- Türkçe anlamı
- Açık Belge / Kanıt
- İsminin kaynağı
- 1. âyetteki "beyyine" kelimesi
- Diğer adları
- Kayyime / Beriyye / İnfikâk / Lem Yekünillezîne keferû
- Hangi cüzde
- 30: Tamamı
Nüzul sırası (araştırmacılara göre değişir) — 100.
لَمْ يَكُنِ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ مُنْفَكِّينَ حَتّٰى تَأْتِيَهُمُ الْبَيِّنَةُ
lem yekuni (e)lleƶīne keferū min ehli l-kitābi ve l-muşrikīne munfekkīne Hattā te'tiyehumu l-beyyinetu
Kitap ehlinden inkar edenler ile Allah'a ortak koşanlar, kendilerine apaçık delil gelinceye kadar (küfürden) ayrılacak değillerdi.
رَسُولٌ مِنَ اللّٰهِ يَتْلُوا صُحُفًا مُطَهَّرَةً
rasūlun mine (a)llahi yetlū SuHufen muTahheraten
Bu delil, tertemiz sahifeleri okuyan, Allah tarafından gönderilen bir peygamberdir.
فِيهَا كُتُبٌ قَيِّمَةٌ
fīhā kutubun ḳayyimetun
O sahifelerde dosdoğru hükümler vardır.
وَمَا تَفَرَّقَ الَّذِينَ اُو۫تُوا الْكِتَابَ اِلَّا مِنْ بَعْدِ مَا جَاءَتْهُمُ الْبَيِّنَةُ
ve mā teferraḳa (e)lleƶīne ūtū l-kitābe illā min beǎ'di mā cā'ethumu l-beyyinetu
Kendilerine kitap verilenler, ancak kendilerine o apaçık delil geldikten sonra ayrılığa düştüler.
وَمَا اُمِرُٓوا اِلَّا لِيَعْبُدُوا اللّٰهَ مُخْلِصِينَ لَهُ الدِّينَ حُنَفَاءَ وَيُقِيمُوا الصَّلٰوةَ وَيُؤْتُوا الزَّكٰوةَ وَذٰلِكَ دِينُ الْقَيِّمَةِ
ve mā umirū illā li yeǎ'budū (a)llahe muḣliSīne lehu d-dīne Hunefā'e ve yuḳīmū S-Salāte ve yu'tū z-zekāte ve ƶālike dīnu l-ḳayyimeti
Halbuki onlara, ancak dini Allah'a has kılarak, hakka yönelen kimseler olarak O'na kulluk etmeleri, namazı kılmaları ve zekatı vermeleri emredilmişti. İşte bu dosdoğru dindir.
اِنَّ الَّذِينَ كَفَرُوا مِنْ اَهْلِ الْكِتَابِ وَالْمُشْرِكِينَ فِي نَارِ جَهَنَّمَ خَالِدِينَ فِيهَا اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ شَرُّ الْبَرِيَّةِ
inne (e)lleƶīne keferū min ehli l-kitābi ve l-muşrikīne fī nāri cehenneme ḣālidīne fīhā ulāike hum şerru l-beriyyeti
Şüphesiz, inkar eden kitap ehli ile Allah'a ortak koşanlar, içinde ebedi kalmak üzere cehennem ateşindedirler. İşte onlar yaratıkların en kötüsüdürler.
اِنَّ الَّذِينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ اُو۬لٰٓئِكَ هُمْ خَيْرُ الْبَرِيَّةِ
inne (e)lleƶīne āmenū ve ǎmilū S-SāliHāti ulāike hum ḣayru l-beriyyeti
Şüphesiz, iman edip, salih ameller işleyenler var ya; işte onlar yaratıkların en hayırlısıdırlar.
جَزَاؤُهُمْ عِنْدَ رَبِّهِمْ جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِنْ تَحْتِهَا الْاَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا اَبَدًا رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ ذٰلِكَ لِمَنْ خَشِيَ رَبَّهُ
cezā'uhum ǐnde rabbihim cennātu ǎdnin tecrī min teHtihā l-enhāru ḣālidīne fīhā ebeden raDiye (a)llahu ǎnhum ve raDū ǎnhu ƶālike li men ḣaşiye rabbehu
Rableri katında onların mükafatı, içlerinden ırmaklar akan, içlerinde ebedi kalacakları Adn cennetleridir. Allah onlardan razı olmuştur, onlar da Allah'tan razı olmuşlardır. İşte bu mükafat Rablerine derin saygı duyanlara mahsustur.