Bunun üzerine (Mısır'a dönüp) Yusuf'un yanına girdiklerinde, "Ey güçlü vezir! Bize ve ailemize darlık ve sıkıntı dokundu. Değersiz bir sermaye ile geldik. Zahiremizi tam ölç, ayrıca bize sadaka ver. Şüphesiz Allah, sadaka verenleri mükafatlandırır" dediler.

فَلَمَّا دَخَلُوا عَلَيْهِ قَالُوا يَاأَيُّهَا الْعَزِيزُ مَسَّنَا وَاَهْلَنَا الضُّرُّ وَجِئْنَا بِبِضَاعَةٍ مُزْجٰيةٍ فَاَوْفِ لَنَا الْكَيْلَ وَتَصَدَّقْ عَلَيْنَا اِنَّ اللّٰهَ يَجْزِي الْمُتَصَدِّقِينَ

fe lemmā deḣalū ǎleyhi ḳālū yā eyyuhā l-ǎzīzu messenā ve ehlenā D-Durru ve ci'nā bi biDāǎtin muzcātin fe evfi lenā l-keyle ve teSaddeḳ ǎleynā inne (a)llahe yeczī l-muteSaddiḳīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَلَمَّاfe lemmāböylece
2دَخَلُواdeḣalūد خ لgirmek, içeri girmek, geçmek, nüfuz etmek, ihlal etmek, arasından geçmek, istila etmek, üzerine gelmek, ziyaret etmek, zorla girmek, müdahale etmek, sokmak, tanıtmak, katılmak/başlamak/dahil etmek/yer almak, anlaşıldı/dahil edildi, karışmak/kaynaşmakgirdiklerinde
3عَلَيْهِǎleyhionun huzuruna
4قَالُواḳālūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveledediler ki
5يَاأَيُّهَاyā eyyuhāEY/HEY/AH SİZ!
6الْعَزِيزُl-ǎzīzuع ز زgüçlü/kudretli/kuvvetli, soylu/onurlu/şanlı, direndi/dayandı, yenilmez, alt etmek (örn. tartışmada), yüceltmek, galip gelmek, çok saygı duyulan, değerli, ihtişam, kibir, mükemmel, gururlu ve sert tavır, katı/sertvezir
7مَسَّنَاmessenāم س سElle bir şeye dokunmak veya hissetmek, bir şeye müdahale veya engel olmadan dokunmak, vurmak veya çarpmak, etkilemek veya başına gelmek, üzücü olmak veya başarılması zor olmak.bize dokundu
8وَاَهْلَنَاve ehlenāا ه لsahip/insanlar/halk, okuyan/ezberleyen kişi, yönetici/sahip, ev halkı/aile/evde yaşayanlarve çocuklarımıza
9الضُّرُّD-Durruض ر رZarar vermek/incitmek/yaralamak/acı çektirmek, rahatsızlık vermek, sinir etmek, kötülük, zorluk, kıtlık, zamanın değişkenliği, hastalık/ölüm, kayıp/sıkıntı/zorluk, zorlamak, zorla sürmek, zorunluluktan hareket etmekdarlık
10وَجِئْنَاve ci'nāج ي اgelmek/yapmak, işlemek, (bi edatıyla) getirmek, üretmek, (2:275) almakve geldik
11بِبِضَاعَةٍbi biDāǎtinب ض عKesmek, parçalamak, cinsel ilişkide bulunmak, birkaç (3-9 arası sayılar için), kızlık zarını bozmak, dilimlemek, doğramak, bir şeyi parça parça etmekbir sermaye ile
12مُزْجٰيةٍmuzcātinز ج وSürmek, teşvik etmek, doğru duruma gelmek, (kötü para için) tedavülde olmak veya geçerli olmak, tahsilatı kolay olmak, bir işte etkili ve nüfuz edici şekilde hareket etmek, gerçekleştirmek, devam etmesi için nazikçe itmek, önemsiz görüldüğü için itilebilecek küçük veya yetersiz şey, değersiz, zayıf.değersiz
13فَاَوْفِfe evfiو ف يSona ermek, sözünü tutmak, taahhüdünü yerine getirmek, borcunu ödemek, verdiği sözü tutmak. Tawaffa - ölmek. Wafaat - ölüm.tam ver
14لَنَاlenābize
15الْكَيْلَl-keyleك ي لÖlçmek, tartmak, karşılaştırmak.ölçyü
16وَتَصَدَّقْve teSaddeḳص د قdoğru olmak, gerçek, samimi olmak, gerçeği söylemek, başkasının söylediği şeyin doğruluğunu teyit etmek veya onaylamak, doğrulamak, sözünde durmak, bir sözü sadakatle yerine getirmek, yerine getirmek, doğru sözlü konuşmak, birini güvenilir saymak. sadaqa fi al-qitaali - cesurca savaşmak. tsaddaqa - sadaka vermek. sidqun - hakikat, doğruluk, samimiyet, sağlamlık, çeşitli nesnelerde mükemmellik, sağlıklı ve hoş, olumlu giriş, övgü. saadiqun - doğru ve samimi olan, gerçeği söyleyen kişi. saadiqah - mükemmel kadın. sadaqat (çoğul: saduqaat) - başlık parası, mehir. siddiiq - güvenilir, samimi kişi. saddaqa - onaylamak, doğrulamak, yerine getirmek. asdaqu - daha doğru.ve tasadduk eyle
17عَلَيْنَاǎleynābize
18اِنَّinneçünkü
19اللّٰهَ(a)llaheAllah
20يَجْزِيyeczīج ز يTatmin etmek/vermek, yeterli kılmak, borç ödemek, mücadele etmek, karşılığını ödemek/telafi etmek, ödüllendirmekmükafatlandırır
21الْمُتَصَدِّقِينَl-muteSaddiḳīneص د قdoğru olmak, gerçek, samimi olmak, gerçeği söylemek, başkasının söylediği şeyin doğruluğunu teyit etmek veya onaylamak, doğrulamak, sözünde durmak, bir sözü sadakatle yerine getirmek, yerine getirmek, doğru sözlü konuşmak, birini güvenilir saymak. sadaqa fi al-qitaali - cesurca savaşmak. tsaddaqa - sadaka vermek. sidqun - hakikat, doğruluk, samimiyet, sağlamlık, çeşitli nesnelerde mükemmellik, sağlıklı ve hoş, olumlu giriş, övgü. saadiqun - doğru ve samimi olan, gerçeği söyleyen kişi. saadiqah - mükemmel kadın. sadaqat (çoğul: saduqaat) - başlık parası, mehir. siddiiq - güvenilir, samimi kişi. saddaqa - onaylamak, doğrulamak, yerine getirmek. asdaqu - daha doğru.tasadduk edenleri

