Nuh Suresi

نوح28 ayetTefsir
71/114
Türkçe anlamı
Hz. Nuh
İsminin kaynağı
Nûh peygamberin mücadeleleri ve Nûh Tufanı konu edildiği için
Diğer adları
Sûretü innâ erselnâ
Hangi cüzde
29: Tamamı
Nüzul sırası (araştırmacılara göre değişir) — 71.
Diyanet 71.Eliaçık 66.Mustafa İslamoğlu 64.Mısır Resmi 71.Blachère 52.Câbirî 66.Derveze 71.Zeyveli 69.
  1. اِنَّٓا اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهِ اَنْ اَنْذِرْ قَوْمَكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ

    innā erselnā nūHen ilā ḳavmihi en enƶir ḳavmeke min ḳabli en ye'tiyehum ǎƶābun elīmun

    Şüphesiz biz Nuh'u, kavmine, "Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar" diye peygamber olarak gönderdik.

  2. قَالَ يَاقَوْمِ اِنِّي لَكُمْ نَذِيرٌ مُبِينٌ

    ḳāle yā ḳavmi innī lekum neƶīrun mubīnun

    Nuh, şöyle dedi: "Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."

  3. اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُ وَاَطِيعُونِ

    eni ǎ'budū (a)llahe ve tteḳūhu ve eTīǔni

    (3-4) "Allah'a ibadet edin. O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah'ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz."

  4. يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى اِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ اِذَا جَاءَ لَا يُؤَخَّرُ لَوْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

    yeğfir lekum min ƶunūbikum ve yu'eḣḣirkum ilā ecelin musemmen inne ecele (a)llahi iƶā cā'e lā yu'eḣḣaru lev kuntum teǎ'lemūne

    (3-4) "Allah'a ibadet edin. O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah'ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz."

  5. قَالَ رَبِّ اِنِّي دَعَوْتُ قَوْمِي لَيْلًا وَنَهَارًا

    ḳāle rabbi innī deǎvtu ḳavmī leylen ve nehāran

    Nuh, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim."

  6. فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَٓاءِٓي اِلَّا فِرَارًا

    fe lem yezidhum duǎāī illā firāran

    Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı."

  7. وَاِنِّي كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوا اَصَابِعَهُمْ فِي اٰذَانِهِمْ وَاسْتَغْشَوْا ثِيَابَهُمْ وَاَصَرُّوا وَاسْتَكْبَرُوا اسْتِكْبَارًا

    ve innī kullemā deǎvtuhum li teğfira lehum ceǎlū eSābiǎhum fī āƶānihim ve steğşev ṧiyābehum ve eSarrū ve stekberū stikbāran

    "Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler."

  8. ثُمَّ اِنِّي دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا

    ṧumme innī deǎvtuhum cihāran

    "Sonra ben onları açık açık davet ettim."

  9. ثُمَّ اِنِّٓي اَعْلَنْتُ لَهُمْ وَاَسْرَرْتُ لَهُمْ اِسْرَارًا

    ṧumme innī eǎ'lentu lehum ve esrartu lehum isrāran

    "Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum."

  10. فَقُلْتُ اسْتَغْفِرُوا رَبَّكُمْ اِنَّهُ كَانَ غَفَّارًا

    fe ḳultu steğfirū rabbekum innehu kāne ğaffāran

    "Dedim ki: 'Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır.'

  11. يُرْسِلِ السَّمَاءَ عَلَيْكُمْ مِدْرَارًا

    yursili s-semāe ǎleykum midrāran

    '(Bağışlama dileyin ki,) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin.'

  12. وَيُمْدِدْكُمْ بِاَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَلْ لَكُمْ جَنَّاتٍ وَيَجْعَلْ لَكُمْ اَنْهَارًا

    ve yumdidkum bi emvālin ve benīne ve yec'ǎl lekum cennātin ve yec'ǎl lekum enhāran

    'Sizi mallarla, oğullarla desteklesin ve sizin için bahçeler var etsin, sizin için ırmaklar var etsin.'

  13. مَا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلّٰهِ وَقَارًا

    mā lekum lā tercūne li (a)llahi veḳāran

    'Size ne oluyor da Allah için bir vakar (saygınlık, büyüklük) ummuyorsunuz?'

  14. وَقَدْ خَلَقَكُمْ اَطْوَارًا

    ve ḳad ḣaleḳakum eTvāran

    'Halbuki, O, sizi evrelerden geçirerek yaratmıştır.'

  15. اَلَمْ تَرَوْا كَيْفَ خَلَقَ اللّٰهُ سَبْعَ سَمٰوَاتٍ طِبَاقًا

    e lem terav keyfe ḣaleḳa (a)llahu seb'ǎ semāvātin Tibāḳan

    'Görmediniz mi, Allah yedi göğü tabaka tabaka nasıl yaratmıştır?'

