Hani onlar, İbrahim'in yanına varmışlar ve "Selam olsun sana!" demişlerdi. O da "Size de selam olsun." demiş, "Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler" (diye düşünmüştü).

اِذْ دَخَلُوا عَلَيْهِ فَقَالُوا سَلَامًا قَالَ سَلَامٌ قَوْمٌ مُنْكَرُونَ

iƶ deḣalū ǎleyhi fe ḳālū selāmen ḳāle selāmun ḳavmun munkerūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1اِذْbir zaman
2دَخَلُواdeḣalūد خ لgirmek, içeri girmek, geçmek, nüfuz etmek, ihlal etmek, arasından geçmek, istila etmek, üzerine gelmek, ziyaret etmek, zorla girmek, müdahale etmek, sokmak, tanıtmak, katılmak/başlamak/dahil etmek/yer almak, anlaşıldı/dahil edildi, karışmak/kaynaşmakgirmişlerdi
3عَلَيْهِǎleyhionun yanına
4فَقَالُواfe ḳālūق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukaveleve demişlerdi
5سَلَامًاselāmenس ل مbarış, güvenlik, selamet, kurtuluş, esenlik, teslim olmak, boyun eğmek, barışmak, teslim etmek, merdiven, sağlıklı olmak, kusursuz olmakselam
6قَالَḳāleق و لkonuşmak / söylemek, çağırmak, iletmek, nakletmek, düşünmek, ilan etmek, görüş yaymak, bir durumu, şartı ya da vaziyeti göstermek. kelime / konuşma, söyleyiş, söylenen şey, tebrik, söylem Türkçe’ye girmiş türevler : kavl, kavlen, kavli, kale al-, kalubela, kaval, kilükal, makale, makule, mukavelededi ki
7سَلَامٌselāmunس ل مbarış, güvenlik, selamet, kurtuluş, esenlik, teslim olmak, boyun eğmek, barışmak, teslim etmek, merdiven, sağlıklı olmak, kusursuz olmakselam
8قَوْمٌḳavmunق و مKıpırdamadan veya sağlam duran, yükselmiş / ayakta, yönetti / yürüttü / sıraya koydu / düzenledi / kurallara bağladı / nezaret etti, kurdu, düz / doğrultmak, korumak / dik tutmak / gözlemlemek / yapmak, insan / topluluk / şirket kurmak, mesken, endam / saygınlık / rütbe. aqama: bir şeyi veya meseleyi doğru bir şekilde korumak, devam ettirmek. Türkçe’ye girmiş türevler : kavim, kavmi, kavmiyet, akvam, kamet, ikame (ikamet), istikamet (müstakim), kaim (kaymakam), kaime, kavim (akvam), kayme, kayyım, kayyum, kıvam, kıyam, kıyamet, kıymet, makam (kaymakam), mukavemet (mukavim), takvim, ikamet (mukim), ikametgâhbir topluluk(sunuz)
9مُنْكَرُونَmunkerūneن ك رHoşlanmamak, tanımamak, reddetmek, dil veya ceza ile onaylamamak, zor olmak, güç olmak, tiksinti duymak, suçlamaktanınmamış

Tüm mealler

Meal seçin (81 / 81 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Hani, tapısına girmişlerdi de esenlik sana demişlerdi; o da esenlik size demişti, ey yabancılar.

Abdulkadir Gölpınarlı

Hani, tapısına girmişlerdi de esenlik sana demişlerdi; o da esenlik size demişti, ey yabancılar.

Adem Uğur

Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, "Bunlar, yabancılar" demişti.

Ahmed Hulusi

Hani Onun yanına girdiklerinde: "Selam" dediler. . . (İbrahim de): "Selam" dedi. . . "Rastlanmadık birileri (diye düşündü). "

Ahmet Tekin

Onlar, İbrâhim’in yanına girince: 'Selâm sana, selâmette ol, sen selâmettesin' dediler. İbrâhim de: 'Selâm size, selâmette olun' dedi. Bunlar tanınmadık simalardı.

Ahmet Varol

Hani onun yanına girdiklerinde: 'Selam' demişlerdi. O da: 'Selam. Tanınmayan bir topluluk' demişti.

Ali Bulaç

Hani, yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk."

