ĞÂŞİYE SÛRESİ
Sûrenin tamamı Mekke’de inmiştir. (Tefsîr-i Kurtubî: 20/25) Bu hususta ilim adamlarının görüş birliği vardır. Nitekim Muhaddis Beyhakî’nin İbn Abbas (R. A. )dan yaptığı rivâyette de sûrenin Mekkeʹde indiği belirtilmektedir. (Tefsîr-ü Fethi’l-Kadîr: 5/427)
Birinci âyetinde Cehennem ateşinin inkârcıların yüzlerini kaplayacağı; ikinci nefha ile meydana gelecek korku ve dehşetin bütün insanları tesir altına alacağı konu edilerek buna «Hadîsü’l-Ğâşiye» denilmiş ve bu sıfat aynı zamanda sûreye isim olmuştur.
Âyet sayısı: 26
Kelime »: 92
Harf »: 381 (Tefsirü Garâibi’l-Kur’ân/Nisâbûrî: 30/77)
Sûrenin kapsadığı başlıca konular:
1- Âhiret gününde inkâr ve günahları sebebiyle yüzleri kararıp zillete uğrayacak olanlar konu ediliyor.
2- Dünya hayatını İlâhî sisteme göre düzene sokan mü’minlerin o günde yüzlerinin pırıl pırıl olup nur saçacağı haber veriliyor.
3- Cennet’te boş ve anlamsız söz söylenmiyeceği ayrı bir bilgi olarak veriliyor ve böylece dünyada dili faydalı, güzel ve hayırlı işlerde kullanmamıza işârette bulunuluyor.
4- Yine Cennet’te müʹminlere hazırlanan yüksek nîmetlerin bir kısmı tasvîr edilerek kendini hakka ve doğruya adayanların daha çok hayırlı amellerde bulunmaları özendiriliyor.
5- Cenâb-ı Hakk’ın varlığına ve birliğine delâlet eden dört belge sıralanıyor.
6- Hz. Peygamberin (A. S. ) öğüt ve irşatla ilgili görevi açıklanıyor ve o sebeple Peygamber yolunda olanların kendi yetki sınırlarını bilmeleri isteniliyor.
7- Peygamber öğüt ve irşadına arkasını döndürüp kulaklarını tıkayanlar tehdît ediliyor.
8- Sonunda dönüşün mutlaka Cenâb-ı Hakkʹa olacağı ve ancak O’nun hesap göreceği, mükâfat ve mücazatta bulunacağı bildirilerek ölmeden önce Allah’a dönmenin mutlak rahmet ve kurtuluş olduğuna işâret ediliyor.
Sûrenin faziletiyle ilgili rivâyet:
Numân b. Beşîr (R. A. ) anlatıyor: «Resûlüllâh (A. S. ) Efendimiz bayram namazında ve cuma namazında SEBBİH İSME RABBİKE’L-A’LÂ ile GÂŞİYE sûrelerini okurdu. »
İmam Mâlik’in Dumrete b. Saîdʹden yaptığı rivâyete göre: Dahhak b. Kays, Numân b. Beşîr (R. A. )den Resûlüllâh (A. S. ) Efendimizin cuma günü Cumua Sûresiyle birlikte hangi sûreyi okuduğunu soruyor. O da: «Hel etâ hadîsü’l-ğâşiye» sûresini okuduğunu haber veriyor.
Aynı konuyu Ebû Dâvud ve Nesâî de Mâlikʹden rivâyetle nakletmişlerdir. (Tefsîr-i İbn Kesîr: 4/522)
MEÂLİ:
1- Korku ve dehşeti herşeyi kaplayacak olan Kıyâmetʹin haberi elbette sana geldi.
2- Yüzler var ki, o gün kararıp aşağılanır.
3- Dünyada çalışıp didinmiş de boşuna yorulup bitkin düşmüştür.
4- İyice kızışmış ateşe varıp yaslanırlar.
5- Çok sıcak bir kaynaktan içirilirler.
6- Onlar için dariʹ dikeninden başka yiyecek yoktur.
7- O ne besler, ne de açlığı giderir.
