Nuh Suresi 1-4. Ayet — Tefsir

Ayet sayfasına git →

اِنَّٓا اَرْسَلْنَا نُوحًا اِلٰى قَوْمِهِ اَنْ اَنْذِرْ قَوْمَكَ مِنْ قَبْلِ اَنْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ اَلِيمٌ قَالَ يَاقَوْمِ اِنِّي لَكُمْ نَذِيرٌ مُبِينٌ اَنِ اعْبُدُوا اللّٰهَ وَاتَّقُوهُ وَاَطِيعُونِ يَغْفِرْ لَكُمْ مِنْ ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ اِلٰٓى اَجَلٍ مُسَمًّى اِنَّ اَجَلَ اللّٰهِ اِذَا جَاءَ لَا يُؤَخَّرُ لَوْ كُنْتُمْ تَعْلَمُونَ

1.

Şüphesiz biz Nuh'u, kavmine, "Kendilerine elem dolu bir azap gelmeden önce kavmini uyar" diye peygamber olarak gönderdik.

Diyanet İşleri

2.

Nuh, şöyle dedi: "Ey kavmim! Şüphesiz, ben sizin için apaçık bir uyarıcıyım."

3-4.

(3-4) "Allah'a ibadet edin. O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah'ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz."

Celal Yıldırım (İlmin Işığında Asrın Kur'an Tefsiri)

%100

NÛH SÛRESİ

Sûrenin tamamı Mekke’de inmiştir.

Sûrenin birinci âyetinde Nûh Peygamber’in (A. S. ) kıssasından söz edil­diğinden, bu kadri yüce peygamberin adı aynı zamanda sûreye isim olmuş­tur.

Âyet sayısı: 28

Kelime »: 221

Harf »: 750 (Tefsîrü Garâbi’l-Kur’ân/Nizamuddin Nisâbûrî: 29/47)

Sûrenin kapsadığı başlıca konular:

1- Nûh Peygamber’in (A. S. ) kavmini imâna dâvet ettiği konu ediliyor.

2- Nûh Kavmiʹnin günahları bırakmaları için kendilerine yapılan tav­siyelere yer veriliyor.

3- Nûh Kavminin isyân ve günahlarını artırdıkça, Cenâb-ı Hakk’ın onların mal ve evlâdını çoğalttığına değinilerek konu üzerinde iyice dü­şünmemiz ilhâm ediliyor.

4- İlâhî kudretin yüceliğine delâlet eden göklerin ve yerin; ırmak ve dağların yaratılışına parmak basılarak bunların birer belge olduğu belirti­liyor.

5- İnsanın, yeryüzünde yeşerip çıkan bitkiler misâli yaratıldığına dik­kat çekilerek konu üzerinde iyice düşünmemiz isteniliyor.

6- Nûh Kavmiʹnin küfür ve azgınlığından ve buna karşılık hem dün­yada, hem de âhirette verilecek cezanın şiddetinden söz edilerek, yaşa­makta olan kâfirler uyarılıyor.

MEÂLİ:

1- Şüphesiz ki biz, Nûh’u kendi milletine peygamber olarak gönder­dik de, «elem verici bir azâp gelmeden önce onları uyar» (dedik).

2- O da: «Ey milletim! dedi. Hakikaten ben size gönderilen açık bir uyarıcıyım.

3-4- Allahʹa kulluk edin; Oʹndan korkup (inkâr ve azgınlıktan) sakı­nın ve bana itaât edin ki, Allah sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belirlenmiş bir vakte kadar da geciktirsin. Şüphesiz ki Allahʹın belirlediği va­kit gelince artık o geriye bırakılmaz. Keşke bunu bir bilseniz!. »

NÛH KISSASININ BİR BAŞKA ÖZETİ

«Şüphesiz ki biz, Nûhʹu kendi milletine peygamber olarak gönderdik de, «elem verici bir azap gel­meden önce onları uyar» (dedik). »

Nûh Peygamber (A. S. ), resûllerin ilkidir. O bakımdan kadri yüce bir peygamber olarak tarihe geçmiştir. Yaşadığı tarih kesin bilinmemekle beraber böyle bir peygamberin gelip geçtiği kesindir. Zira başta Kur’ân-ı Ke­rîm olmak üzere semavî kitapların hepsi Ondan ve meydana gelen tufan­dan söz etmişlerdir. Hadîslerde de bu peygambere yer verilerek her türlü şüphenin anlamsız olduğu ortaya konulmuştur.

Bilindiği gibi Kur’ân’da tarih üzerinde değil, olaylar üzerinde durulur; önemli, ibretli ve öğüt alınacak safhalar anlatılarak yönlendirme cihetine gidilir ve öylece araştırıcılara ip ucu verilir. Olayın hangi tarihte meydana geldiği ise tarihçilere bırakılır.

Nûh Kavmi iyice putperestliğe sarılıp tek ilâh inancını kaybetmekle kalmamış, ahlâksızlığa ve zulme de pas verip azgınlığı alkışlar düzeye gel­mişti.

Cenâb-ı Hak, Asya’nın Mezopotamya dahil önemli bir kesiminde bulu­nan o milleti uyarıp doğru yola dâvet etsin diye Nûh’u (A. S. ) peygamber olarak görevlendirdi.