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Huzûruna girdikleri zaman ey azîz dediler, biz de darda kaldık, açlığa düştük, âilemiz de ve pek değersiz bir karşılıkla geldik, bize zahîre ver ve tasadduk et bize, şüphe yok ki Allah lûtfedenleri sever.

Abdulkadir Gölpınarlı

Huzûruna girdikleri zaman ey azîz dediler, biz de darda kaldık, açlığa düştük, âilemiz de ve pek değersiz bir karşılıkla geldik, bize zahîre ver ve tasadduk et bize, şüphe yok ki Allah lûtfedenleri sever.

Adem Uğur

Yusuf'un yanına girdiklerinde dediler ki: Ey aziz! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz değersiz bir sermaye ile geldik. Hakkımızı tam ölçerek ver. Ayrıca bize bağışta da bulun. Şüphesiz Allah sadaka verenleri mükâfatlandırır.

Ahmed Hulusi

(Daha sonra tekrar erzak için Mısır'a giden kardeşler) Onun (Yusuf'un) yanına girdiklerinde: "Ey Aziyz. . . Ailemiz büyük darlık ve sıkıntıya düştü. . . Pek değerli olmayan bir sermaye ile geldik. . . Bize tam ölçek ver ve bize bağışta bulun fazladan. . . Muhakkak ki Allah bağışta bulunanları cezalandırır (karşılığını verir). "

Ahmet Tekin

Sonra tekrar Mısır’a gidip, Yûsuf’un huzuruna girince: 'Ey Devletlü vezir, biz ve ailemiz felâketler, sıkıntılar içinde, ekonomik dar boğazda, kıtlık seneleri yaşıyoruz. Pek az bir sermaye ile geldik. Bize dolu dolu ölçeklerle ver; ayrıca bize, zekâtına, sadakana sayarak bağışta bulun. Allah, imanda sadakatlerinin ve kemallerinin ifadesi olan sadaka, zekât verenleri, bağışta bulunanları mükâfatlandırır.' dediler.

