Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.

حَتّٰٓى اِذَا بَلَغَ مَطْلِعَ الشَّمْسِ وَجَدَهَا تَطْلُعُ عَلٰى قَوْمٍ لَمْ نَجْعَلْ لَهُمْ مِنْ دُونِهَا سِتْرًا

Hattā iƶā beleğa meTliǎ ş-şemsi vecedehā teTluǔ ǎlā ḳavmin lem nec'ǎl lehum min dūnihā sitran

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1حَتّٰٓىHattānihayet
2اِذَاiƶāne zaman ki
3بَلَغَbeleğaب ل غUlaşmak, erişmek, varmak, yetişmek, olgunlaşmak, büluğa ermek, bir haberi iletmek, tebliğ etmek, bildirmek, duyurmak, tesir etmek, izlenimde bulunmakulaştı
4مَطْلِعَmeTliǎط ل عYükselmek, yukarı çıkmak, öğrenmek, yaklaşmak, birine doğru gelmek, başlamak, tırmanmak, ulaşmak, filizlenmek, fark etmek, bakmak, aramak, incelemek, açığa çıkarmak, açıklamak, görünmek, bilgilendirmek, meydana gelmek, düşünmek, bilmek. tal'un - hurma ağacının çiçeklerini saran kın veya kılıf, ayrıca meyvenin ilk göründüğü hali, meyve, sıralı hurmalar. tuluu - yükseliş. matla'un - güneşin doğuş alacakaranlığı. atla'a (fiil 4) - birine açık etmek, anlamasını sağlamak. ittala'a, itta'ala'a için (fiil 8) - yukarı çıkmak, nüfuz etmek. attala'a, a'attala'a için - nüfuz etti mi (burada soru hamzasından sonra birleşme hamzası waslah çıkarılmış).doğduğu yere
5الشَّمْسِş-şemsiش م سGüneş ışığıyla parlak olmak, görkemli olmak, güneşli olmak. Shams - güneş.güneşin
6وَجَدَهَاvecedehāو ج دkaybolan bir şeyi bulmak, algılamak, elde etmek, herhangi bir kişiyi veya şeyi (şöyle veya böyle) bulmakve onu buldu
7تَطْلُعُteTluǔط ل عYükselmek, yukarı çıkmak, öğrenmek, yaklaşmak, birine doğru gelmek, başlamak, tırmanmak, ulaşmak, filizlenmek, fark etmek, bakmak, aramak, incelemek, açığa çıkarmak, açıklamak, görünmek, bilgilendirmek, meydana gelmek, düşünmek, bilmek. tal'un - hurma ağacının çiçeklerini saran kın veya kılıf, ayrıca meyvenin ilk göründüğü hali, meyve, sıralı hurmalar. tuluu - yükseliş. matla'un - güneşin doğuş alacakaranlığı. atla'a (fiil 4) - birine açık etmek, anlamasını sağlamak. ittala'a, itta'ala'a için (fiil 8) - yukarı çıkmak, nüfuz etmek. attala'a, a'attala'a için - nüfuz etti mi (burada soru hamzasından sonra birleşme hamzası waslah çıkarılmış).doğarken
8عَلٰىǎlāüzerine
9قَوْمٍḳavminق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhbir kavmin
10لَمْlem
11نَجْعَلْnec'ǎlج ع لyapmak, kılmak, oluşturmak, etmek, bir şeyi belirlemek, yaratmak, dönüştürmek, tayin etmek, yerleştirmek, sağlamakyapmadığımız
12لَهُمْlehumkendilerine
13مِنْmin
14دُونِهَاdūnihāد و نaşağı, alt, düşük, alçak, değersiz, bayağı, kötü, aşağılık, yakın, yakınında, -den önce, -den başka, hariç, dışında, altındaonun (güneşin) altında
15سِتْرًاsitranس ت رÖrtmek, gizlemek, kapamak, saklamak, korumak, perdelemek, maskelemekbir siper

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Da gide gide güneşin doğduğu yere vardı, orada öyle bir topluluk buldu ki onların güneşten başka hiçbir elbisesi yoktu, öyle bir topluluğa doğmadaydı güneş orada.

Abdulkadir Gölpınarlı

Da gide gide güneşin doğduğu yere vardı, orada öyle bir topluluk buldu ki onların güneşten başka hiçbir elbisesi yoktu, öyle bir topluluğa doğmadaydı güneş orada.

Adem Uğur

Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştık.

