Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri halde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkar ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

وَجَحَدُوا بِهَا وَاسْتَيْقَنَتْهَا اَنْفُسُهُمْ ظُلْمًا وَعُلُوًّا فَانْظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُفْسِدِينَ

ve ceHadū bihā ve steyḳanethā enfusuhum Zulmen ve ǔluvven fe nZur keyfe kāne ǎāḳibetu l-mufsidīne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَجَحَدُواve ceHadūج ح دBir şeyi inkar etmek veya kabul etmemek, cimri veya açgözlü olmak, fakir olmak veya az iyiliğe sahip olmak, dağılmış veya saçılmış olmak, miktar olarak az, kıt olmak.ve inkar ettiler
2بِهَاbihāonları
3وَاسْتَيْقَنَتْهَاve steyḳanethāي ق نkesinlik, elbette, kesinlikle, emin olmak/olmak/açık olmak, saptamak, kesin olan kişikanaat getirdiği halde
4اَنْفُسُهُمْenfusuhumن ف سnefs, öz, benlik, kişilik, yüksek derecede değer verildi, değerli ve istenen, çekicilik gören, sevilen veya saygı değer bulunanvicdanları
5ظُلْمًاZulmenظ ل مkaranlık, zulüm, haksızlık, adaletsizlik, hak gaspı, haksız yere birini sıkıntıya sokmakhaksızlıkları yüzünden
6وَعُلُوًّاve ǔluvvenع ل وYüksek olmak, yükseltilmiş olmak, yüce olmak, yüceltilmek, yükselmek, üstesinden gelmek, gururlu olmak, üstünde olmak, yukarı çıkmak, yükselmek, rütbe veya onurda yükselmek, kaldırmak, yukarı almak, binmek, üstüne çıkmakve böbürlenmeleri yüzünden
7فَانْظُرْfe nZurن ظ رgörmek, bakmak, göz atmak, gözlemlemek, seyretmek, düşünmek, değerlendirmek, dinlemek, sabırlı olmak, beklemek, tefekkür etmek, mühlet vermek, ertelemek, incelemek, nezaket göstermek, araştırmak, derinlemesine bakmak, şefkat göstermek. nazara - sevgiyle bakmak, şaşırtmak, göz kamaştırmakbak işte
8كَيْفَkeyfeك ي فNasıl, ne şekilde, ne suretle, ne biçimde, ne tarzda, ne durumda, ne haldenasıl
9كَانَkāneك و نOlmak, var olmak, vuku bulmak, meydana gelmek, öyle veya böyle (olmak), kaynaklanan. makaan - taraf, yan, mesken, amaç, durum, yol, koşul, şart. makaanatun - yer, yol, amaç, niyet, koşul, şart, yetenek, beceri, yapabilirlik, olunan veya var olunan yer. Türkçe’ye girmiş türevler : mekân, mekânsal, lamekân, kâinat, tekevvün, tekvinoldu
10عَاقِبَةُǎāḳibetuع ق بBaşarmak, yerini almak, sonra gelmek, topuğuna vurmak, topukta gelmek, birini yakından takip etmek. Aqqaba - tekrar tekrar çabalamak, geri dönmek, cezalandırmak, karşılık vermek, adımlarını geri izlemek. Aqab - ölmek, nesil bırakmak, karşılığında vermek. Aqabatun - tırmanması zor yer. Uqbun - başarı. Ta'aqqaba - dikkatli bilgi almak, bağırmak, adım adım takip etmek. Aqub - topuk, oğul, torun, nesil, mihver, eksen. Uqba - karşılık, sonuç, ödül, son, başarı. İqab (çoğulu aqubat) - günahtan sonraki ceza, erteleyen veya tersine çeviren, işin sonucuna veya neticesine bakan. Mu'aqqibat - birbirinin yerini alan, başka bir şeyin hemen ardından gelen veya kesintisiz olarak başka bir şeyi takip eden şey. Bu, mu'aqqib kelimesinin çift çoğul dişil halidir. Çoğul dişil form, Arapçada dişil formun bazen vurgu ve sıklık katmak için kullanılmasından dolayı eylemlerin sıklığını gösterir.sonu
11الْمُفْسِدِينَl-mufsidīneف س دyozlaşmak/bozulmak, geçersiz, çürümüş, kötü/taze olmayan/kirlenmiş, yanlış, kötü niyetli, hileli iş yapmak veya kötülük yapmak. fasad - yozlaşma/şiddet.bozguncuların

