Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.

وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلٰى حُبِّهِ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَاَسِيرًا

ve yuT'ǐmūne T-Taǎāme ǎlā Hubbihi miskīnen ve yetīmen ve esīran

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَيُطْعِمُونَve yuT'ǐmūneط ع مYemek yemek/tatmak/yutmak, lezzetlendirmek/tadını çıkarmak, iştah/arzu, beslemek/tedarik etmek, yeme şekli, yiyecek/öğün, yetiştirmek, olgunlaşmış meyve, bir erkekte takdir edilebilir nitelik (örneğin zeka/ihtiyat/sağduyu), yiyecek bakımından iyi durum/hal, çok yiyen kimse, yeme yerive yedirirler
2الطَّعَامَT-Taǎāmeط ع مYemek yemek/tatmak/yutmak, lezzetlendirmek/tadını çıkarmak, iştah/arzu, beslemek/tedarik etmek, yeme şekli, yiyecek/öğün, yetiştirmek, olgunlaşmış meyve, bir erkekte takdir edilebilir nitelik (örneğin zeka/ihtiyat/sağduyu), yiyecek bakımından iyi durum/hal, çok yiyen kimse, yeme yeriyemeği
3عَلٰىǎlā
4حُبِّهِHubbihiح ب بSevilmek/sevilen olmak, etkilenmek/hoşlanılmak/onaylanmak, sevgi objesi olmak, sevimli/hoş/çekici olmak, bir şeyden zevk almak, hareketsiz durmak veya duraklamak, yorgun/bitkin olmak, bir şeyi başka bir şeye dönüştürmek, bir şeyi (su veya içecekle) doldurmak/doyurmak, pıhtılaşmak/pıhtı oluşturmak, sivilce/kabarcık/küçük püstüllerle ortaya çıkmak. Sevmek, hoşlanmak, dilemek.sevdikleri
5مِسْكِينًاmiskīnenس ك نSakin olmak, durgun olmak, hareketsiz kalmak, dinmek, yatışmak, sükûnet bulmak, yerleşmek, oturmak, ikamet etmek, yuva kurmak, huzur bulmak, sessizleşmekyoksula
6وَيَتِيمًاve yetīmenي ت مYetim, babasız olmak, yalnız kalmak, yorgun, dul kalmak, ergenlik-erişkinlik öncesi babasız kalmakve yetime
7وَاَسِيرًاve esīranا س رtutsak etmek, mahkum etmek, eklem/bağ/çerçeve/güç/enerjive esire

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve ona ihtiyaçları olduğu halde yemeklerini yoksula ve yetime ve tutsağa verirler, onları doyururlar.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve ona ihtiyaçları olduğu halde yemeklerini yoksula ve yetime ve tutsağa verirler, onları doyururlar.

Adem Uğur

Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.

Ahmed Hulusi

O'nun sevgisi ile yoksulu, yetimi ve ellerine mahkum olanları doyururlar.

Ahmet Tekin

Çevresi, çaresi olmayan yoksula, yetime, dula ve esire, sevdikleri, yemek ihtiyacında oldukları yiyecekleri can ü gönülden isteyerek yedirirler.

Ahmet Varol

Kendilerinin ona sevgi duymalarına rağmen [1] yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.

Ali Bulaç

Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.

Ali Fikri Yavuz

Yoksula, yetime, esire seve seve yemek yedirirler.

Ali Rıza Safa

Kendilerinin sevdiği yemeği, yoksullara, yetimlere ve tutsaklara da yedirirler.

Bayraktar Bayraklı

- Adaklarını yerine getirirler ve kötülüğü yaygın olan bir günden korkarlar. Sevdikleri gıdalardan yoksula, yetime ve esire yedirirler. "Biz, size sırf Allah rızası için yediriyoruz; sizden ne bir karşılık, ne de teşekkür bekliyoruz. Çünkü biz suratsız, çok katı bir günün azabından ötürü Rabbimizden korkarız" derler.

Bekir Sadak

Onlar icleri cektigi halde, yiyecegi yoksulla, oksuze ve esire yedirirler.

