Sen sabret! Şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de (ya da göstermeden önce) seni vefat ettirsek de, sonunda onlar bize döndürüleceklerdir.

فَاصْبِرْ اِنَّ وَعْدَ اللّٰهِ حَقٌّ فَاِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ الَّذِي نَعِدُهُمْ اَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَاِلَيْنَا يُرْجَعُونَ

fe Sbir inne veǎ'de (a)llahi Haḳḳun fe immā nuriyenneke beǎ'De elleƶī neǐduhum ev neteveffeyenneke fe ileynā yurceǔne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1فَاصْبِرْfe Sbirص ب رdirenmek, dayanmak, bağlamak, sabırlı veya kararlı olmak, sabırla dayanmak, mantık ve emirlere kararlılıkla bağlı kalmak, mantık ve yasaların yasakladığı şeylerden kendini alıkoymak, üzüntü, huzursuzluk ve sabırsızlığı göstermekten kaçınmak. Bu kelime jaz'a'nın (üzüntü ve huzursuzluk gösterme) zıttıdır.artık sabret
2اِنَّinneşüphesiz
3وَعْدَveǎ'deو ع دsöz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre)va'di (sözü)
4اللّٰهِ(a)llahiAllah'ın
5حَقٌّHaḳḳunح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekgerçektir
6فَاِمَّاfe immāya
7نُرِيَنَّكَnuriyennekeر ا يgörmek/düşünmek/tutmak, görüşüne göre, algılamak, yargılamak, değerlendirmek, bilmek. ara'itaka / ara'itakum - bana söyle sen/siz (kişi zamiri Kaf vurgu için eklenmiştir ve anlama katkısı olmayan bir fazlalık değildir). tara'ni - tara fiili ve ni zamirinden oluşan bileşik kelime - sen beni görürsün. badi al-ra'yi - yüzeysel görüş sahibi, dış görünüş, ilk düşünce, görünüşte, uygun değerlendirme olmadan. ra'yal'ain - çıplak gözle görmek, görsel yargı. ri'yun - dış görünüş, gösteriş yapmak. ru'ya - görüntü rüya. a'lam tara - işte! bak! ri'aun - ikiyüzlülük, gösteriş, görünmek için. tara'a - birbirini görmek, değerlendirmek, birbirinin görüş alanına girmek. yura'una - ikiyüzlüce aldatırlar, sahte bir görünüm takınarak.sana gösteririz
8بَعْضَbeǎ'Deب ع ضbir kısım, bazı, parça, birkaç, bir miktar, birazbir kısmını
9الَّذِيelleƶīşeylerin
10نَعِدُهُمْneǐduhumو ع دsöz vermek, sözünü vermek, tehdit etmek, iyi şeyler vaat etmek, tehdit etmek (bağlama göre)onları tehdidettiğimiz
11اَوْevyahut
12نَتَوَفَّيَنَّكَneteveffeyennekeو ف يSona ermek, sözünü tutmak, taahhüdünü yerine getirmek, borcunu ödemek, verdiği sözü tutmak. Tawaffa - ölmek. Wafaat - ölüm.seni vefat ettiririz
13فَاِلَيْنَاfe ileynāsonunda bize
14يُرْجَعُونَyurceǔneر ج عgeri dönmek, kapatmak, (bir kimseye) itham etmek, geri gelmek, tekrarlamak, cevap vermek, cevap getirmek, geri getirilmek. raji'un - geri dönen. murji'un - dönüş, sonuç. taraja'a (vb. 6) - birbirine dönmek.döndürüleceklerdir

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Artık sabret, şüphe yok ki Allah'ın vaadi gerçektir. Derken ya onlara vaadettiğimiz şeylerin bâzısını göstereceğiz sana, yahut da seni öldüreceğiz, derken hepsi de dönüp tapımıza gelecekler.

Abdulkadir Gölpınarlı

Artık sabret, şüphe yok ki Allahʼın vaadi gerçektir. Derken ya onlara vaadettiğimiz şeylerin bâzısını göstereceğiz sana, yahut da seni öldüreceğiz, derken hepsi de dönüp tapımıza gelecekler.

