Bir mü'min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.

لَا يَرْقُبُونَ فِي مُؤْمِنٍ اِلًّا وَلَا ذِمَّةً وَاُو۬لٰٓئِكَ هُمُ الْمُعْتَدُونَ

lā yerḳubūne fī mu'minin illen ve lā ƶimmeten ve ulāike humu l-muǎ'tedūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1لَا
2يَرْقُبُونَyerḳubūneر ق بKorumak, gözlemlemek, izlemek, saygı duymak, dikkate almak, beklemek, boynundan bağlamak, uyarmak, korkmak, kontrol etmek. Raqib - muhafız, gözlemci, gözcü. Yataraqqab - gözlemleme, bekleme, etrafı kollama, izleme. Riqab - boyun, köle, savaş esiri, efendisi veya vasisi ile özgürlüğü için anlaşma yapmış esir, bu nedenle firriqab ifadesi kölelerin veya esirlerin fidye ile serbest bırakılması anlamına gelir, tekili raqabah'tır. Murtaqib - gözetleyen, koruyan vb.ne gözetirler
3فِيkarşı
4مُؤْمِنٍmu'mininا م نgüvenli, sağlam, emin, emniyette olmak veya hissetmek; güvenlik/emniyet/selamet/güven durumu, güven, emanet; Kalpte/zihinde sessiz, sakin, huzurlu, dingin olmak; kötülük beklentisinden özgür olmak; veya beğenilmeyen bir nesneden özgür olmak; güvenlik / emniyet vaadi, güvencesi, teminatı; kendine güvenen, güven veren, güvenen hale gelmek; inanmak, kabul etmek, onaylamak Türkçe’ye girmiş türevler: mümin, emanet, iman, aman, amenna, amentü, âmin, emin (yeddiemin), emniyet, temin, teminat, emanetçi, emaneten, şehremaneti, amanın, amanin, amansız, biaman, elamanbir mü'mine
5اِلًّاillenا ل لSözleşme, ahit; kan bağı, kan yakınlığı; kutsal veya dokunulmaz sayılması gereken bir niteliğe sahip herhangi bir şey; akrabalık, iyi köken, güvenlik veya emniyet sözü veya güvencesi, komşu, bağ açısından yakınlık ile ilgili bazı hakları olan şey.bir yakınlık
6وَلَاve lāne de
7ذِمَّةًƶimmetenذ م مKınamak/suçlamak/azarlamak/mahkum etmek/sansürlemek/ayıplamak, ayıplanacak, suçlanan, rezil olmuş, istismar edilmiş, kaçınmak/uzak durmakbir andlaşma
8وَاُو۬لٰٓئِكَve ulāikeve işte
9هُمُhumuonlardır
10الْمُعْتَدُونَl-muǎ'tedūneع د وgeçip gitmek, göz ardı etmek, ihlal etmek, yan çizmeksaldırganlar

Tüm mealler

Meal seçin (80 / 80 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

İnanan birisine karşı ne bir yakınlık gözetirler, ne bir ahde riâyet ederler ve onlardır haddi aşanların ta kendileri.

Adem Uğur

Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırganların kendileridir.

Ahmed Hulusi

Yemin veya koruma sorumluluğu bir iman edene dönük ise, onu uygulamazlar! İşte onlar haddi aşanların ta kendileridir!

Ahmet Tekin

Mü’minlerle ilgili ne yemin, ne akrabalık hatırı gözetirler, ne de antlaşma, taahhüt tanırlar. Onlar, işte onlar saldırganlığı alışkanlık haline getiren kimselerdir.

Ahmet Varol

Bir mü'min hakkında herhangi bir yakınlık bağı veya antlaşma gözetmezler. İşte aşırı gidenler bunlardır.

Ali Bulaç

Onlar (hiç) bir mü'mine karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. İşte bunlar, haddi aşmakta olanlardır.

Ali Fikri Yavuz

Bir mümin hakkında ne bir yemîn gözetirler, ne de bir zimmet (sözleşme). İşte bunlar mütecâvizlerdir.

Ali Rıza Safa

İnananlara karşı, ne bir söz ne de bir sözleşme gözetmezler. Sınırı aşanlar, işte onlardır.

Bayraktar Bayraklı

Bir mümine karşı ne and ne de antlaşma gözetirler. İşte saldırganlar onlardır.

Bekir Sadak

Onlar hicbir muminin yakinlik veya ahdini gozetmezler. Iste asiri gidenler bunlardir.

Celal Yıldırım

Hiç bir mü'min hakkında ne bir hak ve yakınlık, ne de bir sözleşme ve anlaşma vecîbesini gözetirler ve işte bunlar haddi aşanların kendileridir.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Bir mümin hakkında ne yakınlık bağına ne de antlaşma hükümlerine riayet ederler; işte onlar böyle sınır tanımaz kimselerdir.