Ahmed Hulusi

Ta Güneş'in başlangıcının olduğu yere geldi (kuzeyde Güneş'in batmadan en alt noktadan tekrar yükseldiği bölge). Onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için ona (Güneş'e) karşı bir örtü oluşturmamıştık (Güneş hiç kaybolmuyordu).

Ahmet Tekin

Nihayet, güneşin doğup da batmadığı, gündüzün aralıksız uzun süre devam ettiği yere ulaştığında, o bölgede, güneşin, kendilerini koruyacak elbiseyi ve barınağı öğretmediğimiz çıplak, ilkel bir kavmin üzerine doğduğunu görmüştü.

Ahmet Varol

Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, kendilerine güneşe karşı bir siper yapmadığımız bir kavmin üzerine doğar gördü.

Ali Bulaç

Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.

Ali Fikri Yavuz

Nihayet güneşin doğduğu yere (uzak şarka) vardığı zaman güneşi, öyle bir kavim üzerine doğuyor buldu ki, onlara, güneşten kendilerini koruyacak bir siper (ev veya elbise gibi bir barınak) yapmamıştık.

Ali Rıza Safa

Güneşin doğduğu yere ulaştığında, aralarına engel koymadığımız bir toplumun üzerine doğarken buldu.

Bayraktar Bayraklı

Sonunda güneşin doğduğu yere varınca, güneşi, kendilerine güneşten başka bir örtü vermediğimiz bir topluluğun üzerine doğuyor buldu.

Bekir Sadak

Sonunda gunesin dogdugu yere ulasinca, gunesi, kendilerini elbise, bina gibi seylerle ortmedigimiz bir millet uzerine doguyor buldu.

Celal Yıldırım

Tâ ki Güneş'in doğduğu yere (iyice doğu kesimine) ulaşınca, Güneş'i öyle bir millet üzerine doğuyor buldu ki, onlara Güneş'ten korunacak bir siper yapmamıştık.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştık.

Diyanet İşleri

Güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu kendileriyle güneş arasına örtü koymadığımız bir halk üzerine doğar buldu.

Diyanet İşleri (eski)

Sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca, güneşi, kendilerini elbise, bina gibi şeylerle örtmediğimiz bir millet üzerine doğuyor buldu.

Diyanet Vakfi

Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir kavim üzerine doğar buldu ki, onlar için güneşe karşı bir örtü yapmamıştık.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında, güneşin kendilerini ondan koruyacak bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğmakta olduğunu gördü.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Nihayet güneşin doğduğu yere vardığında, güneşin kendilerini ondan koruyacak bir siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğmakta olduğunu gördü.

Elmalılı Hamdi Yazır

Ta gün doğu cihetine vardığı vakıt onu bir kavm üzerine doğuyor buldu ki onlara güneşin önünden bir siper yapmamıştık

Erhan Aktaş

Nihayet Güneş'in doğduğu yere vardığı zaman, onu, kendilerini Güneş'e karşı koruyacak bir örtü yapmadığımız bir halkın üzerine doğarken buldu.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Nihayet Güneş'in doğduğu yere vardığı zaman, onu, kendilerini Güneş'e karşı koruyacak bir örtü yapmadığımız bir halkın üzerine doğarken buldu.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Nihayet Güneş'in doğduğu yere vardığı zaman, onu, kendilerini Güneş'e karşı koruyacak bir örtü yapmadığımız bir toplumun üzerine doğarken buldu.

Fizilal-il Kuran

Sonunda güneşin doğduğu yere varınca güneşi, öyle bir toplumun üzerine doğarken buldu ki, bu adamlar ile güneşin ışınları arasında hiçbir engel, hiçbir sütre koymamıştık.

Gültekin Onan

Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.

Hamdi Döndüren

Sonunda güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu, kendileri için güneşe karşı bir örtü yapmadığımız bir kavim üzerine doğar buldu.

Hasan Basri Çantay

Nihayet üstüne güneşin (ilk önce) doğduğu yere ulaşdığı zaman onu öyle bir kavmin üzerine doğuyor buldu ki biz onlar için buna karşı (korunacak) hiç bir siper yapmamışdık.

Hasib Asutay

Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca, onu güneşe karşı kendilerine siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğar buldu.

Hayrat Neşriyat

Nihâyet güneşin doğduğu yere (doğu cihetindeki memleketlere) varınca, onu öyle bir kavim üzerine doğuyor buldu ki, onun (o güneş ışıklarının) altında kendileri(ni korumak) için bir siper (dağlar ve ağaçlar) yapmamıştık.