Adem Uğur

Onun için (Resûlüm), sen sabret! Şüphesiz Allah'ın vâdi gerçektir. Onlara söz verdiğimiz azabın bir kısmını ya sana gösteririz, yahut seni daha önce vefat ettiririz. Nasıl olsa onlar bize döneceklerdir.

Ahmed Hulusi

Sabret! Muhakkak ki Allah'ın vaadi Hak'tır! Onlara vadettiğimizin bazısını sana göstersek de yahut (görmeden) seni vefat ettirirsek de (farketmez); (nasıl olsa) onlar bize rücu ettirilecekler.

Ahmet Tekin

Sabrederek mücadeleye devam et. Allah’ın va’di haktır, doğrudur. Onları tehdit ettiğimiz azâbın bir kısmını, ya sana gösteririz, yahut senin ruhunu daha önce alarak ölümünü gerçekleştiririz. Nasıl olsa bizim huzurumuza getirilerek hesaba çekilecekler.

Ahmet Varol

Şu halde sen sabret. Şüphesiz Allah'ın vaadi gerçektir. Onlara vaadettiklerimizin bir kısmını sana göstersek de senin dünya hayatını sona erdirsek de, sonuçta bize döndürülürler.

Ali Bulaç

Şu halde sen sabret, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Sonunda ya onlara va'd ettiğimiz (azab)ın bir kısmını sana göstereceğiz ya da senin hayatına son vereceğiz. Nihayet onlar bize döndürülecekler.

Ali Fikri Yavuz

Onun için (Ey Rasûlüm, kâfirlerin eziyetlerine) sabret. Elbette Allah’ın (sana olan zafer) vaadi bir gerçektir. Artık onlara vaad ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, yahud seni kendimize alsak da muhakkak onlar döndürülüp bize getirilecekler.

Ali Rıza Safa

Artık, dirençli ol. Allah'ın sözünü verdiği kesinlikle gerçektir. Böylece, onlara sözünü verdiğimizin bir bölümünü sana gösteririz veya senin yaşamına son veririz. Sonunda, Bize döndürüleceklerdir.

Bayraktar Bayraklı

Sıkıntılara karşı sabırlı ol; çünkü Allah'ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Şu kafirlere hazırladığımız cezayı sana ister gösterelim, ister seni ondan önce öldürelim, onlar bize döndürüleceklerdir.

Bekir Sadak

Sabret; suphesiz Allah'in verdigi soz gercektir. Onlara soz verdigimiz azabin bir kismini sana gosteririz veya seni oldururuz, nasil olsa onlarin donusu Bizedir.

Celal Yıldırım

(Ey Peygamber!) Sabret Şüphesiz ki, Allah'ın va'di hakktır Sana va'dettiğimizin bir kısmını el bette göstereceğiz veya senin ruhu nu alacağız. (Nasılsa) onların dönü şü bize olacaktır.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Sen şimdi sabret; Allah’ın vaadi mutlaka gerçekleşecek. Muhakkak ki biz, onlara vaktiyle bildirip uyarıda bulunduğumuz şeylerin bir kısmını (ölmeden) sana göstereceğiz, (bir kısmını da görmeden) seni vefat ettireceğiz; ama onlar da sonunda bize dönecekler!

Diyanet İşleri

Sen sabret! Şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de (ya da göstermeden önce) seni vefat ettirsek de, sonunda onlar bize döndürüleceklerdir.

Diyanet İşleri (eski)

Sabret; şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onlara söz verdiğimiz azabın bir kısmını sana gösteririz veya seni öldürürüz, nasıl olsa onların dönüşü Bizedir.