Diyanet İşleri

Bir mü'min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.

Diyanet İşleri (eski)

Onlar hiçbir müminin yakınlık veya ahdini gözetmezler. İşte aşırı gidenler bunlardır.

Diyanet Vakfi

Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırganların kendileridir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Bir mümin hakkında ne bir yemin gözetirler, ne de bir antlaşma. Bunlar işte böyle haddi aşan kimselerdir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Bir mü'min hakkında ne bir ant, ne de hak gözetirler, onlar, öyle mütecavizlerdir.

Elmalılı Hamdi Yazır

Bir mü'min hakkında ne bir yemin gözetirler ne bir zimmet, bunlar öyle mütecavizler

Erhan Aktaş

Onlar, bir Mü'min hakkında ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetirler. İşte saldırganlar, onlardır.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onlar, bir mü'min hakkında ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetirler. İşte saldırganlar, onlardır.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onlar, bir mü'min hakkında ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetirler. İşte saldırganlar, onlardır.

Fizilal-il Kuran

Onlar bir mümine karşı ne and ve ne de yükümlülük gözetirler. Onlar saldırganların ta kendileridirler.

Gültekin Onan

Onlar (hiç) bir inançlıya karşı ne 'akrabalık bağlarını' ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. İşte bunlar haddi aşmakta olanlardır.

Hamdi Döndüren

Onlar, mü’min birisi hakkında, ne bir yakınlık ne de antlaşma gözetirler! İşte, sınırı aşanlar bunlardır.

Hasan Basri Çantay

Onlar bir mü'min hakkında ne bir yemin, ne de bir vecibe gözetib tanımazlar. Onlar taşkınların ta kendileridir.

Hasib Asutay

Bir mümin hakkında ne bir yemin ne de bir antlaşma gözetirler. Çünkü onlar haddi aşanların tâ kendileridir.

Hayrat Neşriyat

Bir mü’min hakkında ne bir yemin, ne de bir ahd (söz) gözetirler. İşte onlar gerçekten haddi aşanlardır.

İbni Kesir

Onlar, hiç bir mü'min hakkında bir vecibe veya yemin gözetmezler. İşte onlar, haddi aşanların kendileridir.

Mehmet Okuyan

Bir mümin hakkında söz ve antlaşma gözetmezler. (Çünkü) onlar, saldıranların ta kendileridir.

Muhammed Esed

inanan kimseye karşı bu hiçbir sorumluluk, hiçbir koruma yükümlülüğü tanımayarak (işleyip durdukları): doğru yoldan çıkıp çizgiyi aşanlar işte böyleleridir.

Mustafa İslamoğlu

Bir mü'min için ne bağlayıcı bir yükümlülük, ne de anlaşma ve yakınlıktan doğan bir sorumluluk gözetiyorlar. İşte böyleleri, haddi aşanların ta kendisidirler.

Ömer Nasuhi Bilmen

(Onlar) Bir mü'min hakkında ne bir yemin ve ne de bir zimmet gözetmezler. Ve işte haddi tecavüz etmiş olanlar, onlardır.

Ömer Öngüt

Onlar bir mümin hakkında ne bir yemin gözetirler ne de bir andlaşma gözetirler. Çünkü onlar saldırganların tâ kendileridir.

Suat Yıldırım

Müminler hakkında ne ahit, ne yemin, ne hukuk, hiçbir şey gözetmezler. Bunlar öyle saldırgan kimselerdir!

Süleyman Ateş

Bir mü'mine karşı ne and, ne de andlaşma gözetmezler. İşte saldırganlar onlardır.

Süleymaniye Vakfı

Onlar herhangi bir mümine karşı ne akrabalık bağı gözetirler ne de yükümlülüklerini yerine getirirler! İşte sınırı aşanlar onlardır.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Hiçbir inanıp güvenen hakkında ne antlaşma akıllarına gelir ne de onlara karşı sorumlulukları. İşte asıl saldırganlar onlardır.

Şaban Piriş

Onlar, bir mümin hakkında akrabalık da antlaşma da gözetmezler. İşte onlar taşkınlık edenlerdir.

Tefhim-ul Kuran

Onlar (hiç) bir mü'mine karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. İşte bunlar, haddi aşmakta olanlardır.

Ümit Şimşek

Onlar bir mü'min hakkında ne yemin gözetirler, ne bir taahhüt. Onlar böylesine haddi aşmış kimselerdir.

Yaşar Nuri Öztürk

Bir mümin hakkında onlar ne bir yemine saygı gösterirler ne de bir antlaşma şartına. Onlar düşmanlık dolu, azmış kişilerin ta kendileridir.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar möminlərlə münasibətdə nə qohumluq əlaqəsinə, nə də əhdə riayət etmirlər. Onlar həddi aşanlardır.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onlar bir möʼmin barəsində nə bir anda, nə də bir əhdə əməl edərlər. Onlar (günah etməklə) həddi aşanlardır!