Ahmet Varol

(Kardeşleri Yusuf'un) yanına girdiklerinde: 'Ey Aziz! Bize ve ailemize darlık dokundu ve pek değersiz bir sermaye ile geldik. Sen yine de bize tam ölçek ver ve bize ayrıca bağışta bulun. Allah bağışta bulunanları mükâfatlandırır' dediler.

Ali Bulaç

Böylece onun (Yusuf'un) huzuruna girdikleri zaman, dediler ki: "Ey Vezir, bize ve ailemize şiddetli bir darlık dokundu; önemi olmayan bir sermaye ile geldik. Bize artık (yine) ölçeği tam olarak ver ve bize ilave bir bağışta bulun. Şüphesiz Allah, tasaddukta bulunanlara karşılığını verir."

Ali Fikri Yavuz

Bunun üzerine Yâkub’un oğulları Mısıra gidip Yûsuf’un huzuruna varınca şöyle dediler: “- Ey Vezir! Bize ve ailemize zaruret ve ihtiyaç çöktü; çok kıymetsiz bir sermaye ile de geldik. Yine bize tam ölçek zahire ver; ayrıca sadaka da ihsan et. Şüphe yok ki Allah, sadaka verenleri mükâfatlandırır.”

Ali Rıza Safa

Sonunda, yanına girdiklerinde, "Ey yönetici!" dediler; "Biz ve ailemiz, zorlu bir darlığa düştük ve az bir birikimle geldik. Şimdi bize ölçeği tam olarak ver. Ayrıca, karşılıksız olarak da ver. Kuşkusuz, Allah, karşılıksız verenleri ödülsüz bırakmaz!"

Bayraktar Bayraklı

Ya'kub'un oğulları tekrar Mısır'a, Yusuf'un yanına döndüklerinde dediler ki: "Ey Aziz!Bize ve çocuklarımıza darlık dokundu, değersiz bir sermaye ile geldik; ama sen bizim için tam ölçü ver, bize bağışta bulun. Şüphesiz, Allah bağışta bulunanları ödüllendirir."

Bekir Sadak

Kardesleri vezirin yanina vardiklarinda: «Ey Vezir! Biz ve coluk cocugumuz darliga ugradik; pek degersiz bir malla geldik; olcegi bize tam yap ve sadaka ver; Allah sadaka verenleri suphesiz mukafatlandirir» dediler.

Celal Yıldırım

Kardeşleri (Mısır'a dönüp) Yûsuf'un yanına girince, «Ey aziz (vezir), bize ve ailemize darlık ve sıkıntı dokundu ; az bir sermaye ile geldik. Artık bize yine de ölçeği tam tut, tasaddukta bulun. Şüphesiz ki Allah sadaka verenleri mükâfatlandırır,» dediler.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde dediler ki: “Ey Aziz! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz, az bir bedel ile geldik. Yine de bize talebimizi karşılayacak kadar ver; bize bağışta da bulun. Şüphesiz Allah bağış yapanları mükâfatlandırır.”

Diyanet İşleri

Bunun üzerine (Mısır'a dönüp) Yusuf'un yanına girdiklerinde, "Ey güçlü vezir! Bize ve ailemize darlık ve sıkıntı dokundu. Değersiz bir sermaye ile geldik. Zahiremizi tam ölç, ayrıca bize sadaka ver. Şüphesiz Allah, sadaka verenleri mükafatlandırır" dediler.

Diyanet İşleri (eski)

Kardeşleri vezirin yanına vardıklarında: 'Ey Vezir! Biz ve çoluk çocuğumuz darlığa uğradık; pek değersiz bir malla geldik; ölçeği bize tam yap ve sadaka ver; Allah sadaka verenleri şüphesiz mükafatlandırır' dediler.

Diyanet Vakfi

Yusuf'un yanına girdiklerinde dediler ki: Ey aziz! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz değersiz bir sermaye ile geldik. Hakkımızı tam ölçerek ver. Ayrıca bize bağışta da bulun. Şüphesiz Allah sadaka verenleri mükâfatlandırır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Sonra (Mısır'a gidip) onun huzuruna girince, dediler ki: «Ey şanlı vezir! Biz ve çoluk çocuğumuz sıkıntı içindeyiz. Pek az bir sermaye ile geldik. Sen bize yine ölçek (zahire) ver, ayrıca sadaka da ihsan eyle. Çünkü Allah sadaka verenleri muhakkak mükafatlandırır.»