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Kendileri de bunlara adamakıllı inandıkları, bunları iyice bilip anladıkları halde zulümle, ululanmayla inadına inkâr ettiler; bak da gör, bozguncuların sonları ne oldu.

Abdulkadir Gölpınarlı

Kendileri de bunlara adamakıllı inandıkları, bunları iyice bilip anladıkları halde zulümle, ululanmayla inadına inkâr ettiler; bak da gör, bozguncuların sonları ne oldu.

Adem Uğur

Kendileri de bunlara yakînen inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!

Ahmed Hulusi

Enfüsleri onlara (Musa'nın bildirdiği hakikatlere) yakin duyduğu halde; zulüm ve büyüklük duygusuyla bile bile onları inkar ettiler. . . Bir bak, o bozguncuların sonu ne oldu!

Ahmet Tekin

Mûcizelerin Allah tarafından gerçekleştirildiğini, delilleriyle bildikleri, vicdanları, bunların doğruluğuna tam bir kanaat getirdiği halde, zulüm ve kibirlerinden dolayı mûcizeleri bile bile inkâr ettiler. Fesat çıkaranların, bozguncuların âkıbetinin nasıl olduğuna ibret nazarıyla bir bak, incele.

Ahmet Varol

Vicdanları (doğruluğunu) kesin olarak anladığı halde zulüm ve büyüklenme yüzünden onları bile bile inkâr ettiler. Bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!

Ali Bulaç

Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.

Ali Fikri Yavuz

(Mucizelerin Allah tarafından olduğunu) kalbleriyle yakînen bildikleri halde, nefislerine zulüm yaparak ve kibrederek bütün mucizeleri (açıktan) inkâr ettiler. Ey Rasûlüm, bak ki müfsidlerin (kâfirlerin) akıbeti nasıl oldu! (Nasıl boğulup gittiler!...)

Ali Rıza Safa

Kendileri de onları kesin olarak bilmelerine karşın, haksızlık yaparak ve büyüklük taslayarak inkar ettiler. Artık, bozgunculuk yapanların sonunun nasıl olduğuna bir bak?

Bayraktar Bayraklı

Kendileri de mucizelerimize kesin olarak inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden dolayı, onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

Bekir Sadak

Gonulleri kesin olarak kabul ettigi halde, haksizlik ve buyuklenmelerinden oturu onlari bile bile inkar ettiler. Bozguncularin sonunun nasil olduguna bir bak! *

Celal Yıldırım

Mu'cizeleri, gönülleri kesinlikle kabul ettiği halde sırf haksızlık, azgınlık ve kendilerini yüksek görmek yüzünden onları inadla inkâr ettiler. Artık sen fesatçıların sonunun ne olduğuna bir bak !

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Mûcizeleri açık ve kesin olarak görüp idrak ettikleri halde zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!

Diyanet İşleri

Kendileri de bunların hak olduklarını kesin olarak bildikleri halde, sırf zalimliklerinden ve büyüklük taslamalarından ötürü onları inkar ettiler. Ama bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

Diyanet İşleri (eski)

Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

Diyanet Vakfi

Kendileri de bunlara yakînen inandıkları halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Ve vicdanları bunlar(ın doğruluğun)a tam bir kanaat getirdiği halde, zulüm ve kibirlerinden ötürü onları bile bile inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ve vicdanları bunlar(ın doğruluğun)a kesin bir kanaat getirdiği halde sırf zulüm ve kendilerini büyük görme yüzünden onları inkar ettiler; fakat, bak o bozguncuların akibeti nasıl oldu!

