- Türkçe anlamı
- Gece
- İsminin kaynağı
- 1. âyetteki "leyl" kelimesi
- Diğer adları
- Ve’l-Leyli izâ yağşâ
- Hangi cüzde
- 30: Tamamı
Nüzul sırası (araştırmacılara göre değişir) — 9.
وَالَّيْلِ اِذَا يَغْشٰى
ve l-leyli iƶā yeğşā
(Ortalığı) bürüdüğü zaman geceye andolsun,
وَالنَّهَارِ اِذَا تَجَلّٰى
ve n-nehāri iƶā tecellā
Açılıp aydınlandığı zaman gündüze andolsun,
وَمَا خَلَقَ الذَّكَرَ وَالْاُنْثٰى
ve mā ḣaleḳa ƶ-ƶekera ve l-'unṧā
Erkeği ve dişiyi yaratana andolsun ki,
اِنَّ سَعْيَكُمْ لَشَتّٰى
inne seǎ'yekum le şettā
Şüphesiz sizin çabalarınız elbette çeşit çeşittir.
فَاَمَّا مَنْ اَعْطٰى وَاتَّقٰى
fe emmā men eǎ'Tā ve tteḳā
(5-7) Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah'a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.
وَصَدَّقَ بِالْحُسْنٰى
ve Saddeḳa bi l-Husnā
(5-7) Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah'a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.
فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْيُسْرٰى
fe se nuyessiruhu li l-yusrā
(5-7) Onun için kim (elinde bulunandan) verir, Allah'a karşı gelmekten sakınır ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) tasdik ederse, biz onu en kolay olana kolayca iletiriz.
وَاَمَّا مَنْ بَخِلَ وَاسْتَغْنٰى
ve emmā men beḣile ve steğnā
(8-10) Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah'a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.
وَكَذَّبَ بِالْحُسْنٰى
ve keƶƶebe bi l-Husnā
(8-10) Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah'a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.
فَسَنُيَسِّرُهُ لِلْعُسْرٰى
fe se nuyessiruhu li l-'ǔsrā
(8-10) Fakat, kim cimrilik eder, kendini Allah'a muhtaç görmez ve en güzel sözü (kelime-i tevhidi) yalanlarsa, biz de onu en zor olana kolayca iletiriz.
وَمَا يُغْنِي عَنْهُ مَالُهُ اِذَا تَرَدّٰى
ve mā yuğnī ǎnhu māluhu iƶā teraddā
Cehenneme yuvarlandığı zaman, malı ona fayda vermez.
اِنَّ عَلَيْنَا لَلْهُدٰى
inne ǎleynā le l-hudā
Şüphesiz bize düşen sadece doğru yolu göstermektir.
وَاِنَّ لَنَا لَلْاٰخِرَةَ وَالْاُو۫لٰى
ve inne lenā le l-āḣirate ve l-ūlā
Şüphesiz ahiret de dünya da bizimdir.
فَاَنْذَرْتُكُمْ نَارًا تَلَظّٰى
fe enƶertukum nāran teleZZā
Sizi alevler saçan ateşe karşı uyardım.
لَا يَصْلٰيهَٓا اِلَّا الْاَشْقٰى
lā yeSlāhā illā l-eşḳā
(15-16) O ateşe, ancak yalanlayıp yüz çeviren en bedbaht kimse girer.
اَلَّذِي كَذَّبَ وَتَوَلّٰى
elleƶī keƶƶebe ve tevellā
(15-16) O ateşe, ancak yalanlayıp yüz çeviren en bedbaht kimse girer.
وَسَيُجَنَّبُهَا الْاَتْقٰى
ve se yucennebuhā l-etḳā
(17-18) Temizlenmek için malını hayra veren en mutteki (Allah'a karşı gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır.
اَلَّذِي يُؤْتِي مَالَهُ يَتَزَكّٰى
elleƶī yu'tī mālehu yetezekkā
(17-18) Temizlenmek için malını hayra veren en mutteki (Allah'a karşı gelmekten en çok sakınan) kimse o ateşten uzak tutulacaktır.
وَمَا لِاَحَدٍ عِنْدَهُ مِنْ نِعْمَةٍ تُجْزٰى
ve mā li eHadin ǐndehu min niǎ'metin tuczā
(19-20) O, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz. (Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar).
اِلَّا ابْتِغَاءَ وَجْهِ رَبِّهِ الْاَعْلٰى
illā btiğā'e vechi rabbihi l-eǎ'lā
(19-20) O, hiç kimseye karşılık bekleyerek iyilik yapmaz. (Yaptığı iyiliği) ancak yüce Rabbinin rızasını istediği için (yapar).
وَلَسَوْفَ يَرْضٰى
ve le sevfe yerDā
Elbette kendisi de hoşnut olacaktır.