki onlara ağır azaptan tattıracağız.

Ahmet Tekin

Andolsun ki, kendisine dokunan bir zarardan sonra, biz ona tarafımızdan bir rahmet tattırsak, 'Bu benim hakkımdır. Kıyametin kopacağı ânın gerçekleşeceğini sanmıyorum. Rabbimin huzuruna götürülerek hesaba çekilsem bile, kesinlikle O’nun katında bana güzel muamele edilir' der. Biz kulluk sözleşmesindeki ortak taahhütlerini, Allah’a iman, kulluk ve sorumluluk bilincini şuur altına iterek örtbas edip inkârda ısrar edenleri, yaptıklarını birer birer ortaya koyarak hesaba çekeriz. Mutlaka onlara ağır azaplar tattıracağız.

Ahmet Varol

Andolsun ki, kendine dokunan bir darlıktan sonra tarafımızdan ona bir rahmet tattırsak muhakkak: 'Bu benim hakkımdır. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Andolsun, Rabbime döndürülecek olsam bile, benim için O'nun katında en güzel (nimet) vardır' der. Ama andolsun ki, inkar edenlere yaptıklarını haber vereceğiz ve andolsun ki, onlara kaskatı bir azaptan tattıracağız.

Ali Bulaç

Oysa ona dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet taddırsak, mutlaka: "Bu benim (hakkım)dır. Ve ben kıyamet saatinin kopacağını da sanmıyorum; eğer Rabbime döndürülsem bile, muhakkak O'nun katında benim için daha güzel olanı vardır." der. Ama andolsun biz, o kafirlere yaptıklarını haber vereceğiz ve andolsun onlara, en kaba bir azabtan taddıracağız.

Ali Fikri Yavuz

Eğer ona dokunan bir sıkıntıdan sonra, tarafımızdan kendisine bir rahmet taddırırsak, mutlak şöyle der: “-Bu benim hakkım, kıyametin kopacağını zannetmiyorum. (Eğer müslümanların dediği gibi) Rabbime döndürülecek olursam, muhakkak benim için O’nun katında iyi halden en güzeli (cennet) var.” Fakat biz, o kâfir olanlara ne yaptıklarını haber vereceğiz ve onlara muhakkak şiddetli bir azab taddıracağız.

Ali Rıza Safa

Başına gelen bir zorluktan sonra, tarafımızdan bir rahmet tattırsak, kesinlikle, şöyle der: "İşte bu, zaten benimdi. Evrenlerin sonunun geleceğini de sanmıyorum. Efendime geri gönderilirsem de O'nun katında, benim için kesinlikle güzel şeyler vardır!" Nankörlük edenlere, yaptıklarını kesinlikle bildireceğiz. Üstelik yaman bir cezayı, onlara kesinlikle tattıracağız.

Bayraktar Bayraklı

Başına gelen sıkıntıdan sonra, katımızdan ona bir rahmet tattırdığımızda, "Bu benim hakkımdır. Ben kıyametin kopacağını sanmıyorum. Rabbime döndürülmüş olsam bile elbette O'nun katında benim için daha güzel şeyler vardır" der. Biz, böylesi inkarcılara kesinlikle yaptıklarını bildireceğiz. Onlara ağır bir azap tattıracağız.

Bekir Sadak

Başına gelen sıkıntıdan sonra tarafımızdan kendisine bir rahmet tattıracak olursak, «elbette bu benim hakkımdır. Kıyâmet'in kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbıma döndürülecek olursam, elbette benim için O'nun yanında daha güzeli vardır» der. And olsun ki biz, elbette o inkâr edenlere neler yaptıklarını haber vereceğiz ve kendilerine çok ağır bir azâbdan elbette tattıracağız.

Celal Yıldırım

Başına gelen sıkıntıdan sonra, kendisine katımızdan bir rahmet tattırsak: 'Bu benim hakkımdır; kıyametin kopacağını sanmıyorum. Rabbime döndürülürsem, O'nun katında and olsun ki, benim için daha güzel şeyler vardır' der. İnkar edenlere, işlediklerini, and olsun ki bildireceğiz. Onlara and olsun ki çetin bir azap tattıracağız.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Uğradığı bir sıkıntıdan sonra ona tarafımızdan bir nimet tattırsak mutlaka şöyle diyecektir: “Bu benim hakkımdır; ayrıca kıyametin kopacağını sanmıyorum ama, dönüp rabbime varacak olsam bile,O’nun huzurunda benim için güzel şeyler bulunduğundan eminim.”Biz, inkâra sapanlara neler yaptıklarını mutlaka açık seçik bildireceğiz ve onlara kesinlikle ağır bir ceza tattıracağız.

