O'nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefaat edebilirler.

وَلَا يَمْلِكُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الشَّفَاعَةَ اِلَّا مَنْ شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

ve lā yemliku (e)lleƶīne yed'ǔne min dūnihi ş-şefāǎte illā men şehide bi l-Haḳḳi ve hum yeǎ'lemūne

Tefsirler

Kelimeler

#ArapçaOkunuşKökAnlam
1وَلَاve lāve değillerdir
2يَمْلِكُyemlikuم ل كHükmetmek/emretmek/saltanat sürmek, muktedir olmak/yapabilmek, kontrol etmek, güç/yetki/otorite, kral/hükümdar, krallık/hükümdarlık.sahip
3الَّذِينَ(e)lleƶīneşeyler
4يَدْعُونَyed'ǔneد ع وaramak, arzu etmek, istemek, talep etmek, seslenmek, çağırmak, atfetmek, haykırmak, seslenmek, dua etmek, yalvarmak, dilekçe vermek, ihtiyaç duymak, çağırmak, davet etmek, iddia etmek, yardım etmekyalvardıkları
5مِنْmin
6دُونِهِdūnihiد و نaşağı, alt, düşük, alçak, değersiz, bayağı, kötü, aşağılık, yakın, yakınında, -den önce, -den başka, hariç, dışında, altındaO'ndan başka
7الشَّفَاعَةَş-şefāǎteش ف عTek olanı çift yapmak, ikiye katlamak, eşleştirmek, bir şeyi çiftin biri yapmak, benzerine eklemek, yalnız olan bir şeye başka bir şey sağlamak, korumak, arabuluculuk yapmak, aracılık etmek, bir arabulucu olmak. shaf'un - çift, ikili. shafa'at - benzerlik/benzeşme, bir kişi için aracılık etmek veya dua etmek.şefa'at (yetkisin)e
8اِلَّاillāancak bunun dışındadır
9مَنْmenkimseler
10شَهِدَşehideش ه دtanıklık etmek/bilgi vermek, görmek/şahit olmak, hazır bulunmak, kanıt/ifade vermek, şahitlik etmek. mushhad - hazır bulunma veya kanıt verme ya da dinleme zamanı veya yeri, buluşma yeri. mashhuud - şahit olunan şey.şahidlik eden
11بِالْحَقِّbi l-Haḳḳiح ق قAdaletin, bilgeliğin, gerçeğin, doğrunun veya gerçekliğin gerekliliklerine uygun olmak, adil/uygun/doğru/yerinde olmak, özgün/hakiki/sağlam/geçerli/esaslı/gerçek olmak, ayrıca yerleşmiş/onaylanmış/bağlayıcı/kaçınılmaz/zorunlu olmak, açık olmak, şüphe veya belirsizlik olmaksızın, bir gerçek olarak kabul edilmiş olmak, zorunlu veya gerekli olmak, bir şey üzerinde hak veya yetki veya talepte bulunmak, bir şeyi hak etmek veya değer olmak, en değerli olmak, tespit etmek, emin veya kesin olmak, doğru veya doğrulanabilir veya gerçek olmak, ciddi veya samimi olmak, başkasıyla tartışmak veya dava açmak veya mücadele etmek, doğruyu söylemek, bir gerçeği veya hakkı ortaya çıkarmak/göstermek/sergilemek, doğru olduğu kanıtlanmak, delmek veya nüfuz etmekhakka
12وَهُمْve humve onlar
13يَعْلَمُونَyeǎ'lemūneع ل مİşaretlemek / imzalamak / ayırt etmek, yaratılmışlar / varlıklar, dünya, bilim / öğrenme / bilgi / enformasyon, farkındalık / bilmek. Dünyanın ve yarattıklarının üzerindeki belirtilerden dolayı Yaratanı bilmek. alim (çoğul. ulema) - iyi bilen, öğrenen/bilge kimse. Türkçe’ye girmiş türevler : ilim, alem, âlem, âlemci, bezmiâlem, harcıâlem, alim (ulema), alimallah, allame, allem kallem, ilam, ilmihal, ilmühaber, malum, talim (muallim), muallime, ulum, ilmen, ilmi, ilmiyat, ilmiye, malumat, malumatfüruş, talimat, talimatnamebilerek

Tüm mealler

Meal seçin (82 / 82 görünüyor)

Türkçe

Azerice

Almanca

English

Fransızca

Kürtçe

Hollandaca

Rusça

İsveççe

Türkçe

Abdulbaki Gölpınarlı

Ve ondan başkalarına tapanlar, şefâate nâil olmazlar, ancak gerçeğe tanık olanlar müstesnâ ve onlar, gerçeği bilirler de.

