Tekvir Suresi 1-14. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِذَا الشَّمْسُ كُوِّرَتْ وَاِذَا النُّجُومُ انْكَدَرَتْ وَاِذَا الْجِبَالُ سُيِّرَتْ وَاِذَا الْعِشَارُ عُطِّلَتْ وَاِذَا الْوُحُوشُ حُشِرَتْ وَاِذَا الْبِحَارُ سُجِّرَتْ وَاِذَا النُّفُوسُ زُوِّجَتْ وَاِذَا الْمَوْءُ۫دَةُ سُئِلَتْ بِاَيِّ ذَنْبٍ قُتِلَتْ وَاِذَا الصُّحُفُ نُشِرَتْ وَاِذَا السَّمَاءُ كُشِطَتْ وَاِذَا الْجَحِيمُ سُعِّرَتْۖ وَاِذَا الْجَنَّةُ اُزْلِفَتْۖ عَلِمَتْ نَفْسٌ مَا اَحْضَرَتْ

1.

Güneş, dürüldüğü zaman,

Diyanet İşleri

2.

Yıldızlar, bulanıp söndüğü zaman,

3.

Dağlar, yürütüldüğü zaman,

4.

Gebe develer salıverildiği zaman.

5.

Yaban hayatı yaşayan (irili ufaklı) tüm canlılar toplandığı zaman,

6.

Denizler kaynatıldığı zaman,

7.

Ruhlar (bedenlerle) eşleştirildiği zaman.

8-9.

(8-9) Diri diri gömülen kız çocuğunun, hangi günahtan ötürü öldürüldüğü sorulduğu zaman,

10.

Amel defterleri açıldığı zaman,

11.

Gökyüzü (yerinden) sıyrılıp koparıldığı zaman,

12.

Cehennem alevlendirildiği zaman,

13.

Cennet yaklaştırıldığı zaman,

14.

Herkes önceden hazırlayıp getirdiği şeyleri bilecektir.

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

TEKVÎR SÛRESİ

Tamamı Mekke’de inmiştir. Birinci âyetinde güneşin kararıp sarık mi­sali sarılarak dürüleceği konu edildiğinden, bu mânaya delâlet eden fiilin masdarı «Tekvîr» sûreye isim olarak konulmuştur.

Âyet sayısı: 29

Kelime »: 104

Harf »: 530 (Lübabu’t-te’vîl: 4/355)

Veya Kelime sayısı: 139, harf sayısı: 533 (Nizamuddîn Nisâbûrî/Tefsirü Garâibi’l-Kur’ân: 30/31)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Kıyâmet olayının müthiş safhalarından bir kısmı anlatılıyor.

2- Herkesin lâyık olduğu zümre arasında yer alacağı; aynı inanç ve karakterde olanların biraraya getirileceği konu edilerek, dünyada iyi bir in­san olup iyilerle dostluk ve yakınlık kurmanın faydalarına işârette bulunu­luyor.

3- Diri diri öldürülen; zaman zaman küfür ve ahlâksızlık bataklığına atılan, şehvet pazarına sürülen kız çocukları üzerinde duruluyor; hangi gü­nahlarından dolayı öldürüldüklerinin sorulacağı haber veriliyor.

4- Hz. Muhammed’in (A. S. ) hak peygamber olduğunu isbât eder an­lamda birtakım deliller açıklanıyor.

5- Doğru yolu bulmak isteyenlere Kurʹânʹın bütünüyle öğüt ve hidâ­yet rehberi olduğu bildiriliyor.

6- Kulun dileğinin Cenâb-ı Hakkʹın dileğine tabi olduğu; Allahʹın di­leğini yansıtan sünnetullaha uymanın gereği üzerinde duruluyor. Allah di­lemedikçe bizim bir şey dileyemiyeceğimize değinilerek akaidde önemli bir konuya dikkat çekiliyor.