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Bunun üzerine Yusuf'un huzuruna girdikleri vakit dediler ki: "Ey şanlı Aziz! Bize ve ailemize darlık ve sıkıntı bastırıverdi, önemsiz bir sermaye ile de geldik. Yine bize erzakımızı tam ölçü ver ve bize biraz da sadaka ver; çünkü Allah sadaka verenlere mükafatını verir!"

Elmalılı Hamdi Yazır

Bunun üzerine vaktaki huzuruna girdiler, ey şanlı Aziz, dediler: bize ve ıyalimize zaruret messetti, pek ehemmiyetsiz bir sermaye ile de geldik, yine bize tam ölçü ver ve bize tesadduk buyur, çünkü Allah, tasadduk edenlere mükafatını verir

Erhan Aktaş

Sonra onun yanına girdiklerinde: "Ey saygıdeğer Aziz! Bize ve ailemize darlık dokundu. Az bir sermaye ile geldik. Bize tam ölçek ver ve bize tasaddukta bulun. Kuşkusuz, Allah tasadduk edenlerin ödülünü verir." dediler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Sonra onun yanına girdiklerinde: "Ey saygıdeğer Aziz! Bize ve ailemize darlık dokundu. Az bir sermaye ile geldik. Bize tam ölçek ver ve bize tasaddukta bulun. Kuşkusuz, Allah tasadduk edenlerin ödülünü verir." dediler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Sonra onun yanına girdiklerinde: "Ey saygıdeğer Aziz! Bize ve ailemize darlık dokundu. Az bir sermaye ile geldik. Bize tam ölçek ver ve bize tasaddukta bulun. Kuşkusuz, Allah tasadduk edenlerin ödülünü verir." dediler.

Fizilal-il Kuran

Yakub'un oğulları, Yusuf'un yanına girdiklerinde dediler ki; 'Ey vezir, biz ve ailemiz sıkıntıya düştük, yanımızda düşük değerli bir bedel getirdik, fakat sen erzağımızı eksiltmeden ver, bize bağışta bulun. Çünkü Allah hayırseverleri ödüllendirir...»

Gültekin Onan

Böylece onun (Yusuf'un) huzuruna girdikleri zaman dediler ki: "Ey Vezir, bize ve ehlimize (ailemize) şiddetli bir darlık dokundu; önemi olmayan bir sermaye ile geldik. Bize artık (yine) ölçeği tam olarak ver ve bize ilave bir bağışta bulun. Şüphesiz Tanrı tasaddukta bulunanlara karşılığını verir."

Hamdi Döndüren

Sonra, kardeşleri (yeniden Mısır’a gidip), Yusuf’un huzuruna çıkınca, “Ey Vezir! Biz ve ailemiz sıkıntıya düştük. Bu yüzden size az bir sermaye ile geldik. Buna rağmen, yine de sen yiyeceklerimizi tam olarak ver ve ayrıca bize bağışta da bulun. Çünkü Allah, bağışta bulunanların karşılığını verir!” dediler.

Hasan Basri Çantay

Bunun üzerine (Ya'kubun oğulları tekrar Mısıra gidib Yuusufun) huzuruna girdikleri zaman dediler ki: "Ey aziz, bizi de, ailemizi de darlık basdı. Pek ehemmiyyetsiz bir sermaye ile geldik. Bize yine tam ölçek ver. Hakkımızda ayrıca lütufkarlık da et. Zira Allah lutufkarları mükafatlandırır".

Hasib Asutay

(Sonra kardeşleri) onun (Yusuf'un) yanına girdiklerinde dediler ki: 'Ey Aziz! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı (32) ve biz değersiz bir sermaye ile geldik. Hakkımızı tam ölçerek ver ve (ayrıca) bize (bir miktar da) bağışta bulun. Çünkü Allah sadaka verenleri mükâfatlandırır.' (32. Şiddetli açlık.)