Diyanet İşleri

Andolsun! Başına gelen bir zarardan sonra kendisine tarafımızdan bir rahmet tattırsak mutlaka "Bu benim hakkımdır, Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Andolsun, Rabbime döndürülürsem, şüphesiz O'nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır" der. Andolsun, biz inkar edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve andolsun, onlara mutlaka ağır azaptan tattıracağız.

Diyanet İşleri (eski)

Başına gelen sıkıntıdan sonra, kendisine katımızdan bir rahmet tattırsak: 'Bu benim hakkımdır; kıyametin kopacağını sanmıyorum. Rabbime döndürülürsem, O'nun katında and olsun ki, benim için daha güzel şeyler vardır' der. İnkar edenlere, işlediklerini, and olsun ki bildireceğiz. Onlara and olsun ki çetin bir azap tattıracağız.

Diyanet Vakfi

Andolsun ki, kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet tattırırsak: Bu, benim hakkımdır, kıyametin kopacağını sanmıyorum, Rabbime döndürülmüş olsam bile muhakkak O'nun katında benim için daha güzel şeyler vardır, der. Biz, inkâr edenlere yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve muhakkak onlara ağır azaptan tattıracağız.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Andolsun ki kendisine dokunan bir zarardan sonra, biz ona tarafımızdan bir rahmet tattırsak, O: «Bu benim hakkımdır, kıyametin kopacağını da sanmıyorum, Rabbime döndürülmüş olsam bile mutlaka O'nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır» der. Biz o inkâr edenlere yaptıkları şeyleri mutlaka haber vereceğiz ve onlara ağır bir azap tattıracağız.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Şayet kendisine dokunan bir sıkıntıdan sonra, ona tarafımızdan bir rahmet tattırırsak mutlaka der ki: "Bu benim hakkımdır. Kıyametin başıma dikileceğini (kopacağını) de sanmıyorum. Faraza Rabbime döndürülecek olursam mutlaka benim için O'nun yanında daha güzeli vardır." Fakat o zaman Biz o inkar edenlere ne yaptıklarını haber vereceğiz ve onlara mutlaka yoğun bir azap tattıracağız.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve şayed ona dokunan bir sıkıntıdan sonra tarafımızdan bir rahmet tattırırsak mutlak der ki: bu benim hakkım ve zannetmem ki saat başıma dikilmiş olsun, bilfarz rabbıma döndürülecek olursam muhakkak benim için onun yanında daha güzeli vardır, fakat o vakıt biz o küfredenlere ne yaptıklarını haber vereceğiz ve onlara muhakkak yoğun bir azab tattıracağız

Erhan Aktaş

Fakat kendisine dokunan sıkıntıdan sonra, ona Tarafımızdan bir rahmet tattırsak: "Bu benim hakkımdır. Ve Sa'at'ın geleceğini de sanmıyorum. Gelse bile, Rabb'imin huzuruna çıkarılacak olursam, O'nun yanında kesinlikle benim için en iyisi vardır." der. O zaman, Kafirlere yaptıklarını kesinlikle bildireceğiz ve onlara kesinlikle ağır bir cezadan tattıracağız.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Fakat kendisine dokunan sıkıntıdan sonra, ona Tarafımızdan bir rahmet tattırsak: "Bu benim hakkımdır. Ve Sa'at'ın geleceğini de sanmıyorum. Gelse bile, Rabb'imin huzuruna çıkarılacak olursam, O'nun yanında kesinlikle benim için en iyisi vardır." der. O zaman, Kafirlere yaptıklarını kesinlikle bildireceğiz ve onlara kesinlikle ağır bir cezadan tattıracağız.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Fakat kendisine dokunan sıkıntıdan sonra, ona Tarafımızdan bir rahmet tattırsak: "Bu benim hakkımdır. Ve Saat'ın geleceğini de sanmıyorum. Gelse bile, Rabb'imin huzuruna çıkarılacak olursam, O'nun yanında kesinlikle benim için en iyisi vardır." der. O zaman, gerçeği yalanlayan nankörlere, yaptıklarını kesinlikle bildireceğiz ve onlara kesinlikle ağır bir cezadan tattıracağız.