İbni Kesir

Nihayet güneşin doğduğu yere ulaştığında; onun, güneşe karşı hiç bir siper yapmadığımız bir kavmin üzerine doğduğunu gördü.

Mehmet Okuyan

Sonunda Güneş'in doğduğu yere ulaşınca, onu öyle bir toplum üzerine doğar buldu ki onlar için onun ardında (Güneş'e karşı) bir örtü yapmamıştık.

Muhammed Esed

(Ve doğuya doğru yürüyerek) günün birinde güneşin doğduğu yere vardığında onu, kendilerini güneşe karşı bir örtüyle örtmediğimiz bir kavmin üzerine doğar buldu:

Mustafa İslamoğlu

En sonunda güneşin doğduğu yere ulaştı; onu kendileri için güneş ışığından gayrı bir örtü takdir etmediğimiz bir topluluk üzerine doğar halde buldu:

Ömer Nasuhi Bilmen

Vaktâ ki güneşin doğduğu bir cihete kavuştu, onu bir kavim üzerine tulû eder buldu ki, onlar için güneşe karşı bir siper yapmış değildik.

Ömer Öngüt

Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca onu öyle bir kavim üzerine doğuyor buldu ki, onlara güneşin önünde bir siper yapmamıştık.

Suat Yıldırım

Güneşin doğduğu yere varınca onun, kendilerini sıcaktan koruyacak bir siper nasib etmediğimiz bir halk üzerine doğduğunu gördü.

Süleyman Ateş

Nihayet güneşin doğduğu yere ulaşınca onu, güneşe karşı kendilerine siper yapmadığımız bir kavim üzerine doğar buldu.

Süleymaniye Vakfı

Güneş'in doğmuş olduğu /sürekli ufkun üstünde bulunduğu yere varınca Güneş'i bir topluluğun üzerine doğmuş halde buldu. Güneş'le o topluluk arasına bir perde koymamıştık.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Güneşin gözüktüğü yere kadar vardı. Baktı ki bir topluluğun üzerinde gözüküyor; onunla(güneşle) o topluluk arasına örtü koymamışız. (Güneş hiç batmıyor)

Şaban Piriş

Sonunda, güneşin doğduğu yere vardığında onun, güneşe karşı hiçbir siper yapmadığımız bir kavmin üzerine doğduğunu gördü.

Tefhim-ul Kuran

Sonunda güneşin doğduğu yere kadar ulaştı ve onu (güneşi), kendileri için ona karşı bir siper kılmadığımız bir kavim üzerine doğmakta iken buldu.

Ümit Şimşek

Nihayet doğuya vardığında, güneşi, kendilerini ondan koruyacak bir siper vermediğimiz bir kavim üzerine doğarken gördü.

Yaşar Nuri Öztürk

Bir süre sonra, Güneş'in doğduğu yere varınca onu, ona karşı kendilerine bir siper yapmadığımız bir topluluğun üzerine doğar buldu.

Azerice (1)

Azerice — Alihan Musayev

Nəhayət, günəşin doğduğu yerə çatdıqda onu elə bir qövm üzərində doğan gördü ki, onlar üçün günəşə qarşı heç bir örtük yaratmamışdıq.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Als er einen Ort erreicht hatte, wo die Sonne aufging, sah er, daß sie über Menschen aufging, denen Wir keinen Schutz durch Kleidung davor gewährt hatten.

Almanca — Der Edle Quran

bis, als er den Ort des Sonnenaufgangs erreichte, er fand, daß sie über einem Volk aufgeht, denen Wir keine Deckung vor ihr gegeben hatten.

Almanca — M. A. Rassoul

bis er den Ort, an dem die Sonne aufgeht, erreichte; er fand sie über einem Volk aufgehen, dem Wir keinen Schutz gegen sie gegeben, hatten.

Almanca — Muhammad Zaidan

Als er dann (den Ort) des Sonnenaufgangs erreichte, fand er sie so, daß sie über Leute aufgeht, gegen sie WIR ihnen keinen Schutz gaben.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

He conducted an expedition eastward where the sun rises until he reached an open territory -probably a desert- where -he thought when viewing the horizon- the sun rises and where the people -who were primitive- had no covering besides the sun.

Abdul Haleem

then, when he came to the rising of the sun, he found it rising on a people for whom We had provided no shelter from it.

Abdullah Yusuf Ali

Until, when he came to the rising of the sun, he found it rising on a people for whom We had provided no covering protection against the sun.