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve nefisleri yakin hasıl ettiği halde mücerred zulm-ü kibirden onlara cehudluk ettiler, fakat bak o müfsidlerin akıbeti nasıl oldu?

Erhan Aktaş

Doğruluğundan emin oldukları halde, haksızca ve büyüklenerek mücadele ettiler. Ama bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Doğruluğundan emin oldukları halde, haksızca ve büyüklenerek mücadele ettiler. Ama bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Doğruluğundan emin oldukları halde, haksızca ve büyüklenerek bile bile yalanladılar. Ama bozguncuların sonlarının nasıl olduğuna bir bak!

Fizilal-il Kuran

Vicdanların kesinlikle doğru kabul ettiği bu mucizeleri gerçeği çiğneyerek ve küstahça burun kıvırarak inkâr ettiler. Gör bakalım, o bozguncuların sonu nice oldu?

Gültekin Onan

Vicdanları kabul ettiği halde zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.

Hamdi Döndüren

Vicdanları bunların (doğruluğuna) tam olarak kanaat getirdiği halde, sırf zulüm ve böbürlenme yüzünden onları bile bile inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!

Hasan Basri Çantay

Vicdanları da bunlara tam bir kanaat haasıl etdiği halde zulm ve kibr ile yine bunları (inadlarından) inkar etdiler. (Habibim) fesadcıların encamı bak nice oldu!

Hasib Asutay

Kendileri de bunlara kesin olarak inandıkları halde, haksızlık ve böbürlenme yüzünden bunları inkâr ettiler. Bozguncuların sonunun nice olduğuna bir bak!

Hayrat Neşriyat

Kendileri de bunlara (bu mu'cizelerimize) kat'î olarak inandıkları hâlde, zulüm ve kibir yüzünden onları inkâr ettiler. Ama bak, o fesad çıkaranların âkıbeti nasıl oldu!

İbni Kesir

Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, zulüm ve kibirle bunları bile bile inkar ettiler. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak.

Mehmet Okuyan

Kendileri bu delillere kesin olarak (kalben) inandıkları hâlde, haksızlık ve kibirleri nedeniyle onları (bile bile) inkâr etmişlerdi. Bozguncuların sonunun nasıl olduğuna bir bak!”

Muhammed Esed

ve zihnen onların doğruluğuna kani oldukları halde, sırf zulmü kendilerine yol edinmiş olmalarından ve kendilerini büyüklük duygusuna kaptırmış olmalarından ötürü mesajlarımıza karşı çıktılar; bak işte bozguncuların sonu nasıl oldu!

Mustafa İslamoğlu

İç dünyalarında kesin kanaat getirdikleri halde, sırf gerçeği çarpıtma ve büyüklenmelerinden dolayı bile bile inkara saptılar: hele bir bak, fesatçıların akıbeti nasıl olurmuş?

Ömer Nasuhi Bilmen

Ve bu âyetleri, vicdanları da tam bir kanaat getirdiği halde bir zulm ve kibirden dolayı inkar ettiler. Artık bak, o müfsidlerin akibeti nasıl oldu?

Ömer Öngüt

Gönülleri kesin olarak kabul ettiği halde, haksızlık ve büyüklenmelerinden ötürü onları bile bile inkâr ettiler. Bozguncuların âkibetlerinin nice olduğuna bir bak!

Suat Yıldırım

Vicdanları onların doğruluğuna şahitlik ettiği halde, sırf kibir ve haksızlık saikiyle, onları inkâr ettiler. İşte bak da fesatçıların, bozguncuların âkıbetlerinin nasıl olduğunu gör!

Süleyman Ateş

Vicdanları, onlar(ın doğruluğun)a kanaat getirdiği halde, sırf haksızlık ve böbürlenme yüzünden onları inkar ettiler. Bak işte o bozguncuların sonu nasıl oldu.

