(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

لَا يُؤْمِنُونَ بِهِ حَتّٰى يَرَوُا الْعَذَابَ الْاَلِيمَ فَيَأْتِيَهُمْ بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ فَيَقُولُوا هَلْ نَحْنُ مُنْظَرُونَ

lā yu'minūne bihi Hattā yeravu l-ǎƶābe l-elīme / fe ye'tiyehum beğteten ve hum lā yeş'ǔrūne / fe yeḳūlū hel neHnu munZerūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1لَا
2يُؤْمِنُونَyu'minūneا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamaninanmazlar
3بِهِbihiona
4حَتّٰىHattākadar
5يَرَوُاyeravuر ا يgörmek/düşünmek/tutmak, görüşüne göre, algılamak, yargılamak, değerlendirmek, bilmek. ara'itaka / ara'itakum - bana söyle sen/siz (kişi zamiri Kaf vurgu için eklenmiştir ve anlama katkısı olmayan bir fazlalık değildir). tara'ni - tara fiili ve ni zamirinden oluşan bileşik kelime - sen beni görürsün. badi al-ra'yi - yüzeysel görüş sahibi, dış görünüş, ilk düşünce, görünüşte, uygun değerlendirme olmadan. ra'yal'ain - çıplak gözle görmek, görsel yargı. ri'yun - dış görünüş, gösteriş yapmak. ru'ya - görüntü rüya. a'lam tara - işte! bak! ri'aun - ikiyüzlülük, gösteriş, görünmek için. tara'a - birbirini görmek, değerlendirmek, birbirinin görüş alanına girmek. yura'una - ikiyüzlüce aldatırlar, sahte bir görünüm takınarak.görünceye
6الْعَذَابَl-ǎƶābeع ذ بcezalandırma, azarlamak, ceza, işkence, acı, eziyet, sıkıntı, ağır ceza, kaçınmak/vazgeçmek, bir haktan vazgeçmek, feragat etmek, çıkmak, engel olmak zorluk çıkarmak. Bir şey inkar etmek, biri tarafından konulan engel, erişilemez olmak, önlemek. adhb - lezzetli, tatlı (genellikle su), ör: 25:53, 35:12azabı
7الْاَلِيمَl-elīmeا ل مacı çekmiş, ıstırap çekmiş, acı/keder/üzüntü ifade etmiş, ağıt dile getirmişacıklı
1فَيَأْتِيَهُمْfe ye'tiyehumا ت يGelmek, getirmek, gelip geçmek, rastlamak, yapmak, vaat etmek, ulaşmak, takip etmek, ortaya koymak, gösteri, artış, üretim, ödeme, erişmek, vuku bulmak, sollamak, yanaşmak, gitmek, vurmak, karşılaşmak, katılmak, ilişikli ya da meşgul olmak, suç işlemek, üstlenmek(azab) onlara gelir de
2بَغْتَةًbeğtetenب غ تAnsızın basmak, gafil avlamak, habersiz yakalamak, beklenmedik anda ortaya çıkmak, şaşırtmakansızın
3وَهُمْve humonlar
4لَاhiç
5يَشْعُرُونَyeş'ǔrūneش ع رbilmek/algılamak/anlamak, tanıtmak, duyularla algılamak, şuurunda olmak, şiir, edebi sözfarkında olmazlar
1فَيَقُولُواfe yeḳūlūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelederler
2هَلْhel-miyiz?
3نَحْنُneHnubiz
4مُنْظَرُونَmunZerūneن ظ رgörmek, bakmak, göz atmak, gözlemlemek, seyretmek, düşünmek, değerlendirmek, dinlemek, sabırlı olmak, beklemek, tefekkür etmek, mühlet vermek, ertelemek, incelemek, nezaket göstermek, araştırmak, derinlemesine bakmak, şefkat göstermek. nazara - sevgiyle bakmak, şaşırtmak, göz kamaştırmaksüre verilerlerden

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Fakat elemli azâbı görmedikçe inanmazlar ona.

