- Türkçe anlamı
- Dürme / Dolama
- İsminin kaynağı
- 1. âyette geçen "küvviret" fiilinin mastarı
- Diğer adları
- Küvviret
- Hangi cüzde
- 30: Tamamı
Nüzul sırası (araştırmacılara göre değişir) — 7.
اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ
iƶā ş-şemsu kuvvirat
Güneş, dürüldüğü zaman,
وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ
ve iƶā n-nucūmu nkederat
Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman,
وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ
ve iƶā l-cibālu suyyirat
Dağlar, yürütüldüğü zaman,
وَاِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ
ve iƶā l-ǐşāru ǔTTilet
Gebe develer salıverildiği zaman.
وَاِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ
ve iƶā l-vuHūşu Huşirat
Yaban hayatı yaşayan (irili ufaklı) tüm canlılar toplandığı zaman,
وَاِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ
ve iƶā l-biHāru succirat
Denizler kaynatıldığı zaman,
وَاِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ
ve iƶā n-nufūsu zuvvicet
Ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman.
وَاِذَا الْمَوْءُ۫دَةُ سُئِلَتْ
ve iƶā l-mev'ūdetu suilet
(8-9) Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman,
بِاَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ
bi eyyi ƶenbin ḳutilet
(8-9) Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman,
وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ
ve iƶā S-SuHufu nuşirat
Amel defterleri açıldığı zaman,
وَاِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ
ve iƶā s-semāu kuşiTat
Gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman,
وَاِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْۖ
ve iƶā l-ceHīmu suǎǐrat
Cehennem alevlendirildiği zaman,
وَاِذَا الْجَنَّةُ اُزْلِفَتْۖ
ve iƶā l-cennetu uzlifet
Cennet yaklaştırıldığı zaman,
عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا اَحْضَرَتْ
ǎlimet nefsun mā eHDerat
Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir.
فَلَا اُقْسِمُ بِالْخُنَّسِ
fe lā uḳsimu bi l-ḣunnesi
(15-16) Andolsun, bir görünüp bir sinenlere, akıp gidip kaybolanlara,
اَلْجَوَارِ الْكُنَّسِ
l-cevāri l-kunnesi
(15-16) Andolsun, bir görünüp bir sinenlere, akıp gidip kaybolanlara,
وَالَّيْلِ اِذَا عَسْعَسَ
ve l-leyli iƶā 'ǎs'ǎse
Andolsun, yöneldiği zaman geceye,
وَالصُّبْحِ اِذَا تَنَفَّسَ
ve S-SubHi iƶā teneffese
Andolsun, aydınlandığı zaman sabaha ki,
اِنَّهُ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
innehu le ḳavlu rasūlin kerīmin
(19-21) O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.
ذِي قُوَّةٍ عِنْدَ ذِي الْعَرْشِ مَكِينٍ
ƶī ḳuvvetin ǐnde ƶī l-ǎrşi mekīnin
(19-21) O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.
مُطَاعٍ ثَمَّ اَمِينٍ
muTāǐn ṧemme emīnin
(19-21) O (Kur'an), şüphesiz değerli, güçlü ve Arş'ın sahibi katında itibarlı, orada (meleklerce) itaat edilen, güvenilir bir elçinin (Cebrail'in) getirdiği sözdür.
وَمَا صَاحِبُكُمْ بِمَجْنُونٍ
ve mā SāHibukum bi mecnūnin
(Ey Kureyşliler!) Sizin arkadaşınız (Muhammed) bir deli değildir.
وَلَقَدْ رَاٰهُ بِالْاُفُقِ الْمُبِينِ
ve leḳad rāhu bi l-ufuḳi l-mubīni
Andolsun o, Cebrail'i apaçık ufukta gördü.
وَمَا هُوَ عَلَى الْغَيْبِ بِضَنِينٍ
ve mā huve ǎlā l-ğaybi bi Danīnin
O, gayb hakkında cimri değildir.
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَانٍ رَجِيمٍ
ve mā huve bi ḳavli şeyTānin racīmin
Kur'an, kovulmuş şeytanın sözü değildir.
فَاَيْنَ تَذْهَبُونَ
fe eyne teƶhebūne
(Hal böyle iken) nereye gidiyorsunuz?
اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَمِينَ
in huve illā ƶikrun li l-ǎālemīne
(27-28) O, alemler için, içinizden dürüst olmak isteyenler için, ancak bir öğüttür.
لِمَنْ شَاءَ مِنْكُمْ اَنْ يَسْتَقِيمَ
li men şā'e minkum en yesteḳīme
(27-28) O, alemler için, içinizden dürüst olmak isteyenler için, ancak bir öğüttür.
وَمَا تَشَٓاؤُ۫نَ اِلَّٓا اَنْ يَشَاءَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَمِينَ
ve mā teşā'ūne illā en yeşā'e (a)llahu rabbu l-ǎālemīne
Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.