Süleymaniye Vakfı

Mucizelerimiz hakkında, içlerinde bir şüphe kalmadığı halde yanlış yaparak ve büyüklenerek onları bile bile inkar ettiler. Bak bakalım, o bozguncuların sonu ne oldu.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

İçlerinde en küçük şüphe olmadığı halde zalimliklerinden ve büyüklenmelerinden dolayı bile bile inanmadılar. Bak bakalım, o bozguncuların sonu ne oldu.

Şaban Piriş

Gerçeği çok iyi anladıkları halde, sırf zalimlik ve büyüklenme yüzünden inkar ettiler. İşte bak, bozguncuların sonu nasıl oldu?!

Tefhim-ul Kuran

Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkâr ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.

Ümit Şimşek

Vicdanları bu âyetleri kesin bir şekilde doğruladığı halde, zulüm ve kibirleri yüzünden onları inkâr ettiler. Fakat bak, o bozguncuların sonu nice oldu!

Yaşar Nuri Öztürk

Zulüm ve böbürlenmeyle, ona karşı çıktılar. Oysaki öz benlikleri, onun gerçekliğine kanaat getirmişti. Bak da gör, nasıl olmuştur o bozguncuların sonu!

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Buna qəti inandıqları halda, haqsızcasına və təşəxxüslə onları inkar etdilər. Gör fəsad törədənlərin aqibəti necə oldu!

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Möʼcüzələrimizin) həqiqiliyinə daxilən möhkəm əmin olduqları halda, haqsız yerə və təkəbbür üzündən onları inkar etdilər. (Ya Rəsulum!) Bir gör fitnə-fəsad törədənlərin axırı necə oldu!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Doch sie lehnten Gottes Zeichen ab, ungerecht und überheblich wie sie waren, obwohl sie innerlich davon überzeugt waren. Sieh, wie das Ende der Unheilstifter war!

Almanca — Der Edle Quran

Und sie verleugneten sie, obwohl sie selbst davon überzeugt waren, aus Ungerechtigkeit und Überheblichkeit. So schau, wie das Ende der Unheilstifter war.

Almanca — M. A. Rassoul

Und sie verwarfen sie in Ungerechtigkeit und Hochmut, während ihre Seelen doch von ihnen überzeugt waren. Siehe nun, wie das Ende derer war, die Unheil anrichteten !

Almanca — Muhammad Zaidan

Und sie verleugneten sie, während ihre Seelen daran Gewißheit fanden - aus Übertretung und Arroganz. Also siehe, wie das Anschließende von den Verderben-Anrichtenden war.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Unjustly and with inordinate self-esteem, they refused to accept these signs- as emblematic of Allah's Omnipotence and Authority, notwithstanding that they had a sense perception of the truth in their innermost beings And you can see how fatal was the consequence which united all those characterized with playful malice.

Abdul Haleem

They denied them, in their wickedness and their pride, even though their souls acknowledged them as true. See how those who spread corruption met their end!

Abdullah Yusuf Ali

And they rejected those Signs in iniquity and arrogance, though their souls were convinced thereof: so see what was the end of those who acted corruptly!

Abul A'la Maududi

They denied those Signs out of iniquity and arrogance although their hearts were convinced of their truth. So see how evil was the end of those mischief-makers!

Aisha Bewley

and they repudiated them wrongly and haughtily, in spite of their own certainty about them. See the final fate of the corrupters.

Al-Hilali & Khan

And they belied them (those Ayât) wrongfully and arrogantly, though their ownselves were convinced thereof [i.e. those (Ayât ) are from Allâh, and Mûsâ (Moses) is the Messenger of Allâh in truth, but they disliked to obey Mûsâ (Moses), and hated to believe in his Message of Monotheism]. So see what was the end of the Mufsidûn (disbelievers, disobedient to Allâh, evil-doers and liars.).

Ali Quli Qarai

They impugned them —though they were convinced in their hearts— wrongfully and defiantly. So observe how was the fate of the agents of corruption!

Amatul Rahman Omar

And they strongly rejected them (- the signs) out of spite and arrogance, although their minds were convinced of (the truth in) them. Look, then how (evil) was the end of those who acted corruptly.