Abdulkadir Gölpınarlı

Ve ondan başkalarına tapanlar, şefâate nâil olmazlar, ancak gerçeğe tanık olanlar müstesnâ ve onlar, gerçeği bilirler de.

Adem Uğur

Allah'ı bırakıp da taptıkları putlar, şefâat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.

Ahmed Hulusi

O'nun dununda olarak yöneldikleri şefaate sahip olamazlar; ancak bilerek Hak olarak şahit olanlar müstesna!

Ahmet Tekin

Onların, Allah’ı bırakıp kulları durumundakilerden yalvardıkları, şefaat hakkına sahip değildir. Ancak bilerek, hakkı, Kur’ân’ı, İslâm’ı bayraklaştıranlar, örnek önderler, örnek mü’minler şefaat edebilir.

Ahmet Varol

O'ndan başka taptıkları şefaat yetkisine sahip değildirler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler müstesna.

Ali Bulaç

O'nun dışında taptıkları şefaatte bulunmaya malik değildirler; ancak kendileri bilerek hakka şahidlik edenler başka.

Ali Fikri Yavuz

O’ndan başka ibadet edib durdukları şeyler (putlar), şefaat da edemezler; ancak Hak’ka şehadet eden (dili ve kalbi ile “Lâ ilâhe illAllah diyen”) kimseler müstesna... onlar (Allah’ın Rableri olduğunu gerçek olarak) bilirler.

Ali Rıza Safa

Gerçek için bilerek tanıklık edenler başkadır. O'ndan başka bir de ayrıca yakarışlarda bulundukları, hiç kimseye ara buluculuk yapamazlar.

Bayraktar Bayraklı

Allah'tan başka yalvardıklarının, şefaat etmeye güçleri yoktur. Ancak bilerek gerçeğe tanıklık edenler hariç.

Bekir Sadak

Allah'i birakip yalvardiklari seyler, sefaat edemezler. Ancak hakki bilip ona sahidlik edenler bunun disindadir.

Celal Yıldırım

Allah'tan başkasına duâ edip yalvaranlar, yalvardıkları şeyin şefaatine eremezler. Ancak bilerek hakk ile (hakk adına) şehâdet edenler müstesna...

Diyanet (Kur'an Yolu Meali)

Allah’ı bırakıp kendilerine dua ettikleri varlıklar asla şefaat edemezler; bilerek hakka tanıklık edenler başka.

Diyanet İşleri

O'nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefaat edebilirler.

Diyanet İşleri (eski)

Allah'ı bırakıp yalvardıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak hakkı bilip ona şahidlik edenler bunun dışındadır.

Diyanet Vakfi

Allah'ı bırakıp da taptıkları putlar, şefâat edemezler. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır.

Elmalılı (sadeleştirilmiş - 2)

Onların Allah'ı bırakıp da tapdıkları putlar şefaat hakkına sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler şefâat edebilir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

O'ndan başka yalvarıp durdukları şeyler şefaat de edemezler; ancak bilerek gerçeğe şahitlik eden kimseler başka !

Elmalılı Hamdi Yazır

Ondan başka yalvarıp durdukları şeyler şefaat de edemezler ancak bilerek hakka şehadet eden kimseler müstesna

Erhan Aktaş

Onların, O'nun yanı sıra dua ettikleri kimseler şefaate güç yetiremezler. Bunu ancak gerçeğe tanıklık edenler kavrar.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Onların, O'nun yanı sıra dua ettikleri kimseler şefaate güç yetiremezler. Bunu ancak gerçeğe tanıklık edenler kavrar.[2]

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Onların, O'ndan başka dua ettikleri kimseler şefaate güç yetiremezler. Bunu ancak gerçeğe tanıklık edenler kavrar.