Celal Yıldırım

(8-9) Allah sevgisi için (veya mala olan sevgilerine rağmen) fakire, yoksula, yetime ve esîre yedirirler. Sizi ancak Allah rızası için yediriyoruz. Sizden ne bir karşılık, ne de bir teşekkür bekliyoruz.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Onlar, kendileri (yemek) istedikleri halde yiyeceği yoksula, yetime ve esire ikram ederler.

Diyanet İşleri

Onlar, seve seve yiyeceği yoksula, yetime ve esire yedirirler.

Diyanet İşleri (eski)

Onlar içleri çektiği halde, yiyeceği yoksula, öksüze ve esire yedirirler.

Diyanet Vakfi

Onlar, kendi canları çekmesine rağmen yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Düşküne, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Yoksula, yetime, esire seve seve yemek yedirir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Miskine, yetime, esire seve seve yemek yedirirler

Erhan Aktaş

İhtiyaçları olmasına rağmen yiyeceği; yoksula, öksüze ve tutsağa yedirirler.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

İhtiyaçları olmasına rağmen yiyeceği; yoksula, öksüze ve tutsağa yedirirler.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

İhtiyaçları olmasına rağmen yiyeceği; yoksula, öksüze ve tutsağa yedirirler.

Fizilal-il Kuran

Onlar içleri çektiği halde yemeklerini yoksullara, yetimlere ve tutsaklara yedirirler.

Gültekin Onan

Kendileri, ona duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.

Hamdi Döndüren

Yoksula, yetime ve esire, sevdikleri yemeği yedirirler.

Hasan Basri Çantay

(Yemeğe olan) sevgi (lerine ve iştihalarına) rağmen yoksulu, yetimi, esiri doyururlar (dı).

Hasib Asutay

Canları çekmesine rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler. (5) (5. Ayetin 'ala hubbihi' kısmına 'kendi canları çekmesine rağmen' yerine 'Allah sevgisiyle' manası verilebilir.)

Hayrat Neşriyat

Ona (o mala) olan arzularına (ve kendi ihtiyaçlarına) rağmen, yoksula, yetime ve esire yemek yedirirler(di).

İbni Kesir

Onlar; yoksula, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.

Mehmet Okuyan

Onlar, kendileri muhtaç olmalarına rağmen yoksulu, yetimi ve esiri yedirir (doyurur)lar.

Muhammed Esed

Ve kendi istekleri ne kadar çok olursa olsun, muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yedirirler,

Mustafa İslamoğlu

ve kendi istek ve arzularına rağmen muhtaçlara, yetimlere ve esirlere yedirirler;

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve taam yedirirler, onu sevdikleri halde yoksullara ve yetimlere ve esir olanlara.

Ömer Öngüt

Kendi canları çektiği halde; yemeği yoksula, yetime ve esire yedirirler.

Suat Yıldırım

Kendileri de ihtiyaç duydukları halde yiyeceklerini, sırf Allah’ın rızasına ermek için fakire, yetime ve esire ikram ederler.

Süleyman Ateş

Yoksula, yetime ve esire sevdikleri yemeği yedirirler:

Süleymaniye Vakfı

sevmelerine rağmen yiyeceklerini; çaresize, yetime ve esire yedirirler.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Çaresizleri, yetimleri ve esirleri, seve seve doyururlar.

Şaban Piriş

Sevmelerine rağmen yemeği düşküne, yetime ve esire yedirirler.

Tefhim-ul Kuran

Kendileri, ona karşı duydukları sevgiye rağmen yemeği, yoksula, yetime ve esire yedirirler.

Ümit Şimşek

Canlarının çektiği yemeği yoksula, yetime ve esire seve seve yedirirler.