Diyanet Vakfi

Onun için (Resûlüm), sen sabret! Şüphesiz Allah'ın vâdi gerçektir. Onlara söz verdiğimiz azabın bir kısmını ya sana gösteririz, yahut seni daha önce vefat ettiririz. Nasıl olsa onlar bize döneceklerdir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ey Muhammed! Sen sabret, şüphesiz Allah'ın vaadi haktır, mutlaka gerçekleşecektir. Onlara yaptığımız tehdidin bir kısmını sana göstersek de veya seni vefat ettirsek de onlar mutlaka döndürülüp bize getirileceklerdir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Onun için, sabret. Allah'ın va'di gerçektir, mutlaka olacaktır. Artık onlara yaptığımız tehdidin bir kısmını sana göstersek de veya seni kendimize alsak da onlar mutlaka döndürülüp Bize getirileceklerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Onun için sabret! Allahın va'di haktır, muhakkak olacaktır. Artık onlara ettiğimiz vaidin ba'zısını sana göstersek de yahud seni kendimize alsak da onlar mutlak döndürülüp bize getirilecekler.

Erhan Aktaş

O halde sabret. Kuşkusuz Allah'ın yaptığı uyarı gerçektir. Onlara yaptığımız uyarılardan bir kısmını sana göstersek de göstermeden seni vefat ettirsek de sonunda onlar yalnızca Bize döndürüleceklerdir.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

O halde sabret. Kuşkusuz Allah'ın yaptığı uyarı gerçektir. Onlara yaptığımız uyarılardan bir kısmını sana göstersek de göstermeden seni vefat ettirsek de sonunda onlar yalnızca Bize döndürüleceklerdir.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

O halde sabret. Kuşkusuz Allah'ın yaptığı uyarı gerçektir. Onlara yaptığımız uyarılardan bir kısmını sana göstersek de, göstermeden seni vefat ettirsek de, sonunda onlar yalnızca Bize döndürüleceklerdir.

Fizilal-il Kuran

Ey Muhammed! Sabret, şüphesiz Allah'ın verdiği söz gerçektir. Onlara söz verdiğimiz azabın bir kısmını sana gösteririz veya seni öldürürüz, nasıl olsa onların dönüşü Bize'dir.

Gültekin Onan

Şu halde sen sabret, hiç şüphesiz Tanrı'nın vaadi haktır. Sonunda ya onlara vaad ettiğimiz (azab)ın bir kısmını sana göstereceğiz ya da senin hayatına son vereceğiz. Nihayet onlar bize döndürülecekler.

Hamdi Döndüren

Sen sabret! Çünkü Allah’ın vaadi gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz azabın bir bölümünü, ister sana gösterelim, ister seni daha önce vefat ettirelim, (sonuç değişmez). Çünkü onlar, sonunda bize döndürüleceklerdir.

Hasan Basri Çantay

Onun için sen (Habibim) sabret. Şübhesiz Allahın va'di bir gerçekdir. Binnetice ya onlara etmekde olduğumuz tehdidi (n tehakkukunu) kısmen sana göstereceğiz, yahud seni kendimize alacağız. Nihayet onlar ancak bize döndürülüb getirileceklerdir.

Hasib Asutay

(Resulüm!) o halde sen sabret! Şüphesiz Allah'ın va'di gerçektir. Onlara söz verdiğimiz (azab)ın bir kısmını ya sana gösteririz yahut seni daha önce vefat ettiririz. Nihâyet onlar bize döndürüleceklerdir.

Hayrat Neşriyat

(Habîbim, yâ Muhammed!) Artık sabret! Çünki Allah’ın va'di haktır. Böylece onları tehdîd ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de, yâhut (göstermeden) seni vefât ettirsek de, sonunda (onlar) ancak bize döndürüleceklerdir.

İbni Kesir

Şu halde sen; sabret. Muhakkak ki Allah'ın vaadi haktır. Onlara vaadettiğimiz azabın bir kısmını sana gösteririz veya senikendimize alırız. Nihayet onların dönüşü ancak Bizedir.

Mehmet Okuyan

Sabret! Şüphesiz ki Allah’ın vaadi gerçektir. Onlara vadettiğimiz (azabın) bir kısmını sana gösteririz veya seni daha önce vefat ettiririz. (Onlar) sadece bize döndürüleceklerdir.

Muhammed Esed

Sen, sıkıntılara karşı sabırlı ol, çünkü Allah'ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir. Ve şu (hakikati inkar ede)nler için hazırladıklarımızı sana ister (bu dünyada) gösterelim, ister (bunların gerçekleşmesinden önce) seni ölüme götürelim, (unutma ki, sonunda,) onlar Bize döndürüleceklerdir.

