Gaşiye Suresi

الغاشية26 ayetTefsir
88/114
Türkçe anlamı
Kaplayan / Kuşatan
İsminin kaynağı
1. âyetteki "el-Gâşiye" kelimesi
Diğer adları
Hel etâke
Hangi cüzde
30: Tamamı
Nüzul sırası (araştırmacılara göre değişir) — 68.
Diyanet 68.Eliaçık 56.Mustafa İslamoğlu 61.Mısır Resmi 68.Blachère 21.Câbirî 68.Derveze 68.Zeyveli 66.
  1. هَلْ اَتٰيكَ حَدِيثُ الْغَاشِيَةِ

    hel etāke Hadīṧu l-ğāşiyeti

    Dehşeti her şeyi kaplayan felaketin haberi sana geldi mi?

  2. وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ خَاشِعَةٌ

    vucūhun yevmeiƶin ḣāşiǎtun

    O gün birtakım yüzler vardır ki zillete bürünmüşlerdir.

  3. عَامِلَةٌ نَاصِبَةٌ

    ǎāmiletun nāSibetun

    Çalışmış, (boşa) yorulmuşlardır.

  4. تَصْلٰى نَارًا حَامِيَةً

    teSlā nāran Hāmiyeten

    Kızgın ateşe girerler.

  5. تُسْقٰى مِنْ عَيْنٍ اٰنِيَةٍ

    tusḳā min ǎynin āniyetin

    Son derece kızgın bir kaynaktan içirilirler.

  6. لَيْسَ لَهُمْ طَعَامٌ اِلَّا مِنْ ضَرِيعٍ

    leyse lehum Taǎāmun illā min Derīǐn

    Onlara, acı ve kötü kokulu bir dikenli bitkiden başka yiyecek yoktur.

  7. لَا يُسْمِنُ وَلَا يُغْنِي مِنْ جُوعٍ

    lā yusminu ve lā yuğnī min cūǐn

    O, ne besler ne de açlıktan kurtarır.

  8. وُجُوهٌ يَوْمَئِذٍ نَاعِمَةٌ

    vucūhun yevmeiƶin nāǐmetun

    O gün birtakım yüzler vardır ki, nimet içinde mutludurlar.

  9. لِسَعْيِهَا رَاضِيَةٌ

    li seǎ'yihā rāDiyetun

    Yaptıklarından dolayı hoşnutturlar.

  10. فِي جَنَّةٍ عَالِيَةٍ

    fī cennetin ǎāliyetin

    Yüksek bir cennettedirler.

  11. لَا تَسْمَعُ فِيهَا لَاغِيَةً

    lā tesmeǔ fīhā lāğiyeten

    Orada hiçbir boş söz işitmezler.

  12. فِيهَا عَيْنٌ جَارِيَةٌ

    fīhā ǎynun cāriyetun

    Orada akan bir kaynak vardır.

  13. فِيهَا سُرُرٌ مَرْفُوعَةٌ

    fīhā sururun merfūǎtun

    (13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.

  14. وَاَكْوَابٌ مَوْضُوعَةٌ

    ve ekvābun mevDūǎtun

    (13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.

  15. وَنَمَارِقُ مَصْفُوفَةٌ

    ve nemāriḳu meSfūfetun

    (13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.

  16. وَزَرَابِيُّ مَبْثُوثَةٌ

    ve zerābiyyu mebṧūṧetun

    (13-16) Orada yüksek tahtlar, konulmuş kadehler, sıra sıra yastıklar, serilmiş gösterişli yaygılar vardır.

  17. اَفَلَا يَنْظُرُونَ اِلَى الْاِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ

    e fe lā yenZurūne ilā l-ibili keyfe ḣuliḳat

    Deveye bakmıyorlar mı, nasıl yaratılmıştır!

  18. وَاِلَى السَّمَاءِ كَيْفَ رُفِعَتْ

    ve ilā s-semāi keyfe rufiǎt

    Göğe bakmıyorlar mı, nasıl yükseltilmiştir!

  19. وَاِلَى الْجِبَالِ كَيْفَ نُصِبَتْ

    ve ilā l-cibāli keyfe nuSibet

    Dağlara bakmıyorlar mı, nasıl dikilmişlerdir!

  20. وَاِلَى الْاَرْضِ كَيْفَ سُطِحَتْ

    ve ilā l-erDi keyfe suTiHat

    Yeryüzüne bakmıyorlar mı, nasıl yayılmıştır!

  21. فَذَكِّرْ اِنَّمَٓا اَنْتَ مُذَكِّرٌ

    fe ƶekkir innemā ente muƶekkirun

    Artık sen öğüt ver! Sen ancak bir öğüt vericisin.

  22. لَسْتَ عَلَيْهِمْ بِمُصَيْطِرٍ

    leste ǎleyhim bi muSayTirin

    Sen, onlar üzerinde bir zorba değilsin.

  23. اِلَّا مَنْ تَوَلّٰى وَكَفَرَ

    illā men tevellā ve kefera

    (23-24) Ancak, kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.

  24. فَيُعَذِّبُهُ اللّٰهُ الْعَذَابَ الْاَكْبَرَ

    fe yuǎƶƶibuhu (a)llahu l-ǎƶābe l-ekbera

    (23-24) Ancak, kim yüz çevirir, inkar ederse, Allah onu en büyük azaba uğratır.

  25. اِنَّ اِلَيْنَٓا اِيَابَهُمْ

    inne ileynā iyābehum

    Şüphesiz onların dönüşü ancak bizedir.

  26. ثُمَّ اِنَّ عَلَيْنَا حِسَابَهُمْ

    ṧumme inne ǎleynā Hisābehum

    Sonra onların sorguya çekilmesi de sadece bize aittir.