Nûh (A. S. )ın kavmine ilk sözü şu oldu:

«Ey milletim! Hakikaten ben size gönderilen açık bir uyarıcıyım. Al­lah’a kulluk edin; O’ndan korkup (inkâr ve azgınlıktan) sakının ve bana itaât edin.. »

Böylece Nûh Peygamber (A. S. ) önce kendisinin uyarıcı bir elçi oldu­ğunu ilân etti. Arkasından kavmini Allah’ı bilip Oʹna ibâdete çağırdı ve an­cak Allah’ın korkulmaya lâyık bir ilâh olduğunu hatırlatarak bu hususta hiç­bir ücret, karşılık ve teşekkür beklemediğini; o bakımdan gerçek saadet istiyorlarsa mutlaka kendisine uymalarını açıkladı.

Mükâfat olarak da Cenâb-ı Hakkʹın onların geçmiş günahlarını bağış­layacağını ve imân doğrultusunda yürüdükleri takdirde ömürlerinin, sahne­de kalma sürelerinin İlâhî ilimle belirlendiği süreye kadar uzatılacağını va’­detti. Küfür ve tuğyanlarında ısrar ederlerse, ona göre bir ecelin takdir edileceğini, artık onun değişmesinin söz konusu olamıyacağını ve o sebep­le vakti saati gelince o ecelin mutlaka gerçekleşeceğini haber verdi. Nûh Peygamber (A. S. ) bunları söyledikten sonra «Bu hakikatleri keşke bir bil­seniz! » diyerek onların iyice düşünüp anlamaya çalışmalarını telkînde bu­lundu.

Şüphesiz Kur’ân-ı Kerîm’de Nûh kıssasıyla ilgili verilen bu bilgiler, Onun teblîğ ve irşadının, mücadele ve uyarısının kısa bir özetidir. Çünkü kavmi arasında 950 yıl yaşayan ve asırlarca onlarla mücadelede bulunan bu peygamberin başından geçen olaylar ciltlere sığmayacak kadar geniştir. Uzun süre İlâhî emirleri teblîğ edip olumlu sonuç alamayınca, durumu Cenâb-ı Hakk’ın takdîr ve hükmüne bırakarak onlardan ümidini kesmek zorunda kalmıştır. Sonuç ise, malûm: Büyük tufan kâfirlerin kökünü kazı­mış ve o bölgeyi onlardan temizlemiştir.

İKİ AYRI ECEL

«Ve sizi belirlen­miş bir vakte kadar geciktirsin. Şüphesiz ki Allahʹın belirlediği vakit gelin­ce artık o geriye bırakılmaz. Keşke bunu bir bilseniz. »

Ecel: Bir şey için belirlenen süredir. Bu manayla insan için belirlenen ömre, «ecel» denilmiştir. «Falanın eceli yaklaşmıştır» demekten, ona ayrı­lan ömür süresi bitmek üzeredir mânası anlaşılır.

Fertler gibi, milletlerin de eceli vardır. İbn Abbasʹa (R. A. ) göre: Dör­düncü âyetin son kısmındaki «Allah’ın belirlediği vakit gelince artık o ge­riye bırakılmaz» cümlesinden, milletler için iki ayrı ecelin takdir edildiği anlaşılıyor. Çünkü az yukarıda imân ettikleri takdirde kavim ve millet ola­rak ecellerinin belirlenmiş bir vakte kadar geciktirileceği vaʹdedilmiştir. Bundan şu hüküm ortaya çıkıyor:

a) İmân edip iyi, yararlı insanlar olurlarsa, millet olarak ömürleri, ya­ni sahnede kalış süreleri uzatılacak; inkâr ve ahlâksızlıkta ısrar ederler­se, ona göre takdîr edilen süre sonunda silinip gitmeye mahkûm olacak­lardır.

b) Mukatil’e göre: Ecel birdir. Âyetteki geciktirilmeden maksat, hu­zur, güven, âfiyet içinde ömürlerini tamamlama imkânı bulmalarıdır. O hal­de imân ederlerse başlarına gelecek birçok felâketlerden kurtulacaklar.

c) Zeccac’a göre: İmân ederlerse, inecek olan azap indirilmeyecek ve onlar böylece azaptan uzak tutulacaklar. Ölümleri azap ve felâketle de­ğil, mutad ecelle noktalanacaktır.

Zeccac’ın bu yorumu ağırlık kazanmıştır. Zira bir millet hakkında -inkâr ve azgınlıkta ısrar ettikleri takdirde- takdîr edilen azabın inme vakti ge­lince, artık onun geri çevrilmesi söz konusu olamaz. Sünnetullah hep bu doğrultuda cereyan etmiş; ancak Yunus Peygamberʹin kavmi bu genelle­menin dışında kalıp bir istisna teşkîl etmiştir.

İbn Abbas’ın (R. A. ) yorumuna göre, Nûh Kavmi hangi şıkkı seçerse ona göre takdîr edilen ecele kadar yaşama şansları vardı. Vakti saati ge­lince onu geciktirmek mümkün değildir.

ÂYETLER ARASINDA BAĞLANTI

Yukarıdaki âyetlerle, Nûh (A. S. )ın kendi kavmini uyarması konu edildi ve milletlerin de belirlenmiş eceli bulunduğuna değinilerek Nûh Kavminin takdîr edilen ecelle tarih sahnesinden silindiği belirtildi.

Aşağıdaki âyetlerle, Nûh (A. S. )ın kendi kavmini Cenâb-ı Hakk’a ibâ­det ve taâte dâvet ederken kullandığı metod üzerinde duruluyor ve aydın­latıcı bilgiler veriliyor.