Ali Fikri Yavuz

Hani onlar, İbrahîm’in yanına varmışlardı da selâm vermişlerdi. O da (onlara karşılık olarak) selâm vermiş: “- (Bunlar) tanınmadık bir kavim.” demişti.

Ali Rıza Safa

Onun yanına girdiklerinde; "Selam!" dediler. "Selam yabancılar!" dedi.

Bayraktar Bayraklı

Onlar, İbrahim'in yanına girip selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden "Bunlar yabancılar" demişti.

Bekir Sadak

Onlar, Ibrahim'in yanina girip: «Selam sana» demislerdi, Ibrahim de: «Selam size» demisti; icinden de, onlarin «taninmamis bir topluluk» oldugunu gecirmisti.

Celal Yıldırım

Hani onlar İbrahim'in yanına girip, «Selâm» dediler. İbrahim de «selâm» dedi ve tanımadığım yabancı bir kavim diye içinden geçirdi.

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Onun yanına girdiklerinde “selâm” demişler, o da “selâm” demiş; (içinden) “Hiç de tanıdık kimseler değil” diye geçirmişti.

Diyanet İşleri

Hani onlar, İbrahim'in yanına varmışlar ve "Selam olsun sana!" demişlerdi. O da "Size de selam olsun." demiş, "Bunlar tanınmamış (yabancı) kimseler" (diye düşünmüştü).

Diyanet İşleri (eski)

Onlar, İbrahim'in yanına girip: 'Selam sana' demişlerdi, İbrahim de: 'Selam size' demişti; içinden de, onların 'tanınmamış bir topluluk' olduğunu geçirmişti.

Diyanet Vakfi

Onlar İbrahim'in yanına girmişler, selam vermişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, «Bunlar, yabancılar» demişti.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Hani onlar İbrahim'in huzuruna girmişlerdi de «Selam sana!» demişlerdi. İbrahim: «Size de selam» demiş, ve içinden: «Bunlar tanınmamış bir topluluk!» diye geçirmişti.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Yanına girdikleri vakit: "Selam!" dediler. O da: "Selam! Görülmedik bir topluluk" dedi.

Elmalılı Hamdi Yazır

O vakıt ki üzerine girdiler de "selam" dediler. "Selam, görülmedik bir kavım" dedi

Erhan Aktaş

Onun yanına geldiklerinde, "Selam." dediler. "Selam, tanınmayan topluluk." dedi.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onun yanına geldiklerinde, "Selam." dediler. "Selam, tanınmayan topluluk." dedi.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onun yanına geldiklerinde, "Selam." dediler. "Selam, tanınmayan topluluk." dedi.

Fizilal-il Kuran

Onlar, İbrahim'in yanına girip «Selam sana» demişlerdi, İbrahim de: «Selam size» demişti. İçinden de, onların «tanınmamış bir topluluk» olduklarını geçirmişti.

Gültekin Onan

Hani yanına girdiklerinde: "Selam" demişlerdi. O da: "Selam" demişti. "Münker bir kavim."

Hamdi Döndüren

Hani onlar, İbrahim’in yanına girmişler, selam demişlerdi. İbrahim de selamı almış, içinden, “Bunlar yabancı kimseler!” demişti.

Hasan Basri Çantay

Hani bunlar, onun yanına girmişlerdi de "Selam" demişlerdi. (İbrahim de) "selam" demiş (selam ile mukaabele etmiş), "(Bunlar) tanınmamış bir zümre" demişdi.

Hasib Asutay

Hani onun yanına girmişlerdi de 'Selâm' demişlerdi. (6) (O da) 'Selâm, (siz) tanınmamış bir topluluk (sunuz)' dedi. (6. Selam vermişlerdi.)

Hayrat Neşriyat

(Onlar İbrâhîm’in) yanına girdiklerinde: 'Selâm (senin üzerine olsun)!' demişlerdi.(O da:) 'Selâm (sizin üzerinize de olsun!) (Siz buralarda) tanınmamış bir topluluk(sunuz).' dedi.

İbni Kesir

Hani onlar, yanına girip; selam sana, demişlerdi de; selam, demişti. Tanınmamış bir zümre.

Mehmet Okuyan

Hani onlar (İbrahim’in) yanına girmiş ve “Selam!” demişlerdi. (İbrahim de) “Selam!” demiş, “(Bunlar) yabancı bir topluluk!” (diye içinden geçirmişti).