MEÂLİ:

1- Güneş kararıp dürüldüğünde,

2- Yıldızlar parçalanıp döküldüğünde,

3- Dağlar yerinden, oynatılıp yürütüldüğünde,

4- Gebe olan develer (kendi haline) bırakıldığında,

5- Vahşi hayvanlar (korkudan) biraraya toplandığında,

6- Denizler birbirine karışıp kaynaştığında (veya ateş haline geldi­ğinde),

7- Ruhlar bedenlerle; iyiler iyilerle, kötüler kötülerle birleştiğinde,

8-9- Diri diri gömülen veya gömülmeden öldürülüp öylece gömülen kız çocuğuna, hangi suçtan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda,

10- (Amel) sahifeleri açıldığında,

11- Gök(teki cisimler) yörüngesinden kaydırılıp dürüldüğünde,

12- Cehennem iyice alev alev kızıştırıldığında,

13- Cennet (müʹminlere) yaklaştırıldığında,

14- Herkes neler hazırladığını bilip anlayacak.

İLGİLİ HADÎSLER

«Kim kıyâmet gününü gözleriyle bakıp görmek istiyorsa, Tekvîr, İnfitar ve İnşikak sûrelerini okusun. » (Tirmizî/tefsîr: 81- Ahmed: 2/27, 36, 100-5/452)

«Güneş ile ay kıyâmet gününde kararıp sarık sarılırcasına dürülür­ler. » (Buharî/bed’-i halk: 4)

KIYÂMETİN YEDİ ÖNEMLİ SAFHASI

«Güneş kararıp dürüldüğünde, yıldızlar parçalanıp döküldüğünde.. »

Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹin buyurduğu gibi, Tekvîr Sûresi olduğu gibi kıyâmeti tasvîr etmektedir. Öyle ki, kıyâmet olayı meydana gelince kâinatın mevcut düzeninin alt-üst olacağı, dengenin bozulacağı ve Allah’ın dilediği dışında bütün canlıların öleceği yedi madde halinde açıklanarak, o günün ne kadar korkunç olduğunu anlamamız kolaylaştırılmaktadır. Aynı zamanda her safha üzerinde iyice düşünüp bazı sonuçlar çıkarmamız ilhâm edilmekte ve böylece bu olay hakkında birtakım ana fikirler verilmektedir:

1- Güneş kararıp dürüldüğünde..

Güneşin kararıp dürülmesi «tekvîr» kökünden türetilen «küvviret» fii­liyle ifade edilmektedir. Bu tabir daha çok fese tülbentin sarılması veya doğrudan bir tülbentin başa, sargı bezinin yaralı organa sarılması hakkın­da kullanıldığı gibi, eşyayı toplayıp biraraya getirmek mânasında da kul­lanıldığı vâkidir.

Kıyâmet olayında güneşin sarık misali sarılıp dürülmesi, taşıdığı gaz­ların özelliklerini kaybedip bir anda kararmaya yüz tutarak birbirine kat kat sıkışıp katılaşması demek olabilir.

Böylece güneşin bir gün bütün enerji kaynağının tükenip söneceği hak­kında araştırıcılara ip ucu verilmekte ve aynı zamanda mevcut düzenin bo­zulmasının çok müthiş olacağı işlenmektedir.

2- Yıldızlar parçalanıp döküldüğünde..

Burada «inkidar» kökünden gelen «inkedere» fiili kullanılmıştır. Bu da­ha çok bulanmak, kararıp parçalanmak, dağılıp toz haline gelmek, dökü­lüp yayılmak mânalarına delâlet eder. Güneşin kararmasıyla birlikte yıl­dızlar belirsiz hale gelecek ve aralarındaki denge bozulacak; o yüzden çarpışma, parçalanma ve dökülme olayları birbirini izleyecek.

Böylece kıyâmet olayında sadece güneş sistemi değil, diğer bütün sistemlerin -bazı istisnalarla- bozulup dağılacağı kesinlik arzetmektedir. Zi­ra kâinatta nasıl her sistem belli bir denge ve düzende tutulmuş ve her sistemde yer alan gezegen ve yıldızlar arasında nasıl denge bağları mev­cutsa, sistemler arasında da aynı şey söz konusudur. Öyle ki, bir sistemin bozulmasıyla sistemler arasında zincirleme bozulmalar meydana gelecek ve yeni düzen kuruluncaya kadar birçok korkunç olaylar birbirini izleye­cektir.