Arthur John Arberry

and they denied them, though their souls acknowledged them, wrongfully and out of pride. Behold, how was the end of the workers of corruption!

Bijan Moeinian

They rejected them only out of arrogance as [anytime a plague was sent to them, they begged Moses to remove it as] they were convinced. They were unjust to their own soul and see what happened to them.

E. Henry Palmer

and they gainsaid them - though their souls made sure of them - unjustly, haughtily; but, behold what was the end of the evildoers!

Edip-Layth

They rejected them; they justified transgression and arrogance for themselves. So see how it ended for the wicked.

George Sale

And they denied them, although their souls certainly knew them to be from God, out of iniquity and pride: But behold what was the end of the corrupt doers.

Hamid S. Aziz

But when Our signs came to them visibly (that should have opened their eyes), they said, "This is obvious sorcery!"

Mahmoud Ghali

And they repudiated them, and their selves had (inner) certitude of them, out of injustice and exaltation. So look into how was the end of the corruptors.

Marmaduke Pickthall

And they denied them, though their souls acknowledged them, for spite and arrogance. Then see the nature of the consequence for the wrong-doers!

Mohamed Ahmed - Samira

And they denied them out of malice and pride, though in their hearts they believed that they were true. So see how was the end of evil-doers!

Muhammad Asad

- and in their wickedness and self-exaltation they rejected them, although their minds were convinced of their truth: and behold what hap­pened in the end to those spreaders of corruption!

Mustafa Khattab

And, although their hearts were convinced the signs were true, they still denied them wrongfully and arrogantly. See then what was the end of the corruptors!

Progressive Muslims

And they rejected them out of their souls' transgression and arrogance. So see how it ended for the wicked.

Sahih International

And they rejected them, while their [inner] selves were convinced thereof, out of injustice and haughtiness. So see how was the end of the corrupters.

Sam Gerrans

And they rejected them, though their souls were convinced thereof, in injustice and arrogance. So see thou how was the final outcome of the workers of corruption.

Shabbir Ahmed

And they rejected the Messages wrongfully and out of pride, although they were convinced within themselves. And behold what happened in the end to the corrupters.

Syed Vickar Ahamed

And they denied (rejected) those Signs with injustice and pride, even though their souls were convinced of them: So, see what was the end of those who acted wrongly!

Taqi Usmani

And they denied them out of sheer injustice and arrogance, though their hearts believed them (to be true). See, then, how was the fate of the mischief-makers.

The Monotheist Group

And they rejected them, while their souls knew, out of transgression and arrogance. So see how it ended for the wicked.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Ils les nièrent injustement et orgueilleusement, tandis quʹen eux-mêmes ils y croyaient avec certitude. Regarde donc ce quʹil est advenu des corrupteurs.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Wan ji ber zilm û quretiya xwe mucîze înkar kirin, hal ev e ku wan ji qinyata dilê xwe bawer kiriye ku ev (mucîze rast û) heq in. De tu binêre encama mufsidan ka çawa bû!

Hollandaca (2)

Hollandaca — Fred Leemhuis

En zij verwierpen ze uit onrechtmatigheid en hovaardij, hoewel zij zelf overtuigd waren. Kijk dan hoe het einde was van de verderfbrengers.

Hollandaca — Salomo Keyzer

En zij loochenden deze, uit onrechtvaardigheid en trotschheid, hoewel hunne zielen zekerlijk wisten, dat die van God waren; maar gedenk, wat het einde der zondaren was.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И они отвергли их [эти девять чудес], хотя сами они были убеждены в их (истинности), по неправедности и высокомерию. Посмотри же (о, Пророк), каков был конец сеющих беспорядок (на земле)!

Rusça — Osmanov

Они отвергли их неправедно и кичась, хотя в душе они убедились в [истинности] их. Посмотри же, чем кончили творящие беззаконие!

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Och i sin ondska och sitt högmod förnekade de (tecknen), trots att de i sitt innersta var övertygade om deras äkthet. Se vilket slut dessa främjare av oordning och sedligt fördärv gick till mötes!