Hayrat Neşriyat

Bunun üzerine (kardeşleri tekrar Mısır’a gelip Yûsuf’un) huzûruna girdiklerinde dediler ki: 'Ey azîz! Bize ve âilemize zarûret (kıtlık ve açlık) dokundu ve pek ehemmiyetsiz bir sermâye ile geldik; (sen) yine de bize ölçeği tam olarak ver ve bize(ayrıca) bağışta bulun! (Bize fazladan erzak ver ve kardeşimiz Bünyâmin’i bize lûtfet!)Muhakkak ki Allah, sadaka verenleri mükâfâtlandırır.'

İbni Kesir

Onlar yanına vardıklarında dediler ki: Ey Aziz; bizi de ailemizi de darlık bastı, pek değersiz bir malla geldik. Bize yine tam ölçek ver de tasadduk et. Muhakkak ki Allah, tasadduk edenleri mükafaatlandırır.

Mehmet Okuyan

(Kardeşleri Yusuf’un) yanına girdiklerinde şöyle demişlerdi: “Ey vezir! Bizi ve ailemizi kıtlık bastı ve biz değersiz (az) bir sermaye ile geldik. Hakkımızı tam ölçerek ver! (Ayrıca) bize bağışta da bulun! Şüphesiz ki Allah bağışta bulunanları ödüllendirir.”

Muhammed Esed

(Yakub'un oğulları Mısır'a geri dönüp Yusuf'un) huzuruna çıktıklarında, "Ey soylu kişi!" dediler, "Biz ve ailemiz (yine) darlık ve sıkıntıya düştük ve pek değersiz bir şeyle çıkıp geldik; sen yine de bizim için tartıyı tam tut ve bize karşı cömert ol; çünkü Allah cömertçe verenleri ödüllendirir!"

Mustafa İslamoğlu

Derken onlar (tekrar Mısır'a gelip Yusuf'un) huzuruna çıktılar: "Ey saygın yönetici!" dediler, "Biz ve ailemiz kıtlıktan dolayı perişan olduk; üstelik bedel (olarak) getirdiğimiz şeyler de pek yetersiz. Buna rağmen sen (yine de) bize tam ölçek ver! İstersen üzerine ikramını (da ilave) et! Unutma ki Allah ikram edenlerin karşılığını verir.

Ömer Nasuhi Bilmen

Vaktâ ki, O'nun huzuruna girdiler. Dediler ki: «Ey azîz! Bizi de, ailemizi de zaruret kapladı ve bir değersiz sermaye ile gelmiş olduk. Artık bize ölçüyü tamamla, ve bize tasaddukta bulun. Şüphe yok ki, Allah Teâlâ tasaddukta bulunanları mükâfaata erdirir.»

Ömer Öngüt

Yusuf'un huzuruna girdiklerinde dediler ki: “Ey Aziz! Biz de âilemiz de darlığa uğradık, çok değersiz bir sermaye ile geldik. Bize yine tam ölçek ver. Ayrıca bize bağışta da bulun. Allah şüphesiz ki sadaka verenleri mükâfatlandırır. ”

Suat Yıldırım

Onlar Mısır’a varıp Yusuf’un huzuruna girerek "Aziz vezir! dediler, biz de, ailemiz de yine darlık ve sıkıntıya düştük, biz bu sefer pek az bir meblağ getirebildik. Lütfen bize tahsisatımızı tam ölçek ver de, parasını veremediğimiz kısmı da sadakanız olsun. Şüphesiz ki Allah tasadduk edenleri fazlasıyla ödüllendirir."

Süleyman Ateş

(Ya'kub'un oğulları, tekrar Mısır'a) Yusuf'un yanına döndüklerinde dediler ki: "Ey vezir, bize ve çocuklarımıza darlık dokundu, değersiz de bir sermaye ile geldik, ama sen bizim için tam ölçü ver, bize tasadduk eyle; çünkü Allah, tasadduk edenleri mükafatlandırır."

Süleymaniye Vakfı

Onlar gidip de Yusuf'un huzuruna çıkınca şöyle dediler: "Ey vezir! Bizi ve ailemizi kıtlık sardı. (Bu defa) Az bir sermaye ile geldik. Fakat sen bize yine de erzakımızı tam ver, (fazlasını da) bize sadaka vermiş ol. Allah sadaka verenleri mutlaka ödüllendirir."

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Gidip Yusuf'un huzuruna çıkınca şöyle dediler: "Sayın vezirim! Darlık bizi ve ailemizi de vurdu. Buraya derleyip toplayabildiğimiz bir sermayeyle geldik. Sen bize tahsisatımızı tam ver; sadakan olsun. Allah sadaka verenlere karşılığını verir."