3- Dağlar yerinden oynatılıp yürütüldüğünde..

Bu, yerkürenin büyük ve önüne geçilmez bir sarsıntı geçireceğine, her şeyin yıkılıp dağılacağına, dağların toz haline gelip belirsizleşeceğine işârettir. Nitekim diğer bir âyette bu konu şöyle açıklanmaktadır: «Dağlar da atılmış renk renk yüne benzeyecek. » (Vâkıa Sûresi: 5. âyetin tefsiri) Böylece hallacın attığı pamuk misali bir görünüm verecek ki, bu, dağların tuz-buz olup toz halinde bu­lutumsu bir görünüm arzedeceğini göstermektedir.

Nitekim Vâkıâ Sûresi 5. âyette bu konu daha da açıklanarak şöyle anlatılmaktadır: «Dağlar da tuz-buz olup parçalandığı, toz halinde dağıl­dığı zaman.. »

4- Gebe olan develer kendi haline bırakıldığında..

Gebe olan develerin kendi haline bırakılması, yani ilgilenilmeyip başı­boş terkedilmesi olayı bize kıyâmet olayının ne kadar korkunç olacağını ve insanların çaresizliğe düşeceğini tasvîr etmektedir. Zira artık öyle bir günde mal ve evlâdın hiçbir fayda vermeyeceği rahatlıkla anlaşılır ve her­kes can derdine düşer; kurtuluş ümitleri yok olur.

Dördüncü âyette «ışâr» kelimesi ve yer aldığı cümledeki konumu fark­lı yorumlara kapı açmıştır:

a) Müfessir Alâeddin Ali’ye göre: On aylık gebe develer demektir. (Lübabu’t-te’vîl: 4/355) Tekili «uşâre»dir.

b) Müfessir Fahrüddîn Râzî’ye göre: Hakiki mânası, on aylık gebe olan develer demektir. Mecazî mânası ise, yağmur yağdırmayı tatil eden bulutlar demektir. Zira böyle bir yorum bir önceki âyetlerle daha çok ben­zerlik arzetmektedir. (Mefatihüʹl-gayb: 8/479)

İmam Kurtubî de mecazî manaya yer vererek Arapların bazan böyle benzetmelerde bulunduklarına dikkat çekmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 19/229)

5- Vahşi hayvanlar (korkudan) biraraya toplandığında..

Lübabu’t-te’vîl sâhibi Alâeddin Ali, yabanî hayvanların haşrolunmasını, kısas (misilleme) yapılmak üzere diriltilip biraraya getirilecekleriyle yo­rumlamışsa da, bu isabetli değildir. Çünkü hayvanlar teklîfat-i ilâhiyeyle mükellef tutulmamışlardır. O bakımdan kıyâmet gününde aralarında kısas yapılması söz konusu olamaz.

İbn Abbas (R. A. ) ise, hayvanların haşrini, kıyâmet olayında onların birarada ölmeleri ile yorumlamıştır.

Oysa Kur’ân-ı Kerîm âhiret gününden değil, kıyâmet olayından bahset­mekte ve meydana gelecek bazı olayları haber vererek bu konuya karşı id­râkimizi uyanık tutmamızı istemektedir. O halde kıyâmet sarsıntısı başla­yınca, yabanî hayvanların hepsi korkudan inlerinden çıkacak ve dağların oluşturacağı toz bulutundan ürkerek bir istikamete doğru kaçışacaklar ve her canlı gibi onlar da bu olayda öleceklerdir.