Muhammed Esed

O (semavi elçi)ler İbrahim'e gelip ona selam verdiklerinde, "(Size de) selam olsun!" demişti; (ve kendi kendine,) "Bunlar, yabancı kimseler!" (diye düşünmüştü.)

Mustafa İslamoğlu

Hani, (elçiler) İbrahim'in huzuruna girmişler ve "(Sana) selam olsun!" demişlerdi de, o da, "(Size de) selam olsun!" demiş ve (içinden) "Bunlar tanımadık kimseler" diye geçirmişti.

Ömer Nasuhi Bilmen

O vakit ki, O'nun yanına girmişler de «Selâm!» demişlerdi. (Hazreti İbrahim de) Dedi ki: «Selâm, tanınmamışlar olan bir cemaat.»

Ömer Öngüt

Onlar İbrahim'in yanına girdiklerinde: "Selâm!" demişlerdi. O da: "Selâm!" demiş, içinden de onların "Tanınmamış bir topluluk" olduğunu geçirmişti.

Suat Yıldırım

Onlar yanına varınca: "Selâm!" dediler. O da: "Size de Selâm!" diye cevap verdi, ama içinden: "Bunlar tanımadığım kimseler, hayırdır inşaallah!" dedi.

Süleyman Ateş

Bir zaman onun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. "Selam, dedi, (siz) tanınmamış bir topluluk(sunuz)."

Süleymaniye Vakfı

Onun yanına girdiklerinde "Selam!" dediler. O da: "Size de selam olsun. Sizler buralarda tanınmayan kimselersiniz" dedi.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Hani yanına girmiş, "Selam!" demişlerdi. O (İbrahim): "Size de selam, tuhaf bir topluluksunuz" demişti.

Şaban Piriş

Hani O'nun yanına girmişler: "Selam" demişlerdi. O da: -Selam ey yabancılar!" demişti.

Tefhim-ul Kuran

Hani, onun yanına girdiklerinde: «Selam» demişlerdi. O da: «Selam» demişti. «(Haklarında bilgim olmayan) Yabancı bir topluluk.»

Ümit Şimşek

Yanına girdiklerinde 'Selâm' demişlerdi. O da 'Tanımadığım kimseler, size de selâm olsun' dedi.

Yaşar Nuri Öztürk

Hani, İbrahim'in yanına girmişlerdi de "Selam!" demişlerdi. İbrahim: "Selam! Tanınmayan bir topluluk bu." demişti.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Onlar onun yanına daxil olub: “Sənə salam olsun!”– dedilər. İbrahim: “Sizə də salam olsun! Siz yad adamlara oxşayırsınız!”– dedi.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

Onlar (İbrahimin) yanına gəlib salam verdikdə (İbrahim) salamı alıb (öz-özünə): ″Bunlar tanımadığım kimsələrdir!″ –dedi.

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Einst traten sie zu ihm ein und sagten: ʺFriede!ʺ Er sprach: ʺFriede! Ihr seid mir unbekannt.ʺ

Almanca — Der Edle Quran

Als sie bei ihm eintraten und sagten: ʺFrieden!ʺ Er sagte: ʺFriede! - Fremde Leute.ʺ

Almanca — M. A. Rassoul

Als sie bei ihm eintraten und sprachen: ʺFrieden!ʺ sagte er: ʺFrieden, unbekannte Leute.ʺ

Almanca — Muhammad Zaidan

Als sie zu ihm eintraten und sagten: ʺSalam (sei mit dir)!ʺ Er sagte: ʺSalam (sei mit euch), ihr unbekannte Leute!ʺ

English (26)

Abdel Khalek Himmat

They entered in the presence, and greeted him with the expression of good will "Peace" and he met them with the dictum of welcome " Peace " stranger guests.

Abdul Haleem

They went in to see him and said, ‘Peace.’ ‘Peace,’ he said, [adding to himself] ‘These people are strangers.’

Abdullah Yusuf Ali

Behold, they entered his presence, and said: "Peace!" He said, "Peace!" (and thought, "These seem) unusual people."

Abul A'la Maududi

When they came to him, they said: "Peace"; he said: “Peace also be to you; (you seem to be) a group of strangers.”