Şaban Piriş

Kardeşleri Yusuf'un yanına girdiklerinde: -Ey Aziz! Biz ve ailemiz sıkıntı ve ihtiyaç içerisindeyiz; pek değersiz bir malla geldik; ölçeği bize bol tut ve sadaka ver; Allah sadaka verenleri şüphesiz mükafatlandırır, dediler.

Tefhim-ul Kuran

Böylece onun (Yusuf'un) huzuruna girdikleri zaman, dediler ki: «Ey Vezir, bize ve ailemize şiddetli bir darlık dokundu; önemi olmayan bir sermaye ile geldik. Bize artık (yine) ölçeği tam olarak ver ve bize ilave bir bağışta bulun. Şüphesiz Allah, tasaddukta bulunanlara karşılığını verir.»

Ümit Şimşek

Yusuf'un huzuruna girdiklerinde, 'Ey Aziz,' dediler. 'Biz ve ailemiz darlığa düştük; bu defa pek az bir sermaye ile gelebildik. Sen bize yine erzakımızı tam ver de üstü senin bağışın olsun. Allah bağışta bulunanları muhakkak ödüllendirir.'

Yaşar Nuri Öztürk

Tekrar Yusuf'un yanına girdiklerinde şöyle dediler: "Ey Vezir! Bize de ailemize de zorluk dokundu. Önemsiz bir sermaye ile geldik. Sen bize tam ölçü zahire ver, bize sadaka vermiş ol. Allah, karşılıksız verenleri ödüllendirir."

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar Yusufun yanına girdikdə dedilər: “Ey hökmdar! Biz və ailəmiz fəlakətə uğramışıq. Bir az mal gətirmişik. Bizə bunların əvəzində ölçünü tam elə və bizə sədəqə ver. Şübhəsiz ki, Allah sədəqə verənləri mükafatlandırar”.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Yəʼqubun oğulları Misirə gəlib Yusifin) hüzuruna daxil olanda dedilər: ″Ey vəzir! Bizə və ailəmizə müsibət (quraqlıq, qıtlıq, aclıq) üz vermişdir. Bir az dəyərsiz malla (sənin yanına) gəlmişik. (Buna baxmayaraq, yenə də onun müqabilində) bizim üçün ölçünü düz elə (bolluca ərzaq ehsan et) və bizə sədəqə ver. Həqiqətən, Allah sədəqə verənləri mükafatlandırar!″

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Als sie dann bei Joseph eintraten, sprachen sie: ʺHoher Herr, uns und den Unseren ist Schaden geschehen, und wir bringen wenig Tauschgut mit. Gib uns bitte das volle Maß, und spende uns etwas darüber hinaus! Gott vergilt den Spendern.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Als sie (wieder) bei ihm eintraten, sagten sie: ʺO hoher Herr, Unheil ist uns und unseren Angehörigen widerfahren. Und wir haben (nur) Ware von geringem Wert gebracht. So gib uns (dennoch) volles Maß und gib (es) uns als Almosen. Allah vergilt denjenigen, die Almosen geben.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Als sie dann vor ihn (Yusuf) traten, da sagten sie: ʺO `Aziz, die Not hat uns und unsere Familie geschlagen, und wir haben Ware von geringem Wert mitgebracht; so gib uns das volle Maß und sei wohltätig gegen uns. Wahrlich, Allah belohnt die Wohltätigen.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Und als sie bei ihm eintraten, sagten sie: ʺOh Al-ʹaziz! Wir und unsere Familie litten Not und wir brachten minderwertige Handelsware mit. Bitte gib uns voll- 1 ständiges Maß und gewähre uns Sadaqa . Gewiß, ALLAH vergilt den Sadaqa- Gewährenden.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

When the brothers went back and joined the eldest brother and were granted audience of the vizier –Yusuf-, they said to him, appealing to his charity: "O noble one we and our family have had a severe touch of misfortunes and the famine has levied distress upon us, and we have brought the little we could afford in exchange for the corn we need. We seek your kindness and your benevolence for the alleviation of our mental and physical distress. We should be grateful indeed if you would give us the full measure of corn and consider the extra you add as charitable alms comforting the poor; blessed indeed is he that considers the poor, for Allah rewards the benevolent."