Bazı hadîslerde âhiret gününde boynuzlu koyundan boynuzsuz koyunun hakkı alınacak şeklinde birtakım anlatımlar yer almaktadır. Bu, o günde Ce­nâb-ı Hakkʹın kılı kırk yararcasına adâlet ve hükümranlığıyla tecellisine; in­sanlar arasında en âdil şekilde hükmedileceğine dair bir kinâyedir. Zira az yukarıdaʹ da değindiğimiz gibi, hayvanlara sorumluluk yükletilmemiştir. Onlardan her tür, yaratıldığı hilkat kanunu ve var kılınma hikmeti çizgi­sinde hizmet vermekte, iç güdüsüyle hayatını devam ettirip canlılar ara­sında bir denge oluşturmaktadır. Peygamberler insanlara gönderildiği gibi, kitaplar da insanlara indirilmiştir. Cinlere gelince, onlar da Kitap ve Pey­gambere inanmakla yükümlü tutulmuştur.

Haber-i vâhid (tek kanal) ile rivâyet edilen: «Hakları mutlaka ehline geri vereceksiniz. O kadar ki, boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan kı­sas yapılarak hakkı alınacaktır. » (Müsned-İ Ahmed: 2/235, 323, 363, 442 - Müslim - Tirmizi) meâlindeki hadîs, az yukarıda da te­mas ettiğimiz gibi, hak ve hukukun önemini belirtmeye; İlâhî adâletin mut­lak anlamda tecelli edeceğine işârettir.

Şârih Münavî hadîste geçen kısasın, kısas-ı teklîf olmayıp kısas-ı mu­kabele olduğunu belirterek ayrı bir yorum getirmiştir. Allah daha iyisini bilir. (Münâvt/Feyzü’l-Kadîr: 5/260-7222 nolu hadis)

Diğer yandan Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz’in, âhiret gününde hayvan­ların da diriltilip insanların onlara yaptıkları haksızlıkların, işkence ve ezi­yetlerin tesbitinin söz konusu olacağını belirtir mahiyetteki hadîsleri yu­karıda üzerinde durduğumuz konudan ayrı bir hususiyet arzetmektedir ki bütünüyle hakları belgelemeye yönelik bir takdîri yansıtır.

6- Denizler birbirine karışıp kaynaştığında (veya ateş haline geldi­ğinde.. )

Âyette geçen «tescîr» iki mânaya delâlet eder: Biri, doldurmak, diğe­ri fırın veya tandırı belli oranda ateşle iyice kızdırmak veya rutubetli bir şeyi ateşe tutmak suretiyle iyice ısıtmaktır.

Müfessir Fahrüddîn Râzî, bu cümleyi, dağların yerinden oynatılıp yü­rütülmesiyle bağlantılı kılarak diyor ki: «Dağlar parçalanıp yerküre düz bir durum alınca, denizler yeryüzünü her yanından kaplar ve bütün denizler birleşip tek deniz halini alır. »

Râzî’nin bu yorumunda isabet vardır. Zira bilimsel araştırmalar da bu­nu kuvvetlendirmektedir. Şöyle ki: Yeryüzünde dağlar ve engebeler ol­masaydı denizler dünyayı her tarafından kaplar ve en az iki kilometre yük­seklikte bir su tabakası oluşurdu.

O halde denizlerin birbirine karışıp tek deniz haline gelmesi olayı dağ­ların yıkılıp yerlebir olmasıyla yakından ilgili olabileceği söylenebilir.

Diğer yandan denizlerin ateş haline gelmesi, kıyâmet olayında deniz­lerde zincirleme hidrojen patlamasıyla yorumlanabilir. O takdirde denizler bütünüyle ateş halini alır. İnfitar Sûresi 3. âyetle kıyâmet olayı açıklanır­ken, «Denizler kaynayıp birbirine karıştığında» denilmektedir. Bu, birinci yorumu kuvvetlendirmekte; yani dağların ufalıp yerlebir olması sonucu, denizlerin bir anda taşıp yeryüzünü bütünüyle kapsayacağına delâlet et­mektedir. Allah daha iyisini bilir.