Fizilal-il Kuran

Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet taddırırsak: «Bu benim hakkımdır; kıyametin kopacağını sanmıyorum. Rabb'ime götürülmüş olsam bile muhakkak O'nun yanında benim için güzel şeyler vardır» der. Biz inkar edenlere, yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve mutlaka onlara acı azabdan taddıracağız.

Gültekin Onan

Oysa ona dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet tattırsak, mutlaka: "Bu benim (hakkım)dır. Ve ben kıyamet saatinin kopacağını da sanmıyorum eğer rabbime döndürülsem bile, muhakkak O'nun katında benim için daha güzel olanı vardır." der. Ama andolsun biz, o küfredenlere yaptıklarını haber vereceğiz ve andolsun onlara, en kaba bir azabtan tattıracağız.

Hamdi Döndüren

Andolsun, kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet tattırsak o, “Bu benim hakkımdır, kıyametin kopacağını sanmıyorum, Rabbime götürülmüş olsam bile, O’nun katında da, benim için daha güzel şeyler vardır!” der. Biz inkâr edenlere, yaptıklarını mutlaka bildireceğiz ve onlara elbette ağır azaptan tattıracağız!

Hasan Basri Çantay

Andolsun ki şayed ona dokunan bir sıkıntıdan sonra kendisine bizden bir rahmet tatdırırsak mutlakaa "Bu, benim hakkımdır. Kıyametin kopacağını zannetmiyorum. Andolsun ki Rabbime döndürül (üb götürül) sem bile hiç şübhesiz, Onun nezdinde benim için daha güzel (hal) vardır" der. Fakat biz, andolsun, o küfredenlere neler yapdıklarını elbette haber vereceğiz. Onlara, andolsun, en çetin bir azabdan tatdıracağız.

Hasib Asutay

Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet tattırsak, 'Bu benim hakkımdır, kıyametin kopacağını sanmıyorum, Rabbime döndürülmüş olsam bile muhakkak O'nun katında benim için daha güzel şeyler vardır' der. Biz o inkâr edenlere, yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve muhakkak onlara ağır azaptan tattıracağız.

Hayrat Neşriyat

Yemîn olsun ki, eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra ona tarafımızdan bir rahmet tattırsak, mutlaka: 'Bu (zâten) benim hakkımdır; kıyâmetin kopacak bir şey olduğunu da sanmıyorum; hem (Müslümanların dedikleri gibi) Rabbime döndürülecek olsam bile, muhakkak O’nun yanında (da) benim için daha güzeli vardır' der. Artık (biz,) inkâr edenlere yaptıklarını (o gün) mutlaka haber vereceğiz ve mutlaka onlara (pek) şiddetli bir azabdan tattıracağız.

İbni Kesir

Oysa ona dokunan bir sıkıntıdan sonra kendisine katımızdan bir rahmet tattırırsak; muhakkak: Bu, benim hakkımdır, kıyametin kopacağını sanmıyorum. Rabbıma döndürülürsem, muhakkak ki O'nun nezdinde de güzel şeyler bulacağım, der. Andolsun ki; Biz, küfredenlere yaptıklarını muhakkak bildireceğiz. Ve andolsun ki; Biz, onlara muhakkak ağır bir azab tattıracağız.

Mehmet Okuyan

Şüphesiz ki kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet (bolluk) tattırırsak “Bu benim hakkımdır; o (Son) Saat’in gerçekleşeceğini de sanmıyorum; Rabbime döndürülmüş olursam bile şüphesiz ki O’nun katında benim için daha güzel (şeyler) vardır!” der. Kâfir olanlara (dünyada) yaptıklarını elbette bildireceğiz; onlara ağır azaptan elbette tattıracağız.

Muhammed Esed

Ama başına bir bela geldikten sonra kendisine rahmetimizden tattırırsak, emin bir şekilde "Bu zaten benim hakkımdır!" der; ve devam eder, "Son Saat'in geleceğini de sanmıyorum: ama eğer (gelirse ve) ben Rabbime döndürülürsem, O'nun katında beni mutlak bir güzellik bekler!" Fakat hakikati inkara şartlanmış olanlara (Hesap Günü) yaptıkları her şeyi apaçık gösterecek ve onlara (bu şekilde) şiddetli bir azap tattıracağız.

