(23-24) Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular.

فَانْطَلَقُوا وَهُمْ يَتَخَافَتُونَ اَنْ لَا يَدْخُلَنَّهَا الْيَوْمَ عَلَيْكُمْ مِسْكِينٌ

fe nTaleḳū ve hum yeteḣāfetūne / en lā yedḣulennehā l-yevme ǎleykum miskīnun

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَانْطَلَقُواfe nTaleḳūط ل قBağdan kurtulmak, boşanmak, reddedilmek. talak - boşanma. ta'allaqa (fiil 2) - boşanmak/bırakmak/ayrılmak. mutallaqatun - boşanmış kadın. intalaqa - bir şey yapmaya başlamak, ayrılmak, bir şey yapmaya koyulmak, yoluna gitmek, serbest veya gevşek olmak.derken yürüdüler
2وَهُمْve humve onlar
3يَتَخَافَتُونَyeteḣāfetūneخ ف تSessiz veya hareketsiz olmak, alçak/yumuşak/nazik olmak, şiddetli açlıktan dolayı zayıf olmak, sefil olmak, susturmak veya öldürmek (kılıç veya benzeri ile vurmak), iyi veya güzel olmak, dikkate değer olmak.fısıldaşıyorlardı
1اَنْendiye
2لَا
3يَدْخُلَنَّهَاyedḣulennehāد خ لgirmek, içeri girmek, geçmek, nüfuz etmek, ihlal etmek, arasından geçmek, istila etmek, üzerine gelmek, ziyaret etmek, zorla girmek, müdahale etmek, sokmak, tanıtmak, katılmak/başlamak/dahil etmek/yer almak, anlaşıldı/dahil edildi, karışmak/kaynaşmaksakın sokulmasın
4الْيَوْمَl-yevmeي و مGün, dönem, periyot, zaman, bugün, bu / şu gün, çağ/zaman periyodu, güneşin belli bir noktaya kadar yükseliş süreci, kaza veya olay.. Türkçe’ye girmiş türevler : yevm, eyyam, eyyamcı, yevmiye, yevmiyecibugün
5عَلَيْكُمْǎleykumyanınıza
6مِسْكِينٌmiskīnunس ك نSakin olmak, durgun olmak, hareketsiz kalmak, dinmek, yatışmak, sükûnet bulmak, yerleşmek, oturmak, ikamet etmek, yuva kurmak, huzur bulmak, sessizleşmekhiçbir yoksul

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Derken yola düştüler ve birbirlerine de gizlice diyorlardı ki.

Abdulkadir Gölpınarlı

Derken yola düştüler ve birbirlerine de gizlice diyorlardı ki.

Adem Uğur

Derken yürüyorlardı; fısıldaşıyorlardı.

Ahmed Hulusi

Aralarında fısıldanarak yola koyulup gittiler.

Ahmet Tekin

Aralarında fısıldaşarak fırladılar.

Ahmet Varol

Derken aralarında fısıldaşarak yola çıktılar.

Ali Bulaç

Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp gittiler:

Ali Fikri Yavuz

Hemen fırladılar; aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı:

Ali Rıza Safa

Böylece, çıkıp gittiler; aralarında fısıldaşıyorlardı.

Bayraktar Bayraklı

- Yola çıktılar, birbirlerine gizlice şöyle diyorlardı: "Bugün tarlada, yanınıza hiçbir yoksulun girmesine müsaade etmeyiniz!"

Bekir Sadak

(23-24) «ugun orada, hicbir duskun kimse yanimiza sokulmasin» diye gizli gizli konusarak yuruyorlardi.

Celal Yıldırım

(23-24) Derken hemen yola koyuldular ve şöyle fısıldaştılar: «Sakın bugün ürünlerimizin orada aramıza bir yoksul sokulmasın.»

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Derken yola koyuldular. Birbirlerine şöyle fısıldıyorlardı:

Diyanet İşleri

(23-24) Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular.

Diyanet İşleri (eski)

(23-24) 'Bugün orada, hiçbir düşkün kimse yanımıza sokulmasın' diye gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.

Diyanet Vakfi

(23-24) Derken: Aman, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın! diye fısıldaşa fısıldaşa yola koyuldular.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Derken fırladılar, aralarında fısıldaşıyorlardı.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Hemen fırladılar, şöyle mızırdaşıyorlardı (fısıldaşıyorlardı):

Elmalılı Hamdi Yazır

Hemen fırladılar, şöyle mızırdaşıyorlardı:

Erhan Aktaş

Hemen, sessizce yola koyuldular.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Hemen, sessizce yola koyuldular.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Hemen, sessizce yola koyuldular.

Fizilal-il Kuran

Derken yürüdüler ve şöyle fısıldaşıyorlardı:

Gültekin Onan

Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp gittiler:

Hamdi Döndüren

Hemen gittiler, aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı.