Fizilal-il Kuran

Allah'tan başka tanrı diye yalvardıkları şeyler, şefaat gücüne ve yetkisine sahip değillerdir. Ancak bilerek Hakka şahidlik edenler bunun dışındadır.

Gültekin Onan

O'nun dışında taptıkları şefaatte bulunmaya malik değildirler; ancak kendileri bilerek hakka şahidlik edenler başka.

Hamdi Döndüren

Onların Allah’tan başka (tanrı diye) yalvardıkları şeyler, şefâat yetkisine sahip değildirler. Şefâat yetkisine, ancak gerçeğe bilerek tanıklık edenler sahip olabilirler!

Hasan Basri Çantay

Allahı bırakıb da tapar oldukları (putlar hiçbir kimseye) şefaat etmek (salahiyyetine) malik değildir. Hakka, bizzat (kalbleriyle) bilerek şehadet edenler müstesna.

Hasib Asutay

O'nun dışında yalvardıkları şeyler şefaat yetkisine sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahitlik edenler bunun dışındadır. (25) (25. Bunlar, İsa, Üzeyr ve meleklerdir.)

Hayrat Neşriyat

O’nu bırakıp da (kendisine) yalvarageldikleri şeyler, şefâate sâhib değillerdir; ancak(yakinen) bilerek (ve îmân ederek) hakka şâhidlik edenler müstesnâ.

İbni Kesir

O'ndan başka tapındıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak hak ile şehadet edenler bunun dışındadır ve onlar bilirler.

Mehmet Okuyan

O’nun peşi sıra yalvardıkları varlıklar, şefaat (yetkisine) sahip olamazlar. Ancak bilerek gerçeğe şahitlik eden (melek)ler hariç!

Muhammed Esed

Bazılarının Allah'tan başka sığınıp yalvardıkları bu (varlık)lar, (hayatlarında) hakikate şahitlik yapmış ve (Allah'ın tek ve benzersiz olduğunun) farkına varmış olanlar dışında (Hesap Günü) hiç kimseye şefaat etme gücüne sahip değiller.

Mustafa İslamoğlu

O'ndan başka, yalvarıp yakardıkları varlıklar (yaşarken) hakikate şahitlik yapmış ve (Allah'ın eşsiz ve benzersiz) olduğunu bilenler dışında (Hesap Günü) hiç kimseye şefaat edecek güce sahip değiller.

Ömer Nasuhi Bilmen

O'ndan başka ibadet eder oldukları şeyler, şefaat etmeğe malik değildirler. Ancak o bilir oldukları halde Hakk'a şehâdet edenler müstesnâ.

Ömer Öngüt

Allah'ı bırakıp da taptıkları şeyler, şefaat edemezler. Ancak bilerek hak ile şâhitlik edenler bunun dışındadır.

Suat Yıldırım

Müşriklerin O’ndan başka yalvardıkları sahte tanrıların şefaat yetkileri yoktur. Ancak bilerek hak ve gerçeğe şahitlik edenler bunu yapabileceklerdir.

Süleyman Ateş

O'ndan başka (tanrı diye) yalvardıkları şeyler şefa'at (yetkisin)e sahip değillerdir. Ancak bilerek hakka şahidlik edenler (bildiklerini doğru anlatanlar) bunun dışındadır.

Süleymaniye Vakfı

(O zaman) bunların Allah ile aralarına koyup yardıma çağırdıkları, şefaat hakkına sahip olamayacaklar ama bilerek doğruya şahitlik edenler hariç.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Allah ile aralarına koyduklarını yardıma çağıranlar, şefaatten yararlanamazlar; oysa bilerek doğruya şahitlik edenler öyle değildir.

Şaban Piriş

Bilerek hakka şahitlik edenler dışında, Allah'tan başka dua ettiklerinin, şefaat güçleri yoktur.