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Sie achten dem Gläubigen gegenüber weder Blutsbande noch Pakte. Sie übertraten jegliches Recht.

Almanca — Der Edle Quran

Sie beachten gegenüber einem Gläubigen weder Verwandtschaftsbande noch (Schutz)vertrag. Das sind die Übertreter.

Almanca — M. A. Rassoul

Sie achten keine Bindung und keine Verpflichtung gegenüber einem Gläubigen; und sie sind die Übertreter.

Almanca — Muhammad Zaidan

Sie beachten einem Mumin gegenüber weder Verwandtschaft noch vertragliche Vereinbarungen und diese sind die eigentlichen Übertretenden.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

If they get an advantage over a Muslim and prevail against him, they shall injure him, disregarding totally their ties of kinship and their obligations. Their disposition reflects their transgressive infirmities. They prevail themselves of what the occasion gives.

Abdul Haleem

Where believers are concerned, they respect no tie of kinship or treaty. They are the ones who are committing aggression.

Abdullah Yusuf Ali

In a Believer they respect not the ties either of kinship or of covenant! It is they who have transgressed all bounds.

Abul A'la Maududi

[9:10] They neither have any respect for kinship nor for agreement in respect of the believers. Such are indeed transgressors.

Aisha Bewley

They respect neither kinship nor treaty where a mumin is concerned. They are the people who overstep the limits.

Al-Hilali & Khan

With regard to a believer, they respect not the ties, either of kinship or of covenant! It is they who are the transgressors.

Ali Quli Qarai

They observe toward a believer neither kinship nor covenant, and it is they who are the transgressors.

Amatul Rahman Omar

They observe no bond nor any word of honour while dealing with one who trusts (them). It is these who are the transgressors.

Arthur John Arberry

observing neither bond nor treaty towards a believer; they are the transgressors.

Bijan Moeinian

They never respect any right of kinship nor do they take their promises seriously. They are indeed transgressors.

E. Henry Palmer

They will not observe in a believer ties of kindred nor ties of clientship; but they it is are the transgressors.

Edip-Layth

They neither respect the ties of kinship nor a pledge for any those who acknowledge. These are the transgressors.

George Sale

They regard not in a believer either consanguinity or faith; and these are the transgressors.

Hamid S. Aziz

They will not observe towards a believer ties of kindred nor ties of honour (or covenants); these are the transgressors.

Mahmoud Ghali

They respect (Literally: watch) neither consanguinity nor treaty towards a believer; and those are the ones (who are) transgressors. .

Marmaduke Pickthall

And they observe toward a believer neither pact nor honour. These are they who are transgressors.

Mohamed Ahmed - Samira

They have no regard for kinship or treaties with believers, for they are transgressors.

Muhammad Asad

respecting no tie and no protective obligation with regard to a believer; and it is they, they who transgress the bounds of what is right!

Mustafa Khattab

They do not honour the bonds of kinship or treaties with the believers. It is they who are the transgressors.

Progressive Muslims

They do not respect those who are believers, nor a kinship, nor a pledge. These are the transgressors.

Sahih International

They do not observe toward a believer any pact of kinship or covenant of protection. And it is they who are the transgressors.

Sam Gerrans

And they regard towards a believer neither pact of kinship, nor obligation to protect; and it is they who are the transgressors.

Shabbir Ahmed

They respect no tie and no pact regarding a believer. They are the ones given to excesses.

Syed Vickar Ahamed

They do not respect the ties of friendship or of promise, in a believer. It is they who have exceeded all limits.

Taqi Usmani

They do not observe any bond or treaty with a believer; and they are the transgressors.

The Monotheist Group

They do not respect those who are believers, nor a kinship, nor a pledge. These are the transgressors.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew, der barê tu mislimanekî de eqrebatî û peymanê berçav nagirin û ha ew in yên ji hedê xwe der û ew in yên tehdeyî dikin.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij houden zich met betrekking tot een gelovige aan familieband noch verbond. Dat zijn de overtreders.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Zij eerbiedigen bij de geloovigen noch bloedverwantschap noch geloof; en dat zijn de zondaren.

Hollandaca — Siregar

Zij waken met betrekking tot de gelovige niet over de verwantschapsbanden, noch over de afspraken. Zij Zijn degenen die de overtreders zijn.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Они [эти многобожники] не соблюдают в отношении (ни одного) верующего ни (родственных) обязательств, ни (договорных) условий. И такие – они являются преступающими (границы дозволенного) (нарушая свои договора).

Rusça — Osmanov

Они не соблюдают по отношению к верующим ни родственных, ни договорных [обязательств], преступники они!

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

De tar ingen hänsyn till vare sig släktskap eller gällande regler om skydd när det gäller en troende - deras fientlighet känner inga gränser.