Abdul Haleem

Then, when they presented themselves before Joseph, they said, ‘Mighty governor, misfortune has afflicted us and our family. We have brought only a little merchandise, but give us full measure. Be charitable to us: God rewards the charitable.’

Abdullah Yusuf Ali

Then, when they came (back) into (Joseph's) presence they said: "O exalted one! distress has seized us and our family: we have (now) brought but scanty capital: so pay us full measure, (we pray thee), and treat it as charity to us: for Allah doth reward the charitable."

Abul A'la Maududi

On going to Egypt they presented themselves to Joseph and said to him: "O chief! We and our family are struck with distress and have brought only a paltry sum. So give us corn in full measure, and give it to us in charity. Allah rewards those who are charitable."

Aisha Bewley

So when they came into his presence, they said, ‘Your Eminence! Hardship has hit us and our families. We bring scant merchandise, but fill the measure for us generously. Allah always rewards a generous giver.’

Al-Hilali & Khan

Then, when they entered unto him [Yûsuf (Joseph)], they said: "O ruler of the land! A hard time has hit us and our family, and we have brought but poor capital, so pay us full measure and be charitable to us. Truly, Allâh does reward the charitable."

Ali Quli Qarai

Then, when they entered into his presence, they said, ‘O emir! Distress has befallen our family, and us, and we have brought [just] a meager sum. Yet grant us the full measure, and be charitable to us! Indeed Allah rewards the charitable.’

Amatul Rahman Omar

And when they (- Joseph's brothers) came again before him (- Joseph) they said, `O noble chief! distress and poverty (due to famine) has befallen us and our family. We have brought only a scanty amount of money. Give us (nonetheless) full measure (of corn) and show us charity. Surely, Allâh rewards the charitable.'

Arthur John Arberry

So, when they entered unto him, they said, 'O mighty prince, affliction has visited us and our people. We come with merchandise of scant worth. Fill up to us the measure, and be charitable to us; surely God recompenses the charitable.'

Bijan Moeinian

When they returned back to the presence of Joseph’s, they said: "Your highness, we and our family are going through a lot of hardship now. We have brought some merchandise of less value to barter for food. Please be charitable and give us enough food for our survival in return. You know well that God highly rewards the charitable people."

E. Henry Palmer

And when they entered in unto him they said, 'O prince! distress has touched both us and our families, and we have brought trifling chattels. So give us full measure and bestow upon us in charity; verily, God rewards the charitable.'

Edip-Layth

So when they entered upon him, they said, "O Governor, we have been afflicted with harm, us and our family, and we have come with poor goods to trade, so give us a measure of grain, and be charitable towards us, for God does reward the charitable."

George Sale

Wherefore Joseph's brethren returned into Egypt: And when they came into his presence they said, noble lord, the famine is felt by us and our family, and we are come with a small sum of money: Yet give unto us full measure, and bestow corn upon us as alms; for God rewardeth the alms-givers.

Hamid S. Aziz

"O my sons! Go and inquire concerning Joseph and his brother, and despair not of Allah's comfort (soothing mercy); for, verily, none despairs of the Mercy of Allah save a faithless people. "

Mahmoud Ghali

Then, as soon as they entered to him, (i. e., Yûsuf) they said, "O you mighty (Governor), (Literally: the ever-mighty Al-Azîz) adversity has touched us and our family and we have come with scant merchandise. So, fill up to us the measure and donate to us; surely ? Allah recompenses the constant donators."

Marmaduke Pickthall

And when they came (again) before him (Joseph) they said: O ruler! Misfortune hath touched us and our folk, and we bring but poor merchandise, so fill for us the measure and be charitable unto us. Lo! Allah will requite the charitable,

Mohamed Ahmed - Samira

When they returned to him, they said (to Joseph): "O Minister, calamity has befallen us and our people. We have brought but a meagre sum, but give us full measure as alms bestowed. God surely rewards those who give alms."

Muhammad Asad

[AND THE SONS of Jacob went back to Egypt and to Joseph;] and when they presented themselves before him, they said: "O thou great one! Hardship has visited us and our folk, and so we have brought but scanty merchandise; but give us a full measure [of grain], and be charitable to us: behold, God rewards those who give in charity!"

Mustafa Khattab

When they entered Joseph’s presence, they pleaded, "O Chief Minister! We and our family have been touched with hardship, and we have brought only a few worthless coins, but ˹please˺ give us our supplies in full and be charitable to us. Indeed, Allah rewards the charitable."