Mustafa İslamoğlu

Şu halde dirençli ol! Zira Allah'ın vaadi mutlaka gerçekleşecektir. İmdi, onlara yönelttiğimiz tehditlerin bir kısmının gerçekleştiğini ister sana gösterelim, isterse senin için ölümü takdir edelim; er geç, onlar Bize döndürülecekler.

Ömer Nasuhi Bilmen

Artık sabret. Allah'ın vaadi, şüphe yok ki, hakdır. Onlara olan vaadimizin bazısını sana göstereceğiz veya senin ruhunu alacağız, nihâyet Bize döndürüleceklerdir.

Ömer Öngüt

Resulüm! Onun için sen sabret! Allah'ın vaadi şüphesiz ki gerçektir. Onlara vâdettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de veya seni alsak da, nihayet onların dönüşü bize olacaktır.

Suat Yıldırım

Sabret! Çünkü Allah’ın vâdi gerçektir. Biz onlara vâd ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de, yahut senin ruhunu yanımıza alsak da, onlar mutlaka sonunda dönüp huzurumuza geleceklerdir.

Süleyman Ateş

Sabret, Allah'ın sözü gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını ya sana gösteririz yahut seni daha önce vefat ettiririz. (Sonunda) onlar bize döndürüleceklerdir.

Süleymaniye Vakfı

Sen sabret /duruşunu bozma; Allah'ın vaadi gerçektir. Onları tehdit ettiğimiz şeyin bir kısmını sana göstersek de (göstermeyip) seni vefat ettirsek de sonunda huzurumuza getirileceklerdir.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Sabret; Allah'ın sözü yerine gelecektir. Ya onlara yaptığımız tehdidin bir kısmını sana gösteririz veya seni vefat ettiririz. Dönüş Bizedir.

Şaban Piriş

Sabret, kuşkusuz Allah'ın vaadi haktır. Biz onlara vaat ettiğimiz azabın bir kısmını ya sana gösteririz, ya da seni vefat ettiririz. Ama neticede onlar, bize döndürüleceklerdir.

Tefhim-ul Kuran

Şu halde sen sabret, hiç şüphesiz Allah'ın va'di haktır. Sonunda ya onlara va'd ettiğimiz (azab)ın bir kısmını sana göstereceğiz ya da senin hayatına son vereceğiz. Nihayet onlar bize döndürülecekler.

Ümit Şimşek

Sabret; Allah'ın vaadi gerçektir. İster onlara vaad ettiklerimizden bir kısmını sana gösterelim, ister daha önce seni vefat ettirelim, sonunda hepsinin döneceği yer Bizim huzurumuzdur.

Yaşar Nuri Öztürk

Sen sabret! Çünkü Allah'ın vaadi haktır. Onları tehdit ettiğimiz şeyin bir kısmını belki sana gösteririz, belki de seni vefat ettiririz. Sonunda onlar bize döndürülecekler.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Səbir et! Həqiqətən, Allahın vədi haqdır. Ya onlara vəd etdiyimizin bir qismini sənə göstərəcək, ya da daha öncə sənin canını alacağıq. Onlar axırda Bizə qaytarılacaqlar.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Ya Peyğəmbər! Müşriklərin əziyyətlərinə) səbr et. Allahın (sənə və möʼminlərə verdiyi zəfər) vəʼdi haqdır. Ya onlara vəʼd etdiyimizin (əzabın) bir qismini (diri ikən) sənə göstərəcək, ya da səni Öz dərgahımıza aparacağıq. Onlar Bizim hüzurumuza qaytarılıb gətiriləcəklər! (Qiyamət günü dünyadakı əməllərinə görə şiddətli əzaba düçar olacaqlar!)

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Harre geduldig aus! Gottes Verheißung ist wahr. Ob Wir dich etwas von der Strafe sehen lassen, die Wir ihnen angedroht haben oder dich vorher abberufen, zu Uns werden sie am Jüngsten Tag zur Abrechnung zurückgeführt werden.