7- Ruhlar bedenlerle; iyiler iyilerle, kötüler de kötülerle birleştiğinde.. Ashab-ı Kirâmʹdan Numân b. Beşîr (R. A. ) bu âyetin tefsîrinde Resû­lüllahʹın (A. S. ) şöyle buyurduğunu rivâyet etmiştir: «Her adam, kendi ame­li gibi amel eden kavim (topluluk ve millet) ile beraber olacak.. » (Tefsîr-i Kurtubî: 19/231)

Hz. Ömer (R. A. ) de: «İlâhî sınırları aşan her ahlâksız kendisi gibi ah­lâksızlarla; her iyi kişi de kendisi gibi iyi kişilerle biraraya getirilecek» de­miştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 19/231)

İbn Abbas (R. A. ) de böyle bir olayın, insanlar üç sınıfa ayrıldığı za­man gerçekleşeceğine değinerek ayrı bir yorumda bulunmuştur. Nitekim Vâkıâ Sûresinde kıyâmet olayı anlatılırken o üç sınıf şöyle açıklanmakta­dır: «Sizler üç sınıfa ayrılmış bulunacaksınız: Meymenetliler, ne mutludur meymenetliler. Şeametliler, ne bedbahttır şeametliler. İyilikte öne geçenler (mükâfat ve derecelerde de) öne geçenlerdir. » (Tefsîr-i Kurtubî: 19/231)

İkrime ise bu âyeti, «ruhların bedenlerle birleşmesi» şeklinde yorum­lamıştır. Hasan el-Basrî şöyle bir tefsîrde bulunmuştur: «Her kişi kendi inanç ve karakterinde olan grupla biraraya getirilecektir. »

Bu yedi safhadan sonra âhiret gününde meydana gelecek altı ayrı ola­ya dikkat çekilerek düşüncelerin konu üzerinde daha çok yoğunlaştırılma­sı murad ediliyor:

1- Diri diri gömülen veya gömülmeden öldürülüp öylece gömülen kız çocuğuna, hangi suçtan dolayı öldürüldüğü sorulduğunda..

Bu âyetle, câhiliye devri Araplarının çok çirkin ve zâlimane âdetlerin­den biri kınanıyor ve işlenen cinayetin büyük bir sorguya ve azaba sebep olacağı hatırlatılıyor.

Hor görülüp yüz karası sayılarak öldürülen kız çocuğuna «mevʹude» denilmiştir ki, bu kelime ayrıca kız çocuğunun diri diri açılan çukura itil­dikten sonra, bir daha kalkamıyacak kadar üzerine toprak atılmasına de­lâlet eder.

İmam Kurtubî’nin açıklamasına göre: Araplar kız çocuklarını şu iki sebepten dolayı diri diri gömerlerdi:

a) Melekler Allahʹın kızlarıdır. O halde siz de doğan kız çocuklarınızı onlara ilhak edin derler ve bu düşünceyle doğan kız çocuklarını öldürür­lerdi.

b) Ekonomik sıkıntıya uğrama, aç kalma veya esir edilip cariye diye satılma endişesiyle bu yola baş vururlardı.

Kur’ân’da bu ikinci sebep üzerinde durulmakta ve bir de günümüzde aynı endişeyle kürtaj yaptıranları uyarmak hedef seçilerek şöyle buyurul­maktadır: «Yoksulluk endişesiyle çocuklarınızı öldürmeyin, Sizin de, onla­rın da rızkınızı biz veriyoruz. » (En’âm Sûresi, âyet: 151) «Çocuklarınızı fakirlik endişe ve korku­suyla öldürmeyin. Biz onları da, sizi de rızıklandırıyoruz. Şüphesiz ki onları öldürmek büyük bir suçtur. » (İsrâ Sûresi, âyet: 31)

Nitekim Müslim’in tesbit ettiği rivâyette, Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizʹ­den, azl yani cinsel temasta erkeğin menisini dışarı boşaltması hakkında sorulduğunda şu cevabı vermiştir: «O da gizli bir vediʹ (çocuğu diri diri gömmek)tir ve o, ne suçtan dolayı öldürüldüğünden sorulacak olan mevʹudedir. » (Müslim/talâk: 23, 31- İbn Mâce/nikâh: 30, 51- Ahmed: 3/22, 47, 49, 57, 68, 78, 93, 140- 6/361, 434)

Ancak müctehid imamların, uzman fakîhlerin çoğu bu hadîsi senet ola­rak almamışlardır. Çünkü hilâfına cevaz veren rivâyetler mevcuttur.