Tefhim-ul Kuran

O'nun dışında tapmakta oldukları şefaatte bulunmağa malik değildirler; ancak kendileri bilerek hakka şahidlik edenler başka.

Ümit Şimşek

Onların Allah'tan başka yakardıkları şeyler ise şefaat yetkisine sahip değillerdir-ancak bilerek hakka şahitlik edenler müstesna.

Yaşar Nuri Öztürk

O'nun berisinden yakardıkları, şefaate sahip olamaz! Hakka tanık olanlar müstesna. Onlar, ilimden nasiplenmekteler.

Azerice (2)

Azerice — Alihan Musayev

Müşriklərin Onu qoyub yalvardıqları tanrılar şəfaət verə bilməzlər. Mənasını bilərək haqqa şəhadət verənlər isə istisnadır.

Azerice — V. Memmedeliyev ve Ziya Bünyadov

(Müşriklərin) Ondan qeyri ibadət etdikləri (Allah yanında heç bir kəs üçün) şəfaət edə bilməzlər. Ancaq haqqa şəhadət verənlər (dildə və ürəkdə ″la ilahə illallah″ deyənlər) müstəsnadır. Onlar (dediklərinin haqq olduğunu) bilirlər. (Məhz belələri Allahın izni ilə şəfaət edə bilmək şərəfinə nail olacaqlar).

Almanca (4)

Almanca — Al-Azhar

Denjenigen, die sie anstatt Seiner anbeten, steht keine Fürsprache zu. Nur den Gläubigen, die sich nach bestem Wissen und Gewissen zur Wahrheit bekannt haben, gebührt sie.

Almanca — Der Edle Quran

Und diejenigen, die sie anstatt Seiner anrufen, verfügen nicht über die Fürsprache, außer wer der Wahrheit entsprechend bezeugt, und sie wissen (es).

Almanca — M. A. Rassoul

Und diejenigen, die sie statt Seiner anbeten, haben kein Fürspracherecht, mit Ausnahme dessen, der die Wahrheit bezeugt, und sie wissen Bescheid.

Almanca — Muhammad Zaidan

Und nicht verfügen diejenigen, an die sie anstelle von Ihm Bittgebete richten, über die Fürbitte außer denjenigen, die wahrheitsgemäß Zeugnis ablegen, während sie wissen.

English (26)

Abdel Khalek Himmat

Nor shall those to whom they -the infidels- pay reverence and veneration besides Him have the function of intercession; a privilege confined only to those who had asserted the Uniqueness and Oneness of Allah and bore witness to this truth.

Abdul Haleem

Those gods they invoke besides Him have no power of intercession, unlike those who bore witness to the truth and recognized it.

Abdullah Yusuf Ali

And those whom they invoke besides Allah have no power of intercession;- only he who bears witness to the Truth, and they know (him).

Abul A'la Maududi

Those whom they call upon, instead of Allah have no power of intercession, except such that testify to the truth based on knowledge.

Aisha Bewley

Those you call upon apart from Him possess no power of intercession – only those who bore witness to the truth and have full knowledge.

Al-Hilali & Khan

And those whom they invoke instead of Him have no power of intercession - except for those who bear witness to the truth knowingly (i.e. believed in the Oneness of Allâh, and obeyed His Orders), and they know (the facts about the Oneness of Allâh).[1]

Ali Quli Qarai

Those whom they invoke besides Him have no power of intercession, except those who are witness to the truth and who know [for whom to intercede].

Amatul Rahman Omar

And all those whom they call upon, apart from Him, have no authority to intercede (with their Lord), but (this right is given to him) who bears witness to the truth and they know him (the Prophet) and his good conduct well.

Arthur John Arberry

Those they call upon, apart from Him, have no power of intercession, save such as have testified to the truth, and that knowingly.

Bijan Moeinian

None of those whom they idolize will ask God for mercy; on the contrary, they will testify for the truth [against them. ]

E. Henry Palmer

And those they call on beside Him shall not possess intercession except those only who bear witness for the truth and who do know.

Edip-Layth

Those whom they call on beside Him do not possess any intercession; except those who bear witness to the truth, and they fully know.