Progressive Muslims

So when they entered upon him, they said: "O Governor, we have been afflicted with harm, us and our family, and we have come with poor goods to trade, so give us a measure of grain, and be charitable towards us, for God does reward the charitable. "

Sahih International

So when they entered upon Joseph, they said, "O 'Azeez, adversity has touched us and our family, and we have come with goods poor in quality, but give us full measure and be charitable to us. Indeed, Allah rewards the charitable."

Sam Gerrans

And when they entered upon him, they said: “O Governor: affliction has touched us and our people, and we have come with paltry merchandise. Fulfil thou for us the measure, and be thou charitable to us; God rewards the charitable.”

Shabbir Ahmed

When they came before Joseph, they said, "O Noble one! We have suffered a lot of hardship along with our family. We bring only inferior barter to pay. So give us the full measure, and be charitable to us. Allah rewards the charitable."

Syed Vickar Ahamed

Then when they came into (Yusuf's) presence, they said: "O mighty one! (Extreme) suffering has come upon us and our family: And we have (now) brought only little capital: So do give us full measure (of grain, we request you) and treat it as charity to us: Truly, Allah does reward the charitable. "

Taqi Usmani

So, when they came to him (Yūsuf), they said, "‘Azīz, we and our family are struck by distress, and we have brought some goods of very little worth. So, give us the full measure (of grain) and be charitable to us. Surely, Allah rewards the charitable."

The Monotheist Group

So when they entered upon him, they said: "O governor, we have been afflicted with harm, us and our family, and we have come with poor goods to trade, so give us a measure of grain, and be charitable towards us, for God rewards the charitable."

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

(Vêca li ser vê şîreta bavê xwe vegeriyan Misrê) gava çûne bal Yûsuf, jê re gotin: Ey serwer! Birçîbûnê dest daniye ser me û xelkê me, me sermiyanekî nehêja ji te re anî (û em hatine), êdî (bi vî sermiyanî) bi qasî ku têrî me bike, bi ya temam ji bo me bipîve û qenciyekê bi me bike (birayê me bide me), bêguman Xwedê dê xelata xêrkeran bide wan.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Toen zij dan bij hem binnenkwamen zeiden zij: ʺO excellentie, ons en onze familie heeft tegenspoed getroffen en wij komen met onbeduidende koopwaar, maar geef ons toch een vol rantsoen en geef het ons als aalmoes. God beloont hen die aalmoezen geven.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Daarom keerden de broeders van Jozef naar Egypte terug en toen zij in zijne tegenwoordigheid kwamen, zeiden zij: Edele heer, de hongersnood heerscht bij ons en ons gezin, en wij zijn met eene kleine som gelds gekomen; geef ons dus volle maat, en schenk ons koren als aalmoes; want God beloont hen die aalmoezen geven.

Hollandaca — Siregar

Toen zij bij hem (Yôesoef) binnenkwamen, zeiden zij: ʺO al ʹAzîz, wij en onze familie zijn getroffen door ellende, en wij komen goederen brengen die niet waardevol zijn, dus geef ons daarom de volle maat en schenk ons (een gift). Voorwaar, Allah beloont de schenkers.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

(И братья снова отправились в Египет.) Когда они пришли к нему [к Йусуфу], то сказали: «О вельможа! Нас и нашу семью постигла беда [голод из-за засухи и неурожая]. Мы пришли с немногим товаром (которого мало и плохого качества), дай нам меру полностью [такую, которую ты раньше нам давал, когда мы платили хорошим товаром] и окажи нам милость. Поистине, Аллах воз­дает (наградой) оказывающим милость!»

Rusça — Osmanov

[Они снова направились в Египет и прибыли туда] и, когда пришли к Йусуфу, сказали: ʺО знатный муж! Нас и наш род поразила беда. Мы прибыли с небольшим товаром. Отпусти же нам [зерно] полной мерой и будь щедр к нам. Воистину, Аллах вознаграждает подающих милостынюʺ.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

(SÖNERNA återvände till Egypten och) då de fick företräde (hos Josef) sade de: ʺ(Ädle och) mäktige herre! Olyckor har drabbat oss och vår familj och vi har nu (bara) varor utan större värde med oss. Ge oss dock av barmhärtighet ett helt mått (spannmål)! Gud belönar de barmhärtiga.ʺ