Abdulkadir Gölpınarlı

Fakat elemli azâbı görmedikçe inanmazlar ona.

Adem Uğur

Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

Ahmed Hulusi

Feci azabı görünceye kadar Ona iman etmezler.

Ahmet Tekin

Can yakıp inleten müthiş azâbı görmedikçe onlar Kur’ân’a iman etmeyecekler.

Ahmet Varol

Acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

Ali Bulaç

Onlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.

Ali Fikri Yavuz

O acıklı azabı görecekleri ana kadar, bu Kur’ân’a iman etmezler.

Ali Rıza Safa

Acı bir cezayı görünceye dek, Ona inanmazlar.

Bayraktar Bayraklı

- Onu, günahkarların kalplerine böyle soktuk. Bu yüzden, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

Bekir Sadak

(200-20) 2 Suclularin kalblerine Kuran'i boylece sokariz da, can yakici azabi gormedikce ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.

Celal Yıldırım

(200-201) İşte biz onu (=inkâr ve sapıklığı) böylece suçlu günahkârların kalblerine aktarıp soktuk da elem verici azabı görmedikçe mümkün değil ona inanmazlar.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Onlar, sonunda can yakıcı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

Diyanet İşleri

(201-203) Onlar, farkında olmadan ansızın kendilerine gelecek olan elem dolu azabı görüp de, "Bize mühlet verilmez mi?" demedikçe, ona inanmazlar.

Diyanet İşleri (eski)

(200-202) Suçluların kalblerine Kuran'ı böylece sokarız da, can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmazlar. Bu azap onlara haberleri olmadan geliverecektir.

Diyanet Vakfi

(200-201) Onu günahkârların kalplerine böyle soktuk. Onun için, acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

(200-201) Böylece onu günahkarların kalplerine soktuk. (Okuyup anladılar, ama yine de) acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Onlar acı azabı görecekleri zamana kadar ona iman etmezler

Elmalılı Hamdi Yazır

İyman etmezler ana ta o elim azabı görecekleri deme kadar

Erhan Aktaş

Acıklı azabı görmedikçe ona inanmazlar.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Acıklı azabı görmedikçe ona inanmazlar.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Acıklı azabı görmedikçe ona inanmazlar.

Fizilal-il Kuran

Onlar acıklı azabı görmedikçe ona inanmazlar.

Gültekin Onan

Onlar, o pek acı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.

Hamdi Döndüren

Bu yüzden o can yakıcı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

Hasan Basri Çantay

o pek çetin azabı görecekleri (ana) kadar onlar (kaabil değil) bu (Kur'ana) inanmazlar.

Hasib Asutay

O can yakıcı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

Hayrat Neşriyat

Elemli bir azâbı görmedikçe ona îmân etmezler.

İbni Kesir

Elim azabı görünceye kadar ona inanmazlar.

Mehmet Okuyan

Hiç farkına varmadan kendilerine ansızın gelecek acıklı azabı görünceye kadar ona iman etmezler.

Muhammed Esed

o can yakıcı azabı görmedikçe ona inanmayacaklardır.

Mustafa İslamoğlu

Can yakıcı bir azabı görünceye kadar bu (vahye) iman etmeyecekler;

Ömer Nasuhi Bilmen

O pek acılı azabı görünceye değin ona (Kur'an'a) imân etmezler.

Ömer Öngüt

Onlar o acıklı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.

Suat Yıldırım

(200-201) İşte aynen bunun gibi, Biz o yalanlamayı suçlu kâfirlerin kalplerine öyle bir soktuk ki, o can yakıcı azaba girmedikçe ona iman etmezler.

Süleyman Ateş

Acı azabı görünceye kadar da ona inanmazlar.

Süleymaniye Vakfı

Buna rağmen onlar, acıklı azabı görünceye kadar ona inanıp güvenmezler.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Bunlar ona inanmıyorlar, sonunda acıklı bir azabı göreceklerdir.