  16. وَجَعَلَ الْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ الشَّمْسَ سِرَاجًا

    ve ceǎle l-ḳamera fīhinne nūran ve ceǎle ş-şemse sirācen

    'Onların içinde nasıl ayı, bir ışık, güneşi de bir kandil yapmıştır?'

  17. وَاللّٰهُ اَنْبَتَكُمْ مِنَ الْاَرْضِ نَبَاتًا

    ve(a)llahu enbetekum mine l-erDi nebāten

    'Allah, sizi (babanız Adem'i) yerden (bitki bitirir gibi) bitirdi (yarattı.)'

  18. ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ اِخْرَاجًا

    ṧumme yuǐydukum fīhā ve yuḣricukum iḣrācen

    'Sonra sizi yine oraya döndürecek ve kesinlikle sizi (yeniden) çıkaracaktır.'

  19. وَاللّٰهُ جَعَلَ لَكُمُ الْاَرْضَ بِسَاطًا

    ve(a)llahu ceǎle lekumu l-erDe bisāTen

    (19-20) 'Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır ki, oradaki geniş yollarda yürüyesiniz."

  20. لِتَسْلُكُوا مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا

    li teslukū minhā subulen ficācen

    (19-20) 'Allah, yeryüzünü sizin için bir sergi yapmıştır ki, oradaki geniş yollarda yürüyesiniz."

  21. قَالَ نُوحٌ رَبِّ اِنَّهُمْ عَصَوْنِي وَاتَّبَعُوا مَنْ لَمْ يَزِدْهُ مَالُهُ وَوَلَدُهُ اِلَّا خَسَارًا

    ḳāle nūHun rabbi innehum ǎSavnī ve ttebeǔ men lem yezidhu māluhu ve veleduhu illā ḣasāran

    Nuh, dedi ki: "Rabbim! Gerçekten onlar bana karşı geldiler, malı ve çocuğu ancak kendi hüsranını artıran kimselere uydular."

  22. وَمَكَرُوا مَكْرًا كُبَّارًا

    ve mekerū mekran kubbāran

    "Bunlar da, çok büyük bir tuzak kurdular."

  23. وَقَالُوا لَا تَذَرُنَّ اٰلِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا

    ve ḳālū lā teƶerunne ālihetekum ve lā teƶerunne vedden ve lā suvāǎn ve lā yeğūṧe ve yeǔḳa ve nesran

    "Şöyle dediler: 'Sakın ilahlarınızı bırakmayın. Hele hele Vedd'i, Süva'ı, Yeğus'u, Ye'uk'u ve Nesr'i hiç bırakmayın."

  24. وَقَدْ اَضَلُّوا كَثِيرًا وَلَا تَزِدِ الظَّالِمِينَ اِلَّا ضَلَالًا

    ve ḳad eDellū keṧīran ve lā tezidi Z-Zālimīne illā Delālen

    "Onlar gerçekten birçoklarını saptırdılar. (Rabbim!) Sen de bu zalimlerin sadece sapıklıklarını artır."

  25. مِمَّا خَطِٓيـَٔاتِهِمْ اُغْرِقُوا فَاُدْخِلُوا نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا لَهُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اَنْصَارًا

    mimmā ḣaTiyātihim uğriḳū fe udḣilū nāran fe lem yecidū lehum min dūni (a)llahi enSāran

    Hataları (küfür ve isyanları) yüzünden suda boğuldular ve cehenneme sokuldular da kendileri için Allah'tan başka yardımcılar bulamadılar.

  26. وَقَالَ نُوحٌ رَبِّ لَا تَذَرْ عَلَى الْاَرْضِ مِنَ الْكَافِرِينَ دَيَّارًا

    ve ḳāle nūHun rabbi lā teƶer ǎlā l-erDi mine l-kāfirīne deyyāran

    Nuh, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Kafirlerden hiç kimseyi yeryüzünde bırakma!"

  27. اِنَّكَ اِنْ تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوا اِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا

    inneke in teƶerhum yuDillū ǐbādeke ve lā yelidū illā fāciran keffāran

    "Çünkü sen onları bırakırsan, kullarını saptırırlar; sadece ahlaksız ve kafir kimseler yetiştirirler."

  28. رَبِّ اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِمَنْ دَخَلَ بَيْتِيَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ وَلَا تَزِدِ الظَّالِمِينَ اِلَّا تَبَارًا

    rabbi ğfir lī ve li vālideyye ve li men deḣale beytiye mu'minen ve li l-mu'minīne ve l-mu'mināti ve lā tezidi Z-Zālimīne illā tebāran

    "Rabbim! Beni, ana babamı, iman etmiş olarak evime girenleri, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlerin de ancak helakini arttır."