George Sale

They whom they invoke besides Him, have not the privilege to intercede for others; except those who bear witness to the truth, and know the same.

Hamid S. Aziz

And those whom they call upon besides Him have no power of intercession, except he who bears witness unto the Truth with sure knowledge (or they know him -i. e. Muhammad).

Mahmoud Ghali

And the ones they invoke, apart from Him, do not possess (the power) of intercession, excepting him who witnesses to the Truth, and they know it.

Marmaduke Pickthall

And those unto whom they cry instead of Him possess no power of intercession, saving him who beareth witness unto the Truth knowingly.

Mohamed Ahmed - Samira

Those they invoke apart from Him have no power of intercession, except those who testify to the truth and have knowledge.

Muhammad Asad

And those [beings] whom some invoke beside God have it not in their power to intercede [on Judgment Day] for any but such as have [in their lifetime] borne witness to the truth, and have been aware [that God is one and unique].

Mustafa Khattab

˹But˺ those ˹objects of worship˺ they invoke besides Him have no power to intercede, except those who testify to the truth knowingly.[1]

Progressive Muslims

And those whom they call on beside Him do not possess any intercession; except those who bear witness to the truth, and they fully know.

Sahih International

And those they invoke besides Him do not possess [power of] intercession; but only those who testify to the truth [can benefit], and they know.

Sam Gerrans

And those to whom they call, besides Him, possess no intercession save whoso bore witness to the truth, and they know.

Shabbir Ahmed

And those whom they call instead of Him possess no power of intercession, except such who stand up to witness in truth and they know. (2:255).

Syed Vickar Ahamed

And those whom they pray besides Allah, (they) have no power of act (for anyone);— Except he (a true believer) who bears witness to the Truth (Allah), and they know (him).

Taqi Usmani

And those whom they invoke besides Him have no power to intercede; but those who bear witness to the truth, while they have knowledge (may intercede for the believers with Allah’s permission).

The Monotheist Group

And those whom they call on besides Him do not possess any intercession; except those who bear witness to the truth, and they fully know.

Fransızca (1)

Fransızca — Muhammad Hamidullah

Et ceux quʹils invoquent en dehors de Lui nʹont aucun pouvoir dʹintercession, à lʹexception de ceux qui auront témoigné de la vérité en pleine connaissance de cause.

Kürtçe (1)

Kürtçe Meal

Ew ên ku di şûna Xwedê de îbadetê wan tê kirin ew nikarin mehdervaniya tu kesî bikin. Lê belê yê ku bi zanebûn bawerî bi dînê heq bîne û şahidiyê jê re bide, ew cuda ye.

Hollandaca (3)

Hollandaca — Fred Leemhuis

Zij die jullie in plaats van Hem aanroepen beschikken niet over voorspraak, behalve zij die van de waarheid getuigen en die kennis hebben.

Hollandaca — Salomo Keyzer

Degenen, welke zij nevens God aanroepen, hebben het voorrecht niet, anderen tot voorspraak te strekken, behalve zij, die getuigenis der waarheid afleggen en haar kennen.

Hollandaca — Siregar

En degenen die zij naast Hem aanroepen beschikken niet over de mogelijkheid tot voorspraak, behalve wie van de Waarheid getuigen terwijl zij kennis hebben.

Rusça (2)

Rusça — Ebu Adel

И не владеют те [божества], которых вы молите (и этим самым поклоняетесь) вместо Него [Аллаха], заступничеством (ни для кого), кроме только тех, кто свидетельствует об истине, будучи знающими [обладают заступничеством ангелы и пророк Ииса, но они смогут заступиться только за тех, за кого Аллах дозволит заступничество].

Rusça — Osmanov

Не могут оказать вам заступничество те, к которым вы взываете вместо Него, разве лишь те, которые признали истину и знают об этом.

İsveççe (1)

İsveççe — Knut Bernström

De som de åkallar i stället för Gud har inte makt att tala till förmån (för sina tillbedjare); ingen (kan göra detta) utom den som med (full) kunskap vittnar om sanningen.