Şaban Piriş

Acı azabı görünceye kadar yine de ona inanmazlar.

Tefhim-ul Kuran

Onlar, o pek acıklı azabı görünceye kadar ona inanmazlar.

Ümit Şimşek

Öyle ki, acı azabı görmedikçe iman etmezler.

Yaşar Nuri Öztürk

Acıklı azabı görünceye değin ona inanmazlar.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar ağrılı-acılı əzabı görməyənədək ona inanmazlar.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onlar şiddətli əzabı görməyənədək (Qurʼana) inanmazlar.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie werden nicht eher daran glauben, bis sie der peinvollen Strafe ansichtig werden,

Almanca — Der Edle Quran

Sie glauben nicht eher daran, bis sie die schmerzhafte Strafe sehen

Almanca — M. A. Rassoul

Sie werden nicht an ihn glauben, bis sie die schmerzliche Strafe erleben.

Almanca — Muhammad Zaidan

sie verinnerlichen den Iman an ihn nicht, bis sie die qualvolle Peinigung erfahren.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Who shall not acknowledge it as the truth personified until they have had the wind in their faces and they are face to face with the promised punishment here, at the hands of the Muslims or with the torment laid upon the damned Hereafter,

Abdul Haleem

they will not believe in it until they see the grievous torment,

Abdullah Yusuf Ali

They will not believe in it until they see the grievous Penalty;

Abul A'la Maududi

They will not believe in it until they clearly see the grievous chastisement.

Aisha Bewley

They will not have iman in it until they see the painful punishment.

Al-Hilali & Khan

They will not believe in it until they see the painful torment.

Ali Quli Qarai

they do not believe in it until they sight the painful punishment.

Amatul Rahman Omar

(That) they will not believe in it until they see the grievous punishment.

Arthur John Arberry

who will not believe in it, until they see the painful chastisement

Bijan Moeinian

Thus, they cannot believe in it; not until they face their painful punishment which will come to them all of a sudden, ….

E. Henry Palmer

they will not believe therein until they see the grievous woe!

Edip-Layth

They do not acknowledge it until they see the painful retribution.

George Sale

They shall not believe therein, until they see a painful punishment.

Hamid S. Aziz

26:200. Thus have We made for it a way into the heart of the guilty;

Mahmoud Ghali

They (will) not believe in it until they see the painful torment,

Marmaduke Pickthall

They will not believe in it till they behold the painful doom,

Mohamed Ahmed - Samira

They will not believe it until they behold the painful punishment.

Muhammad Asad

they will not believe in it till they behold the grievous suffering

Mustafa Khattab

They will not believe in it until they see the painful punishment,

Progressive Muslims

They do not believe in it until they see the painful retribution.

Sahih International

They will not believe in it until they see the painful punishment.

Sam Gerrans

“They will not believe in it until they see the painful punishment,

Shabbir Ahmed

They will not believe in it until they suffer the dire consequences.

Syed Vickar Ahamed

They will not believe in it until they see the painful penalty;

Taqi Usmani

They will not believe in it until they will see the painful punishment

The Monotheist Group

Theydo not believe in it until they see the painful retribution.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

mais ils nʹy (le Coran) croiront pas avant de voir le châtiment douloureux,

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Heta ku ew ezabê dijwar nebînin dê bawerî pê neyînin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij geloven er niet in totdat zij de pijnlijke bestraffing zien

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zij zullen daarin niet gelooven, dan nadat zij eene pijnlijke straf hebben gezien.

Hollandaca — Siregar

Zij zullen er niet in geloven totdat zij de pijnlijke bestraffing zien.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Не уверуют они в него [в Коран], пока не увидят мучительного наказания.

Rusça — Osmanov

Они не уверуют в него (т. е. Коран), пока их не постигнет мучительное наказание.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

Men de kommer inte att tro förrän de ser framför sig det plågsamma straff