Abul A'la Maududi

until he reached the limit where the sun rises and he found it rising on a people whom We had provided no shelter from it.

Aisha Bewley

until he reached the rising of the sun and found it rising on a people to whom We had not given any shelter from it.

Al-Hilali & Khan

Until, when he came to the rising place of the sun, he found it rising on a people for whom We (Allâh) had provided no shelter against the sun.

Ali Quli Qarai

When he reached the place where the sun rises, he found it rising on a people for whom We had not provided any shield against it.

Amatul Rahman Omar

So that when he reached the land of the rising of the sun (- eastern most point of his empire) he found it rising on a people for whom We had provided no shelter against it (- the sun).

Arthur John Arberry

until, when he reached the rising of the sun, he found it rising upon a people for whom We had not appointed any veil to shade them from it.

Bijan Moeinian

I had not prepared any [natural] protection (such as a hill or the trees, etc. , i.e. a barren desert) against the sun.

E. Henry Palmer

until when he reached the rising of the sun, he found it rise upon a people to whom we had given no shelter therefrom.

Edip-Layth

So when he reached the rising of the sun, he found it rising on a people whom We did not provide them with coverings against it.

George Sale

until he came to the place where the sun riseth; and he found it to rise on certain people, unto whom We had not given any thing wherewith to shelter themselves therefrom.

Hamid S. Aziz

Then he followed another way,

Mahmoud Ghali

Until, when be reached the rising of the sun, he found it rising upon a people for whom We had not made a screen there from.

Marmaduke Pickthall

Till, when he reached the rising-place of the sun, he found it rising on a people for whom We had appointed no shelter therefrom.

Mohamed Ahmed - Samira

Till he reached the point of the rising sun, and saw it rise over a people for whom We had provided no shelter against it.

Muhammad Asad

[And then he marched eastwards] till, when he came to the rising of the sun he found that it was rising on a people for whom We had provided no coverings against it:

Mustafa Khattab

until he reached the rising ˹point˺ of the sun. He found it rising on a people for whom We had provided no shelter from it.[1]

Progressive Muslims

So when he reached the rising of the sun, he found it rising on a people whom We did not make for them any cover except it.

Sahih International

Until, when he came to the rising of the sun, he found it rising on a people for whom We had not made against it any shield.

Sam Gerrans

When he had reached the rising of the sun, he found it rising upon a people for whom We had not appointed besides it any cover.

Shabbir Ahmed

Then he reached (Balkh in Afghanistan) the rising place of the sun, the easternmost point of his expedition. He found it rising on a people for whom We had appointed no shelter from it. (They built no houses and lived a nomadic life).

Syed Vickar Ahamed

Until, when he came to the rising of the sun, he found it rising on a people for whom We (Allah) had provided no protection against the sun.

Taqi Usmani

until when he reached the point of sunrise, he found it rising over a people for whom We did not make any shelter against it.

The Monotheist Group

So when he reached the rising of the sun, he found it rising on a people for whom We did not make any cover except it.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et quand il eut atteint le Levant, il trouva que le soleil se levait sur une peuplade à laquelle Nous nʹavions pas donné de voile pour sʹen protéger.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Heta gihîşte cihekî ku roj lê dihilat, wî dît ku wa ye roj li ser miletekî wisa dihilat ku ji rojê pê ve me tu starek ne dabû wan (roj zamanakî dirêj li ser wan nediçû ava).

Hollandaca (2)

Hollandaca — Salomo Keyzer

Tot hij aan de plaats kwam waar de zon opging, en hij zag dat die opging over zeker volk, aan hetwelk wij niets hadden gegeven, om zich tegen hare hitte te beschutten.

Hollandaca — Siregar

Totdat, toen hij de plaats van zonsopgang bereikte, hij haar over een volk zag opgaan aan wie Wij geen bedekking hadden doen toekomen.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Когда дошел он до восхода солнца, то обнаружил, что оно восходит над людьми, для которых Мы не сделали от него [от солнца] никакой завесы [у них не было ни построек, ни деревьев, которые бы укрывали от солнца].

Rusça — Osmanov

и прибыл, наконец, в [место, где] восходит солнце, и обнаружил, что оно восходит над людьми, которым Мы не даровали от него никакого прикрытия.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

(mot öster) till dess han kom till den plats där solen går upp, och han fann att den gick upp över ett folk åt vilket Vi inte hade gett något skydd mot den.