Almanca — Der Edle Quran

So sei standhaft. Gewiß, Allahs Versprechen ist wahr. Ob Wir dich einen Teil dessen, was Wir ihnen androhen, sehen lassen oder dich (vorher) abberufen, zu Uns werden sie zurückgebracht.

Almanca — M. A. Rassoul

So sei denn standhaft. Wahrlich, die Verheißung Allahs ist wahr. Und ob Wir dir (die Erfüllung) von einigen der Dinge zeigen, die Wir ihnen angedroht haben, oder (ob) Wir dich (vorher) sterben lassen; zu Uns werden sie (jedenfalls) zurückgebracht.

Almanca — Muhammad Zaidan

Also übe dich in Geduld! Gewiß, ALLAHs Versprechen ist wahr. Und entweder zeigen WIR dir etwas von dem, was WIR ihnen androhen, oder WIR lassen deine (Seele) einziehen, so werden sie danach zu Uns zurückgebracht.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Therefore in patience O Muhammad you possess your soul; the promise of Allah, your Creator, is the absolute truth. We either show you, in your life time, some part of the retributive punishment We have promised them, or cause you to die before you witness this punishment, then to Us they are destined to return.

Abdul Haleem

So be patient [Prophet], for God’s promise is sure: whether We show you part of what We have promised them in this life or whether We take your soul back to Us first, it is to Us that they will be returned.

Abdullah Yusuf Ali

So persevere in patience; for the Promise of Allah is true: and whether We show thee (in this life) some part of what We promise them,- or We take thy soul (to Our Mercy) (before that),-(in any case) it is to Us that they shall (all) return.

Abul A'la Maududi

So be patient, (O Prophet). Surely Allah's promise is true. Whether We show them a part of the woeful consequences against which We warn them (while you are still in their midst) or We recall you (from this world) before that, eventually it is to Us that they shall be brought back.

Aisha Bewley

So be steadfast, Allah’s promise is true. Whether We show you some of what We have promised them, or take you back to Us, they will in any case be returned to Us.

Al-Hilali & Khan

So be patient (O Muhammad صلى الله عليه وسلم); verily, the Promise of Allâh is true and whether We show you (O Muhammad صلى الله عليه وسلم in this world) some part of what We have promised them, or We cause you to die then still it is to Us they all shall be returned.

Ali Quli Qarai

So be patient! Allah’s promise is indeed true. Whether We show you a part of what We promise them, or take you away [before that], [in any case] they will be brought back to Us.

Amatul Rahman Omar

Patiently persevere then. Verily, the promise of Allâh is bound to be fulfilled, whether We let you see (descend on them in your lifetime) a part of that punishment We have promised them, and whether We cause you to die before (you see it, it matters little), to Us they will be brought back.

Arthur John Arberry

So be thou patient; surely God's promise is true. Whether We show thee a part of that We promise them, or We call thee unto Us, to Us they shall be returned.

Bijan Moeinian

God tells you the truth, so be patient Mohammad. whether I let you see the partial consequence of their disbelief or ordain the death upon you before that, they will be summoned to My court on the Day of Judgment.

E. Henry Palmer

But be thou patient; verily, the promise of God is true; and whether we show thee a part of what we promised them, or whether we surely take thee to ourself, unto us shall they be returned.

Edip-Layth

So be patient, for the promise of God is true. Either We will show you some of what We have promised them, or We will let you die, then it is to Us that they will be returned.

George Sale

Wherefore persevere with patience, O Mohammed; for the promise of God is true. Whether We cause thee to see any part of the punishment with which We have threatened them, or whether We cause thee to die before thou see it; before Us shall they be assembled at the last day.

Hamid S. Aziz

So be patient (O Muhammad), verily the promise of Allah is true. Whether We let you see part of what We promise them, or whether We cause you to die, to Us shall they be returned.

Mahmoud Ghali

So (endure) patiently; surely the promise of Allah is true. So whether We definitely show you some of (the pains) We promise them or We definitely take you up (to Us), then to Us they will be returned.