Mustafa İslamoğlu

Ama uğradığı bu musibetin ardından eğer katımızdan bir rahmet tattıracak olsak, tutar der ki: "Bu zaten benim hakkımdı; hem Son Saat'in kopacağını da sanmam ya! Bir ihtimal Rabbime döndürülürsem, beni O'nun katında maluk güzelliklerin beklediğinden kesinlikle eminim." Sonuçta inkarda ısrar edenlere elbet yaptıklarını bir bir haber vereceğiz ve onları kesinlikle altında ezilecekleri bir azaba mahkum edeceğiz.

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve eğer ona dokunan bir sıkıntıdan sonra tarafımızdan bir rahmet tattırırsak elbette diyecektir ki: «Bu, benim içindir ve zannetmem ki, Kıyamet kâim olacak olsun. Ve Eğer Rabbime döndürülür isem şüphe yok ki, kendim için O'nun yanında bir iyilik vardır.» Fakat o küfre düşmüş olanlara ne yapmış olduklarını elbette haber vereceğiz. Ve elbette onlara pek ağır bir azaptan tattıracağızdır.

Ömer Öngüt

Eğer başına gelen zarardan sonra tarafımızdan kendisine bir rahmet tattıracak olursak: "Bu benim hakkımdır. Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Şayet Rabbime döndürülecek olsam bile, O'nun katında benim için daha güzel şeyler vardır. " der. Andolsun ki biz o inkâr edenlere yaptıklarını elbette haber vereceğiz ve onlara çok ağır bir azaptan elbette tattıracağız.

Suat Yıldırım

Başına gelen bir sıkıntıdan sonra, tarafımızdan ona nimet tattırırsak: "Bu benim hakkımdı zaten, Kıyametin geleceğini de pek zannetmem. Ama olur da (müminlerin dediği gibi), Rabbimin huzuruna götürülecek olsam bile, O’nun yanında en güzel ne varsa o da benim olur, (hiç tereddüdünüz olmasın)!" der. Biz elbette o kâfirlere, dünyada yapmış oldukları her şeyi tek tek bildireceğiz ve onlara şiddetli bir azap tattıracağız.

Süleyman Ateş

Eğer kendisine dokunan bir zarardan sonra biz ona bir rahmet taddırırsak: "Bu benim hakkımdır; kıyametin kopacağını sanmıyorum; (kıyamet kopsa da) Rabbime götürülmüş olsam bile muhakkak O'nun yanında benim için daha güzel şeyler vardır" der. Biz, o nankörlere, yaptıklarını mutlaka haber vereceğiz ve mutlaka onlara kaba azabdan taddıracağız.

Süleymaniye Vakfı

Çektiği darlıktan sonra ona tarafımızdan bir ikram tattırsak kesinlikle şöyle der: "Bu bana özeldir. O saatin /mezardan kalkış saatinin geleceğini sanmam ama olur da Rabbimin huzuruna çıkarılırsam kesinlikle bana bundan daha güzeli verilir." Şurası kesin ki, nankörlük edenlere, neler yaptıklarını bildireceğiz, elbette onlara ağır bir azap tattıracağız.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Başına gelen sıkıntıdan sonra ona ikramda bulunsak der ki "Bu bana özeldir; artık geçti, kıyamet saati diye bir şeyin olacağını da o günlerin bir daha geleceğini de sanmam. Rabbimin huzuruna çıkarılacak olsam bile benim için çok güzel şeyler verilir." Nankörlük edenlere, neler yaptıklarını elbette bildireceğiz, elbette onlara ağır bir azap tattıracağız.

Şaban Piriş

Kendisine dokunan bir zarardan sonra, ona biz, bir rahmet tattırırsak hemen şöyle der: -Bu benim hakkımdır, kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Eğer Rabbime döndürülürsem, onun yanında, benim için daha iyisi vardır. Nankörlere elbette yaptıklarını haber vereceğiz ve en ağır azabı onlara tattıracağız.

Tefhim-ul Kuran

Oysa ona dokunan bir zarardan sonra tarafımızdan bir rahmet taddırsak, mutlaka: «Bu benim (hakkım)dır. Ve ben kıyamet saatinin kopacağını da sanmıyorum eğer Rabbime döndürülsem bile, muhakkak O'nun katında benim için daha güzel olanı vardır.» der. Ama andolsun biz, o kâfirlere yapmakta olduklarını haber vereceğiz ve andolsun onlara, en kaba bir azabtan tattıracağız.

Ümit Şimşek

Başına gelen kötülükten sonra ona rahmetimizi tattıracak olsak, bu defa da 'Bu benim hakkımdır,' der. 'Kıyametin kopacağını da hiç sanmıyorum ya; Rabbimin huzuruna çıkarılacak olsam bile mutlaka Onun katında benim için bundan daha güzeli vardır.' Biz o kâfirlere yaptıklarını haber verecek ve şiddetli bir azabı tattıracağız.

Yaşar Nuri Öztürk

Eğer kendisine dokunan bir zorluktan/zarardan sonra bizden bir rahmet tattırsak, yemin olsun şöyle diyecektir: "Bu benim hakkım! Kıyametin kopacağını da sanmıyorum. Rabbime döndürülmüş olsam da şüphesiz, O'nun katında benim için şaşmaz güzellikler vardır." Yemin olsun, biz o nankörlük edenlere, yapıp ettiklerini haber vereceğiz. Yemin olsun, o çetin azabı onlara tattıracağız.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Başına gələn bəladan sonra Özümüzdən ona bir mərhəmət daddırsaq, mütləq deyər: “Bu mənim haqqımdır və Mən o Saatın gələcəyini güman etmirəm. Rəbbimə qaytarılsam belə, Onun yanında mənim üçün ən gözəl nemət hazırlanar!” Biz kafirlərə nə etdiklərini mütləq xəbər verəcək və onlara hökmən ağır bir əzab daddıracağıq.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Başına gələn müsibətdən sonra dərgahımızdan ona bir mərhəmət əta etsək (dadızdırsaq), mütləq: ″Bu elə mənim haqqımdır. Qiyamətin (qiyamət saatının) qopacağını güman etmirəm. Doğrudan da, əgər Rəbbimin hüzuruna qaytarılıb gətirilsəm, Onun dərgahında məni ən gözəl neʼmət (Cənnət) gözləyir!″ – deyər. Biz kafir olanlara (dünyada) nə etdiklərini mütləq (bir-bir) xəbər verəcək və sözsüz ki, onlara şiddətli bir əzab daddıracağıq.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Wenn Wir ihn nach einem Unheil Barmherzigkeit von Uns erleben lassen, wird er sagen: ʺDas steht mir wohl zu. Ich glaube nicht, daß die Stunde des Jüngsten Gerichts kommen wird. Sollte ich zu meinem Herrn zurückkehren, werde ich bei Ihm besten Lohn finden.ʺ Wir werden den Ungläubigen über ihre bösen Taten berichten und sie schwere Strafe kosten lassen.

Almanca — Der Edle Quran

Und wenn Wir ihn Barmherzigkeit von Uns kosten lassen nach Leid, das ihm widerfuhr, sagt er ganz gewiß: ʺDas steht mir zu. Und ich glaube nicht, daß die Stunde sich einstellen wird. Und wenn ich zu meinem Herrn zurückgebracht werde, werde ich sicherlich das Beste bei Ihm erhalten.ʺ Aber Wir werden denjenigen, die ungläubig sind, ganz gewiß kundtun, was sie getan haben; und Wir werden sie ganz gewiß von harter Strafe kosten lassen.

Almanca — M. A. Rassoul

Und wenn Wir ihn Unsere Barmherzigkeit kosten lassen, nachdem ihn ein Leid betroffen hat, so sagt er sicher: ʺDas steht mir zu; und ich glaube nicht, daß die Stunde kommen wird. Doch wenn ich zu meinem Herrn zurückgebracht werden sollte, dann würde ich gewiß das Beste bei Ihm finden.ʺ Aber Wir werden den Ungläubigen wahrlich alles ankündigen, was sie getan haben, und Wir werden sie si cherlich von einer harten Strafe kosten lassen.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und wenn WIRihn Gnade von Uns erfahren lassen nach einem Unglück, das ihnen zustieß, wird er sicher sagen: ʺDies ist mir! Und ich denke nicht, daß die Stunde anbrechen wird. Und würde ich zu meinem HERRN zurückgebracht, so würde für mich bei Ihm sicher das Schöne bestimmt sein.ʺ Gewiß, WIR werden denjenigen, die Kufr betrieben haben, Mitteilung über das machen, was sie taten. Und WIR werden sie doch von einer überharten Peinigung kosten lassen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And if We should extend to man Our mercy and make him taste Our benefaction and benediction following what had befallen him of a misfortune, he ventures to say: " This is the meritorious outcome of my thought which ran before my action and I doubt if the alleged Eventful Hour will ever present itself, and if I happen to be resurrected and return back to Allah, my Creator, there and then and at His hands shall I merit the desert of good. In effect there and then We will inform those who denied Allah, and refused to acknowledge His Omnipotence and Authority, of the detailed particulars of their life and We will subject them to a condign punishment which doubles their torment.

Abdul Haleem

Whenever We let him taste some of Our mercy after he has been afflicted, he is sure to say, ‘This is all my own doing: I do not think the Hour will ever come, but even if I were to be taken back to my Lord, the best reward would await me with Him.’ We shall most certainly inform the disbelievers of what they have done and give them a taste of severe torment.

Abdullah Yusuf Ali

When we give him a taste of some Mercy from Ourselves, after some adversity has touched him, he is sure to say, "This is due to my (merit): I think not that the Hour (of Judgment) will (ever) be established; but if I am brought back to my Lord, I have (much) good (stored) in His sight!" But We will show the Unbelievers the truth of all that they did, and We shall give them the taste of a severe Penalty.

Abul A'la Maududi

And if We bestow Our Mercy upon him after hardship, he will surely say: "This is what I truly deserve, and I do not believe that the Hour (of Resurrection) will ever come to pass; and if I am returned to my Lord, there too I shall enjoy the best." Surely We shall fully apprise the unbelievers of what they have done, and We shall certainly make them taste a severe chastisement.

Aisha Bewley

But if We let him taste mercy from Us after he has suffered hardship, then he says, ‘This is my due. I do not think that the Hour is going to come. And if am returned to my Lord, I will definitely find the best reward with Him.’ But We will inform those who are kafir of what they did and make them suffer a ruthless punishment.

Al-Hilali & Khan

And truly, if We give him a taste of mercy from Us, after some adversity (severe poverty or disease, etc.) has touched him, he is sure to say: "This is due to my (merit); I think not that the Hour will be established. But if I am brought back to my Lord, surely, there will be for me the best (wealth) with Him. Then, We verily, will show to the disbelievers what they have done, and We shall make them taste a severe torment.

Ali Quli Qarai

And if We let him have a taste of Our mercy after distress has befallen him, he will surely say, ‘This is my due! I do not think the Hour will ever set in, and in case I am returned to my Lord, I will indeed have the best [reward] with Him. ’ But We will surely inform the faithless about what they have done, and will surely make them taste a harsh punishment.

Amatul Rahman Omar

Yet if We show him mercy from Ourselves after he has suffered affliction, he will surely say, `This is my due. I do not believe that the (promised) Hour will (ever) come (to be established). And if I am (at all) brought back to my Lord, I shall of course, have with Him the very best (of all the goodly things). Yet (on the Day of Requital) We will surely tell those who disbelieve plainly all that they did, and accordingly We will make them suffer a terrible punishment.

Arthur John Arberry

And if We let him taste mercy from Us after hardship that has visited him, he surely says, 'This is mine; I think not the Hour is coming. If I am returned to my Lord, surely the reward most fair with Him will be mine.' Then We shall tell the unbelievers the things they have done, and assuredly We shall let them taste a harsh chastisement.

Bijan Moeinian

When God, out of mercy, changes the man’s unfortunate situation, he says: "I deserve it"; then he [becomes rebellious and] denies the Resurrection. Then he says: “If by any chance I am brought back to my Lord, I have been good enough to be rewarded.” The fact of the matter is I (God) will inform the disbelievers of all their deeds and punish them severely.

E. Henry Palmer

But if we make him taste mercy from us after distress has touched him he will surely say, 'This is for me, and I do not think the Hour is imminent; and if I be brought back to my Lord, verily, I shall surely have good with Him;' but we will inform those who misbelieve of what they have done, and we will surely make them taste wretched torment.

Edip-Layth

When We let him taste a mercy from Us after adversity had touched him, he will say, "This was by my actions, and I do not think that the moment will come to pass. Even if I am returned to my Lord, I will find at Him good things for me." Surely, We will inform the ingrates of all they had done, and We will let them taste the severe retribution.

George Sale

And if We cause him to taste mercy from Us, after affliction hath touched him, he surely saith, this is due to me on account of my deserts: I do not think the hour of judgment will ever come; and if I be brought before my Lord, I shall surely attain, with Him, the most excellent condition. But We will then declare unto those who shall not have believed, that which they have wrought; and We will surely cause them to taste a most severe punishment.