TARİHÎ BİR OLAY

Ashab-ı Kirâm’dan Kays b. Âsim et-Temîmî (R. A. ), Resûlüllahʹa (A. S. ) gelerek şöyle dedi:

- Ya Resûlellah! Cahiliye döneminde tam sekiz kızımı diri diri göm­düm. Şimdi durumum ne olacak?

Bunun üzerine Resûlüllâh (A. S. ) ona şöyle buyurdu:

- Herbirine karşılık bir köle azat et.

- Kölem yoktur, ama develerim vardır, diyerek durumunu arzetti. Re­sûlüllâh (A. S. ):

- O halde herbirine karşılık bir deve bağışta bulun (tasadduk eyle), buyurdu. (Hâfız Bezzar - Beyhakî - el-Hâkim)

Bu, ya Medine’deki fakirlere, ya da Mekkeʹdeki muhtaçlara verilmek üzere tavsiye mahiyetinde rahatlatıcı bir emirdir. Nitekim Kays, bu tavsi­yeye uymak suretiyle kısmen de olsa kalben rahata kavuşmuş ve içindeki sıkıntıyı, çektiği vicdan azâbını az da olsa hafifletmiştir. Zira İslâmʹı din seçip imân eden bir kimsenin geçmişte işlediği günahların tamamı bağış­lanır.

2- (Amel) sahifeleri açıldığında..

Bu, hesap vermek üzere amel defterlerinin açılıp hazır duruma getiril­mesiyle yorumlanabileceği gibi, bu defterlerin neşredilerek mü’minlerin sağ eline, kâfirlerin, suçlu günahkârların, münafık ve fâcirlerin sol eline ve­rilmesiyle de yorumlanabilir. Nitekim Tabiîn’den Dahhak da aynı görüşte­dir. (Tefsîr-i İbn Kesîr: 4/478) Müfessir Fahrüddîn Râzî’ye göre: İnsan ölünce melekler onunla il­gili amel sahifelerini katlayıp kaldırırlar. Sonra kıyâmet günü dirilme ola­yı meydana gelince, hesap için o sahifeler açılır. Âyette bilhassa bu hu­susa, işâret edilmektedir. (Bu konuda geniş bilgi için bak: İnşikâk Sûresi, âyet 7-12; İnfitâr Sûresi, âyet ll’in tefsiri)

Neden insanın işlediği bütün iyilik ve kötülükler yazılmaktadır? Ce­nâb-ı Hakk her şeyi, gizlisini de, açığını da en iyi bilen olduğuna göre, ayrıca böyle bir tesbite neden gerek görülmüştür? Şüphesiz ki O’nun bil­mesi yeterlidir ve başka delile de gerek yoktur. Ancak Cenâb-ı Hak, mut­lak anlamda hakîmdir; her şeyi bir plân ve proğrama göre yürütür. Melek­lerini çeşitli hizmetlere sevkeder. Koyduğu kanunları, çizdiği plânı değiş­tirmez, yani O, kurduğu düzene müdahale etmez. O bakımdan dünya ve âhirette her şeyin düzenli ve proğramlı yürütülmesini irâde buyurmuştur ve ona göre sistemi kurmuş, işler duruma getirmiştir. Görevli melekler yüklendikleri proğramı kusursuz yerine getirirler.

Ayrıca işlenen her iyilik ve kötülüğün Allah tarafından görüldüğü, me­lekler tarafından yazıldığı hususu bir inanç konusu olarak ortaya çıkmak­tadır. Buna ciddiyetle inanan bir mü’minin kalp ve kafasında derin izler meydana gelir; günlük hayatında daha dikkatli, daha duyarlı hareket eder ve bir iç disiplini havasında doğru olan ne ise onu seçmeye özen göste­rir. Çünkü âhiret âleminde amel defterlerine hiç kimsenin itiraz edemiye­ceğini, her şeyin günü gününe, saati saatine tesbit edilip yazıldığını ayan- beyân görebileceğini de hesaba katarak helâl ve haram, günah ve sevap sınırlarını birbirine karıştırmaz.