İNİŞ SEBEBİ
İbn Cerîr ve İbn Hâtimʹin Katade’den yaptığı rivâyet ve tahrîce göre: Cenâb-ı Hak, Cennet ve taşıdığı nîmetlerini vasfedip över anlamdaki âyetleri indirince, sapık müşrikler bunu acayip karşıladılar. O sebeple yukarıdaki âyetler indi. (Süyûtî/Esbabü’n-Nüzûl: 119)
KORKU VE DEHŞETİ HER ŞEYİ SARACAK OLAN KIYÂMET HABERİ
«Korku ve dehşeti herşeyi kaplayacak olan kıyâmetin haberi elbette sana geldi.. »
Şüphesiz kıyâmet olayı en korkunç ve en önemli haberlerin başında gelir. O bakımdan bu olay Kur’ân-ı Kerîm’de çeşitli safhalarıyla anlatılarak kalp ve kafalarda derin iz bırakması murad edilmiştir.
Konumuzu oluşturan âyette ise, kıyâmet olayı «Hadisü’l-Gâşiye» terkibiyle anılmaktadır. Bu, hem dilden dile, gönülden gönüle aktarılacak taze bir haber özelliğinde olduğuna, hem de olayın her şeyi korku ve dehşetle çepeçevre sarıp büyük şaşkınlık ve tedirginlik uyandıracağına yönelik bir anlatım tarzıdır.
Cümlenin başındaki istifham (soru) edatı olan «hel» burada ve İnsan Sûresi’nin birinci âyetinde «tahkîk» ifade eden «kad» manasınadır. Müfessirlerden bir kısmına göre, konuya ciddiyetle kulak vermeye yönelik bir ifade doğrultusunda (hel), konulduğu gibi istifham mânasınadır.
Ayrıca Tabiîn’den Saîd b. Cübeyr ve ünlü müfessir Kâ’b b. Muhammed el-Kurazî’ye göre, buradaki «Ğâşiye»den maksat, inkârcı zâlimlerin yüzünü kaplayacak olan Cehennem ateşidir. İbn Abbas (R. A. )dan da benzer bir rivâyet söz konusudur. Bunların delili ise, İbrahim Sûresiʹndeki şu âyettir: «Gömlekleri katrandandır; yüzlerini de ateş kaplar. »
Gerek birinci, gerekse ikinci yorum bir noktada birleşmektedir. O da, müthiş bir olayın yüzleri yakıp buruştururcasına ortalığı kaplamasıdır. Bu, ister kıyâmet olayı olsun, isterse Cehennem’deki azâp olayı olsun fark etmez. Ancak âyetin siyak ve sibakı birinci yorumun isabetini ortaya koymaktadır.
İNANÇ VE AMELE GÖRE YÜZLERİN DEĞİŞMESİ
«Yüzler var ki, o gün kararıp aşağılanır. Dünyada çalışıp didinmiş de boşuna yorulup bitkin düşmüştür.. »
İnkârcı nankörler dünyada helâl, harâm sınırlarını gözetmeksizin nefislerinin arzularından yana alabildiğine çalışıp didinmişlerse de, bunun temelinde Allah’a imân, mayasında İlâhî hoşnutluğa erişme niyeti bulunmadığından, bunca çalışıp didinmelerinden dolayı yorgun düşmelerinin elbetteki kendilerine âhiret gününde hiçbir faydası olmayacaktır. İlâhî adâletin tecellisi karşısında zillet ve meskenete uğrayıp aşağılanacaklardır.
Zira dünya hayatında her şey ve olay, her nîmet ve devlet İlâhî damgayı taşımakta ve elimizi uzatıp kopardığımız bir meyva veya çiçek bütün görünüm ve zerafetiyle, işleniş ve yararıyla «Allah» demektedir. Bunun için İslâm, günlük hayatımızın her bölüm ve safhasında, her saat ve dakikasında Allah’ı bize hatırlatır: Sabahleyin yatağımızdan kalkıp gözlerimizi yeniden dünyaya açınca, «Bizi bir bakıma öldürdükten sonra yeniden diriltip hayata çeviren Allah’a hamd olsun» diyoruz. Elbisemizi giyinirken, sofraya otururken, lokmayı ağzımıza götürürken, kapıdan sağ ayağımızı atıp çıkarken ve iş başına geçerken hep Allah’ın ismini anıyor, «Bismillah», «el-Hamdu lillah» diyoruz ve bu hal akşam olup tekrar yatağımıza uzanıncaya kadar devam ediyor. Böylece Cenâb-ı Hakkʹın hazırlayıp hizmetimize ve yararımıza verdiği her şeye dokunurken, istifade ederken onun gerçek sâhip ve mâlikini hatırlamak suretiyle kulluğumuzun gereğini yerine getiriyor ve Rabbımızı hoşnut etmeye çalışıyoruz. İnkârcı sapık, gâfil maddeci ise, bunun aksine bir tutum içinde bulunuyor. O bakımdan kıyâmet gününde kendisini sevindirecek, yüzünü açacak, gönlünü ferahlatacak hiçbir ameli ortaya çıkmayacak ve o yüzden sıkıntıya uğrayıp yüzü kararacak, hesap alanında aşağılandıkça aşağılanacak.