Yaşar Nuri Öztürk

Yoksula, yetime ve esire, yemeği severek yedirirler.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar özlərinin istədikləri şeylərdən kasıba, yetimə və əsirə də verərlər

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onlar öz iştahaları çəkdiyi (özləri yemək istədikləri) halda (və ya: Allah rizasını qazanmaq uğrunda) yeməyi yoxsula, yetimə və əsirə yedirərlər.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie geben ihr Essen (das sie selbst gern gegessen hätten) einem Bedürftigen, einer Waise und einem Kriegsgefangenen, und sie sagen dabei:

Almanca — Der Edle Quran

und sie geben - obwohl man sie liebt - Speise zu essen einem Armen, einer Waisen und einem Gefangenen:

Almanca — M. A. Rassoul

Und sie geben Speise und mag sie ihnen (auch) noch so lieb sein dem Armen, der Waise und dem Gefangenen

Almanca — Muhammad Zaidan

Und sie speisen die Speise trotz Liebe ihr gegenüber den Armen, den Waisen und den Gefangengehaltenen:

English (26)

Abdel Khalek Himmat

For the love of Allah, they fed the indigent, the orphan and the captive, (believers or unbelievers), in spite of their attachment to the object they offer, thereby setting a good example and an excellent guide.

Abdul Haleem

they give food to the poor, the orphan, and the captive, though they love it themselves,

Abdullah Yusuf Ali

And they feed, for the love of Allah, the indigent, the orphan, and the captive,-

Abul A'la Maududi

those who, for the love of Him, feed the needy, and the orphan, and the captive,

Aisha Bewley

They give food, despite their love for it, to the poor and orphans and captives:

Al-Hilali & Khan

And they give food, inspite of their love for it (or for the love of Him), to the Miskîn[1] (the poor), the orphan, and the captive

Ali Quli Qarai

They give food, for the love of Him, to the needy, the orphan and the prisoner,

Amatul Rahman Omar

They give food for the love of Him to the indigent, the orphan and the captive.

Arthur John Arberry

they give food, for the love of Him, to the needy, the orphan, the captive:

Bijan Moeinian

The true believers are those who prefer to stay hungry and give their food to the needy, the orphan and the captive.

E. Henry Palmer

and who give food for His love to the poor and the orphan and the captive.

Edip-Layth

They give food out of love to the poor and the orphan and the captive.

George Sale

and give food unto the poor, and the orphan, and the bondman, for his sake,

Hamid S. Aziz

And they give food out of love for Allah to the poor and the orphan and the captive:

Mahmoud Ghali

And they give food (Literally: feed with food) for the love of Him, (Or: love of it) to the indigent, (and) the orphan, and the captive.

Marmaduke Pickthall

And feed with food the needy wretch, the orphan and the prisoner, for love of Him,

Mohamed Ahmed - Samira

And feed the needy for the love of Him, and the orphans and the captives,

Muhammad Asad

and who give food - however great be their own want of it - unto the needy, and the orphan, and the captive,

Mustafa Khattab

and give food—despite their desire for it—to the poor, the orphan, and the captive,

Progressive Muslims

And they give food out of love to the poor and the orphan and the captive.

Sahih International

And they give food in spite of love for it to the needy, the orphan, and the captive,

Sam Gerrans

And give food for love of Him to the needy, and the fatherless, and the prisoner,

Shabbir Ahmed

And they feed, for the love of nobility, the indigent, the orphan and the captive.

Syed Vickar Ahamed

And they feed for the love of Allah the needy, the orphan, and the captive and the needy,—

Taqi Usmani

and they give food, out of their love for Him (Allah), to the needy, and the orphan, and the captive,

The Monotheist Group

And they give food out of love to the poor and the orphan and the captive.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

et offrent la nourriture, malgré son amour, au pauvre, à lʹorphelin et au prisonnier,

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew xwarina ku pêdiviya wan pê heye û jê hez dikin didin feqîr û sêwî û dîlan (êsîran).

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En zij geven, hoe lief zij het ook hebben, voedsel aan behoeftige, wees en gevangene.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zij, schoon zelven nooddruftig, geven voedsel aan de armen, aan den wees en aan den balling voor zijne zaak.

Hollandaca — Siregar

En zij gaven het voedsel waarvan zij hielden aan een arme, en een wees en een gevangene.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И они кормили едой, несмотря на (собственную потребность) и любовь к ней, неимущего, сироту и пленника (из числа многобожников и других):

Rusça — Osmanov

Они дают пищу бедным, сиротам и пленникам, хотя и сами нуждаются в ней,

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

de som ger den fattige, den faderlöse och fången att äta - oavsett deras eget behov och det pris de sätter på (födan) -