Marmaduke Pickthall

Then have patience (O Muhammad). Lo! the promise of Allah is true. And whether we let thee see a part of that which We promise them, or (whether) We cause thee to die, still unto Us they will be brought back.

Mohamed Ahmed - Samira

So you persevere with patience (in your mission). The promise of God is true. Whether We show you some of the punishment We have promised them, or gather you up in death, they have to come back to Us.

Muhammad Asad

HENCE, remain thou patient in adversity - for, verily, God’s promise always comes true. And whether We show thee [in this world] something of what We hold in store for those [deniers of the truth], or whether We cause thee to die [ere that retribution takes place - know that, in the end], it is unto Us that they will be brought back.

Mustafa Khattab

So be patient ˹O Prophet˺. Surely Allah’s promise is true. Whether We show you some of what We threaten them with, or cause you to die ˹before that˺, to Us they will ˹all˺ be returned.

Progressive Muslims

So be patient, for the promise of God is true. Either We will show you some of what We have promised them, or We will let you die, then it is to Us that they will be returned.

Sahih International

So be patient, [O Muúammad]; indeed, the promise of Allah is truth. And whether We show you some of what We have promised them or We take you in death, it is to Us they will be returned.

Sam Gerrans

So be thou patient; the promise of God is true. And whether We show thee some of what We promise them or We take thee, it is to Us they will be returned.

Shabbir Ahmed

Then, (O Prophet) remain patient, for, verily, Allah's Promise always comes True. Whether We let you witness some of what We promise them, or whether We cause you to die, still unto Us they will be brought back. (10:46), (23:95), (43:42).

Syed Vickar Ahamed

So keep (working, O Prophet!) with patience; Verily, the Promise of Allah is True: And whether We show you (in this life) some part of what We promise them— Or We cause you to die (in Our Mercy, in any case), it is to Us that they shall (all) return.

Taqi Usmani

Therefore, be patient. Surely, Allah’s promise is true. Then, (O Prophet,) whether We show you (in your life) a part of the promise We are making to them, or make you die (before they are punished), in any case they have to be returned to Us.

The Monotheist Group

So be patient, for the promise of God is true. So, if We show you some of what We promise them, or We terminate your life, then it is to Us that they will be returned.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Endure donc. La promesse dʹAllah est vraie. Que Nous te montrions une partie de ce dont Nous les menaçons ou que Nous te fassions mourir (avant cela)... cʹest vers Nous quʹils seront ramenés.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

(Rêsûlê min!) Vêca tu bêhna xwe fireh bike. Bêguman soza Xwedê daye heq û rast e. Eger em hinekî ji wî ezabê ku me ji bo wan soz daye, nîşanî te bidin, yan jî beriya (em ezab bînin ser wan) em te bimirînin, ew ê her li me bêne vegerandin (vêca ew ji ber me xelas nabin).

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Volhard dus geduldig, want Gods toezegging is waar. En of Wij jou iets van wat wij hun aangezegd hebben laten zien of dat Wij jou wegnemen, tot Ons zullen zij teruggebracht worden.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Daarom volhard met geduld, o Mahomet! want de belofte van God is waar. Hetzij wij u een deel der straf doen zien, waarmede wij hen bedreigden, hetzij wij u doen sterven vóór gij het ziet; zij zullen op den jongsten dag voor ons worden verzameld.

Hollandaca — Siregar

Wees daarom geduldig: voorwaar, de belofte van Allah is waar. Of Wij jou (Moehammad) nu een gedeelte van wat Wij hen hebben aangezegd laten zien (het is hoe dan ook terecht). Of dat Wij jou wegnemen: tot Ons zullen zij dan terugkeerd worden.

Rusça (1)

Rusça — Osmanov

Терпи же [, Мухаммад], ибо обещанное Аллахом непременно исполнится. Или Мы покажем тебе кое-что из того, что обещаем неверным, или Мы упокоим тебя. Они же предстанут перед Нами.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

HA DÄRFÖR tålamod, (Muhammad) - Guds löfte är sanning! Vare sig Vi låter dig se något av det som Vi lovar dessa (förnekare) eller Vi låter dig dö (innan straffet når dem), skall de föras åter till Oss!