Nitekim İbn Abbas (R. A. ) de bu konuda şöyle bir yorumda bulunmuştur: «Âhiret gününde aşağılanacak olanlar, dünya hayatında kendilerini, Allahʹa karşı gelip isyan ve nankörlükle yoranlardır. »
Saîd b. Cübeyr ile Zeyd b. Eslem bu konuya değinip yorum yaparken şöyle demişlerdir: «Bunlar kiliselerde bir ömür tüketen rahip ve rahibelerdir. » Çünkü Cenâb-ı Hak İncil’de mâbedlere kapanın, dünyadan elinizi eteğinizi çekin; evlenmeyip bekâr yaşayın diye bir hüküm bildirmemiştir. İsa (A. S. ), bazı hükümleri değiştirilen Tevrat’ı hem tashîh etmek, hem onunla amel edilmesini sağlamak, hem de yeni birkaç hüküm ilâve etmek üzere İsrâil oğullarına gönderilen bir peygamberdir. Hayatı çok fırtınalı geçmiş, Yahudîlerin amansız saldırıları ve ortaya koydukları tuzaklar sebebiyle bu kadri yüce peygamber evlenmeye bile vakit bulmadan genç yaşında dünya hayatından alınıp lâyık olduğu makama yükseltilmiştir. Çünkü Onun muhatabı daha çok Yahudîler idi. Yaptığı teblîğ ve irşatla onlara kendini kabul ettiremeyince, daha fazla aralarında kalması hayatî tehlike arzediyordu. Nitekim tam öldürüleceği zaman göğe refʹedilerek o tehlikeden kurtarılmıştır. Tevrat ve İncil’de rehbaniyet (ruhbaniyet)e yer verilmediğine göre, rahip ve rahibelerin kendi icatları olan kilise ve manastırlara kapanma ve oralarda didinip bir ömür tüketmeleri fazla bir anlam taşımıyor. İlâhî ibâdet düzenlemesine de uygun olmadığından âhirette onlara bir fayda da sağlamıyacak. Nitekim Cenâb-ı Hak onların bu tarz mâbede kapanmalarından söz ederken şu özlü bilgiyi veriyor: «Sonra onların izleri üzerine peygamberlerimizi birbiri ardınca gönderdik. Ve Meryem oğlu İsa’yı da onların ardından gönderdik ve ona İncilʹi verdik; ona uyanların kalplerinde bir şefkat ve rahmet meydana getirdik. Üzerlerine gerekli kılmadığımız halde Allahʹın rızasına erişmek için rehbaniyeti din adına icat edip ortaya çıkardılar. Buna rağmen ona da hakkıyla riâyet etmediler.. » (Hadîd Sûresi: 27)
Hz. Ömer (R. A. ) Şamʹa seyahat ettiğinde; üstü, başı dağınık, beti benzi soluk, siyah elbiselere bürünmüş bir rahip gelerek onu ziyâret etti. Halîfe onun bu acıklı halini görünce ağladı. Orada hazır olanlardan biri: «Ey mü’minlerin emîri! Neden ağlıyorsunuz? » diye sorunca, halîfe şöyle cevap verdi: «Şu miskin adam bir şeyler peşinde koşmuş, ama isâbetli bir yol seçmemiştir. Bir şeyler ummuş, ama hatâ etmiştir. » Arkasından Halîfe: «Yüzler var ki, o gün kararıp aşağılanır. Dünyada çalışıp didinmiş de boşuna yorulup bitkin düşmüştür» meâlindeki âyeti okudu. (Tefsîr-i Kurtubî: 20/27)
Katade ise, sözü edilen âyetin, dünyada büyüklük taslayıp Hakk’a ibâdeti gururuna yediremiyen mağrurlara delâlet ettiğini belirtmiştir. Cenâb-ı Hak onları «Yevm-i Arasat»ta ittirip kaktırır, yorup bitkin hale getirir ve öylece cehenneme attırarak ağır zincirlere bağlı kılarak süründürür. Çünkü ceza amelin cinsindendir: Dünyada gurura kapılıp insanlara tepeden bakan, cami ve cemaati küçümseyen şımarık mağrurlar, âhiret gününde zillete uğratılıp ayaklar altına alınır ve yerde sürüklenerek cehenneme atılırlar.