3- Gök(teki cisimler) yörüngesinden kaydırılıp dürüldüğünde..

Âyetin anlatım çerçevesi içinde birkaç yorum ortaya çıkmaktadır. Çün­kü «keşt» maddesi dört ayrı mânaya delâlet eder:

a) Yerinden kopup katlanma durumuna gelir.

b) Hayvan derisi yüzülüp çıkarıldığı gibi, gökteki cisimler de öylesi­ne sıyrılıp açılır da Cennet ve Rahmân’ın Arşʹı ortaya çıkmış olur.

c) Gök öylesine açılır ki, üzerinde ne örtü, ne de tavan kalır. «Yukarı» ve «aşağı» diye isim verilecek bir düzen kalmaz.

d) Kıyâmet kopma olayında gökteki cisimlerin yerlerinden kopup bir­birine karışmak suretiyle tek parça haline gelmesinden sonra, üzerindeki örtü sıyrılarak yeni bir düzenin kurulması söz konusudur. Nitekim Enbiyâ Sûresi 104. âyette bu konu şöyle açıklanmaktadır: «O gün göğü kitap (sahifelerini veya formalarını) katlar gibi katlarız. İlk yaratmaya başladığı­mız gibi -üzerimize gerekli bir vaad olarak- tekrar (yaratıp) geri çeviririz. Şüphesiz ki biz (böyle) yaparız. »

Bütün bu yorumlardan, âyetin konumu dikkate alındığında, dördün­cüsünün daha uygun olduğu anlaşılır. Cenâb-ı Hak ise, daha iyisini bilir.

4- Cehennem iyice alev alev kızıştırıldığında..

Bu, dünya hayatını, köpürüp kabaran şehevî arzusu doğrultusunda harcayan ve aklını, vicdanını şehevî duygusunun emrine vererek azıp sa­pıtan; Hakk’a karşı gelip meşru sınır tanımayan suçlu günahkârın, mad­deyi temel kabul edip başka bir değere iltifat etmiyen materyalistlerin kötü amellerine uygun bir ceza türüdür.

Ne var ki, o âlemde iyice kızışan, alev alev köpüren Cehennem ateşi, ikinci hayata has bedenleri bütünüyle yakmamakta, sadece deri kısmına tesir edip sinir uçlarını müteessir etmektedir. Bunun iki önemli sebep ve hikmeti söz konusudur:

a) Cehenneme atılanların bedenleri bütünüyle yanacak olsa, yokluğa karışıp silinme meydana gelir. Oysa âhiret âlemi ölümsüzlük hayatıdır; ölmek, hastalanmak, yaşlanmak o hayatın sözlüğünde mevcut değildir.

b) Yanık derinlere indikçe ıstırap hissedilmemekte ve bir bakıma si­nirler dumura uğrayarak fonksiyonunu kaybetmektedir. Bu da, devamlı veya uzun süreli bir azap verme hikmetine ters düşer. O bakımdan Cehen­nem’de sadece deriler yanar ve yanan derinin yerinde bir yenisi oluşur ve bu hal sürüp gider. (Geniş bilgi için bak: Nisâ Sûresi: 56. âyetin tefsiri)

Şüphesiz Cehennem’in iyice kızıştırılma olayından söz edilmesi, İlâ­hî uyarılardan biridir ki, yaşamakta olan insanların dikkatini o günlere çek­mekte; duygu ve düşüncelerine seslenilerek o günler gelmeden önce kâi­natın yaratılmasındaki hikmeti, insan olarak var kılınmanın mânasını araş­tırıp öğrenmeleri telkîn edilmektedir. Zira ezelî kalemle proğramlanan herşey vakti gelince mutlaka gerçekleşir ve bunu değiştirmeye hiç kimsenin gücünün yetmiyeceği o gün daha iyi anlaşılır.