Hamid S. Aziz

And verily, if We make him taste mercy from Us after distress that has touched him, he would say, "This is of me, and I do not think the Hour will come to pass, and if I am sent back to my Lord, I shall have with Him sure good. " But We will most certainly inform the disbelievers of all that which they did, and We will most certainly make them taste of hard chastisement.

Mahmoud Ghali

And indeed, in case We cause him to taste mercy from Us even after tribulation has touched him, indeed he will definitely say, "This is for me; and in no way do I expect that the Hour is comig up. And indeed in case I am returned to my Lord, surely the fairest reward in His Providence will indeed be for me." Then indeed, We will definitely fully inform the ones who have disbelieved of whatever they have done, and indeed We will definitely let them taste of (Our) harsh torment.

Marmaduke Pickthall

And verily, if We cause him to taste mercy after some hurt that hath touched him, he will say: This is my own; and I deem not that the Hour will ever rise, and if I am brought back to my Lord, I surely shall be better off with Him - But We verily shall tell those who disbelieve (all) that they did, and We verily shall make them taste hard punishment.

Mohamed Ahmed - Samira

If We give him a taste of Our favour after some distress he has known, he says: "It was my due. I cannot imagine the Hour will come. And even if I go back to my Lord, there will surely still be the best for me with Him." We shall tell those who do not believe what they used to do, and inflict on them a heavy punishment.

Muhammad Asad

Yet whenever We let him taste some of Our grace after hardship has visited him, he is sure to say, "This is but my due!" - and, “I do not think that the Last Hour will ever come: but if [it should come, and] I should indeed be brought back unto my Sus­tainer, then, behold, the ultimate good awaits me with Him! But [on the Day of Judgment] We shall most cer­tainly give those who were bent on denying the truth full understanding of all that they ever did, and shall most certainly give them [thereby] a taste of suffering severe.

Mustafa Khattab

And if We let them taste a mercy from Us after being touched with adversity, they will certainly say, "This is what I deserve. I do not think the Hour will ˹ever˺ come. And if in fact I am returned to my Lord, the finest reward with Him will definitely be mine." But We will surely inform the disbelievers of what they used to do. And We will certainly make them taste a harsh torment.

Progressive Muslims

And when We let him taste a mercy from Us after adversity had touched him, he will Say: "This was by my actions, and I do not think that the Hour will come to pass. And even if I am returned to my Lord, I will find at Him good things for me." Surely, We will inform the rejecters of all they had done, and We will let them taste the severe retribution.

Sahih International

And if We let him taste mercy from Us after an adversity which has touched him, he will surely say, "This is [due] to me, and I do not think the Hour will occur; and [even] if I should be returned to my Lord, indeed, for me there will be with Him the best. " But We will surely inform those who disbelieved about what they did, and We will surely make them taste a massive punishment.

Sam Gerrans

And if We let him taste mercy after an affliction touches him, he will say: “This is mine; and I think not that the Hour will come — and if I am brought back to my Lord, mine will be the best with Him!” But We will inform those who ignore warning about what they did, and We will let them taste of a stern punishment.

Shabbir Ahmed

And when We let him taste Grace from Us after some hurt that has touched him, he says, "This is from, and for, me. I think not that the Time will ever rise (to go against me). And if I am indeed brought back before my Lord, then, behold, with Him is even better return for me." (I shall be favored there as I am favored here). But We certainly will tell the ungrateful all that they did. And certainly We will make them taste heavy punishment. ('Ma Li' = For me, from me. 'As-Sa'ah' = The Hour = Resurrection = Revolution = Turn of fortunes = Time (18:36)).

Syed Vickar Ahamed

And truly, if We give him a little bit of mercy from Ourselves, after some pain (and anxiety) has come to him, he is sure to say, "This is due to my (deserving it the most): I do not think that the Hour (of Judgment) will (ever) be established; But if I am brought back to my Lord, surely, I have (enough) good (stored) in His Sight!" But We will show the unbelievers the truth of all that they did, and We shall give them the taste of a severe penalty.

Taqi Usmani

And if We give him a taste of some mercy from Us after some hardship that has touched him, he will surely say, "This is my right. And I do not think the Hour (the Day of Judgment) is going to occur. And even if I am brought back to my Lord, I will surely have the best (life) with Him (too)."So, We will let the disbelievers know what they did, and let them taste a stern punishment.