Böylece hangi sınıf olursa olsun sonunda iyice kızışmış ateşe varıp bitkin bir halde oraya yaslanırlar. Çok sıcak bir kaynaktan alabildiğine tiksindirici bir sıvı içerler. Nitekim Rahmân Sûresi 44. âyette bu olay şöyle tasvîr edilmektedir: «Onlar, Cehennem ateşiyle son derece kaynar su arasında dolaşıp dururlar. »
AÇLIĞI GİDERMEYEN DARİ’ BİTKİSİ
«Onlar için dari’ dikeninden başka yiyecek yoktur. O ne besler, ne de açlığı giderir. »
Tabiînʹden İkrime ile Mücâhid diyorlar ki: «Dari’: Yere yapışık dikenli bir bitkidir ki, yaş iken Kureyşliler ona «Şibrik», kuruyunca da «Dari’» derler. Bu durumda iken hiçbir hayvan ona ağzını uzatıp yaklaşamaz. Aynı zamanda öldürücü zehir ihtiva etmektedir. »
Bununla beraber bu isim üzerinde hayli tarîf ve yorumlar yapılmıştır. İbn Abbas (R. A. )dan yapılan rivâyete göre: Resûlüllâh (A. S. ). Efendimiz «Dari’» i şöyle tarîf etmiştir: «Bu, cehennem ateşinde oluşan bir maddedir ki dikene benzer. Sibir otundan daha acı, leşten daha fena kokusu vardır. Aynı zamanda ateşten de daha hararetlidir. Cenâb-ı Hak (kulları anlasın diye) onu «Dari’» diye adlandırmıştır. » (el-Câmi’u li-Ahkâmi’l-Kur’ân: 20/30)
Ayrıca Muhaddis Tirmizî kendi süneninde Dari’ ile ilgili bir hadîs nakletmiştir. (Bilgi için bak: Tirmizî/cehennem: 5)
Böylece cehennemliklerin yiyeceği şeyler daha çok üç içecek ve yiyecek olarak belirlenmiştir.
Yiyecekler:
1- Gıslîn
2- Zakkum (el-Hakka Sûresi: 36, Duhân Sûresi: 43)
3- Dari’
İçecekler:
1- Sadîd
2- Hamîm
3- Gassak (Sad Sûresi: 57, İbrahim Sûresi: 16. âyetin tefsiri)
Böylece değişik yiyecek ve içeceklerin, cehennemin farklı yerlerinin özelliklerine göre düzenlendiği anlaşılıyor.
Ancak cehennemdeki gerek zakkum, gerek gıslîn, gerekse dari’ maddeleri dünyadakinden çok farklıdır. Nitekim ilgili hadîste de bu hususa bilhassa işârette bulunulmuştur.
Cenâb-ı Hak bu konuda da anlamamızı kolaylaştırmak için o yiyecek ve içecekleri bu isimlerle anmaktadır.
Âhiret hayatının bu elîm safhasının haber verilmesinden maksat, inkârcı sapıkları, mağrur nankörleri uyarmak, ölmeden önce Hakk’a dönmelerini tavsiye etmektir.
Gerek oradaki yiyecek maddeleri, gerekse içecek maddeleri, açlığı, susuzluğu gidermiyecek özelliktedir. Bu da azgın ahlâksızlara verilen cezânın bir başka çeşidi sayılır.
Ayetler arasında bağlantı
Yukarıdaki âyetlerle, korku ve dehşeti her şeyi saracak olan kıyâmet olayına ve inkârcı mağrurların o günkü acıklı durumlarına dikkat çekildi. Yönlendirici bilgiler verilerek ilâhî rahmet kapısının dünyada hep açık tutulduğuna işâret edildi.
Aşağıdaki âyetlerle, dünyada Cenâb-ı Hakk’ın indirdiği kitaba göre inanıp amel edenlerin âhiret gününde erişecekleri yüksek nîmetler sıralanıyor ve özendirici bilgiler verilerek ölmeden önce daha güzel amelde bulunmaları, daha iyiye, daha doğruya yönelmeleri isteniliyor. Böylece dokuz kadar cennet nîmetinin kimlere hazırlandığı açıklanarak İlâhî rahmet ve inâyetin sınırsızlığı üzerinde duruluyor.