5- Cennet (mü’minlere) yaklaştırıldığında..

Cennet’in mü’minlere yaklaştırılması, onun yerinden kaydırılıp geti­rilmesi değil, müminlerin o düzeye getirilmesidir. Aradaki perdenin kaldı­rılması ve onların ilgisinin bütünüyle bu yüksek nîmete çevirilmesidir. Ni­tekim Müfessir Kurtubî de buna yakın bir yorumda bulunmuştur. (Tefsîr-i Kurtubî: 19/235)

Ayrıca «üzlifet» fiilinde bir de süslenerek, tezyin edilerek yaklaştır­ma manası bulunmaktadır. Bu durumda artık cennetliklerle cehennemlik­ler iyice birbirinden seçilip ayrılmıştır. Kimin nereye gideceği kesinlik ka­zanmıştır. O yüzden mü’minler derin bir ferahlık duyup korktuklarından kurtularak umduklarına kavuşmanın sevincini yaşarken, Hakk’ı red ve in­kâr edenlerin dizlerinin bağı çözülecek, cennetliklerin o güzel haline ba­kınca da yüzbin defa hasret ve nedamet duyup içlerini çekecekler. Cen­netlikler de eriştirildikleri bu feyiz ve rahmetten dolayı Cenâb-ı Hakk’a hamd ve şükürde bulunacaklar.

İşte kıyâmet gününde bu 12 safhaya şâhit olan herkes, dünyada bu ikinci hayat için neler hazırladığını iyice görüp anlayacak ve bütün tefer­ruatıyla bilip öğrenecektir. O sebeple her kişi kendi geleceğini yine ken­disinin hazırladığını idrâk edecek ve herkesin kendi kaderini çizdiğine şâ­hit olacaktır. Artık bu durumda kimsenin kimseyi kınama hakkı olmayaca­ğı bütün açıklığıyla ortaya çıkacak ve ancak kişi kendi nefsini kınamaya yönelecektir. (Bilgi için bak: Âl-i İmrân Sûresi: 30. âyetin tefsîri)

Bundan dolayı Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz şöyle buyurmuştur:

«Cenâb-ı Hak (âhiret gününde) sizden herbirinizle, arada tercüman olmaksızın mutlaka konuşacaktır. Her kişi sağına dönüp bakacak, ancak önünden gönderdiğini görecek; soluna bakacak yine önünden gönderdik­lerini görecek.. Kendisini ateş karşılayacak.. Artık sizden kim yarım hur­ma ile de olsa ateşten sakınmaya güç getirebiliyorsa, sakınsın. » (Buharî/rikak: 49, tevhîd: 24, 36- Müslim/zekât: 67- Tirmizî/kıyâmet: 1- İbn Mâce/mukaddeme: 13, zekât: 28- Ahmed: 4/256)

Böylece Cenâb-ı Hak, yüksek rahmetinin tezahürü olarak Kur’ân’a ku­lak verebilecek irfan ve idrake sâhip olanların ölmeden önce duygu ve düşüncelerini gerçeğe çevirmeyi murad etmiş bulunuyor.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, kıyâmet olayıyla ilgili bir takım safhalara deği­nildi ve bu anlamda 12 kadar belge sıralandı. Âhiret gününde her kişinin önceden o ikinci hayatı için neler hazırladığını ve neleri önünden gönder­diğini çok iyi görüp anlayacağı haber verildi.

Aşağıdaki âyetlerle, inen vahyin mutlâk surette Arşʹın Sâhibi Allah’ın yanında çok güçlü ve kudretli olan elçi Cebrâîl aracılığıyla indirildiği açık­lanıyor ve böylece dikkatler âhiret safhalarından bu önemli konuya çev­rilmek isteniyor. Sonra da akla malzeme vermek için Cenâb-ı Hakkʹın kur­duğu eşsiz düzenin dört önemli maddesine değiniliyor ve böylece temel bilgiler veriliyor.