Aisha Bewley

When they entered his dwelling and said, ‘Peace!’ he said, ‘Peace, to people we do not know. ’

Al-Hilali & Khan

When they came in to him and said: "Salâm, (peace be upon you)!" He answered: "Salâm, (peace be upon you)," and said: "You are a people unknown to me."

Ali Quli Qarai

When they entered into his presence, they said, ‘Peace!’ ‘Peace!’ He answered, ‘[You are] an unfamiliar folk. ’

Amatul Rahman Omar

Behold! they came to him and greeted him with peace, he said (in reply), `(On you be) peace. ' (He thought) they were all strangers.

Arthur John Arberry

When they entered unto him, saying 'Peace!' he said 'Peace! You are a people unknown to me. '

Bijan Moeinian

When they [angles appearing like human beings] reached him they wished peace for him. Abraham returned their salutation saying: "Peace also be with you my noble stranger guests."

E. Henry Palmer

When they entered in unto him and said, 'Peace!' he said, 'Peace!-a people unrecognised. '

Edip-Layth

When they entered upon him, they said, "Peace." He said, "Peace to a people unknown!"

George Sale

When they went in unto him, and said, peace: He answered, peace; saying within himself, these are unknown people.

Hamid S. Aziz

When they entered his presence they said, "Peace. Peace." Said he, "What a strange people."

Mahmoud Ghali

As they entered to him, then they said, "Peace!" He said, "Peace! (You) are a people disclaimed (by me). " (i.e., not recognized by me)

Marmaduke Pickthall

When they came in unto him and said: Peace! he answered, Peace! (and thought): Folk unknown (to me).

Mohamed Ahmed - Samira

When they came to him, they said: "Peace. " He answered: "Peace." They were a people he did not recognise.

Muhammad Asad

When those [heavenly messengers] came unto him and bade him peace, he answered, "[And upon you be] peace!" - [saying to himself,] “They are strangers. ”

Mustafa Khattab

˹Remember˺ when they entered his presence and greeted ˹him with˺, "Peace!" He replied, “Peace ˹be upon you˺!” ˹Then he said to himself,˺ “These people must be strangers!”

Progressive Muslims

When they entered upon him, they said: "Peace. " He said: "Peace to a people unknown!"

Sahih International

When they entered upon him and said, "[We greet you with] peace. " He answered, "[And upon you] peace, [you are] a people unknown.

Sam Gerrans

When they entered upon him and said: “Peace!” he said: “Peace, people unknown!”

Shabbir Ahmed

When they visited him greeting him with "Peace!" He answered, "Peace to you strangers!"

Syed Vickar Ahamed

When they entered his presence, and said: "Peace!" He said, "Peace!" And said: "You are a people unknown to me. "

Taqi Usmani

When they (the angels in human form) entered unto him and said, "We greet you with Salām ." He said, “Salām on you.” (And he said to himself,) “(They are) unknown people.”

The Monotheist Group

When they entered upon him, they said: "Peace." He said: "Peace to a people unknown!"

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Dema çûn cem Îbrahîm, silav lê kirin. Îbrahîm jî silava wan vegirt û got: Hûn biyanî ne (em hev nas bikin).

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Toen zij bij hem binnengingen en ʺVredeʺ zeiden, zei hij: ʺVrede, onbekende mensen.ʺ

Hollandaca — Salomo Keyzer

Toen zij tot hem ingingen en zeiden: Vrede? antwoordde hij: Vrede! bij zich zelven zeggende: Dit zijn onbekende menschen.

Hollandaca — Siregar

Toen zij bij hem kwamen, zeiden zij: ʺVrede!ʺ Hij zei: ʺVrede!ʺ, (en hij dacht bij zichzelf:) ʺOnbekend volk.ʺ

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

Вот пришли они [ангелы] к нему [к Ибрахиму] и сказали: «Мир!» Сказал он [Ибрахим]: «(И вам) мир! (Вы для меня) люди незнакомые!»

Rusça — Osmanov

[О том], как они вошли к нему и сказали: ʺМир!ʺ? Он ответил: ʺМир, люди незнакомые!ʺ

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

När de kom till honom och hälsade ʺFred!ʺ, svarade han: ʺFred (vare med er)! Ni är (tydligtvis) främlingar (här)?ʺ