Hasan Basri Çantay

Derken onlar aralarında fısıldaşarak gitdiler:

Hasib Asutay

Derken fısıldaşarak yürüdüler.

Hayrat Neşriyat

(23-24) 'Sakın, bugün orada bir fakir yanınıza sokulmasın!' diye kendi aralarında gizli gizli konuşarak hemen gittiler.

İbni Kesir

Ve gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.

Mehmet Okuyan

(Bahçe sahipleri “Keşke) bugün yanınıza sokulmak üzere bahçeye hiçbir yoksul girmese!” (dileğiyle) fısıldaşarak yürüyorlardı.

Muhammed Esed

Derken yola koyuldular, giderken fısıldaşıyorlardı:

Mustafa İslamoğlu

Derken yola koyuldular... Aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı:

Ömer Nasuhi Bilmen

(22-23) «Eğer kesip devşirecek iseniz (bostanınıza) sabahleyin erken varınız.» Artık aralarında gizlice söyleşerek gidiverdiler.

Ömer Öngüt

Derken fısıldaşa fısıldaşa yola koyuldular:

Suat Yıldırım

(23-24) Hemen yola koyuldular. Bir taraftan da aralarında şöyle fiskos ediyorlardı: "Sakın, bugün yanımıza fakir fukara gelmesin, onların bahçeye girmelerine hiç imkân vermeyin!"

Süleyman Ateş

Derken yürüdüler; fısıldaşıyorlardı:

Süleymaniye Vakfı

Hemen yola çıktılar, aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı:

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Hemen yola çıktılar. Şöyle fısıldaşıyorlardı:

Şaban Piriş

(22-23) -Mahsulü toplayacaksanız, erkenden yola çıkın! diye gizlice konuşarak yola düştüler.

Tefhim-ul Kuran

Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp gittiler:

Ümit Şimşek

Giderken fısıldaşıyorlardı:

Yaşar Nuri Öztürk

Yola koyuldular. Aralarında fısıldaşıyorlardı:

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar bağa yollandılar, yol boyu da bir-birlərinə belə pıçıldayırdılar:

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Nəhayət, yola düşdülər, (yol boyu) bir-birinə xəlvətcə belə deyirdilər:

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie begaben sich hin und flüsterten einander zu:

Almanca — Der Edle Quran

Da zogen sie los und flüsterten dabei einander zu:

Almanca — M. A. Rassoul

Und sie machten sich auf den Weg und redeten dabei flüsternd miteinander

Almanca — Muhammad Zaidan

Dann gingen sie los, während sie einander zuflüsterten:

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And so they went onward to their orchard whispering to each other as to how they would accomplish their desire;

Abdul Haleem

and went off, whispering,

Abdullah Yusuf Ali

So they departed, conversing in secret low tones, (saying)-

Abul A'la Maududi

So off they went, whispering to one another:

Aisha Bewley

So they set off, quietly saying to one another,

Al-Hilali & Khan

So they departed, conversing in secret low tones (saying):

Ali Quli Qarai

So off they went, murmuring to one another:

Amatul Rahman Omar

So they set out talking together in low tones,

Arthur John Arberry

So they departed, whispering together,

Bijan Moeinian

On their way they decided not to let any poor person to enter to their…

E. Henry Palmer

So they set off, saying privily to each other,

Edip-Layth

So they went, while conversing.

George Sale

So they went on, whispering to one another,

Hamid S. Aziz

So they went, while they murmured to each other secretly,

Mahmoud Ghali

So they went off, speaking together in hushed voices,

Marmaduke Pickthall

So they went off, saying one unto another in low tones:

Mohamed Ahmed - Samira

So they departed, talking in low voices:

Muhammad Asad

Thus they launched forth, whispering unto one another,

Mustafa Khattab

So they went off, whispering to one another,

Progressive Muslims

So they went, while conversing.

Sahih International

So they set out, while lowering their voices,

Sam Gerrans

So they departed, whispering together:

Shabbir Ahmed

So they went off whispering unto one another.

Syed Vickar Ahamed

And so they departed, conversing in secret low tones, (saying)

Taqi Usmani

So they set out while they were whispering to each other,

The Monotheist Group

So they went, while conversing.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Ils allèrent donc, tout en parlant entre eux à voix basse:

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew, ber bi riya baxçe ve çûn, bi dizî ji hev re digotin:

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En zij gingen op weg terwijl zij onder elkaar fluisterden:

Hollandaca — Salomo Keyzer

Daarop gingen zij, terwijl zij elkander toefluisterden:

Hollandaca — Siregar

Zo vertrokken zij, terwijl zij naar elkaar fluisterden.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И отправились они (туда), переговариваясь между собой шепотом:

Rusça — Osmanov

Они направились [туда], беседуя вполголоса:

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och när de gick sade de sinsemellan med låg röst: