Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

فَاٰمَنُوا فَمَتَّعْنَاهُمْ اِلٰى حِينٍ

fe āmenū fe metteǎ'nāhum ilā Hīnin

Tefsirler

Kelimeler

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Derken inandılar da onları muayyen bir zamana dek yaşattık, geçindirdik.

Abdulkadir Gölpınarlı

Derken inandılar da onları muayyen bir zamana dek yaşattık, geçindirdik.

Adem Uğur

Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.

Ahmed Hulusi

(Onlar) iman ettiler de, biz onları bir süre mutlu yaşattık.

Ahmet Tekin

O zaman, onlar iman ettiler. Biz de, bir vakte kadar, onları zevk-u safa içinde, refah içinde yaşattık.

Ahmet Varol

Sonunda iman ettiler. Biz de onları belli bir süreye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırdık.

Ali Bulaç

Sonunda ona iman ettiler, biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.

Ali Fikri Yavuz

Nihayet (Yunus peygamberin gaybubetinde azab gören kavmi) ona iman ettiler de onları ömürlerinin sonuna kadar geçindirdik.

Ali Rıza Safa

Sonunda inandılar. Ardından, bir zamana dek onları geçindirdik.

Bayraktar Bayraklı

Ona inandılar, bu sebeple biz de onları belli bir süreye kadar refah içinde yaşattık.

Bekir Sadak

Sonunda ona inandilar, bunun uzerine Biz de onlari bir sureye kadar gecindirdik.

Celal Yıldırım

Onlar da artık Ona imân ettiler. Bu sebeple biz de onları bir süreye kadar yararlandırıp geçindirdik.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Bu defa onlar iman ettiler, biz de kendilerini belirli bir vakte kadar nimetlerimizle yaşattık.

Diyanet İşleri

Nihayet onlar iman ettiler. Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

Diyanet İşleri (eski)

Sonunda ona inandılar, bunun üzerine Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

Diyanet Vakfi

Sonunda ona iman ettiler, bunun üzerine biz de onları bir süreye kadar yaşattık.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

O zaman ona iman ettiler de biz onları bir zamana kadar yaşattık.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

O zaman iman ettiler de onları bir zamana kadar yararlandırdık.

Elmalılı Hamdi Yazır

O vakıt ona iyman ettiler de onları bir zamana kadar istifade ettirdik

Erhan Aktaş

Bu sefer iman ettiler. Biz de onları belli bir süre yararlandırdık.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Bu sefer inandılar. Biz de onları belli bir süre yararlandırdık.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Bu sefer Yunus'a inandılar. Biz de onları belli bir süre yararlandırdık.

Fizilal-il Kuran

İnandılar, biz de onları belli bir süreye kadar geçindirdik.

Gültekin Onan

Sonunda ona inandılar, biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.

Hamdi Döndüren

Sonunda onlar (Yunus’a) inandılar ve biz de onları bir süreye kadar yaşattık.

Hasan Basri Çantay

Nihayet ona iman etdiler de kendilerini bir zamana kadar geçindirdik.

Hasib Asutay

Sonunda (ona) iman ettiler, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

Hayrat Neşriyat

Sonunda îmân ettiler de onları bir zamâna kadar (dünya ni'metlerinden)faydalandırdık.

İbni Kesir

Nihayet ona inandılar, Biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

Mehmet Okuyan

(Ona) inanmışlardı; biz de onları bir süreye kadar yaşatmıştık.

Muhammed Esed

Onlar, (bu defa ona) inandılar; bunun üzerine Biz, verilen süre zarfında onlara mutlu bir hayat yaşattık.

Mustafa İslamoğlu

Bu kez onlar iman ettiler; bu yüzden Biz de onlara bir müddet müreffeh bir hayat yaşattık.

Ömer Nasuhi Bilmen

(147-148) Ve O'nu yüz bin ve daha artar olana (böyle bir kavme peygamber) gönderdik. Nihâyet imân ettiler, artık onları bir müddete kadar geçindirdik (faidelendirdik).

Ömer Öngüt

Nihayet ona inandılar, biz de onları bir süreye kadar yararlandırıp geçindirdik.

Suat Yıldırım

Yûnus onları tekrar hakka çağırınca, bu sefer iman ettiler. Biz de belirli bir süreye kadar onları hayattan istifade ettirdik.

Süleyman Ateş

İnandılar, biz de onları bir süreye kadar geçindirdik.

Süleymaniye Vakfı

(Yunus'un geri dönmesinden) Sonra ona inandılar. Biz de onları bir süre nimetlerden yararlandırdık.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Daha sonra ona inandılar. Biz de onları bir süreye kadar refah içinde yaşattık.

Şaban Piriş

Ona iman ettiler, biz de onlara bir süreye kadar geçimlik verdik.

Tefhim-ul Kuran

Sonunda ona iman ettiler, biz de onları bir süreye kadar yararlandırdık.

Ümit Şimşek

Onlar iman ettiler; Biz de onları belirli bir vakte kadar nimetlerimizden nasiplendirdik.

Yaşar Nuri Öztürk

Onlar inandılar. Biz de onları bir vakte kadar nimetlendirdik.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar ona iman gətirdilər, Biz də onlara müəyyən vaxtadək firavanlıq nəsib etdik.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Nəhayət, onlar ona (Yunisə) iman gətirdilər və Biz də onlara müəyyən vaxtadək (ömürlərinin axırına kimi) gün-güzəran verdik.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie glaubten an ihn. Wir ließen sie sich auch Unserer Gaben erfreuen bis zu einem bestimmten Zeitpunkt.

Almanca — Der Edle Quran

Da glaubten sie, und so gewährten Wir ihnen Nießbrauch auf Zeit.

Almanca — M. A. Rassoul

Und sie wurden gläubig; so gewährten Wir ihnen für eine Zeitlang Versorgung.

Almanca — Muhammad Zaidan

Dann verinnerlichten sie den Iman, dann gewährten WIR ihnen Verbrauchsgüter bis zur einer Zeit.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

And his mission was accepted with the consenting minds of the whole who conformed their will to Allah's will and by consequence We made them enjoy life up to a predetermined point of time.

Abdul Haleem

They believed, so We let them live out their lives.

Abdullah Yusuf Ali

And they believed; so We permitted them to enjoy (their life) for a while.

Abul A'la Maududi

and they believed. So We let them enjoy life for a while.

Aisha Bewley

They had iman and so We gave them enjoyment for a time.

Al-Hilali & Khan

And they believed; so We gave them enjoyment for a while.

Ali Quli Qarai

and they believed [in him]. So We provided for them for a while.

Amatul Rahman Omar

They all believed (in him) so We provided them gains till the end of their lives.

Arthur John Arberry

and they believed; so We gave them enjoyment for a while.

Bijan Moeinian

As they chose to believe in him, we let them live [comfortably] until the day that they were supposed to face their natural deaths. The next few verses deals with the man’s attributing children to God in account of his ignorance.

E. Henry Palmer

and they believed; and we gave them enjoyment for a season.

Edip-Layth

They acknowledged, so We gave them enjoyment for a time.

George Sale

and they believed: Wherefore We granted them to enjoy this life, for a season.

Hamid S. Aziz

And they believed; therefore, We gave them provision for a time.

Mahmoud Ghali

Then they believed; so We gave them enjoyment for a while.

Marmaduke Pickthall

And they believed, therefor We gave them comfort for a while.

Mohamed Ahmed - Samira

And they came to believe; so We allowed them to enjoy the good things of life for an age.

Muhammad Asad

and [this time] they believed [in him] and so We allowed them to enjoy their life during the time allotted to them?

Mustafa Khattab

who then believed ˹in him˺, so We allowed them enjoyment for a while.

Progressive Muslims

And they believed, so We gave them enjoyment for a time.

Sahih International

And they believed, so We gave them enjoyment [of life] for a time.

Sam Gerrans

And they believed, so We gave them enjoyment for a time.

Shabbir Ahmed

And this time they believed in him and so We let them enjoy this life.

Syed Vickar Ahamed

And they believed; So We let them enjoy (their lives) for a while.

Taqi Usmani

So, they believed, then, We let them enjoy for a time.

The Monotheist Group

And they believed, so We gave them enjoyment for a time.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Ils crurent, et nous leur donnâmes jouissance de la vie pour un temps.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Vêca wan bawerî bi Yûnus anîn, îcar me heya demekê jiyaneke xweş da wan.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

die toen geloofden. Hen lieten Wij toen nog een tijd genieten.

Hollandaca — Salomo Keyzer

En zij geloofden: daarom lieten wij hun dit leven nog voor eenigen tijd genieten.

Hollandaca — Siregar

Daarop geloofden zij en Wij schonken hun genietingen, voor een bepaalde tijd.

Rusça (1)

Rusça — Ebu Adel

И уверовали они (в Аллаха и в ту Истину, с которой он пришел к ним и призвал их к Вере) (именно в тот момент, когда вот-вот должно было пасть на них наказание Аллаха), и отсрочили Мы им до (некоего) времени (а именно, до времени завершения их жизненного срока) [не стали наказывать].

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

och de trodde (nu på honom) och Vi lät dem glädjas åt livet ännu en tid.