The Monotheist Group

And when We let him taste a mercy from Us after hardship had touched him, he will say: "This was by my actions, and I do not think that the Hour will come to pass. And even if I am returned to my Lord, I will find at Him good things for me." Surely, We will inform the rejecters of all they had done, and We will let them taste the severe retribution.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et si nous lui faisons goûter une miséricorde de Notre part, après quʹune détresse lʹait touché, il dit certainement: ʺCela mʹest dû! Et je ne pense pas que lʹHeure se lèvera (un jour). Et si je suis ramené vers mon Seigneur, je trouverai, près de Lui, la plus belle partʺ. Nous informerons ceux qui ont mécru de ce quʹils ont fait et Nous leur ferons sûrement goûter à un dur châtiment.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Sond be, eger piştî tengezariyeke ku bi ser însên de bê, em ji cem xwe qenciyekê pê bidin tehmkirin, teqez dê bibêje: Ev, bi keda min bû û min ne bawer e ku qiyamet jî rabe. Eger ez li Xwedayê xwe vegerim jî, teqez li cem Wî ji min re ya hê spehîtir heye. Sond be, em ê wan ên ku kafir bûne bi hemû karên ku kirin her agahdar bikin û teqez em ê ji ezabê giran wan bidin çêjandin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En als Wij hem van Onze kant barmhartigheid laten proeven na rampspoed die hem getroffen heeft dan zegt hij: ʺDit komt mij toe en ik denk niet dat het uur aanstaande is en als ik naar mijn Heer word teruggebracht krijg ik bij Hem zeker het beste.ʺ Maar Wij zullen hun die ongelovig zijn meedelen wat zij deden en Wij zullen hen van een harde bestraffing laten proeven.

Hollandaca — Salomo Keyzer

En indien wij hem onze genade doen genieten, nadat hem droefenis bereikt, zegt hij zekerlijk: Dit is men mij schuldig, wegens mijne verdiensten; ik geloof niet, dat het uur des oordeels ooit zal komen, en indien ik voor mijn Heer word gebracht, zal ik zeker bij hem den uitnemendsten toestand bereiken. Maar wij zullen dan aan hen die niet geloofd hebben, datgene verklaren, wat zij verricht hebben en wij zullen hen zekerlijk de meest gestrenge straf doen ondergaan.

Hollandaca — Siregar

En als Wij hem Barmhartigheid van Ons doen proeven nadat tegenspoed hem trof, dan zal bij zeker zeggen: ʺHet komt mij toe, en ik denk niet dat het Uur zal komen, en als ik tot mijn Heer teruggekeerd zou worden, dan zou er zeker voor mij aan Zijn Zijde het goede zijn.ʺ En Wij zullen zeker aan degenen die niet geloofden mededelen wat zij hebben gedaan. En Wij zullen hen zeker een zware bestraffing doen proeven.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И непременно, если Мы дадим ему [человеку] вкусить Нашу милость (даровав какое-либо благо) после беды [болезни, бедности,...], которая коснулась его, то он, конечно, говорит (проявляя неблагодарность Аллаху): «Это – мне [это я заработал], и я не думаю, что наступит Час [настанет День Суда]. А если же я буду возвращен к своему Господу, то, конечно, для меня у Него (уготовано) наилучшее [Рай]». Мы, конечно, сообщим тем, которые стали неверующими, что они совершили, и непременно дадим им вкусить суровое наказание.

Rusça — Osmanov

А если Мы дадим ему вкусить от Нашей милости, после того как его постигла беда, то он говорит: ʺВот то, чего я достоин, и я не думаю, что настанет [Судный] час. Если же меня возвратят к моему Господу, то, несомненно, у Него для меня будет наилучшее вознаграждениеʺ. Но Мы непременно поведаем неверным о том, что они вершили, и дадим им вкусить суровой кары.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Men om Vi förbarmar Oss över henne sedan hon haft att kämpa med svårigheter, säger hon helt säkert: ʺDetta är vad som tillkommer mig och den Yttersta stunden tror jag aldrig skall komma; men (om den kommer och) jag förs åter till min Herre, kan jag helt visst vänta mig att Han skall skänka mig det högsta goda!ʺ Förvisso skall Vi låta dem som förnekade (Uppståndelsens) sanning få veta vad deras handlingar (var värda) och Vi skall låta dem pröva på ett tungt straff.